30 Temmuz 2016 Cumartesi

Büyük Av (Zaman Çarkı #2) - Robert Jordan

Orijinal Adı: The Great Hunt
Seri: Wheel of Time #2
Önceki Kitap: Dünyanın Gözü
Sonraki Kitap: Yenidendoğan Ejder
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 772
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.19  (157,909 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Terkedilmişler serbesttir. Valere Borusu bulunur ve Ölüler düşsüz uykularından uyanmaya başlarlar. Kehanetler gerçekleşmektedir...
Aes Sedailerin, Yeniden Doğan Ejder ilan ettiği Rand ak`Thor ise kaderinden ümitsizce kaçmaya çalışmaktadır.
Ancak bu kaçışın sonsuza dek sürmesi mümkün değildir.
Gücü her geçen gün artmakta olan Karanlık Varlık, kadim zindanından kaçkmak, Çark`ı kırmak, Zaman`a bir son vermek ve Desen`in dokusunu parçalamak için uğraş vermektedir.
Ve Desen, Ejder`in ortaya çıkmasını talep eder.

Yorum

  Ve nihayet Büyük Av'ı bitirdim. Evet nihayet diyorum çünkü biraz uzun sürdü ve kitapları uzuun sürelerde okuyunca sıkılıyorum ben biraz. Kitaba büyük bir hevesle başladım çünkü Zaman Çarkı sevdiğim ve merak ettiğim fantastik serilerden biridir, ancak başladığım hevesle okuyamadım. Neden hevesle okuyamadığıma birazdan değineceğim.

  Büyük Av, Işık ve Gölge'nin savaşında çok önemli bir yere sahip olan Valere Borusu'nun arayışına verilen isim. Kitapta da kahramanlarımız bu borunun peşinde, isteseler de istemeselerde. Rand ve arkadaşları borunun peşine düşmek zorunda kalıyor ve olaylar peşisıra gelişiyor. Spoiler vermemek için içeriğe daha fazla değinmeyeceğim.

  Kitapta büyük bir arayış ve kovalamaca var, iyi kötü arasındaki savaş daha da kızışıyor ve her şey daha da tehlikeli bir hal alıyor. Buraya kadar her şey normal, kitabın konusu boru avı ve siz kitaptan bunu bekliyorsunuz. Öncelikle olaylara giriş biraz yavaş oldu, yine de gerekli bölümlerdi ve sıkıcı değillerdi. Olaylar başladıktan sonra yazar sık sık olayları dağıtarak konudan uzaklaşıyordu ve kitabın bu yönünü beğenmedim ben. Bazı bölümler sayfa sayısını arttırmak için yazılmış gibi hissettim ve bu da okurken biraz sıkılmama sebep oldu.

  Yolculuk hikayelerini pek sevmiyorum, fazla basmakalıp oluyorlar, bu önyargımı Yüzüklerin Efendisi kırmış olsa da hala çok tercih etmiyorum. Ve bu seride (sanırım geri kalan kitaplarda bu şekilde olacak) yolculuk hikayesi şeklinde işliyor ve beni sıkmaya başladı, çünkü benzeri olaylar yaşanıyor sürekli, bu da sıkıcı oluyor haliyle. İlk kitap da sürekli yollarda geçmişti ancak sıkılmamıştım hiç. Hatta ilk kitabı giriş kitabı olarak çok beğenmiş, diğer kitapların daha gümbür gümbür olacağını düşünmüştüm. Ne yazık ki Büyük Av öyle olmadı, biraz ara kitap havası vardı. Diğer kitaplar bu şekilde olmaz umarım, serinin daha çok aksiyona ve yeniliğe ihtiyacı var.

  Genel olarak çok akıcı olmasa da çok durgun da değildi, diğer kitaplarda yaşanacak olaylar için çok güzel tohumlar atıldı ve son sayfalardaki olaylar da beklentiyi yükselten cinstendi. Henüz üçüncü kitabı alamamış olsam da (serideki kitapların fiyatları insanı bir hayli zorluyor ne yazık ki), üçüncü kitabı merak ediyorum ve güzel olacağını düşünüyorum.

  Geçenlerde keşfettiğim bir şarkıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Blind Guardian'ın Ed The Edge of Time adlı albümündeki Wheel of Time bu seriden ilham alınarak yapılmış bir şarkı. Sözlerini çok beğendim, seriye çok uygunlar, metal müzik dinliyorsanız keyif alabileceğiniz bir şarkı. Ben şarkıyı beğensem de kitabı okurken dinlediğim de serinin ruhunu tam anlamıyla yansıtamadığını düşündüm, tabii kişisel bir düşünce bu. :)
  Altyazıyı açarsanız şarkının Türkçe sözlerini takip edebilirsiniz.


Büyük Av, Dünyanın Gözü'nden bir kaç tık geride olsa da gayet güzeldi, bir ara tıkanıp okumakta zorlansam da son sayfalar da yazar toparladı ve seriye devam etme isteğim yeniden canlandı. Zaman Çarkı, her fantastik severin şans vermesi gereken bir seri bence. Umarım sizlerde okur, beğenirsiniz. İyi okumalar. :)

Alıntılar

Yapmaman gereken şeyi yapmazsan, kimseyi incitmek konusunda endişelenmene gerek olmaz.
Ölüm tüyden hafif, görev dağdan ağır.

Puanım




  

29 Temmuz 2016 Cuma

Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı:City Of Glass
Seri:The Mortal Instruments #3
Önceki Kitap: Küller Şehri
Sonraki Kitap: Düşmüş Melekler Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 610
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.34  (549,883 oy)


ArkaKapak Yazısı
 Vampirler, kurtadamlar, periler ve gerçek ask.
Soluğunuzu kesecek bir gerilim ve heyecan.
"Ölümcül Oyuncaklar"da aksiyon tam gaz!

 Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri'ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri'nde biraraya gelmişti. Clary'nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.

Clary'nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!


Yorum
    Merhaba sevgili okurlar! Etkileyici bir serinin üçüncü kitabını da bitirmiş bulunuyorum. Yorumlamak için günün bu saatlerinden  daha iyi bir vakit var mı? Zihnim böylesine berrakken. Serinin ilk iki kitabının yorumunu eski gönderilerimde bulabilirsiniz. Bu seferki yorumumu da o yorumlara bağlı kalarak ve kıyaslamalar yaparak aktarmak istiyorum.

   Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kitap ilk iki kitaba kıyasla çok daha sürükleyiciydi ilk üç kitabın hatta tahminim o ki serinin nirvanasıydı.  Seriyi okuduğuma pişman olmadığıma emin olacak kadar zevk aldım kitaptan. İlk kitapları eleştirirken birçok şeyi tahmin edilebilir bulduğumu söyleyerek bu yönüyle eleştirmiştim kitabı ama bu kitapta bazı yeni gelişmelerle bu olumsuzluk kırılmış oldu. Her kitapta gelişen karakter kadrosu kitaba ayrı bir renk katıyordu. Özellikle ilk kitaplara kıyasla bu kitapta karakter kadrosu en geniş halindeydi. Kitapta gerek Merkez’in yer aldığı şehirden yani Idris’ten bahsedildiği için birçok Merkez üyesi, bunun yanısıra birçok aşağı dünyalı karakter ve iblis sürüleri gibi çok geniş çapta hareketlilikler vardı. Karakterlerin birçoğunu seride ilerledikçe benimsemeye başladım. Bu kitapta ise iyice bağlandım onlara. Clary’nin olayları anlamlandırmaya çalışan pısırık ve korunması gereken kız çizgisinden sıyrılarak güçlü ve savaşçı kız haline geçişi bir yandan hoşuma gitti ama bunda da klişeler bulmak canımı sıktı. Jace’in dışarıdan özgüvenli tavırlarının arkasındaki kendini ezen, yaralı çocuk oluşu biraz sinirimi bozmadı değil. Ben onun egoist bir hergele gibi hareket edişine vurulmuştum bu yüzden bu kitapta beni biraz üzdü kendileri ama yine de Jace, Jace işte. J Kitaba yeni giren bazı karakterlere başta da Sebastian’a ısınır gibi oldum ama daha birçoğunu tam çözemeden kitap sona erdiğinden henüz tam olarak bir şey söyleyemiyorum. Onları benimseyebilmem için tanımam gerektiğini düşünüyorum. 
     
    Kitapta ilk kitaplarda ısrarla eleştirdiğim gibi burda da eleştirmekten kaçınmayacağım bir nokta ise yazarın bazen aksiyonu ve olayları anlatmaya aşırı yoğunlaşmaktan o olayların karakterler üzerindeki etkilerini anlatmayı es geçmesiydi. Bunu en çok bu kitapta hissettim. Özellikle Clary’nin kitabın sonlarına doğru yaşadığı bir olay aslında onun felaketi gibi olması gerekirken Clary’nin duygularına neredeyse hiç değinilmeden olay bir anda seyrini değiştirdi. Ortaya çıkan bazı sırlara verilmesi gereken tepkiler son derece sönük kaldı fikrimce. Bu seriye benzer okuduğum diğer serilerde buna benzer şeylerde karakterlerin hislerine daha fazla yer verilerek kitabı ve karakterleri anlamamız sağlanıyordu ama o bu seride o kadar güçlü değildi ve bence kitabı anlamak ve sevmek için karakterleri ve yaşadıkları dehşeti, mutluluğu, üzüntüyü, heyecanı hissetmek son derece önemlidir bu yüzden yazarın duygu tasvirlerine çok abartılı olmasa da mutlaka yer vermesi gerektiğini düşünüyorum.
   
    Kitabı bitirdikten sonra ilk düşündüğüm “Vay be!” den de önce “Serinin hala devam ettiğine inanamıyorum!” oldu çünkü gerçekten bu kitapta ilk iki kitapta gizemli kalan her şey çözümlenmiş, soru işaretleri giderilmiş ve birçok sorun da çözülmüştü. Hatta öyle ki kitaplar incelenip ilerleyişe ve olay örgüsüne bakılırsa yazarın seriyi üç  kitaptan oluşturmak için tasarladığı gibi bir izlenim edinmiyor değilim. Ancak üç kitap daha var ve ben yolun yarısındayım. Sanki dördüncü kitap ilk üç kitabın küllerinden yeniden alevlenecek bir macerayı başlatıyor. Aslında serinin devamını hangi olaylar üzerinden devam ettireceklerini düşününce tahmin etmek de pek zor değil. Yine de gerek var mıydı bundan emin değilim.
     
