28 Ekim 2016 Cuma

Sanal Aşk - Kemal Sayar | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Sanal Aşk
Seri: Yok
Yayınevi: Kapı Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2016

Arka Kapak Yazısı

Artık insanlar birbirine değil telefonlarına bakıyorlar. İnternet bizleri uzaklardakilere yakın ederken, yanı başımızdakilerden de uzaklaştırmaya başladı. İlişkiler Facebook'ta kurulur, WhatsApp'ta sürdürülür, "arkadaşlık listesinden silerek" de bitirilir oldu. Oysa aşkın ve ayrılığın acısı her çağda can yakıyor. Teknoloji değişse de insan yüreği aynı kalıyor.

Bu kitap sanal aşkları ve gerçek duyguları her yönüyle ele alarak, bir "internet profili"nden fazlası olan bizlere anlatan ilk kapsamlı eser. Okurken kendinize dair ilk kez fark edeceğiniz çok şey olacak.

Kesin olan bir şey var ki o da sanal dünyanın ilişkilerimizi ve ilişki sürdürme biçimlerimizi derinden etkilediği. Her şeyin bir "tık"la değiştiği bir zamanda aşk da uçuculuktan nasipleniyor, bir "tık"la buharlaşıyor. Geride kalan duygular ne kadar gerçek ve uzun ömürlü peki?

Yorum

  Kemal Sayar.. yazdıklarıyla, cümleleriyle ruhuma, hayatıma dokunabilen az sayıda yazardan biri. Kitaplarından etkilendiğim bir çok yazar oluyor ancak Sayar bir başka, o hayatıma cümleleriyle dokunuyor ve varlığını somut bir biçimde hissettiriyor. Bu yüzden onun yazdıkları benim için çok değerlidir, Sanal Aşk'ın çıkacağını duyunca çok sevinmiş ve heyecanla beklemiştim. Hatta tanıtım yazısında belirtmiştim, yazıya buradan ulaşabilirsiniz.



  Kemal Sayar ve Berna Yalaz'ın birlikte kaleme aldığı kitap, çağımızın yeni çözüm ve sorunlarına değiniyor. Değişen dünya ve değişen hayatlarımızda, sanal dünyanın, siberalemin eksi ve artı yönlerini değerlendiren bir kitap. Kitapta sanal dünyanın etkilerini tüm yönleriyle görebilmek mümkün, hayatlarımıza girişi ve hayatlarımızı yeniden şekillendirişi ve henüz netleşmemiş olan hayatlarımızın gittiği yön... Yazarlar bunların her birini artı ve eksi yönleri ile sunmaya çalışmış ve bu esnada da bir çok kaynak ve araştırmadan yararlanarak en net ve en doğru sonuca ulaşmaya çalışmışlar.

  Açıkçası kitap beni büyüledi ve hayatımı gerçekten etkiledi. Sanal alemde gereğinden fazla vakit geçirmeye, telefona daha fazla gömülmeye başlamıştım bu beni rahatsız ediyordu ki bu kitaba başladım ve internet bağımlılığımı gözden geçirmeye karar verdim ve kitabı okudukça kendi hayatımı da okumaya çalıştım. Kitaba başladıktan sonra bağımlılığıma dur demem gerektiğine karar verdim ve internet kullanımımı azaltmak için çabalamaya başladım, şimdilik iyi gidiyorum. Önceden bir günde telefonumun şarjı tamamen biterken artık bir günün sonunda %40 kadarı hala bitmemiş oluyor ve zamanla bu durumu daha da iyileştirmek istiyorum.

  Kitabın kendi hayatıma etkisini biraz uzunca anlattım çünkü boş bir kitap değil, size şunu yapan, bunu yapın diyen kitaplardan değil. Soru sormanıza, yapmanız gerekeni kendinizin bulmasına olanak sağlayan bir kitap. İşte bu yüzden uzunca yazmak ve belirmek istedim. Kitap size bilgiyi veriyor ne yapmak istediğiniz size kalmış, ben bağımlılığımla baş etmeye karar verdim *her ne kadar bağımlı olduğumu kabul etmek istemesem de öyleyim*, bence sizde kitabı okumalı ve ne yapacağınıza karar vermelisiniz. Sanal Aşk'ı okumasanız bile lütfen sanal dünya ile olan ilişkinize bir göz atın ve bağımlı olmadan onu yönetebilir hale gelin.

Yalnızlık, yalnız kalmanın sancısı iken; tek başınalık, yalnız olmayı seçmenin zaferidir. Yalnızlık fiziksel ve duygusal olarak acı verir, onu en çok istediğimiz anda bizden uzak kalan bir yakınlığın yokluğunu belirtir. Tek başınalık ise bilinçli ve iradi bir biçimde yalnızlığı yeğlemektir. Tek başınalığın ruha verdiği tatmin hissini yaşamayan kişi, yalnızlığın verdiği ıstırabı tadar. Tek başınalık lazım geldiğinde o yalnızlıktan çıkabilmektir de.
  Tek başına kalamıyoruz, çünkü her yalnız kaldığımızda kafamızı ekranlara gömüyor düşüncelerimizden, kendimizden kaçıyoruz. Hadi başımızı kaldıralım ve biraz tek başımıza kalalım. Ruhumuzun derinliklerinde yolculuğa çıkalım, kendimizden kaçmak yerine kendimizle yüzleşelim.

   Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, iyi okumalar.

Puanım



26 Ekim 2016 Çarşamba

Kuşatma (Sissoylu #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Well of Ascension
Seri: Mistborn #2
Önceki Kitap: Son İmparatorluk
Sonraki Kitap: Çağların Kahramanı
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 648
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.34  (145,907 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Kötülük alt edildi; savaş ise henüz başlıyor.

