George Orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
George Orwell etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2017 Pazar

Boğulmamak İçin - George Orwell | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Coming Up for Air
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 254
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.79  (8,301  Oy)


Yorum 


 Orwell sen ne muhteşem bir yazarsın! Kitabın daha ilk sayfalarında bu cümleyi kurduyor Orwell, en ünlü eserleri 1984 ve Hayvan Çiftliği olsa da (ki onları çok severim), geri planda kalan eserleri de onlar kadar iyiymiş bu kitapla bunu daha iyi anladım. Kitabı okudukça sevdim, sevdikçe okudum.

Belki insan asıl beyni durunca ölüyor, yeni bir düşünceyi idrak etme gücünü yitirince.

Orwell kitabı çok yalın bir dille kaleme almış, süslü cümleler yok ama anlatılan onca düşünce var. Kitapta savaşın insanlar ve ekonomi üzerindeki etkilerini görüyor ve orta sınıfa mensup bir sigortacının ağzından okuyoruz. Kitabın dili öyle güzel ki, hem anlatmak istediğini anlatıyor hem de sizi hiç yormuyor, akıp gidiyor. Kitapta hem sistem eleştirisi, hem hayata bakış, yaşamın evreleri, savaş.. bir çok konu işleniyor ve hepsi de kitaba öyle güzel yerleştirilmiş ki, okuduktan sonra ufkunuzun açıldığını hissediyor ve yazarın değindiği noktalarla ilgili düşünmeye başladığınızı fark ediyorsunuz.

Ben sadece yaşamak istiyorum. Ve şu çuhaçiçeklerine, çitin altındaki kızıl korlara balarken yaşıyordum. İçinizde duyarsınız bunu; huzur verici bir şeydir ama aynı zamanda alev gibidir.

  Kısacası, hala Orwell okumadıysanız kaçırmayın derim.


Alıntılar

Geçmiş tuhaf şey. Hep yanınızda taşıyorsunuz. 
Yeterince uzak bir zamana dönüp baktığınzda insanlar sanki hep onlara tahsis edilmiş bir yere ve belirli bir tavra sıkışmış gibidirler. Size hep aynı şeyi yapıyormuş gibi gelir. 
Sadece aradan uzun bir zaman geçtikten sonra geriye baktığınızda bazı şeyler öbürlerini geride bırakıyor. 
Her şeye vakit vardır ama yapmaya değer şeyler hariç. Sahiden önemsediğiniz bir şeyi düşünün. Sonra sadece ona harcadığınız zamanı saat saat toplayın ve hayatınızın ne kadarcık bir bölümünü kapladığını hesaplayın. Sonra bir de traş olmak, otobüslerde gidip gelmek, tren istasyonlarında ve kavşaklarda beklemek, edepsiz hikayeler anlatıp dinlemek ve gazete okumak gibi şeyler için harcadığınız zamanı hesaplayın. 
Değer vereceğiniz şeylerin süreceğini biliyorsanız ölmek daha kolaydır. 
O günlerde zaten hiçbir şey insana garip gelmiyordu. 
Hayat yaşamak içindir ve eğer haftaya bizi düşkünler yurduna göndereceklerse, eh, haftaya kadar neler olur neler. 
Belki insan asıl beyni durunca ölüyor, yeni bir düşünceyi idrak etme gücünü yitirince. 
Ben sadece yaşamak istiyorum. Ve şu çuhaçiçeklerine, çitin altındaki kızıl korlara balarken yaşıyordum. İçinizde duyarsınız bunu; huzur verici bir şeydir ama aynı zamanda alev gibidir. 
Bir çöp kutusunun dibinde boğuluyoruz hepimiz.

Puanım


9 Şubat 2017 Perşembe

Paris ve Londra'da Beş Parasız - George Orwell | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Down and Out in Paris and London
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 248
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.1  (37,703 Oy)

Arka Kapak Yazısı

"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir. 

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.