      Kitabın üslubu da son derece akıcıydı. İlk kitaplar gibiydi. Ancak ilk kitaptan bu yana şu açıkça fark edilebiliyor ki, ilk kitapta sadece Clary’nin zaman zaman da Jace’in düşüncelerinden aktarılan yerler ikinci kitapta biraz daha genişledi ve üçüncü kitapta birçok karakterin nerede ne düşündüğünü aktarması yönünden de kitap başarılı bir anlatış sergilemişti. Kitabın ilgili bölümleri anlatan başlıkları ve araya giren şiirlerde etkileyici detaylardandı. Kitapta hiç durulmayan bir hareketlilik, bir canlılık vardı. Sayfalar elimden kayıp gitti. Kalın bir kitap olmasına rağmen akıcı olduğundan hemen bitirdim ve gerçekten macera filmi izler gibi oldum çoğu zaman. Serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum, yazarın olayları nasıl devam ettireceğini merak ediyorum. Umarım yazar seriyi devam ettirebilmek uğruna serinin kalitesini düşürmemiştir. Çünkü içimden bir ses üçüncü kitabın zirve olduğunu söylüyor  ve zirveden sonra gidilecek daha yüksek yer olmadığından mecburen diğer kitapların zirvenin daha altında kalması riski var. Umarım öyle olmaz. Güzel bir genç-yetişkin okumak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiyem. Keyifle okumanız dileğiyle J


Alıntılar
İnsanlar sana kendileri hakkında tatsız bir şey söylediklerinde, bu genellikle doğrudur.
Sempatik, şefkatli ve nazik kişiliği artık sinirine dokunmaya başlamıştı. Hiçbir şeye sinirlenmiyor gibi görünen erkeklerden hoşlanmazdı. Isabelle’in dünyasında öfke tutkuya, tutku da iyi zaman geçirmeye eşitti.
İnsanlar iyi ya da kötü olarak doğmaz. Belki her iki yönde de eğilimlerle doğabilir ama önemli olan hayatını nasıl yaşadığın ve tanıdığın insanlardır.
Ama Tanrı biliyor ya, senden başkasını istemiyorum. Senden başkasını istemek bile istemiyorum.
Onu bir daha görmeyeceğini bildiğin birine istediğin her şeyi söyleyebilirdin.
Bilmek, bilmemekten daha iyidir. Daima.
Bana kendimi korumayı öğretmedin. Bana aslında hayatın ne kadar tehlikeli olabileceğini hiç anlatmadın. Ne sanıyordun ki? Kötü şeyleri göremediğimde, onların da beni göremeyeceğini mi?
Seni o kadar sevdim ki insanların kaderlerini ellerime aldım ve isteğimi gökyüzündeki yıldızlara yazdım.
Zaten yaşamak istemiyorsan, neden hayatını riske atmayasın ki? Ne yaparsan yap mutlu olmayacaksan, neden hayatını riske atmayasın ki?
Risk almadan bir şey kazanılmaz.
Kızların nasıl olduğunu bilirim. Erkek arkadaşlarının en iyi arkadaşının kız olmasından nefret ederler.
-Çok farklı görünüyorsun.
-Elbiseden dolayı. Genellikle bu kadar…güzel şeyler giymem.
-Ama daima güzel görünürsün. Fakat şimdi…uzak görünüyorsun. Sanki sana dokunamazmışım gibi.
Bir adı önemli ve sana ait kılan tek şey, seni seven biri tarafından verilmiş olmasıdır.
Hep aşkın insanı aptallaştırdığına inanmıştım. Zayıflattığına. Sevmek, yok etmektir. Buna inanmıştım.
İyi şeyler beklemeyi bilenlere gelir.

 Puanım

26 Temmuz 2016 Salı

Denek - Robin Cook | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Nano
Seri: Pia Grazdani #2
Önceki Kitap: Ex
Yayınevi: Sayfa 6
Sayfa Sayısı: 464
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 3.11  (2,463 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Pia Grazdani, nanoteknoloji konusunda araştırmalar yapan Nano adlı bir şirkette çalışmaktadır. İşine bağlı, genç ve güzel bir kadındır.

Bir gün dağ yolunda koşu yaparken, yerde yatan Çinli bir adam görür. Adamın kalbi durmuştur. Pia hemen kalp masajına başlar ve ambulans çağırır. Ancak adam aniden kendine gelir. Üstelik gayet de sağlıklıdır. Gelen ambulansa binmeyi reddedince, Pia onu bir şekilde ikna eder ve onunla birlikte hastaneye gider. Ne var ki çok geçmeden Nano'nun üst düzey yöneticilerinden biri, özel korumalar eşliğinde hastaneyi basar, alınan kan örneklerine el koyar ve Çinli adamı apar topar hastaneden çıkarır. Bu tuhaf durumdan şüphelenen Pia, çalıştığı şirket hakkında daha fazla şey öğrenmeye karar verir. Ancak karşılaşacağı gerçekler onu dehşete düşürmekle kalmayacak, hayatını da tehlikeye sokacaktır.

Tıbbi gerilimin öncü ismi Robin Cook, Denek ile tıp teknolojilerinde çığır açmak için ahlak ilkelerini hiçe sayan, acımasız ve hırslı şirketlerin yüksek güvenlikli kapılarını aralıyor.

Nefes kesen, uyku kaçıran, müthiş bir gerilim.

Yorum

  Hakkında hiç bilgi sahibi olmadığım ve öylesine ilgimi çektiği için elime alıp okuduğum kitaplar vardır. Genelde iyi bir araştırma yaparak başlasam da bazen gelişine okuyup, kendime sürpriz yapmayı seviyorum, hakkında hiçbir bilgim yokken başlıyor ve kitaptan ne çıkacağını okudukça anlıyorum. Denek'te benim için bu kitaplardan.

  Robin Cook'u daha önce duyduğumu hatırlamıyorum ancak bu kitabı bitirdikten sonra öğrendim ki yazarın hayli sayıda kitabı varmış ve bir çoğu Türkçe'ye çevrilmiş. Yazar genelde tıbbi gerilim romanları yazıyor, bunda tıp geçmişinin olması da göz ardı edilemez tabii. Bende Denek'e türünün tıbbi gerilim olması nedeni ile başladım. Tıpla ilgilenmesem de tıbbi gerilim romanlarını seviyorum, özellikle de Tess Gerritsen'dan sonra bu tür hayli ilgimi çeker oldu.

  Denek, Pia Grazdani serisinin ikinci kitabıymış, ne yazık ki ilk kitabı ülkemizde çevrilmemiş ya da ben bulamadım. Pia Grazdani, nanoteknoloji firmasında çalışan, azimli ve içine kapanık biri. Sosyal problemleri olsa da iş hayatında oldukça başarılı bir kadın, aslında Pia bu tarz romanlarda sıkça rastladığımız karakterlere çok benziyor, sadece geçmişi ve çevresi biraz daha hareketli.

  Pia Çinli bir koşucunun kalbi durduktan sonra kendine gelmesine ve sağlıklı bir insan gibi görünmesine şahit olur ve ardından yaşanan  bazı olaylar ile şüpheye düşerek şirketi ve şirketin bilmediği sırlarını araştırmaya başlar. Ele geçirdiği bilgiler hayatının tehlikeye girmesine sebep olacak kadar tehlikelidir.

  Kitap genel olarak klişelere bağlıydı, okurken sizi şaşırtacak pek fazla detay yok. İlk 140 sayfa kadarı oldukça durgun olsa da geri kalan daha hareketli ve okunasıydı. İlk sayfalar gerçekten oldukça sıkıcıydı, iyi yazılamamış bir aşk romanı okuyor gibi hissetmiş, kitabı bıraksam mı diye düşünmüştüm. Yazar giriş bölümünü keşke o kadar uzun tutmasaydı. Gelişme bölümü girişe nazaran daha hareketliydi ve olaylar gelişmeye başladıkça kitap çekici hale geldi.

  Denek'in konusu da olayların gelişim tarzı da oldukça klişelere bağlıydı. Yazarın nanoteknoloji ve tıp bilgilerini kullanma tarzı genel olarak iyi olsa da, kitaptaki aşk romanlarına özgü entrika ve detayların önemli bir yere sahip olmasından hoşlanmadım, kitabı basitleştiren detaylar olmuşlardı.  Kitabın sonu ise güzel bitti, biraz açık uçlu ve gizemliydi. Serinin devamı gelecek gibi görünüyor ancak bu konuda bilgi edinemedim.

  Denek genel olarak güzel bir roman olsa da klişelere fazla bağlı ve -bana göre- gereğinden fazla aşk romanlarına özgü detay vardı. İlk sayfalar durgun olsa da geri kalan bölümler pek sıkıcı değildi ve rahatça okudum. Müthiş bir tıbbi gerilim olmasa bile nanoteknoloji gibi detaylarla size yeni bir şeyler okuma fırsatı sunacak bir roman. İyi Okumalar. :))

DüzenlemeSerinin ilk kitabının çevrildiği ile ilgili net bir bilgi bulamamıştım ancak tesadüfen öğrendim ki aynı yayınevi tarafından Ex ismiyle çevrilmiş, ilgilenenlere duyrulur. :)

Puanım

2.5

22 Temmuz 2016 Cuma

Aşırı Gürültülü Ve İnanılmaz Yakın - Jonathan Safran Foer | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Extremely Loud And Incredibly Close
Seri: Yok
Yayınevi: Siren Yayınları
Sayfa Sayısı: 394
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 3.97  (287,892 oy)


Arka Kapak Yazısı
   11 Eylül'de babasını kaybeden Oskar, birkaç sene sonra mavi bir vazonun içinde bir anahtar bulur. Anahtar babasına aittir ait olmasına da, New York şehrindeki 162 milyon kilitten hangisini açmaktadır?

