Akılçelen Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akılçelen Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2017 Pazartesi

Parlayan Sözler (Fırtına Işığı Arşivi #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Words of Radience
Seri: The Stormlight Archive #2
Önceki Kitap: Kralların Yolu
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 1016
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.76  (98,109 Oy)

Arka Kapak Yazısı


Parlayan Şövalyeler bir kez daha dayanmak zorunda.

Kadim yeminler en sonunda dillendirildi, sprenler geri döndü. Kayıp olanı arıyor herkes; korkarım ki bu arayış sonları olacak.

Ama büyünün doğasında var bu. Ne de olsa harap ruhların, içine başka bir şeylerin yer edebileceği defoları olur. Bizzat yaradılışın gücü olan Dalgabağlamalar, harap bir ruhu tamir edebilecekleri gibi derinliklerine sızıp yaralarını da genişletebilirler.

Rüzgârkoşucu, intikam ve onurun sınırları arasında dengelenmiş, mahvolmuş bir dünyada kayıp. Yavaş yavaş geçmişi tarafından yok edilmekte olan Işıkören, dönüşmekte olduğu yalanı aramakla meşgul. Kan ve ölümle doğan Bağdökümcü yok edilenleri yeniden var etmeye çabalıyor. İki insanın kaderleri arasında gidip gelen Kâşif ise yavaş bir ölüm ve tüm inandıklarına korkunç bir şekilde ihanet etmek arasında bir seçim yapmak zorunda.

Onlar için uyanış zamanı çoktan geldi geçti, çünkü Dinmezfırtına tepelerine binmek üzere.

Ayrıca Beyazlı Suikastçı da geldi.


Yorum

  Herkese merhaba! Bugün en sevdiğim yazarlardan birinin en sevdiğim serisi ile karşınızdayım. :) Fırtına Işığı Arşivi en sevdiğim ilk üç fantastik seri arasındadır. Yazar ilk iki kitapla bile yerini öyle sağlamlaştırdı ki.!

  Kralların Yolu, serinin ilk kitabı. Onu okuduğumda çok etkilenmiştim, bayılmıştım. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Seri bizim dünyamızdan çok farklı bir dünyada geçiyor ve bu dünyada bir çoğu şey çok farklı. Büyük ve güçlü fırtınalar, değişik bir büyü sistemi, büyük imparatorluklar ve bilinmeyen düşmanlar, öngörüler, gizemi aksiyon.. Fantastik kurgudan ne bekliyorsanız bu kitapta fazlasıyla, hatta baya fazlasıyla buluyorsunuz.



  Kralların Yolu'ndan sonra merakla bekliyordum ve çıkınca çok sevinmiştim. Okumakta biraz geciktim ama keşke okumasam da dedim, diğer kitabı beklemek çok zor. :( Neyse, kitabı özellikle yavaş okudum ki hemen bitmesin, ama son çeyrekte yazar olaylara öyle bir ivme kazandırdı ki kitabı elimden bırakamaz oldum, son sayfalara doğru bir gece kitabı bırakamadım ve çok geç yatmak zorunda kaldım, kitap sizi esir ediyor.

  Kitap okurken pek heyecanlanmıyorum artık, aksiyon sahneleri beni etkilemiyor ama Sanderson ne yapıyor ediyor bir ters köşe yapıyor ve beni şaşırtıyor ve hikayeyi öyle bir noktaya taşıyor ki heyecanlanıyor, yapma yapma, bu olmaz falan demeye başlıyorum.

  Kitabı övmek istiyorum ama pek kelime bulamıyorum. Zaten spoiler vermeden konuşmak da çok zor. Her sayfası ile, her karakteri ile, kurgusu, sistemi, anlatımı ile her şeyiyle mükemmel bir seri. Fantastik kurguya ilginiz varsa kesinlikle es geçmemelisiniz. Yazarın Sissoylu serisi de muhteşemdi, onu da çok seviyorum ama bu seri ondan bile iyi bence. :) Yalnız Sanderson okuduktan sonra çıtanız öylesine yükseliyor ki diğer yazarları beğenmek zor oluyor, baştan söyleyeyim. Bu seriyi okuyun. Sanderson'la ve evreniyle tanışın mutlaka. İyi kitaplarla kalın. :)

