31 Aralık 2015 Perşembe

2015'te Okuduklarım


2015 benim için kitaplar konusunda dolu dolu ve güzel bir yıl oldu. Çok güzel kitaplar okudum, yeni dünyalar keşfettim ve sayfalarda kayboldum. 
  2015 Okuma Hedefimi 130 belirlemiştim ve hedefimi tamamladım. Beni biraz zorlasa da hem zevkli hem de güzeldi. 
  Bu yazımda hem okuduklarımın listesini paylaşacağım hem de bu listeye kısa bir yorum yapacağım. Umarım yazımı beğenirsiniz! :)


2015'te Okuduklarım

  1. 1984 - George Orwell (352 s.) 
  2. İnanç Psikolojisi - Nevzat Tarhan (256 s.)
  3. Direniş - Jennifer L. Armentrout (364 s.)
  4. Gözlerini Sımsıkı Kapat - John Verdon (566 s.)
  5. Hayvan Çiftliği - George Orwell (160 s.)
  6. Yıka Beynini - Barış Muslu (336 s.)
  7. Çaka Bey - Yavuz Bahadıroğlu (276 s.)
  8. Benimle Kal - Rebecca Donovan (544 s.)
  9. Osman Gazi - Yavuz Bahadıroğlu (96 s.)
  10. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali (160 s.)
  11. Merhaba Söğüt - Yavuz Bahadıroğlu (446 s.)
  12. Ölü Ruhlar Ormanı -  Jean-Christophe Grangé (549 s.)
  13. Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez (464 s.)
  14. Duyguların Psikolojisi - Nevzat Tarhan (240 s.)
  15. Kuşku - Jeff Abbott (483 s.)
  16. Yürüyen Kentler - Philip Reeve (352 s.)
  17. Meğer Annem Haklıymış - Zeki Kayahan Çoşkun (105 s.)
  18. Simyacı - Paulo Coelho (184 s.)
  19. Kaiken - Jean-Christophe Grangé (384 s.)
  20. Ecinniler - Dostoyevski (718 s.)
  21. Fahrenheit 451 - Ray Bradbury (242 s.)
  22. On Küçük Nefes - K. A. Tucker (290 s.)
  23. Yeraltından Notlar - Dostoyevski (216 s.)
  24. Toplum Psikolojisi - Nevzat Tarhan (333 s.)
  25. Peter Pan Ölmeli - John Verdon (528 s.)
  26. İnsan Ne ile Yaşar? - Tolstoy (125)
  27. Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez (112 s.)
  28. Dijital Kale - Dan Brown (448 s.)
  29. Tetikçi - Lawrence Block (304 s.)
  30. Her Yerden Çok Uzakta - Ursula K. Le Guin (94 s.)
  31. Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss (736 s.)
  32. Yakma Zevki - Ray Bradbury (486 s.)
  33. Sil Baştan - Ken Grimwood (370 s.)
  34. Sessiz Çığlık - Lisa Gardner (560 s.)
  35. Nasıl Yapıldığını Bilmemiz Gereken 101 Şey - Michael Powell (256 s.)
  36. Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin (188 s.)
  37. Atuan Mezarları - Ursula K. Le Guin (152 s.)
  38. En Uzak Sahil - Ursula K. Le Guin (207 s.)
  39. Tehanu - Ursula K Le Guin (215 s.)
  40. Gümüş Gölgeler - Richelle Mead (385 s.)
  41. Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley (348 s.)
  42. Dönüşüm - Franz Kafka (96 s.)
  43. Aile Okulu - Nevzat Tarhan (192 s.)
  44. Yerdeniz Öyküler - Ursula K Le Guin (272 s.)
  45. Ölü Canlar - Gogol (484 s.)
  46. Proje: Ölümcül Virüs - Tess Gerritsen (340 s.)
  47. Aforizmalar - Franz Kafka (64 s.)
  48. Hafıza Gücünüzü Keşfedin - Ziya Baran (263 s.)
  49. Yavaşla - Kemal Sayar (224 s.)
  50. Çocuklarda 9 Tip Mizaç Modeli - Enver Demirel Yılmaz (216 s.)
  51. Avcunuzdaki Kelebek - Ahmet Şerif İzgören (126 s.)
  52. İki Dirhem Bir Çekirdek - İskender Pala (212 s.)
  53. Mucize Beyniniz - Jean Carper (268 s.)
  54. Çöle İnen Nur - Necip Fazıl Kısakürek (608 s.)
  55. Kızıl Ejder - Thomas Harris (464 s.)
  56. 2001: Bir Uzay Efsanesi - Arthur C. Clarke (365 s.)
  57. Fatih Sultan Mehmet - Yavuz Bahadıroğlu (288 s.)
  58. Efsane - İskender Pala (392 s.)
  59. Kızıl Soruşturma - Arthur Conan Doyle (232 s.)
  60. Rubailer - Ömer Hayyam (290 s.)
  61. Osmanlı'dan Hikayeler - Cuma Vural (392 s.)
  62. Güzel İnsan Modeli - Nevzat Tarhan (256 s.)
  63. Kurma Kız - Paolo Bacigalupi (536 s.)
  64. Her Şeyin Bir Anlamı Var - Kemal Sayar (168 s.)
  65. Yokyer - Neil Gaiman (368 s.)
  66. Bilinçaltının Gücü - Joseph Murphy (288 s.)
  67. Muhteşem Gatsby - Scott Fitzgerald (226 s.)
  68. Kendinizle Barışık Olmak - Nevzat Tarhan (208 s.)
  69. Gölgelerin Yolu - Brent Weeks (590 s.)
  70. Kurucunun Kızı - Amy Engel (272 s.)
  71. Ara Dünya - Neil Gaiman (216 s.)
  72. Siyah - Ted Dekker (610 s.)
  73. Yabancı - Albert Camus (119 s.)
  74. Satranç - Stefan Zweig (80 s.)
  75. Bilinçaltı Kişiliğiniz - Caroline Myss (328 s.)
  76. Leyla - Alexandra Cavelius (280 s.)
  77. Dörtlerin Esrarı - Arthur Conan Doyle (160 s.)
  78. Fırat 2 - Uğur Gülsoy (100 s.)
  79. Eragon - Christopher Paolini (512 s.)
  80. Kayıp Sembol - Dan Brown (528 s.)
  81. Enneagram - Kendine İyi Bak - Uğur Batı (432 s.)
  82. Kurtlar İmparatorluğu - Jean-Christophe Grangé (405 s.)
  83. Kralların Yolu - Brandon Sanderson (912 s.)
  84. Eldest - Christopher Paolini (672 s.)
  85. Mars Yıllıkları - Ray Bradbury (382 s.)
  86. Leyleklerin Uçuşu - Jean-Christophe Grangé (358 s.)
  87. Brisingr - Christopher Paolini (704 s.)
  88. Siyah Damar - Tarryn Fisher (344 s.)
  89. Yağmur Yağarken - Lisa De Jong (400 s.)
  90. Kızıl Nehirler - Jean-Christophe Grangé (405 s.)
  91. Kehanet - John Kilgallon (464 s.)
  92. Dindar Beyin - Eriman Topbaş (112 s.)
  93. Umut Bıçağı - Patrick Ness (472 s.)
  94. Güz Alacakaranlığı Ejderhaları - Margaret Weis&Tracy Hickman (470 s.)
  95. Son 18 Saniye - George D. Shuman (320 s.)
  96. Kumarbaz - Dostoyevski (192 s.)
  97. Sorgu ve Yanıt - Patrick Ness (512 s.)
  98. İnsan Denen Canavar - Patrick Ness (608 s.)
  99. Dikenlikler Prensi - Mark Lawrence (400 s.)
  100. Günlerin Sonu - Susan Ee (388 s.)
  101. Kış Gecesi Ejderhaları - Margaret Weis&Tracy Hickman (431 s.)
  102. Baskerville'lerin Köpeği - Arthur Conan Doyle (192 s.)
  103. Mutluluk Psikolojisi - Nevzat Tarhan (184 s.)
  104. İlkbahar Şafağı Ejderhaları - Margaret Weis&Tracy Hickman (390 s.)
  105. Otomatik Portakal - Anthony Bugess (172 s.)
  106. Karanlığın Hızı - Elizabeth Moon (352 s.)
  107. Bilge Adamın Korkusu - Patrick Rothfuss (1142 s.)
  108. Beklediğim Sendin - Amor Towles (432 s.)
  109. Aforizmalar - Richard Bach (216 s.)
  110. Kırmızı - Ted Dekker (600 s.)
  111. Ölümün Kimyası - Simon Beckett (400 s.)
  112. Silahşor - Stephen King (270 s.)
  113. Martı Jonathan Livingston - Richard Bach (96 s.)
  114. Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch (584 s.)
  115. Sherlock Holmes Bütün Hikayeleri 1 - Arhur Conan Doyle (270 s.)
  116. Zaman Makinesi - H. G. Wells (142 s.)
  117. Üç'ün Çekilişi - Stephen King (479 s.)
  118. Özgürlüğün Baş Dönmesi - Kemal Sayar (155 s.)
  119. Kemiklerin Şifresi - Simon Beckett (404 s.)
  120. Beyaz - Ted Dekker (544 s.)
  121. Yakut Çember - Richelle Mead (400 s.)
  122. Yeşil - Ted Dekker (524 s.)
  123. Çorak Topraklar - Stephen King (543 s.)
  124. Jung Psikolojisi - Carl Gustav Jung (236 s.)
  125. Dünyanın Gözü - Robert Jordan (817 s.)
  126. İnsancıklar - Dostoyevski (184 s.)
  127. Örümcek Ağındaki Kız - Stieg Larsson, David Lagercrantz (520 s.)
  128. İkiz - Dostoyevski (244 s.)
  129. Hikayeci - Jodi Picoult (528 s.)
  130. Trendeki Kız - Paula Hawkins (360 s.)
  131. Einstein Çılgın Teorisyen - Mike Goldsmith (144 s.)