   Amerikalı yazar Jonathan Safran Foer, Günther Grass'ın Teneke Trampet'inden, Paul Auster'ın Ay Sarayı'ndan ve Italo Calvino'nun yazınındaki muzip dinamizmden izler taşıyan Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'da insanlık deneyimini şaşırtıcı tesadüfler, derin acılar, büyük yalnızlıklar, iç içe geçmiş hayatlar ve sınırsız bir yaşama sevinci merceğiyle konu ediyor. Amerika'da büyük ilgi gören ve ses getiren roman, akıcı dili, zengin anlatımı ve çığır açan tekniğiyle içinde yaşadığımız zamanların bir klasiği.

   "O gece babam beni yatırır ve kitap hakkında konuşurken bu meseleye bir çözüm düşünüp düşünemediğini sormuştum. "Hangi mesele?" "Fazlasıyla önemsiz olmamız meselesi." "Pekala, bir uçak seni alıp Sahra Çölü'nün ortasına bıraksa ve sen orada, bir cımbızla bir kum tanesini yerinden bir milimetre oynatsan ne olur?" demişti. "Muhtemelen susuzluktan ölürdüm," demiştim. "Hayır, tam o anda, tek kum tanesini oynattığında demek istedim. Ne anlama gelirdi bu?" demişti. "Bilmem. Ne?" demiştim. "Düşün bakalım," demişti. Düşünmüştüm. "Herhalde bir kum tanesini oynattığım anlamına gelirdi." "Ki o da Sahra'yı değiştirdiğin anlamına gelirdi." "Yani?" "Yani mi? Yani, Sahra uçsuz bucaksız bir çöldür. Ve milyonlarca yıldır var. Ve sen onu değiştirdin!" "Doğru!" demiştim yerimde doğrularak. "Sahra'yı değiştirdim!" "Anlamı?" demişti. "Ne? Söyle." "Eh, Mona Lisa'yı yapmaktan veya kanseri tedavi etmekten bahsetmiyorum. Sadece bir kum tanesini bir milimetre oynatmaktan bahsediyorum." "E?" "Bunu yapmasaydın insanlık tarihi şöyle gidecekti" "Hı-hı?" "Ama yaptın. Yani?" Yatakta ayağa kalkmış, yıldızları göstermiş ve bağırmıştım: "İnsanlık tarihinin gidişatını değiştirdim!" "Doğru." "Evreni değiştirdim!" "Değiştirdin." "Ben, Tanrı'yım!" "Sen ateistsin." "Ben, yokum!" Yatağa, kollarına atlamıştım ve kahkahalarla gülmüştük."

   Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın, kayıplara, arayışlara, insan ilişkilerine, yalnızlığa, kalabalıklara, acıya ve coşkuya, içinde yaşadığımız şehirlerin labirentlerine, asla adresine ulaşamayan mektuplara, gece yarısı anlatılan masallara, rüyalara ve gerçeklere, söylenen ve asla söylenememiş sözlere dair çarpıcı, eğlenceli, sürprizli ve birazcık da sihirli bir roman.

Yorum
   Merhaba sevgili okurlar! Sizlere ne kadardır okumayı istediğim ve nihayetinde okuma fırsatı bulduğum bir eseri yorumlamak için burdayım. Bu eser "Aşırı Gürültülü Ve İnanılmaz Yakın"dan başkası değil tabiki de. Eseri okumadan önce birkaç yerde hakkında yazılanları görmüştüm. Birçok kitap için olduğu gibi bu kitap içinde çelişen fikirler vardı. Kimine göre boş ve okumaya değmez bir eserdi, kimine göre ise dönüm noktası sayılabilecek bir şaheser. Ben şahsi kanaatimce ikisinin arasında ama ikincisine daha yakın olduğumu söyleyerek kitabı gerçekten beğendiğimi belirteceğim. Çoğunuzunda okurken "ne ilginç kitapmış yahu" diyeceğinizi düşündüğüm bir kitap. 

   Eser arka kapaktanda anlaşılacağı üzere, 11 eylül'de bombalanan yerler ve ölen insanlardan birini yani tatlı Oskar'ın babasını konu ediniyor. Aslında o ölümden sonra hayatı değişen Oskar'ı desek daha doğru olur. Kitabı daha iyi anlamanıza ve daha derinden hissetmenize yardımcı olması açısından sizden şuan birşey yapmanızı isteyeceğim. 10 yaşında küçük bir çocuksunuz. Ve biliyorsunuz ki o yaştaki neredeyse her çocuk için babaları bir kahramandır. O bir idoldür. En iyi savaş tekniklerini o bilir, en ünlü dergilerin kapaklarını o süsler, en pratik matematik sorusu çözen odur, diğer tüm babaları yenebilir, en iyi oyunları o öğretir, en iyi futbolu o oynar. Sonra birden gelen bir telefonla siz ona bir veda bile edemeden ölüm haberini aldığınızı düşünün. Onunla en son ne konuşmuştunuz? Onu üzecek şeyler söylemiş miydiniz? Onu sevdiğinizi söyleme fırsatınız olmuş muydu? İşte tüm bunlar tam olarak minik Oskar'ı anlatıyor buradan da kitabın dram ağırlıklı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Kitapta Oskar için hayat ikiye ayrılıyor. Babasından önce ve babasından sonra...

    Minik Oskar dediğime bakmayın. Yaşı son derece küçük olmasına rağmen aklı zehir gibi. Hayatın anlamını sürekli sorular sorarak, araştırarak, kitaplar okuyarak çözmeye çalışıyor. Bunu babası öğretmemiş miydi ona? Aralarında bir oyun haline dönmüştü. Babası sürekli zekice ve dolambaçlı sorular ve bulmacalar hazırlar ve Oskar günlerini, haftalarını hiç sıkılmadan onları çözmeye adardı. Bu babası öldükten sonra da devam etti. Babasının ölümü her şeyin sonu değildi aslında. Bulması, keşfetmesi gereken onca şey yok muydu? Bir anahtarın peşine düşerek maceralara atılan bu minik mucit sonunda aradığı cevapları bulacaktı. Buda bir nevi hayatın anlamını kavramasına yardımcı olacaktı. Bu süreçte birçok insan tanııyacaktı, birçok hikaye öğrenecekti. Hiç bilmediği duyguları olduğunu keşfedebilecekti. Hiç söylemediği, söylemeyi aklından bile geçirmediği sırlar, hiç ummadığı kişilere dökülüverecekti ağzından.

    Kitabın eleştirebileceğim kötü yanları da var. Bu kitabı tanımlamak için 10 kelime seçme şansım olsa içlerinde kesinlikle "kafa karışıkılığı" da olurdu. Çünkü bazı yerleri dikkatle okumadığınız takdirde kafanız karışabilir. Kimin kim olduğunu, karakterlerin orada ne kast ettiğini anlamayabilirsiniz. Bu yüzden dinç bir kafayla ve dikkat vererek anlaşılabilecek bir kitaptı. Satır aralarını hatta Oskar'ın herkese sorduğu ve "saçma" olduğunu düşündüğünüz bazı sorularını dikkatle okuduğunuzda kitabın derinlerine daha kolay inebilirdiniz. Bunun dışında bazı uzun ve sıkıcı tam "atlaya atlaya geçmelik" diyaloglar biraz sıkıyordu ve okumayı zorlaştırıyordu. Birde karakterler arası diyaloglar satır satır değil, tırnak tırnak ayrıldığı için kimin ne söylediği karışabiliyordu. Bu uzun soluklu diyaloglarda çok daha sıkıntı yaratıyordu ve kimin o sözü söylediğini anlayabilmek için bazen tek tek A şunu demiş B şunu demiş diye saymak gerekiyordu.


     Kitapta Oskar'ın kendine özgü, farklı bir çocuk olduğunu hemen anlıyordunuz. O akranlarından çok farklı bir yapıdaydı. Onu iyi tanımayan bir okur ona beyin özürlü bile diyebilirdi ama tam tersi o tamamen "sıradışı" bir çocuktu ve keşfedilmeyi bekliyordu. Kendine özgü ifadeleri de kitapta bolca geçti zaten. Bunları bile benimseyebildiğimi farkettim. Bir şeyler size üzüntü verdiğinde "botlarınızın ağırlaşması" gibi, gün içinde başınızdan geçenleri fotoğraflayıp bir günlüğe yapıştırarak tutabileceğiniz bir "başıma gelen şeyler günlüğü" gibi, ölmüş kelebek kanatlarından oluşan "koleksiyonlarınız"gibi, kimseye anlatamadığınız şeyler için her seferinde kendinizi hırpalayarak "tenim çabuk morarır"larınız gibi, ya da herkesin gözyaşları ile beslediği "gözyaşı denizleri" gibi veya elinizden düşmeyen "tef"leriniz gibi bambaşka bir karakterdi Oskar. Sevdiği kitabı "Zamanın Kısa Tarihi"ni okur, yegane dostu Buckminster'ı okşar, ilgisini çeken herkese her konuda mektuplar yazar. Hatta en sevdiklerim listesi diye bir listesi bile vardır. Böyle bir baş karakterden bahsediyoruz. Kitapta sürekli çizimler ve resimler var. Bunlar kitaptan alakasız ve yer kaplamak için yapılmadılar. Bunlar az önce bahsettiğim Oskar'ın "bugün başıma gelenler" isimli günlüğüne yapıştırdığı resimler. Resimleri ve anlatımıyla dolu dolu bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitabın isminin nereden geldiğini de kitabı okuyup sindirdikten sonra anladım. Sizinde anlayacağınızdan eminim. Spoiler vermemek adına bu işi size bırakıyorum. :)


    Kitabın dili sadeydi. Bazı kafa karıştırıcı diyaloglar dışında akıp gidiyordu. Kitabın kendine has tarzı vardı. Büyüyüp küçülen yazılar, konuşamayan bir ihtiyarın konuşma defterinden sayfalar, resimler...  Kitap sadece Oskar'ın gözünden anlatılmıyordu. İki farklı karakterin daha gözünden anlatılıyordu. Bu bölümler peşisıra gelse bile başlıklarda kimin bölümü olduğu yazmadığı için bazen okuyucu kimi okuduğunu anlamakta güçlük çekebiliyordu. Ama kitabın mantığı çözülünce bunlar sorun olmaktan çıkıyor tabi. Kitabın son sayfaları da çok etkileyiciydi. Belli bir noktada ağlayacak kadar oldum diyebilirim. Ama yinede en etkilendiğim 20 dramatik kitap arasına gireceğini sanmıyorum. O kadar dram kitabı okuduysam tabi :) Bu kitabın oscar ödüllü filmi de varmış. Fragmanını aşağıda paylaştım, oradan da bakabilrisiniz. İzlemeyi düşünüyorum. Umarım onuda kitabı kadar beğenirim. Kitabı beğendim çünkü. Okumanız için hoş bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Sizde kendine özgü bir karakter olan ve acısını kendisinden bile gizleyen minik Oskar'la tanışmak istiyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim. Keyifli okumalar :)