Alıntılar

Pis olmayan bir ölüm bulmak zor. 
Göçüp gitmiş olanları hatırlamak önemliydi ama hayatta olanları korumak için çalışmak daha önemliydi. 
Gerçek bazen bir yalandan daha şaşırtıcıdır. 
Olmasalar daha memnun olacağı pek çok hatırası vardı. 
İnsan olmak güzelliği aramaktır Shallan. Umutsuzluğa kapılma, yolunda dikenler büyümüş diye avı bitirme. 
Ne zaman umursayacağını öğrenmek zorundasın, oğlum. Ve ne zaman vazgeçmen gerektiğini. 
"Aşk çürümüş yemek gibidir."
"Hayatta kalmak için gerekli olabilir ama ayrıca mutlaka mideyi bulandırır." 
Gerçek zeka kontrollü zekaydı. Bir okun rastgele bir yöne doğru atılmamasının gerekli olduğu gibi, sözlerinde özgürce uçuşmalarına izin verilemezdi. 
Huysuz değilim ben, sadece aptallığa karşı tahammülüm az. 
Sık sık en basit cevap, doğru olanıdır. 
Hayat basit değildi. Hiçbir zaman olmamıştı. 
Bir kadının gücü seçmiş olduğu rolü her ne ise onda değil, o rolü seçme gücünde olmalıdır.

Puanım

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Vierundzwanzig Stunden aus Dem Leben Einer Frau
Seri: Yok
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 96
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 3.95  (4,792 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   Tutkunun nasıl öngörülemez, nasıl dönüştürücü bir kuvvet olduğunu izliyoruz Stefan Zweig’ın usta kaleminden. Bir kumarbazın ve bir kadının tutkusu yirmi dört saatliğine karşılaşıyorlar. Çarpışmaya benzer bu karşılaşmanın sırrı yıllarca suskun bir yürekte yaşıyor, ta ki ertelenmiş bir yüzleşmeye, arındıran bir itirafa dek. Tek bir günün insan yaşamında kaplayabileceği yere; bazı günlerin tüm ömre, tüm günlere ve tüm zamanlara bedel olduğuna dair sarsıcı bir itiraf bu.


Yorum
İnsanların çoğunun hayal gücü pek gelişmemiştir. Kendilerine dokunmayan, sivri oklarını sertçe duygularının en derinliklerine saplamayan hiçbir şey onları pek etkilemez, ancak gözlerinin önünde , elle tutabilecekleri uzaklıkta olan ufacık bir şey bile içlerinde ölçüsüz bir heyecan yaratır. O zaman kayıtsızlıklarını, uygunsuz ve şiddetli bir öfke göstererek telafi etmeye çalışırlar.

   Tüm kitap severlere selam olsun! Esma'nın Stefan Zweig aşkını, blogu takip edenler bilirler. Başta Esma'nın tavsiyeleri olmak üzere, bloglarda ve çeşitli kitap etkinliklerinde sürekli karşılaştığım ve daha okumadan sevdiğim bir yazar olan Zweig'ı okumaya nihayet başladım. Kütüphanede arayıp taramama rağmen Olağanüstü Bir Gece ve Bilinmeyen Kadının Mektubu ya da Satranç gibi eserleri göremeyince bende Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ile başlayayım dedim. Hem en tatlı olan ve en rağbet gören eserleri sona bırakayım da çıtayı yükseltmesin diye de düşündüğüm için çok da sorun etmedim açıkçası. 

    Öncelikle Zweig'ın yazım tarzını o kadar beğendim ki, bunu kelimelere nasıl dökerim inanın bilmiyorum. Bir ressamın fırça darbeleriyle oluşturduğu efsane tablolar ile Zweig'ın kelimelerle oluşturduğu eserlerini kıyaslarsak, Zweig'ın bu işin Van Gogh'u olduğunu söyleyebilirim heralde. Gerçekten kitabın ilk sayfalarından itibaren kelimeleri öylesine ustaca kullanmış ki, insan tek bir satırını dahi atlamadan kelimeleri içine sindirerek okumadan edemiyor. Elimden gelse tüm kitabı alıntılardım gibime geliyor. Çok beğendim. Bir mekanı ya da kişiyi betimlemesi hatta basitçe bir olayı anlatışındaki kelime seçişleri bile öylesine etkileyici ki aynı sayfayı bazen 2-3 kez okuduğum olmuyor değildi.


Kendi hayatında hiçbir şey yoksa, başkalarının hayatındaki tutkulu huzursuzluk, bir gösteri ya da müzik gibi insanı oyalayabilir.