İmkânsızı başardılar ve acımasız iktidarı bin yıl boyunca devam eden Tanrı benzeri varlığı ortadan kaldırdılar. Bu toprakların en kudretli Sissoylusu hâline gelen Vin ve ona âşık olan genç, idealist bir soylu olan Elend Venture, şimdi yıkık bir imparatorluğun külleri üzerine sağlam, yeni bir toplum inşa etmek zorunda.

Üç farklı ordunun kuşatması altında kaldıkları sırada, Vin ve Elend bu zorlu amaç için çalışmaya başlayalı çok kısa bir zaman olmuştu. Kuşatmanın demir yumruğu geride kalan her günle birlikte giderek daha da kapanırken, kadim bir efsane bir umut ışığı sunmaya başladı onlara. Efsanede bahsedilen Miraç Kuyusu’nun ne tür bir güç bahşettiği belli değil, hatta bu kuyunun gerçekten de var olup olmadığını bile kimse bilmiyor.

Belki de Lord Hükümdar’ı alt etmek işin en kolay tarafıydı. Lord Hükümdar’ın yıkılışı sonrasında ortaya çıkan gelişmelere rağmen hayatta kalabilmek hiç de kolay olmayabilir.

Yorum

  Sissoylu... Efsane yazarın efsane serisinin ikinci kitabı; Kuşatma.
  Sissoylu serisini çok seviyorum, daha doğrusu ilk kitaptan çok sevdim ve ikinci kitabı okumayı uzun süredir istiyordum. Aslında alalı bir süre olmuştu ancak kitaba zaman ayırmak istediğim için başlayamamıştım ve sabırsızlanıyordum ki nihayet başladım ve bitirdim. :)

  Sissoylu ile henüz tanışmayanlar için yorumum da biraz spoiler olabilir baştan söyleyeyim ancak arka kapak yazısından fazla da spoiler yok, rahat olun. :)

  İlk kitapta yaşanan olayların bir yıl sonrasından başlıyor kitap. Som İmparatorluk'ta artık her şey farklıdır, yeni ve tutunmaya çalışan bir hükümet, ne yapacağını bilmeyen bir halk ve günden güne tehlikeli olmaya başlayan Zifir. Ve tüm bunların üstüne gelen Luthadel'i kuşatmaya çalışan ordular.. Tüm bunların içinde Vin ve Elend hem şehri korumaya hem de Zifir'le mücadele etmeye çalışmaktadır. Son İmparatorluk'ta tam bir kaos hakim ve Sanderson sizi bu kaosun merkezine yerleştiriyor ve muhteşem kurgusuyla sizi büyülüyor. En azından ben büyülendim, Sanderson okudukça ona hayran kalmamak diye bir şey olabilir mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. :)

  İlk kitaptan sonra bazı şeylerin (bu "bazı" şeyleri okuyanlar bilir) eksikliğini hissederim sansam da ben hissetmedim açıkçası. İlk kitapla bu kitap arasında oldukça farklar vardı, ilk kitap belli bir amaca adanmış umudun yüksek olduğu ve asil yaşantısının doruklarda olduğu bir kitapken bu kitap tam zıddı idi, şehir kuşatma altında, kaos hakim ve umutsuzluk hüküm sürüyor. Ancak yazar iki kitap arasındaki bu farkı hiç hissettirmedi, ilk sayfadan son sayfaya kadar okuması oldukça zevkli ve dolu dolu idi. Özellikle son 200 sayfa kadarı çok güzeldi, hele o son sayfalar. Nasıl okuduğumu hiç bilmiyorum, pozisyonumu bile değiştiremeyecek kadar donmuş bir şekilde okudum!


Normal herhangi bir kitaptan daha büyük gördüğünüz gibi :D

  Sanırım Sanderson kitaplarının en büyük sorunu büyüklükleri ve yazısının küçük oluşu. Okurken tutması ve okuması biraz zor oluyor, yatarken okumak zaten imkansız. Yine de yazanlara değer diyerek yorucu minik yazılarını da görmezden gelip okuyoruz tabii ki. :)

  Kitapta büyük olaylar yaşandı ve hepsi de birbirinden güzel kurgulanmış ve sunulmuştu. Düşman kim, hain kim, neler olacak, zifir ne? Bir çok soru vardı ve çoğu soru çözüme kavuştu ancak peşinde bir çok soruya yer açtı. Daha bir çok gizem var ve diğer kitapta neler olacak merak ediyorum.

  Bu seri hakkında uzun uzun konuşabilirim, hatta konuşmak da istiyorum ancak spoiler vermek istemediğim için susuyorum. :) Eğer fantastik kurgu seviyorsanız bu seriyi es geçmeyin, kurgusu, konusu ve kendine özgü büyü stili ile çok farklı ve güzel bir seri, bunu kaçırmayın ve mutlaka göz atın derim. :) Umarım sizde seriyi okur ve seversiniz, iyi okumalar. :)

Alıntılar

"İyi adamlar efsane olamazlar," dedi Elend sessizce.
"İyi adamlar efsane olmaya gerek duymazlar," Vin gözlerini açarak ona baktı. "Onlar her halükarda doğru olan şeyi yaparlar." 
Bazen, vazgeçmek başarısız olmaktan iyidir. 
Bir açıdan ona güvenerek yanılmayı, güvensizliğin endişesiyle başa çıkmaya tercih ederdi. 
Bir adamı tanımlayan şey onun kusurları değil, bunların üstesinden nasıl geldiği idi.
Sadece siz onları anlamıyorsunuz diye başkalarının inançlarını küçümsemeyin Hanımım.

Puanım



Ütopya'dan Mimliyoruz | MİM #5


Herkese merhaba! Yine bir mim yine bir ben. Evet bu ara üst üste mim yapmış oldum, hepside çok güzeldi. Şimdi ki de güzel olacak gibi. Beni mim'leyen Semanur'a teşekkür ediyorum. Bu etkinliği Semanur Kok ve Hikaye Kalpli Kadın başlattılar. Semanur'un yazısına buradan  Hikaye Kalpli Kadın'ın yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Geçelim mim'e. :)

1.Mucizelere inanır mısınız? Neden?

