Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2017 Perşembe

Yarasa (Harry Hole #1) - Jo Nesbo | Kitap Yorumu ve Seri Bilgisi


Orijinal Adı: Flaggermusmannen
Seri: Harry Hole #1
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 392
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 3.56  (42,431 Oy)


Arka Kapak Yazısı


Jo Nesbo'nun ünlü dedektifi Harry Hole'un soluk soluğa ilk macerası.

Yirmi üç yaşında Norveçli bir kadın Sidney'de ölü bulununca, Oslo Cinayet Masası dedektifi Harry Hole, bu vakayı incelemeye gönderilir. Amacı Sidney polisine elinden geldiğince yardım etmektir ama kesin bir dille işe burnunu sokmaması söylenir.

Soruşturmaya seyirci kalmaya niyeti olmayan Harry, ekibin baş dedektiflerinden biriyle arkadaşlığını ilerletir ve kendini olayların içinde bulur. Harry katile adım adım yaklaştıkça çok tehlikeli bir seri katilin peşine düştüğünü ve aslında soruşturmanın içindekiler dahil hiç kimsenin güvende olmadığını düşünmeye başlar.


Yorum

Yarasa'yı ilk gördüğümde (üzerindeki Harry Hole'un ilk kitabı ibaresini gördüğümde) "Nihayet çıktı!" dedim ve hemen aldım, maalesef alırken hızlı davransam da başlamam zaman aldı her neyse.

  Harry Hole benim çok sevdiğim polisiye seriler arasına girdi, serinin kitaplarını okudukça bahsediyorum zaten bundan. Yalnız şuna yeniden değinmeden geçemeyeceğim, bu seri neden Türkiye'de bu kadar düzensiz basıldı? Koridor Yayıncılık üçüncü ve beşinci kitabı basıp devamını getirmemiş, sonra Doğan Kitap dördüncü kitaptan başlayıp sekize kadar devam ettirmiş. 2016 Kasım sularında da ilk kitabı bastı. Bu düzensizliği anlayamadım, hiç de anlayamayacağım sanırım, ısrarla dile getiriyorum çünkü bu seri diğer polisiyeler gibi her kitabı birbirinden bağımsız değil. Seride her kitabın kendi konusu olduğu gibi, diğer kitaplara yayılmış bir konu daha var ki ben serinin beşinci kitabından seriye başladığım için devasa bir spoiler yemiştim.

  Şikayet kısmını geçtikten sonra kitaba gelelim. Yazar seriye Norveç'te değil Avusturalya'da başlamış, Harry Hole Sidney'de ölen Norveç'li bir kadının ölümünü araştırmak için Avusturalya'ya gidiyor ve cinayeti araştırdıkça olayların göründüğünden çok daha farklı olduğunu anlıyor.

  Bu kitabı okurken yazarın zaman içinde kendi tarzını bulduğunu ve kendini geliştirdiğini fark ettim. Bu kitap benim seride hoşuma giden o Norveç havasından ve özgün tarzından yoksundu, hatta Amerikan polisiyelerinden çok fazla esinti vardı. Bunlar da benim bu kitabı diğer kitaplar kadar sevmeme engel oldu. Yazar kitapta biraz laf kalabalığı yapıyor gibi hissettim okurken, her bölümde değil ama bazı sayfalarda sanki yok yere uzatmış gibiydi. Yine de Harry Hole serisinin ilk kitabını okumak güzeldi, yayınevi umarım ikinci kitabı da basar ve seriyi tamamlayabilirim.

Harry Hole Serisinin Türkiye'deki Kitapları
  Yarasa (Harry Hole #1) - Doğan Kitap (2016)
  2. Kitap ülkemizde henüz çıkmadı
  Kızıl Gerdan (Harry Hole #3) - Koridor Yayıncılık (2010)
  Nemesis (Harry Hole #4) - Doğan Kitap (2013)
  Şeytan Yıldızı (Harry Hole #5) - Doğan Kitap (2014)
  Kurtarıcı (Harry Hole #6) - Doğan Kitap (2015)
  Kardan Adam (Harry Hole #7) - Doğan Kitap (2015)
  Leopar (Harry Hole #8) - Doğan Kitap (2016)

Alıntılar

Belki de insanlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bir şekilde aynı hayalleri ve fantezileri paylaşıyorlar. Bu bizim tabiatımızda var; adeta hepimizin özüne işlenmiş. Tüm bu farklılıklara rağmen eninde sonunda aynı yanıtlara ulaşıyoruz. 
Hayatta önemli sayılacak çok az şey var. 
Kızdan 'kadavra' olarak bahsettiler. Sevilen bir çocuğa çok fazla isim takılabilir; ama ölülerin bu kadar adının olması tuhaf. 
İnsanlar anlamadıkları şeyden korkarlar. Korktukları şeyden de nefret ederler. 
Harry artık yalnızdı. Her zaman olduğumuz gibi.