   Neyse Zweig'ın muhteşemliğinden okuduğum diğer kitapları yorumlarken de sıkça bahsederim nasıl olsa, şimdi biz eserin incelemesine geçelim. Eser hakkında çok fazla şey söylemem hem spoiler vermek gibi olur, hem de kitabın sizin gözünüzdeki gizemliliğine gölge düşürebilir. Bu yüzden fazla detaya girmemeyi tercih ediyorum. Tıpkı bazen eserle ilgili hiçbir şey bilmeden başlarsam, daha gizemli kalacağını düşündüğüm için çoğu kitabın arka kapak yazısını okumamam gibi. 


Oysa o an, bu karmaşadan sertçe uyanmış, ellerimden kayıp gitmiş şeyleri, anı denen büyülü kendini aldatmacayla hatırlayarak tekrar tekrar yaşamak istiyordum. Bu tip şeyler ya anlaşılır ya anlaşılmaz. Belki de bütünüyle anlayabilmek için yanan bir yüreğe sahip olmak gerekir.
   
   Eser, kitabın adından da anlayabileceğiniz gibi bir kadının ağzından anlatılıyor. Bazen bir gün öncesinde gülüp eğlenirken bir gün sonrasında (ALLAH korusun) ailemizden birini kaybetmemizle, ya da bir gün öncesinde hiç tanımadığımız bir yabancıyı bir anlık görmeyle artık eskisi gibi olamayacak kadar körkütük aşık olmamız gibi bir günde her şeyin değişmesi tuhaf bir olay değil mi? İşte bu kitapta da bir kadının 24 saat içine sığan ve hayatı boyunca etkisini üzerinden atamadığı bir olaylar zinciri anlatılıyor. 


Kibirle, gösterişle ruh, nefis, duygu, acı gibi isimler verdiğimiz şeylerin aslında nasıl da zayıf, korkak, yetersiz şeyler olduğunu dehşetle görüyorum. Bunların hiçbirinin en taşkın halinde bile acıyla kıvranan bedeni tamamen yıkmaya gücünün yetmediğini biliyorum. İnsan böyle anlarda bile yıldırım çarpan bir ağaç gövdesi gibi cansız düşüp yere devrilmiyor, kanı damarlarında dolaşmaya devam ediyor. 

   Her şey mükemmel görünürken, kendinizi anın büyüsüne kaptırıp mutluluktan uçarken bir anda her şeyin tam tersine döndüğü bir gün yaşamışsınızdır. Yaşadıklarınız gözünüze bir meleğin dokunuşu kadar mucizevi görünmüş sonrasında ise hayatınızda başınıza gelebilecek en korkunç şeyi tecrübe edindiğinizi dehşetle fark etmişsinizdir. Bu kitapta işte bu türden çelişkiler, gitgeller ile dolu bir kitaptı. Aslında basitçe yazılmıştı ve kurgusu çok da güçlü değildi ama biz okurları zaten Zweig kitaplarına çeken onun güçlü kurgusundan çok sözcüklerin büyüsü ve her kitabından ucundan kıyısından bir mesaj almamız değil midir? En azından duyduğum kadarıyla öyle düşünüyorum. Bu kitapta da bize güzel mesajlar saklıydı. Özellikle görmek istediklerimiz, inandığımız, uğrunda her şeyi feda edeceğimiz kadar mucizevi bir şeye sahip olduğumuzda buna kapılıp gitmememiz gerektiği, her şeyin bizim bakış açımıza bağlı olduğu gerçeği. Daha birçok mesaj.


Acı da korkak bir yan var ve yaşama isteğinin gücü karşısında geriler. Çünkü bedenimizin yaşama arzusu, ruhumuzun ölüme tutkusu karşısında ağır basar.

   Kitabın üslubu akıcı, hızla okunan bir kitaptı. Zaten Zweig'ın diğer kitapları gibi ince olduğundan çabuk biten bir kitaptı. İnce ama etkileyici diyebilirim. İnce olduğundan herkesin ayrı bölümü gibi şeyler yoktu. Konuşma işaretleri vesaire de olmaksızın diyalogların cümlelerin arasında kaybolduğu, paragraflardan oluşan bir kitaptı. Beğendim ve herkesin okumasını tavsiye ettiğim bir kitaptı. Benim gibi Zweig ile yeni tanışacak olan okurlar için ideal olabilecek kitaplardan birisi diyebilirim. Belki tüm ustalığını bu kitapta konuşturmamış olsa bile Zweig'ın yazarlığının parıltısını bu kitapta da rahatlıkla görebileceğinizi düşünüyorum. Bol kitaplı günler dilerim. :)

Puanım

18 Ocak 2017 Çarşamba

Sissoylu: Çağların Kahramanı - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Hero of Ages
Seri: Mistborn #3
Önceki Kitap: Kuşatma
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 592
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.45  (143,891 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Son İmparatorluk'u yıkmak için Lord Hükümdar'ı öldürmek gerekliydi… Acaba bu bir hata mıydı?