  Okurken fark etmemiştim de böyle liste yapınca vay demeden edemedim :) Vee bu yıl toplam 131 kitap, 45.278 sayfa okumuşum :) Ortalamasını alınca 345 sayfalık 131 kitap oluyor ki sonuçtan memnunum. Sayısal değerler bir yana bu yıl gerçekten benim için çok önemli kitaplar okudum ve bir çoğu bende hem çok ayrı bir yer edindi hem de bana  çok güzel şeyler kattılar.

  2016'da okuma hedefimi ne olarak belirlerim henüz karar vermesem de 110 gibi düşünüyorum, bakalım belli olmaz son anda fikrimi değiştirebilirim.

  En sevdiğim kitapları belirlemek istedim ama bilmiyorum çok zor oldu, liste çok uzuyor :D Yapsam mı yapmasam mı karar veremedim siz ne dersiniz?

  Yazımı/yazılarımı okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğeniyorsunuzdur. Her şey için teşekkürler - bunu gerçekten söylüyorum puan kazanmak için değil :D
  2015 kitaplar açısından güzel bir yıl oldu benim için, umarım sizin için de öyle olmuştur. 2016'nın bol kitaplı ve mutlu geçmesi dileğiyle :) İyi Okumalar :)
  

30 Aralık 2015 Çarşamba

Trendeki Kız - Paula Hawkins | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Girl on the Train
Seri: Yok
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.84  (426,684 oy)


Arka Kapak Yazısı


  Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

Yorum

  Çıktığı tarihten itibaren adını çok duyduğum ve çok övülen kitap olunca, bir de Goodreads Okur Ödülleri'nde en iyi polisiye seçilince Trendeki Kız'ı daha çok merak ettim ve aldıktan kısa bir süre okudum. 

  Kitabın konusu ilgi çekici ve hoş, trende her gün aynı evin önünden geçerek o evi seyrederken bir gün o evdeki olaylara dahil olması.. Bence düşünce gayet iyi ama konunun işlenişini çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. 


  Kitabın 200 sayfası falan hem sıkıcı hem de durgundu, bir de hep Rachel'ı okuyunca insan iyice sıkılıyor. Rachel alkolik ve bildiğin eziğin teki ya, karakter bile olsa böyle şeyler demek istemem ama Rachel ve davranışları beni çıldırttı. Sürekli içip, istikrarsız ve acınası hareketler sergilemesi beni deli etti. Hele o ağlayıp özür dilemeleri yok mu? Rachel'a daha da sinir oldum.


  Zayıf karakterler okumakla ilgili bir sıkıntım yok aslında, hatta farklı şeyleri okumayı severim ama Rachel sinirlerimi çok bozdu. Sürekli ağlayıp saçmalamasa belki Rachel'la da sıkıntım olmayacaktı ama sevemedim, neden Rachel'a bu kadar yükleniyorum? Çünkü 360 sayfa boyunca deli etti beni. Aslında kitaptaki hiçbir karakteri sevmedim, Megan fena değildi ancak o da yetersizdi sanki.


  200'lere geldiğim sıra kitabı internetten bir daha araştırdım, acaba bu polisiye değildi de ben mi yanlış hatırlıyorum diye. Neyse işte 200'lerden sonra kitabın konusu açılmaya biraz daha polisiyeye benzemeye başladı. Olaylar gelişmeye başladıktan sonra kitap daha ilgi çekici bir hale geldi, kurgusunu daha çok sevdim.


  Katil beni şaşırtmadı ama iyi düşünülmüştü, bir çok ayrıntı güzel ayarlanmıştı fakat sunumu beğenmedim. Okurken polisiye okuyor gibi hissetmedim hiç, daha çok sarhoş kadının anıları gibi bir şeydi. Son sayfalar ve ince düşünülmüş ayrıntılar kitaba daha iyimser bakmamı sağladı ama kitabın genelindeki hayal kırıklığını göz ardı etmek zor. Puan konusunda kararsız kaldım 3-3,5 arasında gidip geliyorum. Son sayfalar olmasa o git geli yaşamazdım 2,5 falan verirdim muhtemelen. 