Alıntılar
Geçmişe ihtiyacım yok diye düşünüyordum. Geçmişin bana ihtiyaç duyabileceği aklıma gelmemişti.
Cehalet tam mutluluk mudur, bilmiyorum ama düşünmek çok acı verici ve söyleyin bana, düşünmek bana ne verdi, beni hangi üstün mertebeye getirdi? Düşünüyor, düşünüyor ve düşünüyorum, kendimi milyon kere mutluluğun dışında düşündüm ama bir kere bile içinde düşünmedim.
Hayatına bir sürü insan girer ve çıkar. Binlercesi! Girebilsinler diye kapıyı açık tutman gereklidir! Ama bu aynı zamanda gitmelerine izin vermek de demektir.
Çekinmek, kafanı istediğin bir şeyden öteye çevirmektir. Utanmak, kafanı istemediğin bir şeyden öteye çevirmektir.
Kendini mutluluktan korumadan mutsuzluktan koruyamazsın. 
Hiçbir şeyi özlediğin bir şeyden daha fazla sevemezsin.
Ama şimdi hayattayım ve düşünmek beni öldürüyor!
Acıyı hissetmek hiçbir şey hissetmemekten iyiydi, değil mi?
-Beni yine görmek istiyor musun?
-Seni yine görmek istemeyi istemiyorum.
Yitirmek hiç sahip olmamaktan iyidir. Hiç sahip olmadığım bir şeyi yitirdim ben.
Ona söylediğim bütün yalanları anlatmak istedim. Sorun değil, çünkü bazen iyi bir şey yapmak için kötü bir şey yapman gerekir demesini istedim. 






Puanım

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Yabancı (Yabancı #1) - Diana Gabaldon | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Outlander
Seri: Outlander #1
Sonraki Kitap: Kehribardaki Yusufçuk
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 838
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 4.19  (32,515 oy)

Arka Kapak Yazısı
   Sene 1945. Eski bir savaş hemşiresi olan Claire Randall, evine dönmüştür. Tekrar bir araya geldiği eşiyle ikinci bir balayına çıkar. Salisbury Düzlüğü’nde bulunan tarihi taş çemberini ziyaret ederler. Bu taşlardan birine dokunan Claire birden kendini, savaş yüzünden yıkılmış ve gruplaşmış sınır baskınlarına maruz kalan İskoçya’da bir yabancı olarak bulur. Sene 1743’tür.
   Anlayamadığı güçler tarafından zaman içinde geçmişe savrulan Claire, hayatı için tehdit oluşturabilecek mülk sahipleri ve casusların arasına düşmüştür. Cesur bir İskoç savaşçısı olan James Fraser, Claire’e öyle sınırsız bir aşk sunar ki, genç kadın sadakat ve tutku gibi iki zıt duygunun arasında sıkışıp kalır. Farklı zamanlarda yaşayan ve hiç ortak özellikleri olmayan bu iki adam arasında bir seçim yapması gerekmektedir.


Yorum
   Sevgili okurlar, öncelikle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Çok satanlar listesindeki bir serinin ilk kitabı ile karşınızdayım. Öncelikle bu kitabı birçoğunuzun bildiğini, en azından dizisinden haberdar olduğunuzu düşünüyorum. Adından söz ettiren bir seri. Ben dizisinden haberdar değildim. Kitabını okumayı bir süredir düşünüyordum, kitabını elime alıp kapağını gördükten sonra bir dizisi olduğunu anladım. Belki bazılarınız diziyi izlemiştir ama ben öncelikle kitabını okumanın daha doğru olacağını düşündüm ve ilk kitabı bitirdim. 

    Epsilon Yayınevi özellikle de etkileyici fantastik seriler çıkardığı için bu seriye de büyük bir iştahla başladım. Tabi bir "Buz Ve Ateşin Şarkısı" beklemiyordum ama yine de hoş ve kaliteli bir seri olacağını düşünerek başladım. Beklentilerimin bayağı altında kaldığını ve beni hayal kırıklığına uğrattığını söylemeliyim. İlk başlarda güzel gidiyordu. Heyecanlı olmasa da güzel bir kitap olacağının sinyallerini veriyordu. Güzel bir kurgu ve fikirle karşımızdaydı. Ama ilerlediğimde keşke yazar bu kurguyu daha iyi değerlendirebilseydi diye düşündüm. Belki benim ruh halimden belki de kitap gerçekten sıkıcı olduğundan bilmiyorum ama kitabın neredeyse %70'lik bir kısmını sıkılarak okudum. En az 250 sayfanın sonunda göz devirdiğime yemin edebilirim. Neden sıkıldığıma gelirsek, öncelikle kitaptan daha fazla aksiyon, macera, gizem, hareket ve duygu beklemiştim ama bunları çoğu yerde ya hiç vermedi ya da çok az dozda verdi.Yazar bu tür beklentilerimin yerini fazlaca cinsellik, gereksiz diyaloglar ve mekan tasvirleri ile doldurmuştu. Özellikle "cinsellik" unsuru kitapta o kadar çok yerde geçiyordu ki bir an gerçekten "Elli Ton Serisi" okuduğumu zannettim. Bunun dışında kitabın başları ve sonlarında birkaç hareketlenme dışında heyecanlandıracak pek birşey olmadı. Sonu ise gerçekten benim pek tasvip etmeyeceğim şekilde bitti.


     Kitabın arka kapak yazısında göreceğiniz üzere kitapta önceki hayatında eşiyle birlikte mutlu bir hayat geçiren Claire Randall'ın bir takım olaylar sonucunda kendini yaşadığı yıldan yaklaşık 200 yıl geride bir ormanda bulması konu edinilmiş. Aslında kurgu hoş bir fikir üzerine dayanıyor. Özellikle Claire oraya gittikten sonra başından geçen ilk olaylar, kızıl bukleleri olan yakışıklı Jamie Fraser ile karşılaşana kadar iyice hareketleniyor. Onunla karşılaştığında okuyucu yeni aşkın başlayacağının sinyallerini alıyorlar. Aralarındaki çekim hoş, güzel diyaloglar ve tatlı flörtleşmelerle okuyucuya keyif veren yerler var. Ancak kitapta Claire'ın sürekli tacizlere uğraması, cinsellik ve şiddet fazla olduğu için kitabın keyif kaçırıcı yönlerinin de bir o kadar olduğunu söyleyebilirim. Kitapta bozulduğum bir diğer nokta kitapta bazı karakterlerin (spoiler olmaması adına kim olduğunu söylemeyeceğim) kitabın başlarında tarif edildiği haliyle sonradan birtakım davranışlarının çelişmesi. Bu karakterin kibar ve incitmekten korkan birinden şiddet seven bir zalime dönüştüğü noktaları görmezden gelemiyorsunuz. Birde bir iki yerde müslümanlıkla ilgili hoş olmayan ifadelerin geçmesi de beni öfkelendirdi biraz. Kitabı okurken yazarın kadın olduğuna dair ipuçları da vardı. Kadın karakterin çok daha başarılı tasviri, kadın-erkek ilişkisinin anlatılışı, belli yerlerdeki gereksiz uzatma ve tasvirler vs kadın kalemi olduğunu ele veriyordu. Neyse bu kadar eleştirerek kitaba ve yazarına da çok haksızlık yapmadan biraz da olumlu yönlerden anlatalım kitabı. 

    Kitapta eski bir İskoçya vardı. Eskilerin teknolojiden uzak ve o zamanın şartlarındaki halleri çok iyi betimlenmişti. Özellikle hemşire olan esas kız Claire'in tedavi için aşılar, ağrı kesiciler, asprin gibi ilaçlar yerine bitkileri kullanması, atlarla seyahat edilmesi, elektrik yerine gaz lambaları gibi ayrıntılar zamanın şartlarını çok iyi yansıtmıştı. Kitapta birçok paranormal olaya tanık olduk. Zaten arka kapaktan ve kitabın konusundan Claire'in zaman yolculuğu yapışından bunu anlamak zor değil. Kitapta cadılar, çeşitli efsaneler, hayaletler gibi ögeler mevcuttu ama bu okuyucuyu rahatsız edecek kadar yoğun ve alakasız değillerdi. Kitaba ayrı bir boyut kazandırdığını söyleyebilirim. İlginç özellikli, hepsi kendine özgü karakterlerin varlığı da kitabı renklendiriyordu. Kitapta entrikalı ve gizemli yerlerde oldu. Çok yoğun ve istediğim düzeyde olmasa bile heyecanlandran aksiyonlu olaylara da arada yer verilmesi kitabın kasvetini bozmaya yardımcı oldu. Gereksiz şiddet bölümlerini saymazsak dövüş sahneleri de heyecan vericiydi. Bunun bir seri olduğunu düşünürsek hikaye henüz bitmedi ve bazı gizemler diğer kitaplara kaldı. 