Puanım


23 Ağustos 2016 Salı

Şeytan Yıldızı (Harry Hole #5) - Jo Nesbo | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Marekors
Seri: Harry Hole #5
Önceki Kitap: Nemesis
Sonraki Kitap: Kurtarıcı
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 469
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.02  (36,499 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Genç bir kadın Oslo'daki dairesinde öldürülür. Sol elinden bir parmağı kesilmiş, gözkapaklarından birisinin altına beş köşeli yıldız şeklinde küçük kırmızı bir elmas yerleştirilmiştir bir pentagram, yani şeytan yıldızı.
Müfettiş Harry Hole uzun zamandır düşman bellediği Tom Waaler ile birlikte bu soruşturmada görevlendirilir. Önceleri onunla birlikte çalışmak istemese de, zaten teşkilattan atılmak üzere olan Harry’nin başka bir seçeneği kalmaz ve kendini düştüğü alkol batağından kurtararak işe koyulur.

Bu cinayeti bir dizi benzer cinayet daha izler. İşleniş şekillerinden Oslo’da bir seri katil olduğu anlaşılmaktadır. Beş köşeli yıldız, bu cinayetlerin gizemini çözmekte oldukça yardımcı olacaktır.

Yorum

  Nemesis'i okuduktan hemen sonra Şeytan Yıldızı'na başlamak istemiştim ancak araya Kapan girdi. Kapan'dan sonra Şeytan Yıldız'ına başladım ve iki günde bitirdim, gerçekten çok güzel aktı kitap özellikle de Kapan gibi sıkıcı bir kitaptan sonra.

  Harry Hole bu kitapta polislikten atılmak üzere iken aldığı bir davayı çözmeye çalışıyor ve aynı zamanda kendi hayatıyla ilgili de bir çok sorunu çözmeye çalışıyor. Bir taraftan banyoda ölü bulunan kadının katilini ararken bir yandan da polis teşkilatındaki yozlaşmış polislerin peşinde büyük ve amansız bir koşuşturmacanın içinde buluyorsunuz kendinizi ve sayfalar ilerledikçe işin iç yüzü değişiyor.

  Şeytan Yıldızı, Harry Hole serisindeki en sevdiğim kitap şimdilik, diğer kitapları da sevsem de bu kitapta yaşanan bazı olaylar yüzünden yeri bende ayrı oldu. Bu kitap bana biraz John Verdon'un Peter Pan Ölmeli adlı kitabını anımsatsa da ondan çok farklıydı tabii ki.

  Harry Hole serisini zaten seviyordum bu kitapta da hayal kırıklığı yaşamadım, aksine çok sevdim. Yazarın kendine has üslubu ile karakter ve olay örgüsü bir araya gelince ortaya şahane bir polisiye çıkmış. Ben zevk alarak ve iki günde okudum, sayfalar çok hızlı akıyor gerçekten, sadece yazar bazen Harry'nin alkol sorunlarına fazla yer ayırıyor, bu da seride kendini tekrara yol açıyor. Yine okumaya değer güzel bir seri. İyi okumalar. :)

Puanım

4.25


12 Ağustos 2016 Cuma

Nemesis (Harry Hole #4) - Jo Nesbo | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Sorgenfri
Seri: Harry Hole #4
Önceki Kitap: Kızılgerdan
Sonraki Kitap: Şeytan Yıldızı
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 516
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.96  (30,361 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Çağdaş polisiyenin en etkileyici başkahramanlarından Harry Hole ile tanışın...