  Goodreads Okur Ödülleri'nde en iyi polisiye ödülü almasını ise yersiz buldum ben, bir çok polisiye okudum ve Trendeki Kız ilk ona girmez okuduklarım arasında. Ve kitabın bende kalıcı iz bırakacağını sanmıyorum, okudum, iyiydi olmasa da olur kitaplardan biri oldu benim için. Kesinlikle okumalısınız diyemem ama akıcı bir kitaptı, zaman geçirmek için uygun. İyi okumalar :)



Puanım


28 Aralık 2015 Pazartesi

Hikayeci - Jodi Picoult | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Storyteller
Seri: Yok
Yayınevi: April Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 528
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.25  (94,215 oy)



Arka Kapak Yazısı


  Sage Singer yalnız bir kadın, günleri fırında ya da evli sevgilisiyle kaçamak buluşmalarla geçiyor.
  Josef Weber'in kasabaya gelmesiyle birlikte hayatı değişiyor, artık bir arkadaşı var.
  Bir gün Josef, Sage'den bir iyilik istiyor: Onu öldürmesini.
  Devamında karanlık sırrını açıklıyor: Geçmişinde bir Nazi subayıydı,
  Sage'in büyükannesi ise soykırımdan kurtulan 'şanslı'lardan.
  En iyi dostunuzun geçmişinde bir katil olduğunu bilseniz ne yapardınız?
  Affetmenin sınırlarını kim çizer?
  İntikam ve adalet birbirinden ne kadar uzakta?

  Jodi Picoult'nun tüm romanları arasında polisiye yönü en ağır basan, felsefi sorgulamalarla ve hesaplaşmalarla örülü bir modern zaman destanı: Hikayeci.


Yorum

  Jodi Picoult sevdiğim yazarlardan biridir, kurgusu ve anlatım tarzını çok severim. Ne zamandır bir Picoult kitabı okumamıştım ve Hikayeci'yi görünce de hemen okumak istedim ve başladım.

  Kitabın konusunu çok beğendim; Sage ve eski Nazi subayı olan Josef'in tanışmasıyla birlikte geçmişin kapıları aralanıyor ve kendinizi soykırımın dehşet dolu anlarını okurken buluyorsunuz. Tabii bu sırada Josef'i affetmek mi affetmemek mi gerek diye düşünmeden edemiyorsunuz, yazar sizi iki taraflı da yönlendiriyor, daha doğrusu hikayeye farklı açılardan bakabilmenizi sağlıyor ki bu da affetmek konusundaki kararınızı giderek güçleştiriyor.

  Sanırım bu kitabı en güzel ve etkileyici hale getiren ögelerden biri kurgusu, gerçekten iyi bir kurgusu vardı, her kelime doğru yere yazılmış gibiydi ki bu yaşananları daha iyi hissetmenizi sağlıyordu.

  Konu ve kurgusu kadar anlatımı da iyiydi, bazı sahneler de nasıl dehşetle ve üzüntüyle doldum, sanırım ağlayabilen biri olsam bu kitap beni ağlatırdı. Biraz duygusal biriyseniz ve kitaplar sizi ağlatabiliyorsa muhtemelen bu da ağlatacaktır. Karakterlerin ağzından anlatılması da anlatılanları daha dehşet verici kılmıştı.

  Yahudi soykırımı, o zaman ki kaos ve yaşananlar gerçekten çok güzel aktarılıyor. Olayları yaşamış kadar oluyorsunuz, tabii ki o zamanlar yaşayanların yaşadıklarının yanından bile geçemez ancak yıllar sonra bunları okuyan biri için hissedebileceğiniz kadar hissediyorsunuz.

  Karakterleri de sevdim, Ania'nın öyküsü kitaba hem güzel bir renk katmıştı hem de güzel bir alegori olmuş. Onun bölümlerini ayrı bir merakla da beklemeden edemedim :) Kitabın sonu bence anlamlı ve güzel biti, yazarın son anda çuvallamamasına çok sevindim.

  Hikayeci tartışmasız bu yıl okuduğum en iyi dram. Bu türü çok fazla okumuyorum ama okuduklarım arasında iyi bir yeri oldu. Bu yıl Alexandra Cavelius'un Leyla adlı kitabını okumuştum ve o da Hikayeci ile aynı türde. Okurken ister istemez aklıma gelip durdu çünkü yaşananların bir çoğu benziyor. Leyla'yı okurken hissedemediğim her şeyi bu kitapta hissettim. Leyla için yorumum;

LeylaLeyla by Alexandra Cavelius
My rating: 2 of 5 stars

Uzun zamandır dram romanı okumamıştım. Dram çok sık okuduğum türlerden biri olmasa da kaliteli bir dram bulduğumda okumadan geçmek istemem. Leyla' da böyle dikkatimi çekti okuyanların yorumu ve konusu bende merak uyandırdı.
Okumaya başladım ve roman beni sıktı, gerçekten okurken sıkıldım. Okurken bir türlü hissedemedim, ne yaşananları ne karakterleri. Romanda yaşanan olaylar gerçekten çok acı verici ve dehşet doluydu ancak hiçbirini hissedemedim. Yazar o güzel konuyu o güzel mesajı almış ve berbat etmiş. Yazar olayları üzerinize sanki bir kovayla döküyor ve yeni bir bölüme geçiyor, siz yaşananları ne anlayabiliyorsunuz ne de hissedebiliyorsunuz. Sanki kelime sınırı varmışta açıklamadan yazıp gitmesi lazımmış gibi bir aceleyle sayfalar akıp gidiyor, keşke daha uzun olsaymış ve anlatıma daha çok özenilseymiş.
Değinilmek istenen konu gerçekten çok önemli ve güzel ama yazar iyi iş çıkaramamış. Kitap sadece Leyla'nın ağzından değilde başka karakterlerin de bakış açılarıyla yazılsa daha anlaşılır olabilirdi sanırım. Bu kitabı okumak yerine dramı gerçekten hissedebileceğim Kız Kardeşim İçin'i ikinci kez okusam dahi iyi olurdu.
Kitaba çok ağır bir yorum yaptım farkındayım ama okurken hiç etkilenmedim, sıkıldım, araya giden konuya üzüldüm.

View all my reviews

  Spoiler vermemek için daha fazla anlatmayacağım kitabı. Hikayeci gerçekten güzel bir kitaptı eğer bu türde bir şey okumak istiyorsanız Hİkayeci'ye bakmadan geçmeyin derim. Aslında diğer Picoult kitapları da güzel, Kız Kardeşim İçin en sevdiğim dramlardan biri. Konusu, kurgusu, anlatımı ve karakterleriyle, tarihsel kurgu ve dram alanında kesinlikle iyi bir yer edindi. Umarım sizde okur ve seversiniz. İyi okumalar :)