     Kitabın üslubuna gelirsek Claire'in diliyle anlatılmıştı tüm olaylar. Onun hisleri, onun hayalleri, onun savaşları üzerinden okuduk her şeyi. Kitap kalındı ancak akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim. Gerçekten çok sıkılıp kitabı bırakmak istediğim yerler oldu. Gereksiz diyaloglar, abartılmış mekan ve kişi tasvirleri beni boğdu. Özellikle kitabın sonlarında bazı yerleri ve diyalogları çok gereksiz buldum. Claire ve rahiplerin olduğu yerler kitapta çok "emanet" duruyordu. Claire'ın kitabın sonunda Jaime için yaptığı bazı şeyler de çok alakasızdı. Yazarın kitabı uzatmak için kendini kastığı belli oluyordu. Benim beklentilerimin altında kalmasına ve beni gerçekten hayal kırıklığına uğratmasına rağmen seriye devam edip etmemek konusunda kararsızım. Bir yanım bu kitap gibi olacaksa onun yerine daha kaliteli eserlerin okunmak için beklediğini söylüyor, diğer yanımsa ilk kitapta gerçekleşmeyen bazı yüzleşmelerin, birtakım sırların diğer kitaplarda bulunacağını ve bu yüzden serinin daha da heyecanlanacağını söylüyor. Bende hemen olmasa da belirli bir süre sonra belki ikinci kitabını okuyabileceğimi düşünüyorum, en azından ikinci kitabın birincisi gibi "balayı" kitabı olmadığını umuyorum. Bundan önce belki dizisine de göz atabilirim. Bunu seri bittikten sonra yapmayı düşünsem de bu şuan mümkün görünmüyor. Dizideki başröllerden Jamie Fraser kitabı okurken hayalimde canlandırmamı kolaylaştırdı. Aynı şeyi Claire için söyleyemem. Onu dizidekinden daha farklı hayal ettim. İster dizisini izlemeyi tercih edin, ister kitabını okuyun umuyorum ki hiç sıkılmazsınız ve kitaptan zevk alırsınız. İyi okumalar :)

=>=>=>Küçük bir dipnot olarak; böyle kalın bir kitaptan şaşırtıcı da olsa kayda değer bir alıntı olacağını düşünmediğim için, alıntılar bölümünü es geçmek zorundayım. Serinin diğer kitaplarında böyle olmayacağını umuyorum. 





Puanım

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #2) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: City Of Ashes
Seri: The Mortal Instruments #2
Önceki Kitap: Kemikler Şehri
Sonraki Kitap: Camlar Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 525
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.22  (529,951 oy)


Arka Kapak Yazısı
Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak kadar heyecan! Ölümcül Oyuncaklar can yakmaya devam ediyor!

Komada bir anne ve dünyayı yok etmeye kararlı bir baba.. Clary Fray, kurtadamlar, şeytanlar ve gizemli Gölgeavcılarıyla dolu, ürkütücü New York yer altı dünyasına doğru sürükleniyor. Geçmişiyle ilgili öğrendikleri yalnızca başlangıç. Şimdiyse dünyanın kaderi Clary'nin ellerinde. Yeni keşfettiği güçlerini ustaca kullanmayı ve asla kendisinin olmayacak bir erkeğe karşı hislerini dizginlemeyi başarabilecek mi?


Yorum
   Merhaba sevgili okurlar! Bir kaç gün önce birinci kitabına yaptığım yorumdan sonra ikinci kitabı da okudum ve yorumu da hemen eklemek istedim. Aslında kitabı dün bitirdim ve akşam sıcağı sıcağına yorum yazacaktım fakat gece tüm milletimizi üzecek hadiseler oldu ve bunun üzerine blogla ve yorum yazmakla uğraşmak duyarsızlık gibi göründü ve olayların durulmasını bekledim. Bu olayla ilgili hepinizle aynı üzüntüyü paylaşıyorum ve bu girişime sebep olanları, bilinçli olarak katılanları ve bundan yararlananları Allah'a havale ediyorum ve şehitlerimize Allah'tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı dileyerek yorumuma geçiyorum. 

     Kitap bir fantastik kitaptan beklenecek bir kurgu ve olay örgüsüne sahipti. İlk kitaptaki yorumumu okuduysanız orada ilk kitabın sonunun biraz heyecanlı bittiğini, bazı gizemler çözülürken bazılarının ikinci kitaba ve diğer kitaplara kaldığını belirtmiştim. Bu kitap ilk kitaba göre çok daha heyecanlıydı. En azından aksiyon, macera daha yoğundu.Ancak ilk kitapta eleştirdiğim maceraya verilen ağırlıktan karakterlerin hisleri ve düşüncelerinin önemsenmeyişi hatası bu kitapta büyük oranda telafi edilmişti. İlk kitapta karakterlere çok yakın hissedemezken ve bağlanamazken bu kitapta onları daha çok benimseyebildiğimi fark ettim. Yine de bu açıdan alanındaki en iyi kitap olduğunu söyleyemeyeceğim. Daha önce okuduğum birçok fantastik, genç-yetişkin tarzı kitapta baş karakterleri daha çok benimsiyordum. Bu açıdan daha zayıf kalmıştı ama ilk kitaba kıyasla bu alanda iyileşme gösterdiğini inkar edemem. İçimden bir ses bunun üçüncü kitapta çok daha iyiye gideceğini söylüyor. 

     Kitapla ilgili olumsuz olarak eleştirebileceğim en temel nokta kitabın bazı yerlerinin genç-yetişkin tarzın neredeyse tüm klişelerini taşıması, benzerlerinden  ayrılacak güçlü bir yanının olmamasıydı. Bildiğimiz üzere fantastik, genç-yetişkin eserlerde baş karakterlerin aşkının imkansız olması, kızın masum ve kendi halinde hayatından kimsede olmayan yeteneklere sahip bir süper-savaşçıya dönüşmesi, diğer karakterlerin mücadelesine rağmen en son ve en etkili darbeleri esas oğlan ve kızın yapması, esas oğlanın etkileyici bir heykel kadar mükemmel kızın da bir o kadar saf ve doğal olması klişeleri bu kitapta da bolca mevcuttu. Yine bir karakterin başına her türlü öldürücü, yok edici yıkım gelmesine rağmen başına sürekli mucizelerin gelmesi de biraz rahatsız ediciydi. Benim bir eseri kaliteli olarak nitelendirebilmem için karakterlerden taviz verilmesi gerekir. Hiçbir karakterin vazgeçilmez ya da tamamen hatasız ya da mükemmel olmadığını hissetmeliyim. Bu kitabı daha "tahmin edilemez" kılıyor. Aksi takdirde çok saydam, sığ eserler oluveriyorlar. İlerisini rahatça görebiliyor, neler olacağını rahatlıkla tahmin edebiliyorsunuz. Bu eserde birçok olayı okumadan önce tahmin etmem ve hepsinde tam on ikiden vurmam hiç hoş olmadı. Ters köşe olmak isterdim. Bu tür tavizlere ve ters köşelere fantastik, genç-yetişkinlerde pek rastlanmayacağını biliyorum. Okuduğum hiçbir bu tarz eserde ana karakterlerin öldüğünü görmedim diyebilirim mesela. Neredeyse hepsi mutlu sondu. Herkes hayatını düzene sokuyor, tüm sorunlar çözüm buluyor, sevenler kavuşuyor. Henüz serinin sonuna gelmesek bile bu eserinde öyle olacağının sinyallerini alabiliyorum. Yine de bir fantastik eseri okurken böyle klişelerle karşılaşacağımı adım gibi bildiğim halde neden ısrarla okuduğumu soruyorsanız her türün kendi arasında ayrı tadı olnası ve bu tatlara arada ihtiyaç duymamız. Fantastik eserlerde çiftlerin tatlı çekişmeleri, etkileyici erkek karakterler ve doğaüstü savaşlar ayrı haz veriyor ve bu hazzı diğer türlerde bu şekilde alamıyorum. Tıpkı bir gerilim-polisiye de mantıksal ipuçları çözme, gizeme odaklanma gibi durumları da bu türde bulamadığım gibi. İşte bu yüzden her ne kadar güçlü bir tür olarak görmesem de yine de okumak beni sıkmıyor. Aldığım haz diğer kaliteli türler kadar olmasa da yine de keyif alıyorum. Çok acıktığınızda doyurucu bir yemek yerine atıştırmalık şeyler bulup onunla idare etmeniz gibi. Tam doyuma ulaşmasam da kısa vade de gerçekten işe yarıyorlar. Üstelikte beyin yormayan, hızlı ilerleyen kitaplar.


    Kitap macera doluydu. Birtakım gizemler çözülürken birtakım gizemler eklendi. Kafa karıştırıcı detaylar ortaya çıktı. Yenilikçiliği severim ve yazar da kitaba yeni karakterler eklemiş, karakter kadrosunu genişletmiş bundan da hoşlandım. İlk kitapta arka planda kalan karakterleri daha yakından tanımış olduk. İnsanüstü türlerin özelliklerini, kötü karakterlerin amaçlarını daha geniş pencereden gördük. Karakterlerin ilk kitaptan bu yana ruhsal ve fiziksel olarak değişimi/gelişimi ve olgunlaşmasına tanık olduk. Bu açılardan da hoşuma gitti. Kitaptaki savaş sahneleri gerçekten etkileyici olmuştu. Heyecanlandığımı hissettim. Yazar epey gelişme kaydetmiş.

   Dili ilk kitaba benziyordu. Karakterleri dışarıdan bir gözle anlatıyordu. Ama ilk kitapta daha çok ana karakterlerin düşünceleri ve yaşantısı aktarılırken bu kitapta birçok karakteri aktarması da daha iyi olmuş. Kitabın sonu vurucu olmasa da ilk kitaba göre daha merak uyandırıcıydı. Özellikle bazı gizemlerin hala çözülmemiş olması, üstüne kafa karıştıracak cinsten yeni merak unsurlarının eklenmesi üçüncü kitaba ağzımızı sulandıracak cinsten. Üçüncü kitap için heyecanlıyım. Ne zaman okurum bilmiyorum ama Camlar Şehri'nden daha çok hoşlanacağımdan hiç şüphem yok. Genç-yetişkin sevenlerin kaçırmaması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Keyifle okumanız dileğiyle :)


Alıntılar
Cehennemde olduğuma inanıyorum demek ki oradayım.
O anı gözünde tüm detaylarıyla canlandırabilmesine rağmen şimdi tüm bunlar ona çok geride kalmış gibi geliyordu. Bir olayı artık hiç hatırlamazken o olayın fotoğrafını çok net hatırlayabilmeniz gibi. 
Jace insanların kendi adına endişelenmelerinden nefret ediyordu. Bu ona gerçekten endişelenecek bir şey varmış gibi hissettiriyordu.
Dünyada kahve olduğu sürece işler ne kadar kötü gidebilirdi ki?
Hayal edebildiğim en kötü duygu ne biliyor musun? Sevdiğim insana, dünyadaki herkesten daha çok güvenememek.
Daha önce hiç denemediysen yapamayacağını nereden biliyorsun?
Bazen kendi zihninin derinliklerinde tamamen kayboluyorsun. Keşke peşinden gelebilseydim.
Bir şeyi gerçekten seviyorsan onu asla sonsuza dek olduğu gibi tutmaya çalışmazsın. Değişmesi için serbest bırakman gerekir.
En çok değer verdiğin insanlara gerçekleri söyleyemiyorsan zaman içinde kendine de gerçekleri söylemeyi bırakıyorsun.