Yorum

George Orwell en sevdiğim yazarlardan biri, ilk beşte de yer alır muhtemelen. Paris ve Londra'da Beş Parasız da otobiyografik roman niteliğinde, yazarın gençliğinde Paris ve Londra'da yaşadığı yoksulluğu ve o zamanın şartlarını tüm açıklığı ile kaleme aldığı bu kitap Orwell'ı tanımak için oldukça iyi bir kaynak niteliğinde.

Orwell'ın gençlik yılları... Kitap Paris'te başlıyor ve Orwell bize olayları kendi ağzından aktarıyor, dili oldukça sade ve samimi, ne acındırma var ne de sizi rahatsız edecek fazladan bir şey. Yazar her şeyi yalın ama oldukça güçlü bir dille anlatıyor. Paris'te kıt kanaat geçinirken bazı olaylar sonrasında beş parasız kalır ve yazar yoksulluğun pençesine düşer.

Yoksullukla ilk temas çok ilginç. Yoksulluğu o kadar düşünmüşsünüzdür -Tüm hayatınız boyunca korktuğunuz, başınıza eninde sonunda gelecek şeydir o- oysa gerçekte öyle sıradan, öyle farklıdır ki. Siz çok basit olacağını sanmışsınızdır; olağanüstü karmaşıktır. Siz korkunç olacağını sanmışsınızdır; sadece sefil ve sıkıcıdır. Başta, yoksulluğun kendine has bayağılığını keşfediyorsunuz; size yaşattığı değişiklikleri, karmaşık cimriliğini, kırıntı silip süpürme halini.

  Orwell hem kendi yaşadıklarını hemde o zamanın Paris ve Londra'sında şartlar nasıldı, yoksul insanlar nasıl yaşamını sürdürüyordu hepsini çok güzel bir şekilde aktarıyor. Kitabı okurken sık sık hayretler içinde kaldım ve anladım ki biz yokluk ne hiç bilmiyoruz aslında. Dışarıda yaşamak zorunda kalanlar için hayat ne kadar zor ve onlar nelere maruz kalıyor hiçbir fikrimiz yok.

Yine de çulsuz kalarak kesinlikle öğrendiğim bir-iki şeye değinebilirim. Bütün berduşların ayyaş pislikler olduğunu asla düşünmeyeceğim, sırf bir peni verdim diye hiçbir dilenciden minnet beklemeyeceğim, işsiz bir adamın yorgun olmasına şaşırmayacağım, Selamet Ordusu'na yardım etmeyeceğim, giysilerimi rehine vermeyeceğim, sokakta dağıtılan bir el ilanını geri çevirmeyeceğim, şık bir lokantada keyifle yemek yemeyeceğim.

  Yazar, bu beş parasız döneminde yepyeni bir dünyaya adımını atıyor ve bir çok şeyin perde arkasını görüyor, bunu da okuyucuya aktarıyor. Kitapta yoksuluk ve yoksul insanları bulduğunuz gibi sistem eleştirisini de buluyorsunuz ki eleştiriler oldukça yerinde ve haklı.

Her nasılsa dürüst kalmış bir zengine, çalışma şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili soru sorulduğunda çoğunlukla şöyle bir yanıt veriyor:
"Yoksulluğun hoş bir şey olmadığını biliyoruz; hatta bize dokunmayacak kadar uzağımızda kaldığı için ne denli tatsız olduğunu düşünerek kahrolmaktan aslında zevk alıyoruz. Ama bu konuda bir şey yapmamızı beklemeyin. Siz alt sınıflar adına üzülüyoruz, tıpkı uyuz bir kediye üzüldüğümüz gibi; ama şartlarınızın düzelmesini engellemek için elimizden geleni ardına koymayacağız. Tam da bu halinizle daha güvenilir olduğunuz kanaatindeyiz. Şu an ki durum işimize geliyor ve sizi günde bir saat dahi fazladan özgür bırakma riskini göze almayacağız. Bu yüzden, aziz kardeşlerim, madem İtalya seyahatlerimizin masrafını çıkarabilmek için ter dökmeniz gerekiyor, dökün o terleri ve kahrolun."