Dört bir yanı saran ölümcül sislerin, giderek artan kesif kül yağışlarının ve asla olmadığı kadar şiddetli bir şekilde yaşanan depremlerin yeniden ortaya çıkmasının ardından, Vin ve Elend Lord Hükümdar'ı öldürmenin iyi bir fikir olduğundan artık o kadar da emin değiller. Çok uzun zaman önce, dünyayı yaratan iki ana varlıktan biri olan Harap'a her şeyi yok etmesini mümkün kılacak nihai bir güç vadedilmişti. Oyuna gelen Vin Harap'ın Miraç Kuyusu'ndan kurtulmasına neden olmuştu ve şimdi, Harap bu gücü kullanmaya niyetli. Sissoylu üçlemesinin son kitabı, ilk iki cildin muştuladığı her şey sunuyor okuyucusuna. Kökleri dizinin önceki kitaplarında bulunan bağlantılar netleşiyor, sık sık rastladığımız gizemler birer birer aydınlığa kavuşuyor ve taşlar âdeta tek tek oturuyor yerlerine. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Çağların Kahramanı nefes kesici sürprizlere gebe. 

Çağların Kahramanı, bugüne kadar benzerini okumadığınız özgünlükte ve cesurca kaleme alınmış bir final kitabı.

Yorum

  Hüzünle bir seriyi daha bitirdim ama seri de beni bitirdi, bu nasıl bir kurgu nasıl bir kitaptır Allah'ım, her sayfası ayrı güzeldi ama son sayfaları çok başkaydı. İnsan Sanderson okuduktan sonra kolay kolay diğer kitapları beğenemiyor çünkü çıtanız öyle yükseliyor ki diğer her şey basit geliyor.



  Sissoylu en sevdiğim serilerden biriydi, artık Fantastik Kurgu'da ilk On'umda sarsılmaz bir yere sahip. Kitab yavaş yavaş okudum ki bitmesin ama son sayfaları yavaş okumak ne mümkün! Dünyadan kopuyorsunuz ve kitabı elden bırakamıyorsunuz, yazar ortaya öyle güzel bir kurgu çıkarmış size öylesine güzel sunmuş ki sizin kitaptan çıkasınız gelmiyor. Brandon beni şaşırtabilen nadir yazarlardan ve onun bu yönüne bayılıyorum.


  Yorumu uzun tutmak istemiyorum, bu seriyi okuyun Sanderson okuyun ve sizde sevin, diğer türlüsü zor zaten. :)

  Ben kitabı bitireli biraz oldu ama yeni yazabildim yorumu, zaten bu kitap yorum yazılacak değil okunacak bir kitap. :) Herkese iyi okumalar. :)

Serinin ilk iki kitabının yorumuna buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.

Dipnot: Kitap her ne kadar güzel olsa da baskısını hiç sevmedim, çevirmenin değişmesi ve çevirideki özensizlik kitap boyunca canımı oldukça sıktı. Özellikle diyalog cümlelerinin başında yer alan tırnak işaretleri çok özensizdi, zaman zaman atlanmış, zaman zamanda yanlış yere konmuş oluyordu. Ya da iki farklı karakterin cümlesi aynı satırda oluyordu bu da bazen kafa karışıklığına sebep oluyordu. Yayınevinin buna daha çok özen göstermesini beklerdim.

Alıntılar

Hayatta umuttan eser yok. Geride bırakabilmem gerek; ama yapamıyorum. 
İnanalar genelde imkansız olanı denemeye gönüllüdürler. 
Gölgelerde saklanan bir düşmandansa üzerine gelen bir düşman daha iyiydi. 
Son zamanlarda yaşamım bilmediğim bir dilde yazılmış bir kitap gibi geliyor. 
Sorunları görmezden geldiğinizde sizi etkilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? 
Her önderin bir zayıflığı vardır. Kazananlar ise bunları nasıl bastıracağını bilenlerdir. 
Tüm yaşamım boyunca güvendim ve incindim.

Puanım

Beş üzerinden on yok mu?