   Mucizelere inanırım tabii ki, Allah'ın hepimize, en ihtiyaç duyduğumuzda mucizemizi göndereceğine inanıyorum. Benim nedenim işte biraz teolojik biraz da çevremde gördüğüm mucizelerin etkisi. :)

2. Şuan bir mucize olsa ne olsun istersiniz? 

  Madem mucize bu bende ütopik bir şey istiyorum, adalet yerini bulsun ve herkes hak ettiğini elde etsin isterdim. :)

3. Bu kişi/olay/yer benim mucizem dediğiniz bir şey var mı?

  Maalesef benim öyle bir mucizem yok henüz, eğer bir şeyi seçecek olsam okuma sevdam derdim buna. :)
 

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim, katılmak isteyen herkesi mim'liyorum. :)
 

24 Ekim 2016 Pazartesi

Hayallerimiz ve Biz | MİM #4




 Herkese merhaba! Bugün yine bir mim'le karşınızdayım. Beni mim'leyen Kimliksiz'e teşekkür ediyorum. Onun yazısını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Şimdi hayallerle ilgili bu güzel mim'e geçelim. :)


1) Hayal kurmaktan hoşlandığınız yer ya da zaman dilimi var mı?

Aslında pek yer ve zaman aramam ancak güzel bir manzara ve engin gökyüzü karşısında hayal kurmayı daha çok severim, zihnim daha açık oluyor. :)


2) En çok nelerin hayalini kurarsın?

Geleceğin ve olma imkanı düşük şeylerin.


3) Şimdiye kadar çok hayaliniz gerçekleştirdiniz mi?

Eğer hayallerimi hedefim haline getirdiysem çoğunlukla gerçekleştiririm ki şimdiye kadar da böyle çok hayalim oldu.


4) Henüz gerçekleşmemiş ama ille de gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı?

İlle dediğim bir hayalim yok, sadece dünya da gidip görmeyi çok istediğim yerler ve keşfetmek istediğim şeyler var. Bunlar olursa çok sevinirim. :)

Şimdi sıra mim'lemeye geldi. *-*

Ve bu mim'i okuyup katılmak isteyen herkesi de mim'liyorum. :))


21 Ekim 2016 Cuma

Pozitif Psikoloji - Nevzat Tarhan | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Pozitif Psikoloji
Seri: Yok
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2015

Arka Kapak Yazısı

 Nevzat Tarhan, 10 Adımda Pozitif Psikoloji'de her biri psikoloji ve psikiyatrinin farklı sahalarında uzman on dokuz kişiden oluşan bir ekiple duygusal zekâ becerilerini 10 adımda geliştirme yöntemlerini pratik uygulamalarla birlikte sunuyor. Kendini tanıma-farkındalık, iletişim becerileri, motivasyon, sebatkârlık, uzlaşmacılık gibi kavramların tek tek açıklandığı kitapta anlatılan 10 adım, psikodrama ve alıştırmalarla pekiştiriliyor.

  Hayatın her anında karşınıza çıkabilecek krizleri birer avantaja çevirebilmenin inceliklerini anlamak ve öğrenmek isteyenler için Pozitif Psikoloji, Çoklu Zekâ Uygulamaları kaçırılmayacak bir imkân.

Yorum

  Anlamak ve özümsemek için yavaş yavaş okuyarak, kimi yerlerde not alarak Pozitif Psikoloji'yi bitirdim, aslında bir kaç gün önce bitirdim ancak bugün yazabiliyorum yorumu.

  Nevzat Tarhan ve psikoloji alanında uzman on dokuz farklı kişinin bir araya gelerek hazırlanmış bir kitap. Kitap duygusal zeka, iletişim becerileri, çoklu zeka kuramı gibi konuları işliyor ve duygusal zekanın on adımda nasıl geliştirileceğini açıklamalı bir şekilde bizlere sunuyor. Her bölüm farklı bir yazar tarafından ele alınmıştı, ben en çok Tarhan'ın kaleme aldığı bölümü beğensem de diğer bir çok bölüm de başarılı ve bilgi vericiydi.

  Duygusal zekayı ve önemini bu kitapla birlikte iyi bir şekilde kavrıyorsunuz ve öneriler sayesinde duygusal zekanızı nasıl geliştirebileceğinizi ayrıntılı bir şekilde öğrenebiliyorsunuz. Aynı şekilde diğer zeka türleri ile ilgili bilgiler ve geliştirmek için  uygulanması gereken yöntemlerde kitap da mevcut.

  Ben kitabı severek okudum, sadece bilimsel yönü biraz daha ağır basmış olmasını isterdim. Onun dışında okuması kolay, bolca bilgilendiren güzel bir çalışma olmuş, ilgisi olan kişilerin beğeneceğini düşünüyorum. İyi okumalar. :)

Puanım


19 Ekim 2016 Çarşamba

Kayıp Ruhlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #5) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: City Of Lost Souls
Seri: The Mortal Instruments
Sonraki Kitap: Cennet Ateşi Şehri
Sayfa Sayısı: 636
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.31  (297,746 oy)


Arka Kapak Yazısı
   New York Times çoksatarı "Ölümcül Oyuncaklar" serisi devam ediyor.

Tabii Jace, Clary ve Simon'ın başındaki tehlikeler de...
Jace'le Clary yeniden karşılaştığında, Clary korkunç gerçekle yüzleşti. İblis Lilith'in büyüsü altındaki Jace, kötülüğün hizmetkarı olmuştu.
Gölge Avcıları şimdi ne yapacaktı?
Kaybedilen geri istenebilir miydi?
Aşk için ödenecek bedel, ne olabilirdi?
Günah ve kurtuluş işbirliği yaptığında, kime güvenmek gerekirdi?