Puanım

15 Temmuz 2016 Cuma

Amatörler - Marcus Sakey | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Amateurs
Seri: Yok
Yayınevi: Koridor Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 3.64  (364 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Şöyle düşünün. Bir cinayetle suçlanıyorsunuz ve şüpheli dört kişiden birisiniz. Önünüzdeki seçenekler: Ya susacaksınız. Ya suçluyu ele vereceksiniz. Ya da hepiniz aynı hikayeyi anlatacaksınız. Oyun teorisine göre en iyi strateji suçluyu ele vermek gibi görünse de, karşınızdakinin nasıl hareket edeceğini hesaplayarak herkesin kurtulmasını sağlayabilirsiniz. Özellikle bu diğerleri sizin en yakın arkadaşlarınızsa...

Her perşembe akşamı aynı mekanda buluşan ve sonra normal hayatlarına geri dönen dört sıkı arkadaş. Diplerde yaşayan Alex; tehlikeli sırlar saklayan Ian, maceradan uzak duramayan Jenn ve Jenn'den uzak duramayan Mitch. Sıradan hayatlarından bunalan bu dörtlü, bir gün hayatlarını değiştirecek adrenalin ve gerilim dolu bir oyun oynamaya karar verirler. Hepsinin bu şansı değerlendirmek için farklı bir nedeni vardır. Korku, çaresizlik, aşk, heyecan. Ama bu oyunda en ufak bir yanlış adımın ölümcül sonuçları var ve bu dört amatör akla gelebilecek en tehlikeli profesyonellere karşı oynuyor.

Yorum

   Ne okusam ne okusam derken Sümeyye'nin kitaplığında bu kitabı görünce okuyayım dedim ve başladım. Açıkçası o insanda büyük beklenti uyandıran kapak yazısını okumamıştım, Sümeyye fena kitap değil deyince şans verip okudum ve ona katılıyorum, fena değil ancak yeterince güzel de değil.
Baştan uyarmak istiyorum, kitap arka kapak yazısında olduğu kadar havalı değil hatta ben arka kapağı okuduğumda aynı kitabı mı okuyorum acaba diye düşünmeden edemedim.

  Kitapta bir kadın üç erkek olmak üzere dört kişilik bir arkadaş grubu var, hepsinin sıradan hayatları ve kendilerine ait sorunları var. Karşılarına bir fırsat çıkıyor ve bu fırsat hayatlarını değiştirebilecek nitelikte, tabii fırsatla beraber gelen belalar da var. Hepsi beraber fırsatı yakalamak için kendilerince sebeplerle büyük bir işe girişiyor ve başlarına hiç beklenmedik olaylar geliyor. Bu olayların hepsi için ayrı sonuçları var ve birde ortak sonuçlar. Başlarına gelenler arkadaşlıklarının, sadakatlerinin ve zekalarının sınanmasını sağlayan birbirinden tehlikeli olaylar ve yapacakları hamleler hem kendi hem de arkadaşlarının hayatlarını kapsıyor.



  Amatörler'in konusu aslında oldukça güzel ve ilgi çekici ancak işleniş ve kurgu açısından aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Yazar fena olmayan bir kurgu ile yazmış kitabı ancak dil, karakterler ve okura sunuş tarzını çok başarılı bulmadım. Karakterler genel olarak iyi oluşturulmuş olsa da yazar okura yeterince iyi ulaştıramıyor ve bu da karakterlerle aranızda cam duvar varmış gibi hissetmenize yol açıyor ki ben bir kitapta karakteri hissetmeye çok önem veririm. Karakteri sevemesem bile yazar bana onu hissettirebilmeli ki ben okurken kitabın içine girebileyim. Sakey ne yazık ki bunu yapamamıştı.

  Bu türde okuduğum bir çok kitabın gerisinde kalsa da Amatörler çokta kötü bir kitap sayılmazdı, sadece yeterince iyi değildi, yazar konu ve karakterleri iyi işleyememişti. Olaylar ise güzel bir hızda ve düzende gelişiyor, hatta kitaptaki bazı olaylar okuru ters köşe yaptırabilecek nitelikte, çok beklemesem de yazar beni şaşırtmayı başardı. Ve kitap gerçekten adının hakkını veriyor, ana karakterler birer amatör ve yazar onlara nereden geldiği belli olmayan yetenekler bahşetmemiş, oldukça sıradan ve amatörce davranışları olan dörtlünün bu yönünü sevdim.

  Amatörler, çok güzel bir kitap olmasa da zaman geçirmek için okunabilecek bir kitap ve tabii ki başlamadan önce beklentilerinizi minimum düzeyde tutmanızı ve çok iyi bir şeyle karşılaşmayacağınızı bilerek davranmanızı tavsiye ederim. İyi okumalar. :))


**  Amatörler'i okurken kitap sayesinde aklıma bir soru takıldı ve bir kaç gündür zihnimi kurcalıyor. Size de sormak istiyorum, belki sizinde hayatınıza farklı açıdan bakmanızı sağlar. (Bende bir şeyler kıpraştırdı, bakalım devamı da gelir belki.)

  Eğer 50bin dolarınız olsa ve bunu istediğiniz gibi kullanabilecek olsanız, ne yapardınız?

Alıntılar

Ben ne olmak istediğimi hiçbir zaman bilemedim. Çocukken hayallerim vardı. Tipik çocuk hayalleri. Korsan, astronot ya da film yıldızı olacağınızı düşünürsünüz. Dünyayı kurtaracağınızı. Bir.. öneminizin olacağını...
Ama zaman geçip gidiyor, değil mi? Bir bakıyorsunuz astronot olmamışsınız. Dünyayı kurtarmamışsınız. Ve bir gün otuzlu yaşlarda uyanıyorsunuz ve olmanız gereken yerin burası olmadığını anlıyorsunuz. Korkunç bir şey olduğundan değil. Ama istediğiniz şey bu değil. 
Hepimiz kendi ışık çemberimizde yaşıyoruz. Görebildiğimiz kadar uzağı görüyor ve her şeyi bundan ibaret sanıyoruz. 
Hayat böyleydi işte. Şimdi olduğunuz şeyler gerçekte olduğunuz şeylerdi. 
Ama yalnızlığın güzel bir yanı da var. Yalnız olmana rağmen bunun, gerçekte olmadığın bir gibi yaşamaktan daha daha iyi olduğunu anlıyorsun.

Puanım

2.5

14 Temmuz 2016 Perşembe

Mr. Robot (1. Sezon) | Dizi Yorumu


  Herkese Merhaba! Siz dizi izler misiniz bilmiyorum ancak ben pek izlemem, nadiren hoşuma giden bir dizi bulursam izlerim. Ve Mr. Robot'ta bunlardan biri. Geçen yıl ilk çıktığı sıralar keşfetmiş ve beğenince kısa sürede sezonu bitirmiştim. Bu yılda beğendiğim için Sümeyye'ye önerdim ve ikinci sezon başlamadan birlikte birinci sezonu izledik.



  Öncelikle diziden haberi olmayanlar için konusundan bahsedelim,  Elliot Alderson gündüzleri siber güvenlik şirketinde çalışan sıradan mühendisken geceleri dünyayı görünmeyen elden kurtarmak isteyen bir hacker. Evet, Elliot kapitalizme savaş bir hacker. Kapitalizme savaş açan tek hacker o değil ve her hacker iyi tarafta değil tabii ki.


  Dizi hack, biligsyarlar ve hackerlar arasındaki düzlemde oldukça ilginç ve gizem dolu bir şekilde ilerliyor.

  Kişisel görüşlerimize gelecek olursak; dizinin en sevdiğimiz ve bizi kendine yanı hackerlar ve gizemdi. İlk bölümden itibaren bu özellikleri dizide bolca bulabiliyorsunuz. İlk bölümler durgun ve biraz da akıl karıştırıcı olsa da diğer bölümlerde dizinin mantığını çözünce daha iyi anlıyor ve severek izlemeye başlıyorsunuz, yani bir kaç diziye şans vermek gerek. Her bölüm heyecan artsa da bizim hoşlanmadığımız nokta, belki de tek nokta dizinin son bölümlerine doğru ortaya çıkan bazı gerçekler. Keşke hiç olmasaydı dizinin bu yönü dedik.



  Bunların dışında karakterleriyle, diyaloglarıyla ve mesajlarıyla özgün ve kaliteli bir yapım. Aksiyon olmasa da dizi de bolca olayla karşılarşıyorsunuz ve hepsi de yaşamdan bir parça içeriyor.

  Karakterlerin bir çoğu özgündü ve hepsi oldukça iyi kurgulanmıştı, oyuncular pek tanıdık olmasalar da hepsi rolünün hakkını veriyor bizce. Hatta bazı karakterler bizi oldukça etkiledi, hem farklı hem ürkütücülerdi.



  Son bölüm çok iyi bir şekilde bitti, ben bir yıldır çıldırıyorum. :D Diğer sezona bolca gizem bıraktı ve aklınıza kazınacak bir sahne ile veda etti. Açıkçası biz çok etkilendik ve ikinci sezona bir an önce başlamak istiyoruz. İkinci sezonun ilk bölümü de dün yayınlandı ve bizde çok geçmeden izleyeceğiz.

Ve bonus, en sevdiğimiz sahnelerden biri;

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bilinmeyen Adanın Öyküsü - José Saramago | Kitap Yorumu

kitap kapağı
Orijinal Adı: O Conto da Ilha Desconhecida
Seri: Yok
Yayınevi: Kırmızı Kedi Yayınevi
Sayfa Sayısı: 64
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 3.90  (4,042 Oy)

Arka Kapak Yazısı

"Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver."

Bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta Saramago'nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar. Emrah İmre'nin Portekizceden çevirisi ve Birol Bayram'ın desenleriyle okurun minör başyapıtlarından olacaktır Bilinmeyen Adanın Öyküsü.

"(...) ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin, (...)"

Yorum

  Modern Klasikler Okuma Dizisi'ndeki tüm kitapları okumaya karar vermiş ve bunu da burada belirtmiştim, yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Bilinmeyen Adanın Yolculuğu'nu da bu listede olduğu için okudum.



  Kitap uzun öykü türünde. Bilinmeyen adayı aramak isteyen bir adamın öyküsü bu. Adamın adayı arayışı ise kişisel bir yolculu gibi, yazar kısacık öyküde karakterler arasındaki diyaloglar ile güzel mesajlar veriyor.

Kitap çok inceydi ve yarısı çizimlerle doluydu, öyle olunca kitabın başına oturduğum gibi ne olduğunu anlamadan bitirdim. Gerçekten çok kısa sürdü ancak güzeldi. Yine de Saramago'nun dilini sevdiğimi çok söyleyemem, kitabın dilini ne tam anlamıyla sevdim ne de sevmedim, hala emin değilim. 
Kitaptaki çizimlerden biri


Çizimleriyle ve öyküsüyle Bilinmeyen Adanın Öyküsü okuması güzel bir kitap oldu, biraz daha uzun olsaydı keşke dediğim bir kitap oldu. İçindeki cümleleri de çok beğendim, okumak isterseniz  pişan olmayacağınız bir öykü. İyi okumalar. :))

Alıntılar

Mühim olan varış değil, gidiştir mi demek istiyorsun yani,
Kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir.

ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin,  

Puanım


11 Temmuz 2016 Pazartesi

Kuzuların Sessizliği (Hannibal Lecter #2) - Thomas Harris | Kitap Yorumu

thomas harris
Orijinal Adı: The Silence of  the Lambs
Seri: Hannibal Lecter #2
Önceki Kitap: Kızıl Ejder
Yayınevi: Nemesis Kitap
Sayfa Sayısı: 430
Baskı Yılı: 2014 
Goodreads Puanı: 4.11  (336,084 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Buffalo Bill lakabıyla tanınan bir seri katil, bazı kadınların peşine düşmektedir. Katilin belli bir amacı vardır ama cesetler farklı eyaletlerde bulunduğu için kimse bunu kavrayamaz. FBI Akademisi'nde genç bir stajyer öğrenci olan Clarice Starling, büronun davranış bilimleri bölümünden Jack Crawford tarafından çağırılınca şaşırmıştır. Görevi, çok zeki bir psikiyatr ve korkunç bir katil olan, Baltimore Akıl Hastanesi'nde tutularak kriminal cinnet açısından yakından izlenen Dr. Hannibal Lecter ile görüşmektir. Lecter'ın, katillerin zihin yapısıyla ilgili öngörülerinin, Buffalo Bill'in izinin sürülmesine ve adamın yakalanmasına yardım edebileceği düşünülmektedir.

Zeki ve çekici bir kadın olan Starling, kendini Lecter gibi keskin zekâlı biriyle garip ve yoğun bir ilişki içinde bulunca sarsılır. Adamın, Buffalo Bill ve genç kadının kendisi hakkındaki şifreli ipuçları; Starling'i tüm okurların tüyler ürpertici ve son derece sürükleyici bulacağı bir araştırmaya sürükler. Büyük bir yaratıcılık ve ustalıkla kaleme alınmış olan Kuzuların Sessizliği romanı bir gerilim klasiğidir.

Yorum

  Herkese Merhaba! :) Bugün bir Thomas Harris klasiği ile karşınızdayım; Kuzuların Sessizliği. Serinin ilk kitabını geçen yıl okumuş ve beğenmiştim, seriden beklediğimi bulamasam da polisiye-gerilim türü için güzel bir kitap olduğunu düşünüyordum ve seriye devam etme kararı almıştım. Aslında seriye başlama sebebim bu kitap ve ünü, insanın merakını uyandıran bir karakter Hannibal ve herkesin bildiği Kuzuların Sessizliği, filmi ile de kitabı ile de oldukça ses getiren bir yapıt.

  Kızıl Ejder (serinin ilk kitabı)'nda karşılaştığımız ve benim sevdiğim bir karakter olan Will Graham ne yazık ki bu kitapta yer almıyordu, bu kitapta Hannibal'dan sonra ana karakterimiz Clarice Starling'di. Starling mezun olmak üzere olan zeki, genç ve yetenekli bir öğrenci. Bir çok kadını öldürmüş olan ve henüz yakalanmamış olan seri katil Buffalo Bill var ve Starling'de peşinde, Starling'e ise Hannibal yardımcı oluyor. Genç Starling'e akıl veren veren ve yardımcı olan Hannibal ile Starling arasında bir çok diyalog yaşanıyor ve hepsi birbirinden zekice hazırlanmış, açıkçası ikilinin bölümlerini okurken büyük zevk aldım ve iple  çektim o bölümleri.

  Kuzuların Sessizliği, kurgusuyla ve karakterleriyle gerçekten çok iyi bir polisiye-gerilimdi. Bu kitapta ilk kitaba göre Hannibal daha çok yer alıyordu ve kitabın bu yönünü çok beğendim. Hannibal okuması oldukça zevkli bir karakter, zekasıyla, farklılığıyla okuru kendine çekiyor -en azından beni. :)

  Kitabın kurgusu kadar dili de iyiydi ve sayfalar çok hızlı akıp gidiyordu. Hiç sıkmadan sayfalar aktı, geçti ve ben kitabı çok beğendim. Özellikle de ilk kitabın beklentimi yeterince karşılamadığını düşünecek olursam bu kitap beklentimi oldukça karşıladı ve sevdiğim polisiye-gerilimler arasında yer aldı. Yakın zamanda filmini de izlemek istiyorum, umarım onu da severim.

  Kuzuların Sessizliği'ni sevdim ve gerçekten iyi bir kitaptı. Serinin diğer kitaplarını da merak ediyorum ve yazarın iyi bir iş çıkaracağını düşünüyorum. Şunu da ekleyeyim, serinin Nemesis Kitap'tan çıkan baskıları gerçekten çok hoş, kitapların kapaklarını çok beğendim ben. :)
  İyi bir polisiye-gerilim okumak iserseniz Hannibal Lecter serisini es geçmeyin derim. İyi okumalar. :)

Puanım

4.40


10 Temmuz 2016 Pazar

Kemikler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #1) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: City Of Bones
Seri: The Mortal Instruments #1
Sonraki Kitap: Küller Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 580
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.12  (1,085,660 oy)


Arka Kapak Yazısı
Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak daha birçok şey. Ölümcül Oyuncaklar hafızanıza kazınacak!

On beş yaşındaki Clary Fray, New York’ta Pandemonium Kulüp’e doğru yola çıktığında bir cinayete tanıklık edeceği hiç aklına gelmezdi.
Hele ki, bu cinayetin daha önce hiç görmediği acayip silahlara sahip tuhaf dövmeli üç genç tarafından işleneceğini hayatta düşünemezdi! Clary, polisi arayabileceğini biliyordu fakat ceset bir anda ortadan yok olunca ve canileri Clary’den başka kimse göremediği için durumu açıklamak pek kolay olmayacaktı!

Clary’nin onları görebilmesine çok şaşıran katiller kendilerini Gölgeavcıları olarak tanıtacaktı. Yani, dünyayı şeytanlardan arındırmaya ant içmiş gizli bir kabile!


Yorum
     Fantastik severler buraya! Yine güzel bir genç-yetişkin, fantastik seri ile karşı karşıyayız. Bir süredir kitap yorumu yazamadım, o arada gerçekten güzel kitaplar okudum. Dikenlikler Prensi ve Örümcek Ağındaki Kız bunlardan ikisiydi. Bunlar hakkında yorumu Esma bloggerımızın geçmişteki paylaşımlarında bulabilirsiniz. Serinin ilk kitabını henüz bitirdim ve yorumu da sıcağı sıcağına eklemek istedim. Öncelikle kitabın konusundan başlayacak olursam, kitap insanları ve dünyayı iblisler ve onlar gibi kötü varlıklardan koruyan, birçok insan-üstü yetenek ile donatılmış, dövüş dehası "gölge avcıları"nı ve onların mücadelesini konu alıyor. Bu seri diğer fantastik seriler gibi vampirler, kurt-adamlar veya periler gibi tek bir tür üzerine yoğunlaşmamış hepsinin içinde yer aldığı bir seri. Bu özellikle benim gibi tek bir paranormal yaratığı bile uçuk bulan bazı okurlara çok itici gelebilir ancak inanın bana okurken hiçte gözünüze batmadığını anlıyorsunuz. Hatta diğer serilerden ayıran hoş bir detay olduğunu söyleyebilirim. İşte bu yaratıklar da efsane gölge avcılarının kimlerle uğraşıp dünyayı kimlerden koruduğu sorusunun cevabı. Bu varlıklardan başta iblisler olmak üzere diğer tehlikeli canavarlar, insanlık ve dünya üzerinde büyük bir tehdit oluştururken, gölge avcıları düzeni sağlayıp paranormallerin dünyasını ve sıradanlarınkini dengede tutmakla görevliler. Kitabı okurken anlıyorsunuz ki aslında mücadele ettikleri bu olağanüstü yaratıklardan çok daha zorlu bir rakip. Kendi içlerinden birisi. İşte bu gölgeler dünyası ile yeni yeni tanışan ve bir anda kendini avcıların arasında bulan Clary'nin hikayesini dile getiriyor bu kitap.