Osloda bir banka soygunu sırasında banka görevlisi öldürülünce, Dedektif Harry Hole soruşturmaya dahil olur. Harry, hiçbir iz bırakmayan soyguncunun peşindeyken, eski kız arkadaşı Annanın yemek davetini kabul eder. Akşam yemeğinin ertesinde kendi evinde uyandığında, son 12 saatte neler olduğunu anımsayamadığını fark eder. Anna ertesi gün ölü bulunur, çok geçmeden o geceden haberdar olan biri Harryyi tehdit etmeye başlar. Harry Hole hem kendini temize çıkarmak, hem de devam eden banka soygunlarını durdurmak zorundadır.

Yorum

  Hipnozcu'yla birlikte İskandinav polisiyesine giriş yapınca bu yörelerde devam etmek istedim ve elimde Nemesis olduğu için bu kitaba başladım. Jo Nesbo ile bu serinin altıncı kitabı olan Kurtarıcı sayesinde tanışmış ve yazarın tarzını sevmiştim, seriye ortadan başlamış olmaktan hoşlanmamıştım, biraz spoiler yemiştim ama önemsemedim ve önceki iki kitabı aldım.

  Harry Hole serisinin en büyük talihsizliği sanırım ülkemizde dağınık halde basılması, bunlara Kurtarıcı yorumumda biraz değinmiştim. Neyse işte serinin ilk iki kitabı ne yazık ki ülkemizde henüz basılmadı, seriyi de sevdiğim için bu durumu göz ardı ederek ülkemizde basılan kitapları okumaya karar verdim.

  Çok uzattım lafı, Nemesis'e gelecek olursak eğer kitap iki farklı olayı aynı anda işliyor. Bir tarafta büyük bir banka soygunu yapılmış ve bir banka görevlisi öldürülmüştür diğer tarafta ise Harry Hole kendi hayatının büyük kaosa dönmesini engellemeye çalışmaktadır. Kitapta hem zekice hazırlanmış bir banka soygunu ve soruşturmasını okuyor hemde dedektifimiz Harry'nin üzerindeki şüpheleri ortadan kaldırmaya çalışmasını okuyoruz. Anlayacağınız iki hikaye iç içe geçmiş durumda tek bir kitapta güzel bir kontrast oluşturuyor. Sanırım yazarın genel tarzı bu çünkü Kurtarıcı kitabında da farklı olaylar iç içe işleniyordu.

  Yazar kurguyu gerçekten güzel hazırlamıştı ve kitapta tempo hiç düşmedi, olaylar güzel bir akışta ve bol gizemli bir şekilde gelişti. Ben katili tahmin etmiştim kitabın en başında ancak bu kitabı okurken bir sorun teşkil etmedi, olaylar kitapta güzel bir şekilde geliştiği için tahminim kitabın tadını kaçırmadı. Kitaptaki karakterleri de sevdim, yazar hepsini güzel bir biçimde kurgulamıştı, Raskol, Beate gibi bazı karakterler de özellikle ilgilimi çekti, okurken büyük keyif aldım.

  Nemesis genel olarak güzel bir polisiyeydi, iç içe olay örgüsüyle ve yazarın kendine özgü yazım tarzıyla okuması oldukça keyifliydi. Norveç sokaklarında olmak da ayrı bir güzel oluyor bence. :) Bu sıralar İskandinav polisiyesi okuyasım var, Nemesis'ten sonraki kitap Şeytan Yıldızı elimde ve ona başlamak istiyorum. :)
  Sizde polisiye-gerilim seviyorsanız ve Norveç sokaklarında farklı bir deneyim yaşamak istiyorsanız Harry Hole serisine göz atın derim. İyi Okumalar. :)

Alıntılar

Hayatı tanı. Oturup çocuğunu seyret. Yitirdiğin şeyleri bulman zor, ama mümkün. 
Bir insanı çok severseniz, sizi sevebilmesi anlaşılmaz geliyor. Oysa tam tersi olmalıydı, değil mi? 
Sorduğun sorular için asla özür dileme; sormadığın sorular için özür dile. 
Kadınlar hep plan yapar. 
Kadınlar güç peşinde koşan, savaşın ve zafer kutlamalarının ötesini düşünen, mantıklı planlamacılardır. Ve kurbanların zayıflıklarını görmekte doğuştan yetenekli olduklarından, ne zaman ve nasıl darbe indirmeleri gerektiğini içgüdüsel olarak bilirler. Ne zaman durmaları gerektiğini de. 
Zulüm görmemizle sağ kalmamızın sebebi aynı. Biz farklıyız ve farklı olmak istiyoruz. 
İnsanın ölmesi, başına gelebilecek en  kötü şey değildir. En kötüsü, yaşama sebebini yitirmektir.