Alıntılar



 "İçinizde kocaman bir boşluk bırakan şeyin ne olduğu önemli değil. Önemli olan o boşluğun varlığı. " 
 "Biribi kaybetmenin ikilemi de bu işte: Bir canlının sona ermiş varlığı nasıl oluyor da bu kadar büyük bir yük yaratıyor?" 
 "Önemli olan hayatınızdaki yıllar değil, yıllarınızdaki hayattır." 
 "Belki yalnızlık bir aynadır ve başka bir yalnızın aynasında kendini görünce tanıyordur. " 
 "Ellerimi indiriyorum, saçlarım yaralı kısmı yeniden gizliyor. Keşke içimdeki yaraları gizlemek de bu kadar kolay olsaydı. " 
 "Anıların her biri, bir sihirbazın kolunun içine sakladığı kağıttan çiçeklere benziyor: Önce görünmüyor gibiler, sonra bir anda öyle canlı ve taze bir şekilde sökün ediyorlar ki onca zaman nasıl saklı kaldıklarını anlayamıyorum. Tıpkı o kağıt çiçekler gibi anılar da bir kez serbest kaldılar mı, onları geldikleri yere geri göndermek mümkün olmuyor."
 "Şimdi anlıyorum ki geçmişi biriyle paylaşmak, geçmişi tek başına yeniden yaşamaktan farklı. Böyle olunca insan taze bir yaradan çok pansuman yapılmış bir yaraya sahipmiş gibi hissediyor." 
"Geçmişte çok fazla vakit geçirirsen asla ileri gidemiyorsun."
"Yalanlar bir duvara sürülen kat kat boya gibiler, hepsini üst üste sürünce ilk sürdüğün rengin hangisi olduğunu unutuyorsun."
"Nereden geldiğini bilmezsen nereye gideceğini nasıl bilebilirsin Sage?" 
"İnsanlar arasında yeterince uzun süre hayalet gibi saklanırsanız hiç kimse fark etmeden ortadan kaybolabilirsiniz. Gitmeden önce ardınızda bıraktığınız izi birinin görmesini sağlamak için çaba sarf etmek ise insanın doğasında vardır." 
"Birini gerçekten seviyorsan onunla ilgili en iyi ihtimallere inanmak için nasıl çaba gösterirsin, bir bilsen." 
"İnsanın içindeki boşluk ne kadar büyükse o boşluğu doldurma çabası insanı o denli umutsuzluğa sürüklüyordu."
"Elde edilmeye çalışılan şey ister güç, ister intikam, ister aşk olsun, bunların hepsi açlığın farklı türlerini yansıtıyordu." 
"Yanlış da olsa aynı davranışı ne kadar çok tekrar edersen kendi içinde o davranışa bir mazeret bulman o kadar kolaylaşıyor." 
"Fakat onun da söylediği gibi bazen sözcükler, içlerine doldurmaya çalıştığımız bütün duyguları kaldıramayacak kadar güçsüz oluyor."


Puanım 


24 Aralık 2015 Perşembe

İkiz - Dostoyevski | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Двойник (Dvojnik)
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 3.70  (6,984) 


Arka Kapak Yazısı


  Büyük Rus romancı Dostoyevski'den tam anlamıyla "çılgınca" bir öykü... Yazıldığı günlerde Petersburg aydınları arasında büyük ilgi toplayan, ama tamamlanıp yayımlantıktan sonra başta Belinski olmak üzere pek çok kişi tarafından yerden yere vurulan bir "sara" nöbeti... İkiz, Gençlik yıllarında büyük Rus yazar Gogol'den fazlasıyla etkinlenmiş olan Dostoyevski'nin ilk eserlerinden biri. "Bir Petersburg Poemi" alt başlığını taşıyan roman, Petersburglu "beşinci dereceden memur" Bay Golyadkin'in yakın çevresinde gözden düşmesi ve yavaş yavaş çıldırması üstüne kurulmuş. Bay Golyadkin, her şeyiyle kendisine benzeyen bir ikiz görünce işler karışıyor... Türkiye'de daha önce Öteki ve Öteki Ben adıyla yayımlanan İkiz, edebiyat dünyasına sevmeyenleriyle olduğu kadar hayranlarıyla da damgasını vurmuş unutulmaz bir Dostoyevski anlatısı. Yeni çevirisiyle sunuyoruz.


Yorum


  Dostoyevski'nin İnsancıklar'dan sonra aynı yıl içerinde kaleme aldığı İkiz namı diğer Öteki ya da Öteki Ben. Türkiye'de daha çok Öteki ismiyle tanısak da romanın asıl adı İkiz'miş aslında. 
  
  Ben Can Yayınları'ndan çıkan Sabri Gürses çevirili kitabı okudum ve çok memnun kaldım. Kitabın girişinde bu isim  ve çeviri konusuna Gürses uzun uzun değiniyor. Bu bölümü hem çok beğendim hem de çok yararlı buldum, diğer çoğu çevirmen gibi Öteki olarak çevirmemesini ve bunun nedenini çok güzel kaleme almış. Kitabın bu kısmını okumanızı özellikle tavsiye ederim. 

  Sabri Gürses'in değindiği Öteki ve İkiz arasındaki farkı okurken daha çok anladım ve haklı buldum. Bu yazı da ki şu bölümse beni oldukça şaşırttı ve doğru çevirinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım;

Sözgelimi, Ergin Altay çevirisinde, Golyadkin’in alışverişinin anlatıldığı üçüncü bölümde şu ifadeler yer alıyor: “... pazarlığını yaptıktan sonra ... dükkânın telefon numarasını aldı... kadın eşyaları satan bir dükkâna girdi ... dükkânın telefon numarasını not etti.” Bu şaşırtıcı bir çeviri hatasıdır, çünkü olay 1840’lı yıllarda geçmektedir, telefonsa 1876 yılında keşfedilmiştir. Bay Golyadkin dükkanların kapı numaralarını almaktadır.
  Belki biraz spoiler içeren bir yorum olacak fakat bunun kitabı okurken bir sorun teşkil edeceğini sanmıyorum. Kitapta Bay Golyadkin ve onun "ikizi" Bay Golyadkin anlatılıyor, aslında Bay Golyadkin'in çıldırması, bunun safhaları anlatılıyor.

  Genel olarak Dostoyevski'nin başarısız bir romanı olarak algılansa da ben öyle bulmadım, tamam eksikleri var belki ancak bence kesinlikle başarısız bir kitap değil. Golyadkin'in ruhsal çözümlemeleri o kadar güzeldi ki Dostoyevski'ye hayran olmadan edemedim. Psikoloji alanıyla uğraşsa Dostoyevski kesinlikle bir numara olurdu diye düşünmemekse imkansız.


  Evet romanın bazı eksikleri vardı, bazı anlaşılmayan noktaları ancak karakterin ruh durumu öyle güzel ve ayrıntılı işlenmişti ki bunlar bana küçük sorunlar gibi göründü. Okuması zor değildi, Golyadkin'e de üzülmeden edemedim :) 


  Sonuç olarak ben beğendim güzel bir romandı, eksikleri olsa da gayet iyi buldum. Okuması ise çok kolay, kısa, güzel bir Dostoyevski romanı. Umarım sizde okur ve seversiniz. İyi okumalar :)



Alıntılar



"Başaramazsam güçlenirim, başarırsam tutunurum ve hiçbir koşulda sinsilik yapmam."
"Bay Golyadkin artık sadece kendi kendinden kaçmak istemiyor, dahası tümüyle ortadan kalkmak, olmamak, küle dönüşmek istiyordu."


Puanım 


22 Aralık 2015 Salı

Örümcek Ağındaki Kız (Millennium #4) - Stieg Larsson, David Lagercrantz | Kitap Yorumu

Orijinal Adı:Det som inte dödar oss
Seri: Millennium #4
Önceki Kitap: Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 520
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.72  (25,943)


Arka Kapak Yazısı

Halkı gözetleyenler, en sonunda halk tarafından gözetlenirler.

Lisbeth Salander, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'in ağını hacklemiş ve çok önemli bazı bilgiler edinmiştir. Ejderha dövmeli kızın adaletsizliğe karşı duyduğu öfke hiç sönmeyecek bir alev gibidir, özellikle de o ateşi daha da harlayacak birtakım devlet sırlarını ele geçirdikten sonra.