26 Ekim 2016 Çarşamba

Kuşatma (Sissoylu #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Well of Ascension
Seri: Mistborn #2
Önceki Kitap: Son İmparatorluk
Sonraki Kitap: Çağların Kahramanı
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 648
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.34  (145,907 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Kötülük alt edildi; savaş ise henüz başlıyor.

İmkânsızı başardılar ve acımasız iktidarı bin yıl boyunca devam eden Tanrı benzeri varlığı ortadan kaldırdılar. Bu toprakların en kudretli Sissoylusu hâline gelen Vin ve ona âşık olan genç, idealist bir soylu olan Elend Venture, şimdi yıkık bir imparatorluğun külleri üzerine sağlam, yeni bir toplum inşa etmek zorunda.

Üç farklı ordunun kuşatması altında kaldıkları sırada, Vin ve Elend bu zorlu amaç için çalışmaya başlayalı çok kısa bir zaman olmuştu. Kuşatmanın demir yumruğu geride kalan her günle birlikte giderek daha da kapanırken, kadim bir efsane bir umut ışığı sunmaya başladı onlara. Efsanede bahsedilen Miraç Kuyusu’nun ne tür bir güç bahşettiği belli değil, hatta bu kuyunun gerçekten de var olup olmadığını bile kimse bilmiyor.

Belki de Lord Hükümdar’ı alt etmek işin en kolay tarafıydı. Lord Hükümdar’ın yıkılışı sonrasında ortaya çıkan gelişmelere rağmen hayatta kalabilmek hiç de kolay olmayabilir.

Yorum

  Sissoylu... Efsane yazarın efsane serisinin ikinci kitabı; Kuşatma.
  Sissoylu serisini çok seviyorum, daha doğrusu ilk kitaptan çok sevdim ve ikinci kitabı okumayı uzun süredir istiyordum. Aslında alalı bir süre olmuştu ancak kitaba zaman ayırmak istediğim için başlayamamıştım ve sabırsızlanıyordum ki nihayet başladım ve bitirdim. :)

  Sissoylu ile henüz tanışmayanlar için yorumum da biraz spoiler olabilir baştan söyleyeyim ancak arka kapak yazısından fazla da spoiler yok, rahat olun. :)

  İlk kitapta yaşanan olayların bir yıl sonrasından başlıyor kitap. Som İmparatorluk'ta artık her şey farklıdır, yeni ve tutunmaya çalışan bir hükümet, ne yapacağını bilmeyen bir halk ve günden güne tehlikeli olmaya başlayan Zifir. Ve tüm bunların üstüne gelen Luthadel'i kuşatmaya çalışan ordular.. Tüm bunların içinde Vin ve Elend hem şehri korumaya hem de Zifir'le mücadele etmeye çalışmaktadır. Son İmparatorluk'ta tam bir kaos hakim ve Sanderson sizi bu kaosun merkezine yerleştiriyor ve muhteşem kurgusuyla sizi büyülüyor. En azından ben büyülendim, Sanderson okudukça ona hayran kalmamak diye bir şey olabilir mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. :)

  İlk kitaptan sonra bazı şeylerin (bu "bazı" şeyleri okuyanlar bilir) eksikliğini hissederim sansam da ben hissetmedim açıkçası. İlk kitapla bu kitap arasında oldukça farklar vardı, ilk kitap belli bir amaca adanmış umudun yüksek olduğu ve asil yaşantısının doruklarda olduğu bir kitapken bu kitap tam zıddı idi, şehir kuşatma altında, kaos hakim ve umutsuzluk hüküm sürüyor. Ancak yazar iki kitap arasındaki bu farkı hiç hissettirmedi, ilk sayfadan son sayfaya kadar okuması oldukça zevkli ve dolu dolu idi. Özellikle son 200 sayfa kadarı çok güzeldi, hele o son sayfalar. Nasıl okuduğumu hiç bilmiyorum, pozisyonumu bile değiştiremeyecek kadar donmuş bir şekilde okudum!


Normal herhangi bir kitaptan daha büyük gördüğünüz gibi :D

  Sanırım Sanderson kitaplarının en büyük sorunu büyüklükleri ve yazısının küçük oluşu. Okurken tutması ve okuması biraz zor oluyor, yatarken okumak zaten imkansız. Yine de yazanlara değer diyerek yorucu minik yazılarını da görmezden gelip okuyoruz tabii ki. :)

  Kitapta büyük olaylar yaşandı ve hepsi de birbirinden güzel kurgulanmış ve sunulmuştu. Düşman kim, hain kim, neler olacak, zifir ne? Bir çok soru vardı ve çoğu soru çözüme kavuştu ancak peşinde bir çok soruya yer açtı. Daha bir çok gizem var ve diğer kitapta neler olacak merak ediyorum.