Puanım


15 Haziran 2016 Çarşamba

Siyah Kan - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: La Ligne Noire 
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 431
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.12  (2,100 oy)


 Arka Kapak Yazısı
Güneydoğu Asya'da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümümün hâkim olduğu bir yol. 
  
PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bir mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi'dir! Ve PARİS. Herşey sona ermedi, yeni başlıyor.

ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!


Yorum   
            Merhaba arkadaşlar. Buraya yazmayalı hayli uzun zaman oldu. Gerçekten daha fazla ayrı kalamayacaktım. Öğrencilik hayatı ve sınavlar, finaller derken uzun süre kitap okumaya neredeyse hiç vakit bulamadığım için yorumlarda gecikti, bunun için okurlardan özür diliyorum. Benim için değeri çok farklı olan bir kitapla bu vermiş olduğum arayı sonlandırıyorum. Jean-Christophe Grangé'in bu eseri benim için neden farklı derseniz herkes Grangé için "Kızıl Nehirler"i överken ben ilk olarak Grangé'in bu eserini okumuştum yıllar önce ve onunla bu eserinde tanışmış oldum. O zamanlar polisiye ve gerilime olan ayrı merakım ve kitabın sürükleyici yanları kitabı çok sevmemi ve yazarını benimseyip diğer tüm kitaplarını da araştırıp okumamı sağlamıştı. Aslında Grangé'in okumadığım 2-3 eseri varken neden okuduğum bir eseri yıllar sonra tekrardan okuyup yorumladığımı soracak olursanız bu yaz yapmayı planladığım "Eski Kitaplara Dönüş Kampanyam" ismini verdiğim eskiden okuduğum ve gerçek anlamda etkilendiğim bazı romanları araya zaman girip hafızamda silikleştikten sonra tekrardan okumaya karar verdim. Okunmamış, keşfedilmemiş onlarca kitap varken bu tam bir delilik ve vakit kaybı gibi gözükse de bunu yaparken olayların çoğunu bilmeme rağmen sanki ilk defa okuyormuşum gibi içimde oluşan heyecanı keşfedince o kadar da saçma olmadığını düşünmeye başladım. Ve bu anlamda beni etkileyen sevdiğim gerilim romanlarından birisiyle açılışı yapmak istiyorum.

       İlk olarak konudan bahsetmem gerekir. Konusu Grangé'den ve türünün gerilim olmasından anlayacağınız gibi bir katil ve cinayetleri işleyen bir gerilim-polisiye romanı. Romanda diğer birtakım gerilim romanlarından farklı yönleri var elbette. Öncelikle katil başından itibaren belli bu nedenle polisiye yönü oldukça zayıf çünkü polislerin neredeyse hiç geçmediği gibi ve katil kim soruları, kanıt toplayıp katili bulma gibi durumlar da söz konusu değil. Gizemli olan ise katili cinayetler işlemeye iten sebepler ve dürtüler nedir ve neden onları kendine özgü yöntemlerle yapmaktadır gibi sorulara kitap boyunca maruz kalmamızdı. Tabikide birçok gerilim kitabı gibi bunda da katil sıradan bir şekilde değil kendine özgü biz "imza" ile bu cinayetleri işliyordu. Cinayeti cinayetten çok farklı bir ayinsel arınma olarak görüyor ve herşeyi de buna göre tasarlıyordu. Buna karşılık tek baş karakter o değil. Kitapta hayatında tanık olduğu birtakım kanlı olaylardan sonra cinayete ve vahşete takıntılı olan psikopat zihinleri merak eden, bunun peşine düşüp herşeyi anlamlandırma çabası içinde olan bir gazeteci de karşımıza o dönemin gerçek anlamda en "kanlı" ve "ünlü" katilini adım adım inceleme konusu yaparken çıkmakta. Birde bu noktada potaya hem katille hem bu gazeteciyle farklı şekillerde yolları kesişen, dramatik bir hayatı ve idealist bir kişiliği olan cesur bir güzel giriyor. Bu üçlü ve yan karakterlerle birlikte çeşitli koşuşturmacaların olduğu, sırların çözüldüğü, kanların döküldüğü sürükleyici bir "thriller" romanı kendini gösteriyor.