Mikael Blomkvist, gecenin bir yarısı yapay zekâ konusunda uzman Profesör Balder'den gizemli bir telefon alır. Millennium'u içine düştüğü zor durumdan kurtaracak bir haberin kokusunu alan Mikael, profesörle görüşmeye gittiğinde örümceklerle dolu bir ağın içine düştüğünü fark eder. Ve işte böylece yıllar sonra Lisbeth'le yolları yeniden kesişir.

Korumak için öldürmeye hazır biri…
Gerçeklerin birbirine dolandığı bir ağ…
Ve avının peşini asla bırakmayacak bir örümcek.

Millennium serisi dördüncü kitabıyla bomba gibi geliyor. Örümcek ağına düşmeye hazır olun!


Yorum

  Yoruma nereden başlayacağımı bilmediğim bir kitap daha. Kitabın çıkışıyla ilgili haber yazısında da belirttiğim gibi Örümcek Ağındaki Kız'ı merak ediyordum, Millennium gibi bir serinin devam edecek olması hem güzel hem de riskli işti. Steig Larsson efsanesinden sonra David Lagercrantz'ın işi gerçekten çok zordu ve ben nasıl bir iş çıkaracağını çok merak ediyordum.

  Kitabı katman katman yorumlamaya çalışacağım, Millennium serisini çok sevdiğim için objektif kalmam zor olacak belki ama deneyeceğim.

  Konu: Kitap Arı Kovanına Çomak Sokan Kız'dan yıllar sonrasında geçiyor. Lisbeth NSA'yi hacklemesi, Mikael'e gelen yeni bir haber sonrası yollarının kesişmesi etrafında dönüyor olaylar, konu hakkında fazla bilgi vererek spoiler vermek istemiyorum. Konusu genel olarak güzeldi, ilgi çekici ve sağlam bir konuydu, ben konusunu beğendim. 

Karakterler: Seriye yeni karakterler dahil olmuştu doğal olarak ve bir çoğu iyi karakterlerdi, eskiden kalma bir çok karakter de yer alıyordu. Sanırım herkesin en çok merak ettiği şey Lisbeth nasıldı? 
  Evet bunu bende çok merak ettim, Lisbeth gibi olağandışı bir karakteri yazmak çok zor özellikle Stieg Larsson değilseniz. David Lagercrantz, Larsson gibi anlatmaya çalışsa da bana biraz eksik geldi, sanırım Larsson olmadan Lisbeth bu kadar anlatılabilirdi, kötü değildi ama her zamanki Lisbeth hissini de alamadım ne yazık ki. Zaten bunu beklemiyordum da Lisbeth okuduğum en farklı karakterlerden biri kesinlikle.
  Onun dışında genel olarak karakterlerin anlatımı Larsson'un anlatımına benziyordu ve iyi yazılmış karakterlerdi.

Anlatım Tarzı ve Dili: David Lagercrantz, kitabı Stieg Larsson tarzında yazmak için epey uğraşmış, bunu karakterlerde de, konuda da, girişlerde de fark ediyorsunuz. Anlatım tarzının da Larsson'a uygun olması için uğraşmış belli, bunu hem takdir ettim hem de sevindim. Dili akıcıydı, okuması kolaydı ben baş ağrılarından dolayı kitabı bu kadar süründürdüm yoksa çok hızlı akıyor sayfalar. 

  Kitabı bitirdikten sonra şöyle düşündüm; kitap güzeldi ama bir Millennium değildi. Evet gerçekten güzeldi, akıcıydı, kurgusu güzel ve merak uyandırıcıydı ama bence Millennium'um diğer kitapları kadar iyi değildi, zaten olmasını beklemiyordum :D Millennium'un kitaplarını okuduktan sonra vay be diyordum ve doyduğumu hissediyordum ancak o hisler Örümcek Ağındaki Kız'da olmadı ne yazık ki.  

  David Lagercrantz çok zor bir işin altına girmiş bence altından iyi kalkmış, Stieg Larsson kadar olmasını zaten beklemiyordum ancak objektif bakınca iyi bir iş çıkardığını görebiliyorsunuz. Serinin devamını getirmeyi planlıyor (sonu ona göre bitti çünkü), devamında kendini geliştirip bu kitaptan daha iyi şeyler çıkarabileceğine inanıyordum.

  Bu seriyi kim devam ettirse daha iyi olurdu diye düşündüm ancak ben bir isim bulamadım, bu seri Larsson'un ve en iyi o yazabilir bence, böyle bakınca David Lagercrantz iyi iş çıkarmış demeden edemiyorum. Bir de yazar Larsson'un notlarından falan yararlandı mı çok merak ediyorum, bazı şeyleri kendi mi kurguladı yoksa Larsson'un ürünü mü bilmeyi çok isterim.

  Son olarak her ne kadar Larsson kadar olamasa da Millennium'un devam etmesine sevindim ve bir kitap daha gelirse okurum ben. HD izlemeye başladığınız videonun sonunu izlemek için kalanını daha düşük bir kalitede izlemeye razı olmak gibi düşünün. Ben Lisbeth'i çok seviyorum ve onun geçtiği her şeyi okumam gerek gibi hissediyorum :)

  Puan vermesi de zor oldu ya, yazar iyi yazmış ancak Millennium kadar olamamış, güzel ama yeteri kadar değil, insiyatif kullanarak 3.5 veriyorum, en doğrusu bu gibi :)

  Fazla uzattım, beklentilerinizi yüksek tutmazsanız okuyabileceğiniz bir kitap olmuş. David Lagercrantz kutluyorum ve Stieg Larsson'u hüzünle anıyorum. Örümcek Ağındaki Kız'ı sever misiniz bilemem ama Millennium'u okumadıysanız mutlaka okuyun :) İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Dış dünya onu rahatsız ediyordu, kendi iç dünyasında mutluydu." 



"Benim dünyamda, demişti, yasa zayıfları deşen bir kılıçtan başka bir şey değil." 



"Keşke hayat hep böyle olsa.""Nasıl yani?""Mutluluk da acı kadar güçlü gösterebilse kendini."

Puanım


18 Aralık 2015 Cuma

İnsancıklar - Dostoyevski | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Бедные люди  (Bednye Lyudi)
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları 
Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.71  (5,284)


Arka Kapak Yazısı


  Yıl 1846'dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar'ı tamamlar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç'e okutur. Grigoroviç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor'un boynuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov'a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski'ye... "Yeni Gogol doğdu!" der, Nekrasov, daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski'ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: "Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevskiniz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!" 

  Belinski'nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: "Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski'yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum, ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar'ımla alay edecek diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. "Siz kendiniz anlıyor musunuz?" diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, "Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız."

  Yıl 2013. 167 yıl sonra Dostoyevski her kuşağın başucu yazarlarından olma özelliğini koruyor ve İnsancıklar, onun dünya edebiyatına ilk armağanı...



Yorum

  Dostoyevski'nin ilk romanı olan İnsancıklar'ın birebir çevirisi "Zavallı, Yoksul İnsanlar" anlamına geliyormuş. İnsancıklar da yoksul insanların hayatına iki kişinin birbirine yazdığı mektuplarla ayna tutan bir Dostoyevski yapıtı. 

  Dostoyevski çok sevdiğim yazarlardan biridir, tüm kitaplarını okumak istiyorum ancak hangi sırayla okumaya karar veremediğim için elime alıp alıp bırakıyordum ve en sonunda yazılış sırasına göre gitmeye karar verdim ve İnsancıklar'a başladım.