  Ben Paris ve Londra'da Beş Parasız'ı gerçekten severek ve etkilenerek okudum. Ve anladım ki bir Orwell kolay olunmuyor. Yalın diliyle ve gerçekçi anlatımı ile çok güzel ve çarpıcı bir kitap, okumak isteyen herkese öneririm. İyi okumalar. :)

Alıntılar

İnsan aşkı -gerçek aşkı- bir kere tattıktan sonra diğer her şey bir mutluluk hayalinden ibaret kalmaz mı? 
Mücadelesinde sebat eden kazanır. 
"Güçlüsün ha?"
"Çok güçlüyüm," diye yalan söyledim. 
İnsanın aç kalınca yapmayacağı şey yoktur. 
Cehaletin sınırı yoktu ve dehşet vericiydi. 


Puanım


11 Şubat 2016 Perşembe

1984 - George Orwell | Kitap Yorumu

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Orijinal Adı: Nineteen Eighty-Four
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.11  (1,680,065oy)


Arka Kapak Yazısı

  Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
  George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

  Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor.



Yorum

  Hepiniz 1984'ü muhtemelen biliyorsunuzdur, ya okumuşsunuz ya da adını duymuşsunuzdur. 1984 benim en çok sevdiğim kitaplardan biri, en sevdiğim ilk 10 kitap arasında yer alıyor. İlk kez 2015 yılının Ocak ayında okumuştum ve çok sevmiştim, bu ikinci okuyuşum ve bu kez daha da çok sevdim.

  Bilmeyenler için, kitap 1984 yılında geçiyor ve dünya yepyeni ve farklı bir düzen içerisinde. Dünya da üç Süper Devlet hakim ve biz Okyanusya'da yaşananlara tanık oluyoruz. Ezilmiş, bireysellikten yoksun bir toplum, insanların her an kontrol edildiği bir toplum yapısı... 

  Orwell öyle güzel bir kurguya imza atmış ki insan her sayfa da hayran olmadan edemiyor. Birden fazla distopya okudum ve hiçbirinde bu denli iyi ve her noktası düşünülmüş bir yapıyla karşılaşmadım. Okurken bazı şeyleri saçma ve eksik bulabiliyorsunuz bazen ancak yazar bir süre sonra sizin saçma bulduğunuz şeyin nasıl mantıklı olduğunu ya da sizin göremediğiniz noktayı öyle güzel bir biçimde size sunuyor ki utanıyorsunuz.

  Büyük Birader, parti, sistem... Her şey mükemmel biçimde kurgulanmış, okurken nefes alıyor gibi oluyorsunuz, farkındalığınız artıyor her şeye yepyeni bir biçimde bakabiliyorsunuz. Bu kitabı okuyup da bir şeyler öğrenmemek imkansız sanırım. İlk okuduğumda bana gerçekten yepyeni bir bakış açısı kazandırmış ve uzun süre etkisinden kurtulamamıştım, aslında dönüp dönüp kitaptaki olayları baştan yaşıyor, farkına  vardığım şeyleri yeniden gözden geçiriyordum. Hatta Yeni Söylem'den kelimeler kullanır olmuştum, mükemmel demek yerine çoğu zaman çiftartı derken buluyordum kendimi (tabii bir çok kişinin bu ne diyor diye baktığı da olmadı değil.) İkinci kez okumaksa ilk okumada farkına varmadığım şeyleri fark etmeme ve kitabı daha iyi anlamama sebep oldu. Ve okurken gerçekten doydum. Dün gece kitabı bitirdikten sonra elim başka kitabı okumaya gitmedi, o büyü bozulmasın o tat damağımda kalsın istedim. Okurken ürperiyorsunuz ve dehşete düşüyorsunuz. Etkisinden çıkmanızsa çok zor.