        Kitap askiyonu dozunda vermiş, zekice kurgularla güzel bir örgü oluşturmuş olsa da kusursuz olduğunu söyleyemem. Özellikle kitabın baş karakterlerinden birisinin katili araştırma takıntısında herşeyin basitçe ilerlemesi, bazı ayrıntılar benim için gerçekten absürd nitelikteydi. Kitabı okuduğunuzda neleri kastettiğimi anlayacağınızdan eminim. Bazı yerlerde de gerçeklikten kopmuştu bu benim için fantastik olanlar hariç diğer tüm kitaplarda eleştirdiğim ve hoş karşılamadığım bir eksiklik ne yazık ki. Kitapta tanımlanan hapishane ortamı da biraz fazla rahat ve verilen imkanlar son derece geniş geldi bana.Reverdi gibi azılı katillerin tutulması için fazla "açık" bir kapalı cezaevi diyebiliriz. Kitapta müslüman olan karaktelerlerinde birtakım aykırılıkları ve aşağılanmaları beni üzen başka bir ayrıntıydı. Ve katili katilliğe iten sebeplerin birçoğu sağlam sebeplere dayandırılsa da bazıları çok cılız bulduğum gerekçelerdi. Ve katilin şansının sürekli yaver gitmesi ve polislerden herzaman bir adım önde olması da gerçekliğe gölge düşüren hoşlanmadığım bir tarafıydı kitabın. Ama yine de neden bu kitabı sevdiğimi gerçekten anlamış oldum. Bende kitaptaki "Marc Dupeyrat" karakteri kadar olmasa da katillerin psikolojilerini anlamayı, onların cinayet işlerken ne düşündüklerini, neyin etkisi altında olduklarını, akıllarından neyin geçtiğini merak eden ve bunu öğrenmek için kendi çapında kitaplardan, internetten, dizilerden , ansiklopedilerden araştırma takıntısı olan birisi olduğum için karakterle kendimi bağdaştırmam belli noktalarda çocuk oyuncağıydı. Tabi bu beni bir yerde korkutmalı da. Sonuçta baş karakterin bu takıntısının iyi şeylere sebep olmayacağını az çok tahmin ediyorsunuzdur. İlk okuduğumdaki gibi kitabın etkisi bir süre üzerimdeydi. Her an her köşeden bir Reverdi çıkabilirmiş gibi hissettiğim anlar olmadı değil ve kitabın böyle etkileyici olması da ona bir artı puan kazandırıyor.

       Diline gelince oldukça akıcı ve sürükleyici bir dili var. Öyle ki psikolojik tahlil ve ruh halleri anlatılırken bile sıkılmadığınızı fark ediyorsunuz. Sadece arka kapakta da gördüğünüz onca şehir ve onların betimlemeleri biraz sıkabilir onun dışında saran bir kitap. Zaten bahsettiğim bu arka kapak yazısı ve ordaki mekanlar ve tanımalamalar size ilk okuduğunuzda çok anlamsız gelecektir. Ama orası kitabın kodlanmış kelimelerle özeti niteliğinde ve okuduğunuzda her birinin sırrını çözüyorsunuz. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere kitapta "kanlı" ögelerden bolca mevcut. Eminim ki kan ve gerilim sevenler, psikopatları okumaktan zevk duyanlar bu eseri seçtiklerinden hiç pişman olmayacaklar. Şimdilik bu kadar. Diğer harika kitaplarda görüşmek üzere. Bol kitaplı günler dilerim :)