     Karakterleri ele alacak olursak, başta yukarıda belirttiğim gibi daha bir gün öncesinde hayatı sıradan bir 15 yaşındaki kızın hayatı gibi olan, kendi halinde, resim çizmekle, şiir dinletileriyle uğraşan bir kızken sadece eğlenmek amaçlı gittiği bir klüpte tanık olduklarından sonra hiçbir şey artık eskisi gibi olmuyor onun için. Artık gölgeler dünyası ile tanışma vakti geldi. Jace Wayland ise tüm genç okuyucuların hayran olacağı türden bir yakışıklı. Yaşıtlarına nazaran çok sayıda iblis öldürmüş, silahları pek iyi kullanan, altın sarısı bu delikanlı hayatını gölge avcılarına ve intikama adamış ve bu sırada kızıl saçlı Clary ile karşılaşıp ona bu hayata adapte olmasında yardım eden tehlikeli ve umursamaz bir serseri. Alec ve Isabelle ise Jace gibi yetenekli gölge avcıları ve onun yakın arkadaşları. Bunun dışında gölge avcılarının bulunduğu enstitüyü yöneten Hodge gibi karakterler ile Valentine gibi birçok karakter var. Ancak bunlar hakkında bilgi verirsem spoiler gibi olacağından kitapta okuyup görmeniz daha doğru olacaktır. 
     Kitapta zaman günümüzdeki bir zamanı anlatıyor. Günümüzdeki gibi metrolar, kafeler, telefonlar mevcut. Mekanlar ise renkli ve gözde canlandırması kolay mekanlar. Özellikle sıradanların göremediği haritada yer alan yerler ve dıştan köhne görünen ihtişmalı binalar gibi detaylar da hoşuma gitti. Mekan tasvirleri çok uzun tutulmamakla birlikte gözümde kolayca canlandırdım. 

     Kitap akıcı bir dille yazılmıştı. "Ben" dili kullanılmamıştı. Clary ağırlıklı olsa bile kararkterlerin duygu ve düşüncelerine de arada değinilmişti. En azından baş karakterlerin. Kitapta sürekli heyecan hakimdi hatta bu yüzden bazı yerlerde heyecan ve aksiyondan fırsat bulup karakterlerin bu konudaki duygularına pek değinilmemesinden hoşlanmadım. Mesela esas kız Clary bazen öyle şeyler öğreniyor ki veya başına öyle şeyler gelip yalnız kalıyordu ki ama buna rağmen böyle bir hayata yeni girse bile hiç zorlanmıyormuş gibi aktarılması, ne hissettiği ile ilgili tasvirlere yer verilmemesi kitabın zayıf yönlerinden birisiydi. Kitapta çok fazla gizem vardı. Bir kısmı ilk kitapta çözülse bile, bazıları hala sır olarak diğer kitaplara kaldı. Özellikle kitabın sonlarında ortaya çıkan birtakım şeyler "Bu nasıl olur?" dedirtecek kadar şaşırtıcı ve ters köşe yapan gerçeklerdi. Ben seneler önce bu kitabı okumadan filmini izlemiştim. Filmi kitaba bağlı kalmadan izlediğim için ve  oynuncuları da sevdiğimden zevkle izlemiş ve beğeniştim ilk kitap bittikten sonra bir kez daha izlediğim zaman, kitaptan bariz farklı yerlerini görünce ve kitapta aldığım hazzı ve doygunluğu elde edemeyince filmi ilki kadar sevemedim açıkçası. Ama yine de oyuncuları sevenler için bence güzel bir fantastik film olarak izlemelerini tavsiye ederim. Ama kitapla birebir paralellik beklemeseler iyi olur. Kitapta Jace ile Clary arasında geçen ve bazılarını alıntı olarak aşağıda paylaştığım hoş diyaloglar, Jace'in sempatik ve komik replikleri kitaba ayrı bir tat katıyordu. Bu ikilinin arasındaki çekimi gerçekten sevdim. Aksiyonla dolu, gizemli, sürükleyici bir fantastik kitap arıyorsanız bence bunu kaçırmamalısınız. İyi okumalar dilerim :)


Alıntılar
-Ne istiyorsun?

-Sadece kahve. Koyu, ruhum gibi.
Çoğu kimse üzüldüğünde veya korktuğunda değil, hayal kırıklığına uğradığında ağlar.
J:Ben son derece çekiciyim.
C:Alçakgönüllülüğün de çekici bir özellik olduğunu hiç duymadın mı?

J:Sadece çirkinlerden. Dünya alçakgönüllülerle dolu olabilir ama şu anda kibirlilere ait. Benim gibi.
Erkeklerin yaptığı en kötü şeyler genellikle aşk adınadır.
Bütün bunlardan öğrendiği birşey varsa, o da sonsuza dek sahip olacağını sandığı şeyleri ne kadar kolay kaybedebileceğiydi.
Sadece amacı olmayan insanlar mutsuzdur.
Cehenneme düşüş kolaydır.
C:Şimdi tişörtünden bir parça koparıp yaramı mı saracaksın?

J:Giysilerimi parçalamamı istiyorsan sadece söylemen yeterli. Bundan çok daha az acısız olurdu.
J:Çocuğun babası sadece onu daha güçlü, esnemez bir hale getirmeye çalışıyordu. 

C:Ama insan gerektiğinde esnemeyi öğrenmelidir. Yoksa kırılır.

J:Yeterince güçlüysen kırılmazsın.
Sevmek yok etmekti ve sevilmek, yok edilecek kişi olmaktı.
Dünya üzerinde ergenlik çağındaki herkes böyle hisseder. Kırık, sıradışı, bir şekilde farklı, kazayla köylülerin arasında doğmuş bir kraliyet üyesi gibi. 
J:Doğum günleri özel olmalıdır. Benim doğum günlerimde, babam bana istediğim her şeyi alabileceğimi veya yapabileceğimi söyledi. 

C:Her şeyi mi? Sen ne tür her şeyler isterdin?

J:Şey, beş yaşımdayken spagetti banyosu yapmak istedim.
Mea culpa, mea maxima culpa
Düşüş çağırıyor

Yükseliş çağrılırken.
Kendini kurtarmadan, başkalarını kurtaramazsın.


Puanım
 

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Cam Kule - Robert Silverberg | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Tower of Glass
Seri: Yok
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 288
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı:

Arka Kapak Yazısı

İnsanı insan yapan nedir? Bir rahim yerine tankta doğmak dışında insanlardan farkı olmayan androidler insan olarak görülebilir mi? Bir insan 23. yüzyılda nasıl Tanrı'ya dönüşür, özellikle Tanrı olduğunun farkında değilse?

Robert Silverberg çok katmanlı romanı Cam Kule'de, tüm servetini, hırsını, umudunu ve tutkusunu yeryüzünden sonsuzluğa uzanan bir kule dikmeye adayan Simeon Krug'u iki farklı açıdan ele alarak anlatıyor: İnsan Krug ve Tanrı Krug. Androidler aracılığıyla insan hakları ve köleliği bize tekrar düşündürten bu kitap, modern çağ efendiliğinin getirdiği çürümeye karşı bir eleştiri niteliği taşıyor.

Cam Kule, gözü yükseklerde olan insanlığın, çamura saplanma öyküsü…

Yorum

  Ne zamandır bilim kurgu okumuyordum, bir değişiklik olsun istedim ve Cam Kule'yi seçtim. :) İyi ki de seçmişim.

  Aslında robotlu ya da insan gibi düşünen robot benzeri insan yapımı "yaratıkların" olduğu kitaplar beni pek cezbetmez, bana hep itici gelmiştir bu tarz şeyler. Cam Kule'ye başladığım ilk sayfalarda da bu hisse kapıldım, hatta bıraksam mı dedim ancak vazgeçip devam etmeyi tercih ettim, bunun akıllıca bir hareket olduğuna da inanıyorum. :)



   Cam Kule, insan ürünü olan, insanlara son derece benzeyen, zeki, duyguları olan andoroidlerin olduğu, 23. yy dünyasını konu alıyor. Androidlerin üreticisi, yaratıcısı olan Krug onları insanların hizmeti için birer nesne olarak üretmektedir ancak zamanla androidler Krug'un kurtarıcıları, tanrıları olduğuna inanarak kurtuluşu beklemeye başlarlar. Kitaba adını veren Cam Kule ise Krug'un en büyük hırsı, tutkusu olan, henüz tamamlanmamış olan kuledir. Kule muhteşem özelliklere sahip, devasa bir yapı (1500 metre) olmak dışında insanlıkla evren arasındaki bağlantı olacaktır.



   Kitapta androidlerin bakış açılarını, Krug'u ve ondan bağımsız düşünen oğlunun bakış açısını okuyor ve herkesin düşünce tarzına hakim oluyoruz. Başlangıçta sadece araç olarak üretilen androidlerin zamanla özgürlük savaşına girişmeleri ve bu konuda insanların tutumu, şuan ki dünyamızda da benzerini görebileceğimiz bir durum. Androidlerin köle şeklinde kullanılması ve insan değil, eşya sınıfına girmeleri, kitapta da değinildiği gibi, yıllar önce zencilerin köle yerine koyulmalarına oldukça benziyor. Yazar bu gibi benzerliklerle donattığı kitabında bize bir çok mesaj veriyor, anlayacağınız sadece bir bilim kurgu romanı okumuyorsunuz, okurken insanlığı dışarıdan gözlemleme şansına erişiyorsunuz ve yazarın zekice hazırladığı kurgusuna hayranlık duyuyorsunuz. Kitabın en sevdiğim yönü bu oldu, basit bir kurgu romanı olmaktan öteye geçen bir kitap Cam Kule ve okurken ister istemez gerçek dünyaya dönerek karşılaştırma yapıyor, insanlığın hırslarını, kendini kaptırdığı ve doğru sandığı hataları gözden geçiriyorsunuz.

  Cam Kule'de gerçek dünyamıza paralel bir çok özellik var, robotları, bilim kurguyu sevmeseniz bile bu paralellik sizi romanın içine çekiyor ve sayfaların nasıl aktığını anlamıyorsunuz. Kitabın tek güzel yönü dünyamızla olan paralelliği değildi tabii ki, dili, karakterleri ve kurgusu da güzeldi. Yazarın fazla uzatmadan vermek istediği mesajı vererek romanı bitirmesinden de gayet hoşlandım, tadı damağınızda kalıyor ancak uzun anlatımlarla da sıkmıyor.

   Kitabın kapağı da çok hoşuma gitti, gayet zekice bir tasarım olmuş bence ve kitaba çok yakışmış. *-* Kitabın adı ister istemez aklıma Linkin Park'ın Castle of Glass şarkısını getirdi. :) Dinlemek isteyenler için;



   İnsanoğluna birde yirmiüçüncü yüzyıldan Silverberg kaleminden göz atmak istiyorsanız hiç durmayın derim. İyi okumalar :)

Puanım