  Bu seri hakkında uzun uzun konuşabilirim, hatta konuşmak da istiyorum ancak spoiler vermek istemediğim için susuyorum. :) Eğer fantastik kurgu seviyorsanız bu seriyi es geçmeyin, kurgusu, konusu ve kendine özgü büyü stili ile çok farklı ve güzel bir seri, bunu kaçırmayın ve mutlaka göz atın derim. :) Umarım sizde seriyi okur ve seversiniz, iyi okumalar. :)

Alıntılar

"İyi adamlar efsane olamazlar," dedi Elend sessizce.
"İyi adamlar efsane olmaya gerek duymazlar," Vin gözlerini açarak ona baktı. "Onlar her halükarda doğru olan şeyi yaparlar." 
Bazen, vazgeçmek başarısız olmaktan iyidir. 
Bir açıdan ona güvenerek yanılmayı, güvensizliğin endişesiyle başa çıkmaya tercih ederdi. 
Bir adamı tanımlayan şey onun kusurları değil, bunların üstesinden nasıl geldiği idi.
Sadece siz onları anlamıyorsunuz diye başkalarının inançlarını küçümsemeyin Hanımım.

Puanım



25 Ağustos 2016 Perşembe

Death Note - Ölüm Defteri #1 - Tsugumi Ooba | Manga Yorumu


Orijinal Adı: デスノート 1 (Desu Nōto) Taikutsu (退屈)
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 200
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.41  (129,545 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Japon çizgi romanlarına verilen isim olan Manga, dünyada bir çılgınlık halini almıştır. Death Note (Ölüm Defteri) yayınladığı bütün ülkelerde satış rekorları kıran ve geniş bir hayran kitlesine sahip en önemli manga serilerinden biridir.

Bu deftere adı yazılanlar ölür… Ölüm Tanrısı Şinigami Ryuk'un insanoğlu dünyasına düşürdüğü defter: DEATH NOTE (ÖLÜM DEFTERİ).

Bu doğaüstü defteri bulan ve dünyadaki cani suçluları ortadan kaldırmak için kullanmaya karar veren Light Yagami (nam-ı diğer Kira) ile kimsenin çözemediği olaylarda polise yardım eden L adlı gizemli detektif arasındaki muhteşem mücadele böyle başlar.

Light Yagami bu deftere ismini yazdığı ve yüzünü bildiği herkesin öleceğini keşfeder. Önceleri defteri kuşkuyla kullanmaya başlayan Light, ismini yazdığı insanların hayatlarının kendisinin belirlediği ölüm şekliyle son bulduğunu görür. Her geçen gün defterin yeni yeni özelliklerini öğrendikçe hayalindeki dünyayı yaratabilmek için defteri kullanmaya başlayarak adalet mekanizmasının yeterince cezalandıramadığı azılı suçluları öldürmeye karar verir. Suçlular gizemli bir şekilde ve peş peşe ölmeye başlayınca durum polisin dikkatini çeker ve dünyadaki birçok gizemli olayı çözmekle görevlendirilmiş olan "L" adlı dedektif, konuyu araştırmak üzere polisin yardımına koşar.

Yorum

  Death Note okuduğum ilk manga oldu. Ne zamandır manga okumak istiyordum ve Death Note'u gözüme kestirmiş ancak başlayamamıştım, nihayet başladım ve çok sevdim.
  Toplam 12 mangadan oluşan seri (sonradan 13'üncü manga da çıkmış), Ölüm Defteri (Death Note) içine adı yazılan herkesi öldüren bir defter ve bu defter Japonya'daki çok Light Yagami'nin eline geçer ve Yagami'de dünyayı suçlulardan temizlemek için deftere isimlerini yazmaya başlar. Sebebi bilinmeyen ölümler baş gösterince polis bu işin peşine düşer ve L adındaki dedektif ölüm sebeplerini ve katili aramaya başlar. Böylece Yagami ve L arasında ölümcül bir kaç-kovala mücadelesi başlar.