Alıntılar
Onun saçlarının rengiyle, yüzünün yapısıyla, cildindeki pütürlerle alay edilebilirdi. Dikkati çeken tek şey, bütünün kusursuz uyumuydu. Hatlarının duruluğu, çizgilerinin belirginliği. Hangi enstrümanla çalınırsa çalınsın değerinden, heyecanından hiçbir şey yitirmeyen olağanüstü bir melodi gibi.
Her kadın bir tapınaktır. İçlerindeki o ateşle. Asla sönmeyen ateşle.
Ne kadar az gizlenirsen o kadar az görülürsün.
Onda hiç kimsenin delemeyeceği bir katılık, bir gizem vardı. Kabuğuna dokunulmaya cesaret edilemeyecek bir adamdı o. Yalnız, umutsuz, anlaşılmaz.
Marc'ın gözünde, seri katiller saf birer elmas gibiydi. İşlenmemiş birer değerli taş. Onlarda boş ve gereksiz hareketler, kör tutku ve son dakika paniği yoktu. Ama hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz, hatta haklı gösteremezdi. Ancak sözkonusu olan öldürme itkisinden başka birşey değildi. Soğuk, aykırı, eşsiz.
Tek bir fotoğraf, resmi çekilen kişinin ruhunu yansıtabilir. Önemli olan fotoğrafla ruhu resmetmektir.
Sonsuzluğu seyretmenin tek yolu vardır: bir süreliğine orada kalmak.
Sana ulaşmak için izlemem gereken yol ne kadar tuhaf.
Evlilik bir tür kimyasal yangın. Bir tecrübe...bir pratik. Yıllar boyunca bir erkek ile bir kadının arasında her şey yanar, her şey tükenir. Bir gün küller arasında uyanırlar. Geriye sadece en sert, en katı malzemeler, yanmayan parçalar kalır. Öfke. Acı. Üzüntü. Ve korku. 


Puanım
 

8 Mayıs 2016 Pazar

Şeytanın Müridi - Glenn Meade | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Devil's Disciple
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 520
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 3.93  (246 oy)


Arka Kapak Yazısı
Kate Moran...bir FBI ajanı...
Ve Constantine Gamal...bir seri katil...Şeytanın Müridi
Ritüeller...Kara Büyü...
Her seferinde işlenen çifte cinayetler...
Bir kedi fare oyunu...
Gamal yakalanıp idam edildikten sonra da bu cinayetlerin arkası kesilmiyor...
Ritüeller sonrası çifte cinayetler sürüyor...
Gamal'ı taklit eden biri veya birileri mi var?
Yoksa...Yoksa Gamal hâlâ yaşıyor mu?