  İnsancıklar Varvara Dobroselova ve Makar Devuşkin'in mektuplarından oluşuyor. İkilinin birbirine yazdığı mektuplarla onlarının hayatına ve ruh dünyalarına konuk oluyorsunuz. Karakterler ve yaşamları çok güzel anlatılmıştı, olaylar hem gerçek hem de içler acısıydı. Kitapta yer alan günlükten bölümü de çok beğendim ve keşke o kısım daha uzun olsaydı demeden edemedim.


 Ben Can Yayınları'ndan çıkan baskısını okudum ve Sabri Gürses'in hem çevirisini beğendim hem de kitaba başlamadan önce derlediği "Büyük bir yazar doğuyor" adlı bölümü çok beğendim. Dostoyevski ve romanı yazış öyküsü ve bir kaç yazarın değerlendirmesinin olduğu bölüm hem güzel hem de yazarın tanınması için iyi bir hamleydi.


  Bir yazarın ilk romanı için çok güzel bir roman ve konu Dostoyevski olunca beğenmemek elde değil. Kitabı da karakterleri de çok beğendim özellikle son sayfalar baya etkileyici olmuştu, kolay kolay etkilenen biri olmasam da İnsancıklar da ki olaylar beni etkiledi.


  İnsancıklar güzel bir romandı, ben son 20 sayfası dışında bir gece de okudum, hızlı okunabilen değerli bir roman. 



Alıntılar



"Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep acı verir; en azından benim için öyle; ama bu tatlı bir acı. Kalp ağırlaştığı, daraldığı, sıkıldığı, kederli olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmış çiçeği canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır." 
"Yani biliyorum bana gerek olduğunu, vazgeçilmez olduğumu ve insanların saçmalıklarına kulak asmamam gerektiğini." 
"Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuz ile yoksulun birbirinden uzak durması lazım, birbirlerine bulaştırmamak için."

"Ruhum öyle dolu, öyle dolu ki gözyaşlarıyla..."
"Size kitabı bırakıyorum, işlemeyi, yarım kalmış mektubu bırakıyorum; bu yarım kalmış mektuba baktığınız zaman aklınızdan geçireceksiniz sonraki satırları, benden duymak ya da okumak istediklerinizi aklınızdan geçireceksiniz; sanki ben yazmışım gibi. "

Puanım 


17 Aralık 2015 Perşembe

Dünyanın Gözü (Zaman Çarkı #1) - Robert Jordan | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Eye of the World
Seri: The Wheel of Time #1
Sonraki Kitap: Büyük Av
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 817
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.16  (209,478)


Arka Kapak Yazısı


Zaman çarkı döner
Ve Çağlar Gelir Gider
Olmuş Olan. Olacak Olan
Ve Olmakta Olan
Her An Gölgenin Altında Ezilebilir.

Bırakın Ejder Bir kez daha zamanın Rüzgarlarına Binsin.


İyinin ve kötünün sonsuz bir savaşa tutuştuğu, ışığın ve gölgenin dünyası; Zaman Çarkı'nın dünyası...
Bugüne dek yazılmış en görkemil fantastik kahramanlık öyküsü.


Yorum

  Hani bazı kitaplar vardır daha başlamadan bilirsiniz seveceğinizi, işte benim için Zaman Çarkı öyle bir seri, Dünyanın Gözü de öyle bir kitaptı. Uzun süredir okumak istediğim ama okuyamadığım bir seriydi, hacmi göz korkutuyor evet bunun da etkisi var tabii.

  Dünyanın Gözü'nü alalı bayağı bir zaman olmuştu ancak başlayacağım, şu kitaptan sonra şöyle böyle derken bir türlü okuyamamıştım. Kitap rafa dururken sürekli göz kırpıp duruyordu ve en sonunda başladım. 


  Seriyle ilgili yorumları okursanız genel kanının serinin dilinin ağır olduğu yönünde olur ama ben hiç öyle hissetmedim. İlk bölümler biraz yavaş olsa da -ki giriş için gayet uygunlardı- 80lerden sonra olaylar başladı ve kitap çok sürükleyici oldu. Dili ise bence hiç ağır değil, seriye gayet uygun. Betimlemeler, anlatım, akıcılık çok iyiydi.



  Kitabın kurgusuna gelecek olursak, o gerçekten şahaneydi. 14 kitaplık dev bir seri için çok güzel bir başlangıç kitabı olmuş. Serinin konusunu ve dünyasının genel hatlarını anlıyorsunuz, tabii ki güzel bir macera eşliğinde. Kitap diyor ki seri gümbür gümbür gelecek hazır olun!


  Karakterler ise gayet güzel kurgulanmıştı. Bir çoğunu yüzeysel tanısak da serinin geri kalanında karakterleri daha yakından tanıyacağımızı düşünüyorum ve merakla bekliyorum. Karakterlerin hikayelerini merak ediyorum, özellikle Rand, Thom Merrilin ve Lan'inkini. 


  Dünyanın Gözü'nü çok sevdim, serinin geri kalanında hikayenin daha iyi olacağını düşünüyorum ve merakla bekliyorum. Sanırım seriyle tek sorunum kitaplarını almak olacak :D Çevirisi de güzeldi ancak daha iyi olabilirdi sanki. 


  Kurgusuyla, anlatımıyla çok güzel bir kitaptı, fantastik severler için çok uygun ve mükemmel bir seri. Dili ağır ya da sıkıcı değil hikayenin içine girdikten sonra sayfalar çok hızlı akıp gidiyor. Seri böyle devam ederse Zaman Çarkı kesinlikle favori serilerimden biri olacak. Ve serinin en iyi taraflarından biri hemen bitecek diye üzülmemek :D

  İyi okumalar :) 


Alıntılar

"İnsanlar tuhaftır, Rand. En iyileri bile öyledir."


"Ama umut, sen boğulurken eline geçen bir parça ip gibidir; kendi kendine seni sudan çıkarmaya yetmez."
"Hiçbir insan bir diğerine, herhangi bir sebepten zarar vermemeli, demek. Şiddet için hiçbir bahane yoktur. Hiç."
"Bazı insanlar diğerlerinden faydalanır ve eğer bunu yapamayacaklarını göstermezseniz, kendilerinden zayıf olanlara zorbalık edip dururlar."
"Bazı insanlar," dedi Aram büyük bir üzüntüyle, "hayvani içgüdülerini asla bastıramazlar."
"Dünya, ait oldukları yerde kalmayı bilmeyen aptallarla dolu. Bu kadar soruna sebep olan da bu işte. İnsanlar ait oldukları yerde kalmıyor." 
"Zaman Çarkı Çağların Deseni'ni dokur ve kullandığı ipler yaşamlardır. Desen sabit bir şey değildir. Biri yaşamının yönünü değiştirmeye çalışırsa ve Desen'in uygun bir boşluğu varsa, Çark dokumaya devam eder ve o değişikliği içine alır. "
"Küçük değişiklikler için her zaman yer vardır, ama bazen Desen, ne kadar denersen dene, büyük bir değişimi reddeder."


"Bana fısıldayan ses, en iyi yalanın genelde yalan olduğu düşünülemeyecek kadar saçma olduğunu fısıldıyor ... "
"Konukları kapıya kadar geçirmek, ama gidişini izlememek geleneğimizdir. Hatırlanması gereken, konuğun eşliğinin zevkidir, gidişinin hüznü değil. "
"Birisi korumanıza ihtiyaç duyarken cesur olmanın daha kolay olduğunu anlamıştı."