  Death Note, okuduğum ilk manga olduğu için başka mangalarla kıyas yapamam ancak beklentimin çok üstünde çıktı. Hikayenin nasıl devam edeceğini merak ederken Tsugumi Ooba'nın muhteşem bir iş çıkardığını gördüm, heyecanla ve çok severek okudum. Karakterler ve zeka kokan olaylar, şaşırtan detayları ile Death Note'u çok sevdim ve bir an önce serideki diğer mangaları da okumak istiyorum.
Eğer hala manga okumadıysanız ya da Death Note'u okumadıysanız okuyun derim, kesinlikle çok güzel. İyi Okumalar. :)

Puanım


12 Ocak 2016 Salı

Sissoylu: Son İmparatorluk - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Son İmparatorluk
Orijinal Adı: Mistborn: The Final Empire
Seri: Mistborn #1
Sonraki Kitap: Sissoylu: Kuşatma
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 530
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.48  (168,347oy)

Arka Kapak Yazısı

  Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.Yenik düştü.
  O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.
  Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.

Gecenin sahibi sisler.
Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.



Yorum

  Sissoylu uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biriydi, özellikle de Kralların Yolu'nu (yorum için tıklayın) okuduktan sonra daha çok ilgimi çekmişti çünkü Kralların Yolu'ndan sonra Brandon Sanderson'ı hem çok sevmiştim hem de çok hayran olmuştum. Sissoylu'yu çok daha önce okuyacaktım ama kargoda sorun çıkınca kitap çok geç gelmişti ve bende Bilge Adamın Korkusu'na (yorum için tıklayın) başlamıştım falan derken araya bir sürü kitap girdi ve okumam çok gecikti ne yazık ki.

  Güzel olacağına emin olarak başladığım kitaplardan biriydi bende hem öneri üzerine hem de kitaptan ayrılmamak için yavaş yavaş okudum. Aslında bir çok yerde bırakmak için kendimi zorladım :D

Harita çok güzel hazırlanmıştı çok beğendim
  Tüm dünya tek bir hükümdarın yönetiminde ve o da ölümsüz, gaddar bir hükümdar. Bin yıllık bir imparatorluk ve bu imparatorluğun karşısında duranlar... Konu çok güzeldi, biraz alışılageldik gibi olsa da hikayenin akışı, kurgu gibi ögelerle çok başka bir kitap olmuş.

  Karakterleri ve kurgusu gerçekten çok şahaneydi ve okurken bunu sürekli hissediyorsunuz. Kitabı okurken hayal gücü ve zekanın birleşiminin muhteşemliğini somut bir şekilde hissediyorsunuz. Sanderson hem bir dünya kurmuş, çok farklı bir büyü stili geliştirmiş, yepyeni kavramlar katmış ve sonra bunları öyle zekice kurgulayıp kullanmış ki okurken bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz ve sürekli hayran kalıyorsunuz yazara.

  En azından ben kaldım, aynı hisleri Kralların Yolu'nda da yaşamıştım ve Sissoylu'nun da böyle olması beni çok mutlu etti. Bu kitabı okurken Sanderson çıtayı öyle güzel yükseltiyor ki başka kitapları beğenmek zorlaşıyor.

  Karakterleri de çok sevdim ve onları okuması çok zevkliydi, Kelsier'i ve felsefesini özellikle çok sevdim. Aynı şekilde diğer karakterleri de sevdim, hepsi çok güzel yazılmıştı.

  Kitap hakkında söylenecek çok şey yok aslında, üzerine uzun uzun konuşulabilir ama yorum yapmak zor. Çünkü şahane bir şey bu kitap ya :D Böyle çok fazla övgü okuyunca beklentiler yükseliyor ve hayal kırıklığına uğruyor insan bence beklenti içinde olmayın ama beklentileri de fazlasıyla karşılayabilecek bir kitap var karşınızda bunu bilin.

  Kitaptaki büyü teknikleri beni çok hoşuma gitti, alışılageldik büyü tarzından çok farklı ve çok güzel. Böyle yeni şeyler okumanın keyfiyse bir başka tabii.

  Son bölümler her şey çok daha heyecanlıydı ben fark etmeden bir oturuşta 120 sayfadan fazla okuyup kitabın sonuna gelince çok bozulmuştum ama elimden de bırakamamıştım.

  Fantastik dünyalar içinde Sanderson'ın dünyaları kendine hep çok ayrı yer bulacaktır çünkü olağandışı güzel dünyalar bunlar. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum ama bir anda hepsini bitirip ortada kalmak istemiyorum.

  Aralık 2015'te çıkan ve serinin ikinci kitabı olan Kuşatma'yı çok merak ediyorum. Umarım kısa zamanda alıp okuyabilirim.