Yorum
        Polisiye-gerilim tarzı kitap okumamın üzerinden uzun zaman geçmişti ve artık zamanının geldiğini düşünerek ve klasik polisiye yazarları dışında başka bir yazar keşfetmek amacıyla bu kitaba başladım. Kitap birçok yönden klasik polisiye kitapların karakteristik özelliklerini gösteriyor diyebilirim. FBI'ı, ajanları, kasaplık ve kesip doğrama işlerini, satır/bıçak takımlarını sevenlerin seveceğini düşündüğüm bir psikopatı ve onu yakalamayı ve infaz etmeyi takıntı haline getirmiş genç ve güzel başarılı bir bayan FBI ajanını anlatan bir kitapla karşı karşıyayız. Arka kapak yazısından da okuduğunuz ve önceki okuduğunuz birçok polisiye kitabından tahmin edebileceğiniz kadarıyla spoiler niteliği taşımayan kitabın içeriği ile ilgili birtakım bilgiler vermek istiyorum. Öncelikle başröldeki iyi taraf az öncede belirttiğim gibi bir FBI ajanı Kate Moran. Kendi kişisel hayatında yaşadığı sıkıntıları bir kenara bırakırsak yakalamayı takıntı haline getirdiği, gece gündüz kafayı buna yormaktan uyku uyuyamadığı, herkesi dehşete düşüren, genç yaşlı demeksizin masum çocukları bile acımaksızın doğrayan, soğukkanlı bir seri katil ise madalyonun öbür yüzünde. Ve tüm bu cinayetleri dini bir buyruğu yerine getirdiğine bir ritüel gerçekleştirdiğine inanarak işliyor. Ve tabi kendini her cinayetten sonra daha bir Tanrılaşmış hissediyor, her cinayette ilk cinayette duyduğu o muhteşem hazzı duymak için en uygun kurbanı seçmeye çalışıyor. Kurbanlarıyla bir av gibi oynamak, onları kurtulacağına inandırıp umutlarını boşa çıkarmak, yüzlerindeki korku ve ölüm ifadesi ona dehşet verici bir haz sunuyor. Tıpkı gerçek hayattaki seri katillerin çoğunun iç dünyasında görebileceğimiz  , gerçekliklerle uyum içerisindeki bir durum. Bu kadar derinlemesine anlatmam belki de seri katillerin beynini anlamayı ve onları araştırmayı tüm yaz boyunca takıntı haline getirmemden kaynaklanıyor. Bu nedenle bu kitaba başlarken azgın bir seri katili okuyacağım için kitaba önyargısız ve iyi hislerle başladım. İşte başröldeki Kate Moran onu yakalamak ve infaz etmek için elinden geleni yapıyor. Ve amacına da ulaşıyor haliyle. Ama oda ne? İnfazdan kısa bir süre sonra aynı ritüellerle oluşan ve infaz edilen seri katilin tarzında, onun imzasını taşıyan cinayetler hızla deva ediyor. Hemde bu sefer tüm olup bitenler tamamiyle esas kızımız Kate'in etrafında gerçekleşiyor. Bir Gamal hayranı kopyacı katil mi Kate'i hedef seçti yoksa hayaleti intikam almaya mı geldi? Yoksa öldüğü zannedilen Gamal ölmedi mi? Kitabı okurken bu soruları sürekli sorarken buluyorsunuz kendinizi.
        Kitapta sıradan gerilim kitapları ile birçok yönden benzerlik olsa bile birtakım farklılıklar elbette ki var. Özellikle temel polisiyelerde olan bir cinayet olur ama kimin işlediği belli olmaz herkesten şüphelenilir durumu bu kitapta tam olarak öyle değil. Kimin cinayetleri işlediği en başından beri belli. Ama bunun kitabın gizemine ve merak unsuruna gölge düşürdüğünü söylemek doğru olmaz çünkü kitapta bu yönden açığa çıkan gizem çok farklı yollardan kendini hissetiriyor. Zaten kitabın en sonunda da kendinizi kandırılmış gibi hissediyorsunuz ve beklediğinize değdiğini, gerçekten şaşırtıcı ayrıntıların olduğunu gördüğünüzde aslında hiçbirşeyin sandığınız kadar basit olmadığını da anlamış oluyorsunuz. Kitap genel olarak diğer karakterlere pek fazla ağırlık verilmeden esas karakterin etrafında ve iç dünyasında olup bittiği için yine ondan devam etmek istiyorum. Karakterin mücadeleleri ve bu sırada hissettiği korkular ve gitgeller kitabı gerçekçi kılsa da bazı noktalarda çok fazla tesadüfler zinciri ve mucize kurtuluşlar olması birçok kitapta rastlasamda hala alışamadığım bir eksiklik ne yazık ki. Ama yinede yazar burada yaşattığı hayalkırıklığını, kitabın ileri sayfalarında okuyucuyu diken üstünde oturtacak kadar aksiyon ve macera noktalarıyla  yakalıyor ve bu tür pürüzleri okuyucuya unutturuyor. Gerçekten heyecanı ve aksiyonu had safhada tutan bir kitap olmuş ve böyle bir yazardan da gerilim-polisiye alanında bir eser denediğim için pişman değilim. Ama içimden bir ses bu yazarın en seveceğim eseri bu olmayacak diyor. Çünkü bu eserinden her ne kadar etkilenmiş ve beğenmiş olsam da yinede okuduğum en güzel polisiyeler dalına girecek kadar kuvvetli ve zekice yazılmış bir kurgu göremedim ve bazı noktaları çok basit bulduğum için kaliteli eser olarak nitelendirmem daha severek ve hayretler ederek okuduğum diğer polisiye romanlarına ve yazarlarına da haksızlık olacaktır.
       Kitabın dili hafif, güzel ve akıcıydı. Olayların baş karakterin ağzından anlatılması olayları daha derinden ve birinci elden hissetmemizi sağlıyordu. Karakterin iç dünyasını da daha iyi anlayabilmemize olanak tanıdı. Kitap normal boyuttan biraz büyük, küçük yazılı ve kalın olsa da göz korkutmayacak kadar hızlı ilerleyen akıcı bir kitap olduğundan şüpheniz olmasın. Kitabın sevdiğim bir yanı da Türkiye ile olan bağlantısı ve bazı olayların Türkiye'de geçmesi ve bu arada Türkiye'nin güzelliklerine de kısada olsa değinilmesiydi. Kitabın ilk sayfalarında özellikle ilk 50 sayfasında bana çok basit gelmişti. Kitabın bir Stephen King, Grange ya da Tess Gerittsen romanı veya Sherlock Holmes ve Gurney serisi gibi kitaplardaki çok zekice kurguların yerine basit bir kurgu görmek beni hayalkırıklığına uğrattı. Katilin katil olmasının altında yatan neden, herşeyin çok basit şekilde halloluşu kitaba bakış açımı ilk başta olumsuz etkikedi. Ama belli bir noktadan sonra kitabın anlamadığım bir şekilde beni sardığını farkettim. Kitabın başındaki bazı eksiklikler sağlam zeminlere oturtularak aklımdaki birtakım olumsuzlukları giderdi. Kitabı ilk başlarda sevmemiş olsam bile her kitaba sonuna kadar bir şans verilmesini savunanlardanım. Çünkü bir kitap bir günde yazılmadığı için, yazarın birgün çok durgun olan hayalgücü başka bir gün kurguyu ilerletirken daha aktif olabilir ve ilham perileri uyanıp senaryoyu çok daha farklı yerlere sürükleyebilirler ve bu yüzden son 10 sayfası bile kalmış olsa yinede o kitap için hala bir umut var demektir. Yazar sürpriz bir son hazırlayarak biz okurları son sayfada bile dumura uğratabilir. Unutmamalıyız ki her kitap dünyadır ve her dünyada bambaşka mucizeler gizlidir :)