Yorum
Merhaba sevgili okurlar! 
      Görüşmeyeli, bloğa yazmayalı hayli zaman oldu. Okulların açılması, derslerin yoğunluğu, yurda yerleşme çabası derken uzun süre yazamadım ve yazamamanın verdiği sancı artık dayanılmaz olmuştu ve bugün nihayet kavuştum. İlk dört kitabını okumuş olduğum Ölümcül Oyuncaklar Serisinin beşinci kitabını da bitirdim. Seriyi biran önce bitirerek başka kitaplara gömülmek için sabırsızlanıyorum. 6 kitaplık serilerin sıkıntısı bu oluyor maalesef ki. Araya zaman koyarak okursan diğer kitaplardaki olayları karıştırabiliyor ve hatta unutabiliyorsun ve başka kitaplar girince kopukluk oluyor serinin tadını alamıyorsun. Aralıksız olarak tek bir seriyi bitirme gayretine girince de hep aynı türü ve benzer kitapları okuduğun için biran önce bitirip farklı türler okumak istiyorsun. En azından serinin bitmek üzere olduğuna seviniyorum.

     Öncelikle seri için şunu söylemem gerekiyor. Üçüncü kitabın yorumunda olayların sonuçlandığını söylemiştim. İlk kitaplardaki olaylar çözülmüş ve her şey yoluna girmişti ama yazar seriye doyamamış olacak ki başka bir olay örgüsü oluşturarak seriyi devam ettirmişti. Dördüncü kitaba yorum yaparken yazarın seriyi uzatmak için çaba içine girerek yeni olaylar ve karakterler kurgulamasından ancak buna rağmen serinin vitesi düşmeden heyecanla devam etmesinden ve kendini okutmasından bahsetmiştim. Ancak dördüncü kitap bitip beşinci kitaba geçtikten sonra fikirlerim birazcık olsun değişti. Çünkü üçüncü kitabın sonunda ortaya çıkan olay dörtte son buldu ama yine bir tür zorlama ile seri 2 kitap daha uzatılmış oldu. Bu artık biraz kasıntı görünmeye ve olaylar birbirini tekrar etmeye başladı. Bu seri ile ilgili zayıf bir özellik ve önceki kitapların kalitesine de gölge düşürdü diyebilirim.

    Karakterler genel olarak bir önceki kitaplarla ve özellikle de 4.kitapla benzerdi. Clary, Jace, Sebastian, Jocelyn, Luke, Maia, Magnus, Alec, Isabelle, Simon gibi her kitap görmeye alışık olduğumuz karakterler bu kitapta da hakimdi. En baş karakterlerin değil neredeyse tüm karakterlere ufak da ola bölüm ayrılmış hepsinin duygu ve düşünceleri o bölümlerde anlatılmıştı. Ağırlık yine baş karakterlerde olsa da bu güzel bir detaydı. Serinin başından beri tabiri caizse “mıymıntı” bulduğum Simon’ı artık öyle bulmuyorum demeyi çok isterdim ama maalesef 5 kitap geçmesine rağmen hâlâ bu özelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Bu ezik çocuk tavırlarıyla serinin başından beri bir türlü ısınamadığım bir karakter ve hatta bir mucize olsa ve Cassandra Clare en azından bir karakteri öldürse ve o karakter de Simon olsa diye çok da dilekte bulundum ama iyi karakterlerden asla vazgeçemediği, onları öldüremediği ortada. Simon’ın bölümlerini okurken çoğu zaman uykum geliyordu.



    Serinin ilk kitaplarına kıyasla bazı yerlerde (her yerde değil!) duygu tasvirleri konusunda yazarın aşama kaydettiğini düşünüyorum. Serideki donukluk bu kitapta daha az hissediliyordu. Her şeyin paranormal bir zemine oturtulmaya çalışılması kitabı anlaşılması zor kılmıştı ve akılda kalmayan detaylar çoktu. Kitapta seçilen mekanlar hoştu. Savaşma sahneleri biraz kısır anlatılmıştı. Ama yine de kitapta güzel kurgulanan yerler vardı. Bazı detaylar gerçekten kitabın sıkıcılığını kırıyor ve okunabilir kılıyordu.

[SPOILER!]
    Duyguya tam veremeyen yerler vardı ve bence bir kitapta kurgu, macera, akıcılık kadar duyguyu vermesi de önemlidir. Bu duygu aşk olsun, öfke olsun, acı olsun fark etmez. Özellikle Clary’nin Jace’e kılıç sapladığı yerde duyular çok yüzeysel anlatılmıştı. Daha ne olduğunu anlamadan okuyup geçmiş oldum. Oysa Vampir Akademisinde Rose’un köprüde Dimitri’yi öldürdüğü yer ya da Ateş Serisinde MacKayla’nın Jerricho’yu öldürdüğü yerde duygu çok yoğundu ve içimde hissetmiştim. Tür olarak ve diğer açılardan bu serilere çok benzediği için özellikle onlarla kıyasladım ve bu konuda türdeşlerine kıyasla ne yazık ki sınıfta kalıyordu. :(