  1984 gibi geleceğe yönelik kabus senaryosu - distopya türünde başka eserler de var, bazılarını okudum. Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451 gibi.. Her yazar kendi algısına ve düşünce sistemine göre yeni bir dünya yazıyor, hepsinin doğru ve eksik kısımları var ve şimdiye kadar ki en iyisi 1984 bence.
  1984 ve Cesur Yeni Dünya birbirine çok benzer olan kitaplar. İçerik farklı olsa da yola çıkış noktası çok benze, bir çok kişinin bu iki kitabı karşılaştırdığını muhtemelen görmüşsünüzdür. Ben her ikisini çok severim, kendi çapımda bir karşılaştırma yapacak olursam;
 Cesur Yeni Dünya'da ki tüketim çılgınlığı, sarhoş beyinler, cinselliğin ve özel hayatın toplumlaştırılması... Bir çok yönden bugüne daha yakın bir tahmin, günümüzde insanlar tüketim çılgınlığına kendini kaptırmış, sarhoş gibi ve düşünmekten yoksun bir şekilde yaşıyor. Bu yönden bakınca Huxley'nin dünyasına çarpıcı derece de benze bir dünya da yaşadığımızın farkına varıyorsunuz ve bu gerçekten çok korkutucu, insanlar ruhsuz ve incelikten uzak sadece yaşayan varlıklar haline dönüşüyor, aynı Cesur Yeni Dünya'da ki gibi. 

  1984'e baktığınızda ise hem günümüzü hem geçmişi net bir şekilde görebiliyor ve sorgulayabiliyorsunuz. Bugün 1984'te ki dünyadan çok farklı bir yaşam sürdüğümüze inanmak zorlaşıyor bazen, gerçekten özgür müyüz? Düşüncelerimiz gerçekten bize ait mi? Kontrol edilmediğimizden gerçekten emin miyiz? Bence bu soruların cevapları kesinlikle evet olamaz.
  Bunun gibi daha bir çok benzerlik var ve bunlar okuyup keşfetmeniz daha iyi olacaktır bence.

  İki kitabı da çok severim ancak Cesur Yeni Dünya, 1984'teki kusursuz kurgu ve dolu dolu anlatımdan biraz yoksun. 1984 kurgu açısından ne kadar iyiyse dili de o kadar iyi. Okurken sizi düşündüren, düşünmeye mecbur eden dopdolu bir dili var.

  Bu türü seviyorum ve bu türde bulduğum diğer kitapları da okumak istiyorum. Yevgeni Zamyatin'in Biz'i de bu türde ve onu da en kısa sürede okumak istiyorum.

  Sanırım biraz fazla uzattım :) Ancak kitap gerçekten çok güzel ve her açıdan okunmaya değer. Bence bir kez değil bir kaç kez okunması gereken bir kitap, insanın ufkunu genişletiyor ve okudukça yeni şeyler öğrenebilme imkanı sunuyor. İyi ki ikinci kez okumuşum, muhtemelen bir kaç kez daha okuyacağım. Çok sevdiğim kitapları bir kaç kez okumayı çok severim ve böyle bir kitapta bunu kesinlikle hak ediyor.

  Kitabın son çevirisini çok beğendim, kapağı da kitabın yayınevinden daha önce çıkan kapaklarından çok daha güzel.  Celal Üster çevirisiyle ve George Orwell'in kurgusuyla muhteşem bir kitap ve bence herkes okumalı. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi."
"Winston sanki deniz dibi ormanlarında öylesine dolaşıyordu, canavarca bir dünyada kaybolmuş gibiydi, ama canavar kendisiydi sanki. Bir başınaydı. Geçmiş yok olup gitmişti, geleceği düşlemek olanaksızdı. Ondan yana olduğuna güvenebileceği tek insan kalmış mıydı acaba?" 

"Korkunu asla gösterme! Öfkeni asla belli etme! Gözlerindeki azıcık bir kıpırtı seni ele verebilir."

"Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir." 

"Bilinçleninceye kadar asla başkaldıramayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler."

"Geçmiş silinmekle kalmıyor, silindiği de unutuluyor, sonunda yalan gerçek olup çıkıyordu." 

"Son, başlangıçta gizliydi." 

"İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu." 

"Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun." 

"İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de."

Aslında tüm kitabı alıntı olarak buraya geçirmek istiyorum :D 

Puanım