Puanım 


15 Aralık 2015 Salı

Jung Psikolojisi - Carl Gustav Jung | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Jung Psikolojisi
Seri: Yok
Derleyici: Murat Ukray
Yayınevi: Yason Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 272
Baskı Yılı: 2014


Arka Kapak Yazısı

  Analitik psikolojiye göre, her insanın bir dış bir de iç dünyası vardır. Çevremize yönelik olarak “persona” denen, bulunduğumuz çevreye, kültüre uyum sonucunda kazandığımız özellikler bütünü tanımlanmıştır. Eğer buna körü körüne uyacak derecede, kendi beynimizle sorgulamadan toplumsal kalıbı özümsersek, kişiliğimizle ilişkimizi kaybedebiliriz.

  “Gölgelenmiş kişilik” denilen yapımız ise, gizle-diğimiz kendimizin de fark edemedi-ği alkol kullananlarda da gözlenebilen bilincimizin baskıdan kurtulduğu anlarda gerçekleştirdiğimiz düşünsel ve eylemsel yaklaşımlardan oluşur. Bunu aslında kendimizde olan sevmediğimiz özellikleri, başkalarına atfetme şeklinde nitelenebilecek olan “yansıtma”larda da gözleyebilmekteyiz.

  Jung’a göre iç dünyamıza yönelik de çeşitli yapılarımız vardır. Her insanda hem dişiliğe ait bir davranış ve hissediş yapısı( ki buna “anima” adını vermiştir) hem de erkekliğe ait bir yapı( “animus”) vardır. Ona göre bu iki yapı arasındaki dengeye ait sorunlar cinsel kimlik bozukluklarından, kişilik bozukluklarına dek çok farklı psikiyatrik bozukluklara yol açabilmektedir.



Yorum

  Jung Psikolojisi, Murat Ukray'ın derlemesiyle Jung'u ve kuramlarını konu alıyor. Arketipler, kolektif bilinçaltı gibi Jung'la ilgili olan her şey bu kitapta kısa ve öz biçimde mevcut.

  Jung'un biyografisiyle başlayan kitapta onunla ilgili kavramların sistematik bir biçimde hazırlandığını görüyorsunuz. Murat Ukray derleme konusunda iyi iş çıkarmış, kitap hem düzenli hem anlaşılır. Jung psikolojisini anladığınız gibi onun Freud'la olan ilişkisini de anlatıyor. Freud ve Jung için bir bölüm hazırlanmış ve bu bölüm sayesinde ikilinin ilişkisiyle ilgili doğru bilinen yanlışları anlıyorsunuz. Kuramlar, teoriler açıklanırken Jung'un hangi yollardan nasıl geçtiği, neleri düşündüğü de yer alıyor. 


  Okuması kolay ve zevkli bir kitap, sade bir dille yazılmış ve anlaşılır olması baz alınmış gibi. Tek sorun bazı kavramlarının farklı sayfalarda bir kaç kez açıklanarak kendini tekrar etmesi, anlaşılması açısından iyi olsa da ben çok gerekli olduğunu düşünmüyorum. 


  Jung'un daha iyi anlaşılması için alıntılarına yer verilmiş ve bunlar da açıklanmış ve bu güzel olmuş, bazı yanlış anlaşılmaların ortadan kalkması için iyi bir hamle. 

  "Mars gezegenine ulaşmak, kendi kendine ulaşmaktan daha zordur." diyor Jung.
    Jung'u anlatan güzel hazırlanmış bir kitap, Jung'a karşı ilginiz varsa okuyabileceğiniz anlaşılır ve sade bir kitap. İyi okumalar :)


Alıntılar

"İnsan, insan-olmak hususunda bir anlatıya giriştiğinde, irdeleyeceği hep kendi olacaktır. " 
"Jung'a göre ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine girmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün..." 
"Bir daha rüyanız da şeytanla mücadele ettiğinizi gördüğünüzde fark edeceksinizdir ki mücadele ettiğiniz yalnızca kendinizdir." 
"Bazen nasıl görünmek istiyorsak öyle olduğumuza inanırız." 
"Yaşamın amacı karşıtlıklar arasında denge kurmaktır." 
"1961 yılında kaybettiğimiz Jung, en büyük felaketin doğadan değil insandan geleceğini söyler." 
"Mars gezegenine ulaşmak, kendi kendine ulaşmaktan daha zordur." diyor Jung." 

Puanım 


13 Aralık 2015 Pazar

Çorak Topraklar (Kara Kule #3) - Stephen King | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Waste Lands
Seri: The Dark Tower #3
Önceki Kitap: Üç'ün Çekilişi
Sonraki Kitap: Büyücü ve Cam Kule
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 543
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.21  (104,430)


Yorum


  Roland'ın hikayesi kaldığı yerden devam ediyor ve bazı şeyler açıklığa kavuşuyor bu kitapta. Hala bir çok bilinmeyen var ancak açığa kavuşan ve daha anlaşılır hale gelen bir çok şeyde oldu. 

 Seride kitaplar giderek daha iyi hale geliyor ve bir çok şey daha anlaşılır hale geliyor. Bu kitapta özellikle Ka, ka tet ve khef'in ne olduğu daha iyi anlaşılıyor ve buna sevindim çünkü bir soru işaretiydi bu kavramlar. Ka, ka tet'i anladıktan sonra bir çok şey daha anlaşılır ve uygun göründü. Diğer soru işaretleri de kalktıkça serinin daha güzel bir hale geleceğine inanıyorum.


  Çorak Topraklar da serinin önceki kitapları gibi zaman zaman yavaşlayıp sıksa da geri kalan zamanlarda temposu yüksek ve güzel bir kitaptı. İçerisinde ilgi çekici ve sevindirici şeyler de yaşandı. Spoiler vermek istemediğim için bunlardan bahsetmeyeceğim ama bir karakterle ilgili gelişmeler beni mutlu etti :)
Roland veSusannah


  Bu kitapta serinin bilim kurgu yönü daha ön plana çıkarak önem kazanıyor ancak ben çok benimseyemedim. Yine de Blaine ve onun benzeri karakterler iyiydi ve okuması güzeldi.


  Çorak Topraklar güzel bir kitaptı hala Kara Kule serisinden beklediğimi alabilmiş değilim fakat  diğer kitapların daha iyi olacağını düşünüyorum. Özellikle Büyücü ve Cam Küre, çünkü onda Roland'ın gençliği anlatılacakmış ve ben Roland'ın Gilead da ki günlerini merak ediyorum. 