    Üsluba gelince serinin genel üslubu gibi akıcıydı. Karakterlerin ruh hali üçüncü kişi ağzından tasvir ediliyordu. “Clary heyecanlanmıştı, Simon dehşete düşmüştü” gibisinden bir anlatımdı kısacası. Heyecanlı ve akıcı bir kitaptı. Derin bir mesajı ya da size katabileceği pek bir şey olmasa da zaman geçirmek için tercih edilebilirdi. En azından çabuk okunan ve kolay anlaşılan bir yönü var ki zamanınız olmadığında araya sıkıştırabileceğiniz bir kitap. E-kitap şeklinde indirip okulda ders aralarında veya toplu taşıma araçlarında rahatlıkla okuyabilirsiniz. Ben tabiki her zaman kitap halini okumanızı tercih ederim ama hem para vermemek adına hem taşıması kolay olduğundan hem sanki suç işliyormuşsunuz gibi insanların sürekli kitabınızı dikizlemesinden kurtulmak açısından bu pratikliği düşünebilirsiniz. Ben genelde kütüphaneden temin edip okudum seriyi ama bu kitabı “e-kitaptan okudum ve gayet rahattı. Hoşunuza gidebilecek bir fantastik kitap. İyi okumalar dilerim.:)

Seri Kitapları
5)Kayıp Ruhlar Şehri
6)Cennet Ateşi Şehri


Alıntılar
Hiç kimse kötülüğü kötü olduğu için seçmez. Kötülüğü seçen iyiyi aradığını, sonunda mutluluğu bulacağını zanneder.
Tanrı biliyor ya hepimizin güzel ve kırılgan olan her şeye zaafı var. Fakat bazı insanlar değiştirilemez. Değiştirilebilseler bile kendini feda edeni mahveden büyüklükte bir aşkla olur bu.
Seni bazı karanlık şeyleri sever gibi seviyorum.
Bir ilişkide sırlar olmalı. Henüz okunmayan bir kitap, ezberlenen bir kitaptan çok daha heyecan vericidir.
Her şeyin fazlası zarar, diye düşündü Simon. Fazla karanlık insanı öldürebilir, fazla aydınlık insanı kör edebilir.
Bazı anıları silmeye zamanın gücü yetmez.
İnsanları kendileri olmalarına izin vererek sevmek gerekiyor.

Puanım
 

17 Ekim 2016 Pazartesi

Pay (Spero Lucas #1) - George Pelecanos | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Cut
Seri: Spero Lucas #1
Sonraki Kitap: *Türkiye'de henüz basılmadı.
Yayınevi: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.7  (3187 Oy)



Arka Kapak Yazısı


Stephen King'in Amerika'nın yaşayan en iyi suç romanı yazarı ilan ettiği George Pelecanos'tan hafızalarınızdan kolay kolay çıkaramayacağınız yırtıcı bir karakter daha: Spero Lucas. Spero Lucas başarılı bir avukatın yanında araştırmacı olarak çalışıyor ama onun asıl işi kaybedilen ya da çalınan bir şeyi geri almak. Bu yüzden bazen çok da hoş olmayan kişiler için çalışıyor. Ve onun için o kişilerin kim olduğu önemli değil: Soru yok! Peki Lucas'ın payı? Yüzde kırk! Kesinlikle sıradan bir dedektif değil. Bildiğiniz hiçbir dedektif tanımına uymuyor. Evet, küçük notlar alıyor ama Iphone'una. Gün boyu bir masanın başında ellerini yüzünde kavuşturarak kara kara düşünmüyor. Harekete geçiyor. Bisiklete biniyor, sokakları santim santim dolanıyor. İyi yemeğe hayır diyemiyor. Elbette müzik dinlemeyi de seviyor. Ve kadınları da!

Hayatında hiçbir şey kalıcı değil. Hayatında uzun vadeli planlara yer yok. Genellikle ne düşündüğüne ilişkin ipucu vermeyen gözleri yeşil ve içlerinde altın rengi pırıltılar var. Yirmi dokuzunda. Asla gitmeyeceği barlar var. Sohbeti boş insanlarla takılmıyor. İronik insanlarla oturup içmiyor. Bir sınıfta olup teorilerle uğraşan hocaları dinlemek ona göre değil. Bir ofiste işe başlayıp siyasetle de uğraşamaz. Bir sabah uyanır ve o an hiçbir zaman bir üniversite derecesi olmayacağını veya kravat takıp işe gitmeyeceğini anlar. Otuz yaşına gelmiştir ve arada kaynayıp gittiğini hisseder. Ama birçok insandan daha şanslı olduğunu bilir. Yapmayı sevdiği bir şeyler bulmuştur. Sabah uyandığında bir amacı vardır.

Yorum

  Eğer Stephen King bir yazarı övdüyse o yazara bir göz atmak gerekir, düşüncesi ile Pay'a başladım. Kitabın ön kapağında gördüğüm cümle üzerine kitabı okumaya karar verdim ve okudum.




  Pay, Spero Lucas adlı baş karakter üzerine yazılmış serinin ilk kitabı. Spero Lucas, Irak'ta savaşmış eski bir asker ve şimdilerde illegal olarak araştırmacılık yaparak hayatını sürdüyor. Aldığı araştırma görevlerinden biri onu hiç beklemediği tehlikelerin içine sürüklüyor ve bizde bu maceraya onunla birlikte katılıyoruz.

  Spero Lucas antikahraman ile kahraman olma arasında bir çizgide duruyor, hangi tarafın ağır basacağı ilerleyen kitaplarda belli olacak gibi.

  Kitap üzerine fazla konuşmayacağım, suç-gerilim türünde fena bir kitap değil ancak kesinlikle çok güzel değil. Türünün diğer örneklerinden farklı bir özelliği yok ve sizi şaşırtabilecek herhangi bir detaya da sahip değil. Benim okumama Stephen King'in övgüsü sebep olmuştu ancak bu övgüyü biraz aşırı budum ben. Okusanız da okumasanız da pişman olmayacağınız, akılda kalıcı olmayan bir kitap.

  Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim, bol kitaplı günler dilerim. :)

Puanım


15 Ekim 2016 Cumartesi

MİM | En Çok Beğendiğim 15 Kitap


Bir mim daha. Bu aralar buralar hep mim oldu, bende anlayamadım ne olduğunu. :)
Öncelikle beni mim'leyen Deeptone ve Kimliksiz'e teşekkür ediyorum. İkisi de ayrı ayrı beni mim'ledi. :)
Deeptone'un yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
Kimliksiz'in yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir şeyleri enlere sokmayı hiç sevmem, özellikle de kitapları. Hepsi benim için biricikler, birbirlerinin önüne koyamıyorum onları. Bu 15 kitabı seçmek benim biraz zor oldu, listede atlayıp üzdüğüm kitaplar varsa onlardan özür diliyorum ve listeye geçiyorum.
*Bu arada serilerin ilk kitabını dahil ederek serileri listeye sığdırdım. :)

  1. 1984 - George Orwell 
  2. Suç ve Ceza - Dostoyevski
  3. Sefiller - Vicor Hugo
  4. Martin Eden - Jack London
  5. Aşk-ı Mizaç - Enver Demirel Yılmaz
  6. İnanç Psikolojisi - Nevzat Tarhan
  7. Olmak Cesareti - Kemal Sayar
  8. Kralların Yolu - Brandon Sanderson
  9. Taht Oyunları - George R.R. Marin
  10. Locke Lamora'nın Yalanları - Scott Lynch
  11. Ejderha Dövmeli Kız - Stieg Larsson
  12. Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
  13. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig
  14. Kız Kardeşim İçin - Jodi Picoult
  15. Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
Atladığım kitaplar oldu, onlar için üzgünüm.
Benim mim'lediğim bloglar ise; 

Bu mim'e ne kadar kişi katılırsa o kadar güzel kitaplar tanımış oluruz, lütfen adınız listede yok sa da mim'ledim kabul edin ve sizde listenizi yapın. Sevgiler. :)



Bu Yazın Favorileri | MİM #2

Herkese Merhabalar! Yine bir Mim ile karşınıdayım. Öncelikle beni mim'leyen Ayşe Yıldırım'a çok teşekkür ediyorum, sayesinde ikinci kez mim'e katılmış oluyorum. 

 Ayşe'nin Mim yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
Neyse mim'e geçecek olursak.

Olağan Üstü Bir Gece'den bir alıntı

1) Bu yaz okuduğun en güzel kitap?

Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig gerçekten çok güzel bir kitaptı, herkese tavsiye ederim. :) Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.

2) Bu yaz okuduğun sana hayal kırıklığı yaşatan kitap?

İstanbul Kahini - Michael David Lukas kitapta padişahımıza yapılan saygısızlık ve bir kaç nedenden dolayı oldukça hayal kırıklığına uğramıştım. Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.

3) Bu yaz izlediğin en güzel 3 film?

Aslında film izlemedim o yüzden sadece iki film yazabiliyorum.
1.Senden Önce Ben (Me Before You)
2.Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol

4) Bu yaz dinlediğin en güzel şarkı?

Yaza girerken keşfetiğim ve çok sevdiğim hoş bir parçadır.


5) Bu yazı 1 kelime ile tarif et...

Kısacık. Bu yazın nasıl gelip geçtiğini hiç anlamayanlardanım o yüzden yazı kısacıktan daha iyi tarif edebilecek bir kelime bilmiyorum ne yazık ki.  :)


Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. 
İşte Mim'lediğim bloggerlar;

Mim'i gören ve katılmak isteyen herkeste katılabilir, ilk gözüme çarpan bloggerları ekledim ben. :)


13 Ekim 2016 Perşembe

MİM | MİMLENDİM :)


  Herkese merhaba? Nasılsınız, ben şu sıralar gripten muzdaribim bu yüzden bu yazıda biraz gecikti. Fazlasıyla Sofistike blogunun sahibi Ayşe beni mimlemiş ve bende o yüzden bu mime katıldım. Normalde mimleri okumayı severim ama katılmayı düşünmezdim ama Ayşe sayesinde bu bir ilk olacak. Gelelim mime. :)


1) Blog Yazmaya Nasıl Başladın?

Blog tutmayı hep istiyordum, kitap yorumları okumayı ve yorum yazmayı sevdiğim için hep bunu düşünüyordum. Bunun dışında da psikoljiye ilgim olduğu için o tarzda da bir blog açmak istiyordum, ilk önce onu açtım, pek güncelleyemesem de zaman zaman oraya da yazmaya çalışıyorum. Uzun zaman düşündüm ve müsait olduğum ilk sıra da blog hayatına giriş yaptım, iyi ki de yapmışım. :))

2) Bloguna Daha Önceden Yazmadığın Bir Tarzda Yazacak Olsan Bu Ne Olurdu?

Bu konuda daha önce düşünmemiştim ama farklı tarzda yazacak olsam bu kültürel bilgi ağırlıklı ya da bir müzik blogu olabilirdi. :)


3) Bloglarda Okumayı En Çok Sevdiğin Konular Nedir?

Kitap yorumları okumayı hep çok sevmişimdir bu yüzden kitap bloglarının yeri bende ayrıdır. Onun dışında kişisel bloglar, bilgi içerikli bloglar, düşünce yazılarının olduğu blogları ve gezi bloglarını takip etmeyi daha çok seviyorum. :)


4) Hayatta En Çok Yapmak İstediğin Şey Nedir?

En çok diyemem çünkü bir şeyleri enlere sokmayı sevmiyorum ama en istediğim şeylerden biri İtalya'yı baştan aşağı gezmek, (gerçekten çok güzel bir kültür ve mimarisi var), ve Vatikan'ın gizli arşivlerini keşfetmek. Tabii bu gizli arşivler baya uç bir hayal ama olsun. :))

Beni mimlediği için Ayşe'ye teşekkür ediyorum, onun yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Ben bir çok kişiyi mimlemek istiyorum o yüzden bu yazıyı okuyan gören herkesi mimliyorum. 
Yazımı okuduğunuz için teşekkürler. :))

12 Ekim 2016 Çarşamba

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig | Kitap Yorumu



Orijinal Adı: Brief einer Unbekannten

Seri: Yok
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 62
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 4.2  (5115 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Yorum

  Mükemmel şeyler kısa ve az olur, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu da bunlardan işte.
  Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Ama ne kitapmış öyle, insan okumadığı için hayıflanıyor ister istemez kendine.