  Sissoylu okumananızı kesinlikle önerdiğim muhteşem bir fantastik kurgu. Umarım okumuşsunuzdur ya da okumayı düşünüyorsunuz ve beğenirsiniz. Benden küçük bir tavsiye her sayfanın tadını çıkara çıkara okuyun çünkü böyle kitaplar çok az. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Yeni tatlar da yeni fikirler gibidir genç adam, ne kadar yaşlanırsan, hazmedilmeleri de senin için o kadar zor hale gelir." 

"Doğru inanç iyi bir pelerin gibidir diye düşünüyorum ben. Eğer üstünüze iyi uyuyorsa, sizi sıcak tutar ve korur. Ancak tam oturmayanı boğucu olabilir." 

"Bizim inancımız çoğu zaman en zayıf olması gereken yerde en güçlüdür. Umudun doğası budur." 

"Sırf seni incitti diye birisini sevmeyi bırakamıyorsun" dedi Kelsier. "Eğer yapabilseydin her şey kesinlikle daha kolay olurdu." 

"Kimi sevdiğini seçemiyorsun. İnan bana gerçekten de sevmemiş olmayı tercih edeceğim insanlar var. Onlar bunu hak etmiyordu."

Puanım



  

30 Ağustos 2015 Pazar

Kralların Yolu (Fırtınaışığı Arşivi #1) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu




Orijinal Adı: The Way of Kings
Seri: The Stormlight Archive #1
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 912
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4,61 (104,061)
Benim Puanım: 5/5





   Bazı kitaplar vardır onun dünyasına girersiniz ve orada kalırsınız. Kralların Yolu'da benim için öyle, ben artık Roshar'dayım, ben o hikayenin bir parçasıyım.
  Brandon Sanderson'ın okuduğum ilk kitabıydı. Müthişti, harikaydı, çok etkilendim. Yazarın kurgusu, anlatımı, dünyası, dili her şeyi mükemmeldi. Kitaba başlamadan önce güzel bir roman okuyacağımı düşünüyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Yazar her şey öyle güzel kurgulamış ve aktarmış ki! Okurken hayran kalıyorsunuz. Kitabı biraz yavaş okudum, hemen bitsin istemedim, o dünyada daha çok kalmak istedim.




  Kitap 4 ana karakterin çevresindeki olayları konu alıyor. Kaladin, Shallan, Dalinar ve Szeth. Kitap genel olarak Harap Ovalardaki savaş ve Shallan'ın alim olmak için aldığı eğitimi konu alıyor. Fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, spoiler vermemek zor olacak.

  Kitaptaki karakterler çok başarılıydı, bir çoğunu çok sevdim bazılarından çok nefret ettim :D Dipnot: Syl en sevdiğim karakterlerden, çok tatlı :) 
Kitap okurken ihanetler, savaşlar, ölümler eskisi kadar etkilemiyor beni okuya okuya alıştım galiba fakat Sanderson etkilenmemi sağladı, bazı sayfaları dehşet ve öfkeyle okudum. Böyle hissetmek güzeldi, bu kesinlikle yazarın başarısı.
  Kitabın konusu çok güzel yazar anlatımıyla da bu türdeki kitaplardan çok ayrı bir yere koyuyor. Giriş kitabı olmasına rağmen dolu dolu geçti, 900 sayfanın hakkını verdi. Diğer kitaplarda daha çok aksiyon olacak gibi.

  
  



Kitabın içerisinde farklı yaratık, hayvan ve bitkiler vardı ve bunların çizimleri de kitapta yer alıyordu, bu benim çok hoşuma gitti. Daha önce içinde böyle çizimlerin yer aldığı bir kitap okumamıştım, bu türde genle olarak harita veriliyor ve bırakılıyordu, böylesi çok güzel olmuş.


  Buz ve Ateş'in Şarkısı'na benziyor ama dünyası onunkinden kesinlikle çok daha farklı ve orijinal. Favori fantastik kurgu serim oldu, serinin tek kötü yanı diğer kitapların çıkmamış olması. İkinci kitap ne zaman Türkçe'ye çevrilir bilmiyorum ama beklemek istemiyorum, bir an önce çıksın. 

 Kitabı çok beğendim, mutlaka okumalısınız. Kalınlığı gözünüzü korkutabilir ama buna değecek. Kitap bittikten sonra keşke biraz daha olsaydı diyorsunuz.
  5 puan az 6 puan verebilir miyim? 



  Puanım:




Son olarak kitapta çok güzel alıntılar vardı, bakmak isterseniz tıklayın :)