  
  Son olarak bu kitabın çevirisi diğer iki kitaptan daha iyiydi buna çok sevindim. Şimdilik seriye biraz ara vermeyi ve bir süre sonra devam etmeyi düşünüyorum. İyi okumalar :)



Puanım


  

10 Aralık 2015 Perşembe

Yeşil (Çember #0) - Ted Dekker | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Green
Seri: The Circle #0
Sonraki Kitap: Siyah
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 524
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 4.02  (14,782)


Arka Kapak Yazısı



  Çember, renklerin dünyasıdır ve bu renklerden Yeşil ise baş döndüren hazdır. Yeşil, kıyamette yaşanan bir aşk ve ihanet hikâyesidir.
  24 yaşındaki genç Thomas Hunter, bizim dünyamızda ve bizim yaşadığımız zamanda bir gün uyuyakalır ve gözlerini 2000 yıl ileride, kadim peygamberlerin önceden bildirdiği o korkunç kıyametin yakıp yıktığı başka bir dünyaya ait Kara Orman`da açar.
  Savaş, ihanet, hastalık ve ölüm, yaşayan her canlıyı tehdit etmektedir ve buna engel olabilecek tek bir kişi vardır: Thomas Hunter. Dünyanın dengesinin aniden şiddetle sarsılması ise an meselesidir.
  Thomas zamanlar arası geçişi bulmalı ve iki dünyanın da kurtuluş anahtarının gizli olabileceği dünyamıza dönmelidir. Daha önce duyduklarınıza hiç benzemeyen bir kıyamet öyküsüne buyurun. Bu kendi tarihimizle ilişkili, öylesine şaşırtıcı bir öykü ki başka bir dünyada olduğunuzu unutacaksınız.

Yorum

  Çember Serisinin en çok merak ettiğim kitabı Yeşil'i nihayet okudum. Serinin hem başlangıç hem son kitabı olarak kabul edilmesi benim çok hoşuma giden bir fikirdi. İlk kitabı ister ilk ister son okuma fikri çok cazip. Ben Yeşil'i son kitap olarak okudum, iyi ki de öyle yapmışım.

  Yeşil'i son kitap olarak okumamın sebebi hem tavsiyeler hem de başlangıç kitabını son kitap olarak okuma fikrinin cazibesiydi. Bu cazibeye kendimi kaptırmama nasıl sevindim anlatamam, çünkü kitap seriyi hiç bilmeyen biri için hem sıkıcı hem de bilinmezlerle dolu. Bu kitapla başlasaydım seriye devam etmem daha zor olurdu muhtemelen çünkü kitap kafa karıştırıcı, ne oluyor, kim kim hepsi birbirine karışmış.


  Kitabın ilk 100 - 200 sayfasını okurken benim bile kafam karıştı ve sıkıldım kaldı ki ilk olarak bu kitabı okuyanlar için her şey daha zor olacaktır. 200'lerden sonra olaylar hız kazandı ve daha heyecanlı oldu, yine de çok fazla olay vardı ve bir çoğu çok anlaşılmadan hızlıca geçti. Aslında yazar uzun ruh çözümlemeleri yerine olayların anlaşılmasını sağlamaya çalışsa olurmuş. 


  Kitapta serinin diğer kitaplarından spoiler vermemek için yazar bir çoğu şeyi üstü kapalı anlatmış ya da çok değinmemiş, bunun gerekliliğini anlıyorum ancak zaman zaman kitabın anlaşılmaz olmasına sebep olmuş. Kitapta bazı mantık hataları vardı ve yazar bunlara keşke biraz daha dikkat etseymiş.

  Kitabın sonu da açıkçası beni tatmin etmedi, serinin son kitabı olarak düşünürsek final biraz muğlak oldu diyebiliriz. Açıkçası Yeşil beklediğim gibi çıkmadı ama kötü de değildi. Seriye Yeşil'den başlarsanız seri karmaşık ve çekilmez olabilir, Siyah'tan başlamak kesinlikle çok daha iyi olacaktır. 

  İyi ve kötünün savaş halinde olduğu, realiteler arasında geçiş yapabilen ve realitelerinin kaderinin bağlı olduğu Thomas Hunter'ın hikayesi okunmaya değer ve sürükleyici. Sizde Çember Seri'sini okuyacaksanız Siyah'tan başlayın. Ben okudum ve sevdim, umarım sizde seversiniz. İyi okumalar :) 


Alıntılar

"Bir şeyi görmemeniz onun gerçek olmadığı anlamına gelmez."
"Aşina olana o kadar alışıyoruz ki, gözlerimiz açılıpta görene kadar aşina olmayandan şüphe ediyoruz."
"İnsanlar yanında olduğu müddetçe, onları ne kadar çok sevdiğini asla bilemiyorsun."

Puanım

  

7 Aralık 2015 Pazartesi

Yakut Çember (Kanbağı #6) - Richelle Mead | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Ruby Circle
Seri: Bloodlines #6
Önceki Kitap: Gümüş Gölgeler
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.20  (22,179)


Yorum


  İyi kötü bir seri daha bitti. Aslında Kanbağı benim çok sevdiğim serilerden biriydi özellikle genç yetişkin türündeki seriler arasında. Ve Kanbağı'nın bitmesi hem güzel hem hüzünlü bir duygu.

  Vampirler ve vampirlerle ilgili kitaplardan hoşlanmasam da vampirli bir kitap okumak istiyordum -çünkü sevmeyeceğimi bilsem de denemeyi severim- karşıma Kanbağı serisi çıktı ama Vampir Akademisi'nin devam serisi olunca onu da okumak zorunda kalmıştım ve seriyi sevmiştim. Aslında iki seriyi okumamda ki en büyük etkenlerden biri vampirlerin kan peşinde koşmaları ve bol ısırıklı kitaplar olmaması. Bu serilerde vampirler vahşi olmaktan çok uzaklar. Neyse fazla  uzatmayayım kitabın yorumuna geçeyim.


  Yakut Çember güzel bir kitaptı ancak Kanbağı'na yakışır bir final kitabı olamadı, hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Kitap Adrian ve Sydney den çok başka olaylar etrafında şekillendi, çok alakasız fazla olay yaşandı ve tüm kitap bunlarla geçti. Bir çok olayı gereksiz buldum ne yazık ki.


  Gereksiz olayların dışında kitapta her şey çok hızlı gelişti ve çözüme kavuştu, sihirli değnek değmiş gibi ki bu çok rahatsız ediciydi. Richelle Mead Vampir Akademisi'nin finalinde de çuvallamıştı, ben sevmemiştim finalini ve aynı şeyi bu seriye de yaptı. Belki de serileri bu kadar uzun tutmamalı.



 !!!Spoiler İçerir!!!
  Spoiler vermeden bu kitaba yorum yapmak zor. Kitapta her şeyin mükemmel mutlu sona ulaşmasını hiç sevmedim, tamam mutlu sona karşı değilim ama böyle masalvari olanı da fazla. Herkes gerçek aşkını buldu, Jill kurtuldu, Simyacılar hemen rahat bıraktı Sydney'i... Özellikle de bu sorunların çözüme kavuşması çok ani oldu, herkes bir anda çok mutlu, her şey çok iyi. Son bölümü okurken bir ara okurken Strigoi'lar kendilerine gümüş kazık saplayacak ve kötülükten vazgeçecekler sandım. Böylesi de abartı belki ama çok aşırı mutlu sonlu kitaplardan hoşlanmıyorum. Ve Declan ve Olive'in hikayesini de gereksiz buldum, keşke onlar yerine Adrian ve Sydney'le daha çok ilgili olaylar olsaydı.
!!!Spoiler Bitti!!!

  Genel olarak güzel bir kitap olsa da seri için yeterli bir final kitabı değildi. Seriyi sevdiğim için puan konusunda kararsız kaldım ama puan daha çok serinin geneli için ve hak ettiğinden yüksek. Bu türde bir seri daha okuyacağımı sanmıyorum yine de Kanbağı güzel bir seriydi, hala karakterleri ve diğer kitaplarını seviyorum. 


Puanım