  Stefan Zweig yazarda sevilmez mi! Ben kitaba bayıldım, deli oldum. Kitabı anlatmak, hislerimi yazıya dökmek istiyorum ama kitabın bana hissettirdikleri yanında cümlelerim oldukça zayıf kalıyor ne yazık ki.

  Dün taşıması kolay diye yanıma almış çıkmıştım, ince olunca dışarıda taşıması daha kolay oluyor doğal olarak. Kitabı okumaya otobüste başladım ve elimden bırakıp otobüsten inmek çok zor oldu. Kitabın büyüsüne öyle kapılmıştım ki tek istediğim okumaktı. Kitaba ara vermek zorunda kaldım ama içime oturdu bende bulduğum ilk fırsatta oturdum ve kitabı dışarıda bitirdim. Ama ne kitaptı o öyle ya!

Kitabın kapağını ayrıca çok sevdim, çok uygun olmuş


  Stefan Zweig en sevdiğim yazarlardan, bunu sürekli dile getiririm. Neyini sevdiğimi tam olarak söyleyemem, insanı en ince ayrıntısına kadar irdeleyebilmesini mi, insan ruhunun en derin kıyılarındaki gerçekleri yüzeye çıkarmasını mı, yoksa kendine özgü o hoş dilini mi, seçtiği konuları mı? Sanırım hepsini aynı şekilde seviyorum. :)

  Bu kitapta da yazar imkansız ve tek taraflı bir aşkı ele alıyor. Ama bunu öyle ustaca ve güzel bir biçimde ele alıyor ki sanki o kadın siz oluyorsunuz ve tüm o duyguları beraber hissediyorsunuz. İnsana aşkı, tutkuyu yeni baştan sorgulatabilecek ve çok farklı sonuçlara ulaştırabilecek bir kitap.

  Fazla uzatmak istemiyorum, size tek söyleyebileceğim bu kitabı okuyun. Tamam ben çok övdüm ama bunları gözardı edip sadece Zweig'a kulak verin ve okuyun. Umarım sizde benim gibi çok seversiniz. İyi Okumalar. :)

Puanım


10 Ekim 2016 Pazartesi

Marslı - Andy Weir | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Martian
Seri: The Martian #1
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.39 (433,293 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Altı gün önce, Mark Watney Mars'a ayak basan ilk insanlardan biriydi. Şimdi ise, orada ölmesi neredeyse kesin.

"Çok uzun zamandan beri okuduğum en iyi kitap. Zeki, eğlenceli ve gerilim dolu. Marslı, bir romandan isteyebileceğiniz her şeye sahip."
-Hugh Howey, Wool serisinin yazarı-

"Sürükleyici… Defoe'nun Robinson Crusoe'su sanki daha zeki biri tarafından yazılmış gibi."
-Larry Niven, Hugo, Nebula ve Locus ödüllü Halka Dünya romanının yazarı-

"Bu kitap tam da benim gibi okuyucuların seveceği türden."
-John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı serisinin Hugo ve Locus ödüllü yazarı-

"Andy Weir'in yazdığı Marslı şimdiye kadar okuduğum en iyi bilimsel bilimkurgu romanı. Bu romanı -başka bir kitap hakkında hiç böyle bir şey söylemedim- edebi anlamda da elden bırakmak mümkün değil."
-Dan Simmons, Hugo ödüllü Hyperion serisinin yazarı-

"Marslı aklımı başımdan aldı!"
-Ernest Cline, Başlat romanının yazarı-

"Aksiyon ve uzay macerasının kusursuz bir karışımı."
-Library Journal-

Yorum

  Mars'ta tek başınıza kalsanız ne yapardınız? -Ben herhalde oturup ölümü beklerdim.- İşte Mark Watney, Mars'ta tek başına ve hayatta kalmak için imkansızla başa çıkmak zorunda.

  Marslı'yı eminim bir çoğunuz duymuşsunuzdur, kitabı da filmi de oldukça ses getirdi ve pek popülerdi kendisi. Neyse işte ilk çıktığı sıralar merak etmiştim, okuma listeme eklemiştim ve anca iki yıl sonra okuyabildim.

  Kitapla ilgili duygularım karışık. Kitaptan biraz beklentim vardı evet ve karşılayamadı. Öncelikle kimle karşılaşsam, hangi yorumu okusam kitabı çok beğenmiş ve okurken gülmüş, eğlenmişlerdi. E haliyle bende öyle bir kitap bekliyordum ancak o kitabı bulamadım. Kitapta espriler var, eğlendirici tamam ama esprilerin çoğu oldukça sıradandı ve eğlendirici kısmını bilimsel bilgiler biraz gölgeliyordu.

  Marslı, Mark Watney'in hayatta kalma mücadelesini anlatıyor ve bunu gayet güzel bir şekilde anlatmış. Yazarın bu konudaki bilgilerine hayran kalmamak elde değil, hoş bilgiler yazarın uydurması olsa bile anlayabilecek bir bilgi birikimim yok bu konuda. İşte kitapta bolca bilimsel tabirler ve açıklamalarla karşılaşıyorsunuz, ben ilk sayfalardan sonra azalır diye umut etmiştim ama bu hiç olmadı. Bilimsel verilerin çok olduğu yerlerde açıkçası biraz sıkılsam da yazarın bu konudaki çabası ve bilgisine şapkamı çıkarır, susarım. :)



  Marslı hakkında karara varırken arada kaldığım kitaplardan oldu. Eğlenceliydi ama çok değil, espriler vardı evet ama çoğu sıradandı. Mark'ın hayatta kalma mücadelesi ise mükemmeldi. Tabii Mark'da öyle, çok sevdim karakteri. Kitabın dili de oldukça sıradandı, bunu arka kapak yazısındaki edebi yönünü öven kısma atfen söylüyorum. Kitabın genel olarak fazla şişirilmiş kitaplardan olduğuna karar verdim, tamam güzel ama çok güzel değil ve kusurları var. (Mark'ın bir buçuk yıldan fazla yalnız kalıp hiçbir psikolojik sıkıntı yaşamaması? Olacak iş değil tabii ki, yazar keşke az da olsa değinseydi buna.)
 Üç puan verecektim ancak yazarın Mars-uzay bilimi hakkındaki bilgilerine ve oluşturduğu çözümlerine saygı duyarak dört veriyorum.
  Beklentileriniz olmadan ve bilimsel kısımların sorun olmayacağını düşünerek okursanız zevk alarak okuyabileceğiniz bir kitap. İyi okumalar. :)

Puanım


5 Ekim 2016 Çarşamba

Osman: Aşk (imparatorluk #3) - Beyazıt Akman | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Osman Birinci Kitap: Aşk
Seri: İmparatorluk #3
Sonraki Kitap: Osman: Savaş
Yayınevi: Epsilon Yayınları 
Sayfa Sayısı: 591
Baskı Yılı: 2016

Arka Kapak Yazısı

On üçüncü asrın sonları. Anadolu savaş ve kan içinde. İnsan kellelerinden kulelerle kalplere terör salan Doğulu barbar Moğollar, Batılı fanatik Haçlı orduları ve hain haşhaşinler.. Ve Türkleri tamamen bitirmek niyetinde olan İmparatorluk vârisi tekfurlar..
Bu kaostan bir cihan lideri doğmak üzere..
Küçük bir uç beyliğinden çıkarak bu katliamlara dur diyecek, umudun ve adaletin adı olacak bir genç!

Kuruluş hiç böyle anlatılmadı.
En son araştırmalar ışığında dört yılda yazıldı.
İki ciltlik bir epik, film tadında bir roman.
Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran, ona adını veren kahramanın hikâyesi.
Şövalye Mihal’in gözünden, Marko Polo’nun seyahatnamesinden ve Yunus Emre’nin kalp gözünden Osman.
Türk ve dünya edebiyatının en kapsamlı Osman Gazi çalışması.
Yeni kuruluş yılı olarak kabul edilen ve Osman Bey’in Doğu Roma İmparatorluğu ile savaşı 1302 Bafeus Muharebesi’nin ilk romanı.

Yorum

  Beyazıt Akman çoğu kişi gibi benim de Dünyanın İlk Günü adlı romanıyla tanıdığım bir yazar. Dünyanın İlk Günü beni çok etkileyen ve en sevdiğim tarih kitapları arasında yer alıyor, okumayan herkese tavsiye ederim. :)



  Beyazıt Akman, Osman Gazi'nin hayatını iki kitapta ele almış. Birinci Kitap Aşk, İkinci Kitap: Savaş. İlk kitap yani Aşk'ta Osman Gazi'nin gençlik yılları ve olgunlaşması ele alınıyor. Osman Gazi'nin çocukluğu, gençliğe ve olgunluğa attığı adımlar, aşkı Rabia ile kavuşması..

  Kitap sadece Osman Gazi gazinin gözünden değil, Yunus Emre, Marko Polo, Şövalye Mihal gibi karakterlerin gözünden de anlatılıyor. Bu şekilde o zamanların Anadolu'sunu ve Kayıların, Türklerin ne gibi zorlu şartlar altında Anadolu'da barındığını da anlıyorsunuz. Kitabın bu yönünü çok sevdim, bu sayede Türklerin, Müslümanların ne sıkıntı yaşadığını daha iyi anlıyor ve yaşananlara daha duyarlı bir şekilde bakıyorsunuz.

Kendi içindeki yolculuk bitmeden ötelere yolculuk edemezsin. 

  Osman: Aşk, gerçekten güzel bir kitaptı, dili oldukça akıcı ve iyiydi. Yazarın kalemi sayesinde de sayfalar hızla akıp gidiyordu, ben kitabı biraz uzun bir sürede okudum ama bu tamamen kişisel sebeplerden ötürü, yoksa ne olduğunu anlamadan bitirebileceğiniz bir kitap. Yazarın dilinde yer yer fantastik esintiler vardı, ben pek hoşlanmasam da kitaba yakışmıştı.

  Genel olarak sevdiğim bir kitap oldu, uzun zaman sonra tarihi roman okumak iyi geldi . Diğer kitap yani Savaş'ı da bir an önce okumak istiyorum. Osman Gazi ile ilgili güzel bir roman okumak isterseniz bu seriye bakın derim. İyi okumalar. :)

Alıntılar

Nam ancak ve ancak savaş meydanında kazanılır, sadakat ancak esarette anlaşılır. 
Her terör ona eninde sonunda dur diyecek bir kahraman yaratır. 
Allah'ı arayan özünde kendisini bulur, oğlum; bunu hiçbir zaman unutma. Her insanın miracı kendi içindedir. İnsan kendini bilmedikçe kainatı bilemez. Kendi içindeki yolculuk bitmeden ötelere yolculuk edemezsin. 
Ben herkesten önce kendimle konuşurum. Benim sözüm kendimedir. Benim derdim ben'imledir. 
Ama Türk'ü Türk yapan şey hiçbir zaman değişmedi, oğlum o da bizim sözümüzün eri olmamızdır. 
Adalet sadece senin işine yaradığı zaman değil, san zararı olduğu zaman da adalettir.

Puanım