Kitap Alıntıları
"Hani çocukken gördüğün korku filmlerindeki gibi tıpkı"
"Ne varmış o filmlerde?"
"Korku; o filmlerin toplamından daha fazla korku duyacağız."
"Sende bir kızı neşelendirmeyi çok iyi biliyorsun."
Umutlar ve düşler bizleri hayatta tutan şeylerdir.
Şeytanın ölümsüzlüğü ile karşılaştırıldığında ölüm küçücük ve acı dolu bir şey değil midir?
Bana göre bu dünyada herkes eninde sonunda mutsuzluğu tadacak ve bundan kaçınamayacaktır. Bazılarımız ya kötü bir çocukluk geçiririz ya berbat bir gençlik ya da acılarla dolu yetişkinlik...Yani bir şekilde bu dünyada herkes mutsuzluk denilen şeyden payını alır.
Delisin sen, daha bir günü bile yaşamayı bilmeden kendine koca bir ömür sözü veriyorsun.
Şeytana uzun uzun bakarsan bir süre sonra o da sana bakar.
Bir soruna uzun uzun bakarsanız yanıt da kendiliğinden gelir.
Bu küçük adam doğmadan evvel millet bir çocuğa hayat vermelisin derdi yani bir çocuk dünyaya getirmem gerektiğini söylerdi herkes. Ama olayın aslında tam tersi olduğu hiç aklıma gelmezdi. Çünkü esas onlar sana hayat veriyorlar.
Aşk olması gerekenin dışında birşeydir; yani sevinç, karşılıklı destek, arkadaşlık gibi, sonsuz bir affediştir. Her güne yepyeni bir hayata başlar gibi her türlü acıdan, kavgadan uzakta başlamak demektir. 

Puanım 

10 Nisan 2016 Pazar

Kurtarıcı (Harry Hole #6) - Jo Nesbo | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Frelseren
Seri: Harry Hole #6
Önceki Kitap: Şeytan Yıldızı
Sonraki Kitap: Kardan Adam
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 528
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.05  (16,731oy)

Arka Kapak Yazısı

  Kurtuluş Ordusu'nun yaz kamplarından birinde 14 yaşında bir kız tecavüze uğrar. On iki yıl sonra, Oslo'da Kurtuluş Ordusu'nun düzenlediği bir sokak konserinde, ordu mensuplarından genç bir adam alnından vurularak öldürülür. Ortada ne cinayet silahı vardır, ne de olası bir cinayet sebebi…

  Konser fotoğraflarında kırmızı fular takmış bir adam dedektif Harry Hole'nin dikkatini çeker. Çeşitli açılardan çekilmiş fotoğrafları, yüzleri ayırt etmekte uzman Beate Lönn'e gösterdiklerinde, o bile adamın aynı kişi olduğundan emin olamaz. Yüzü olmayan bir adamdır Harry Hole'un kentin arka sokaklarında adım adım kovalayacağı. Katil ise henüz işini bitirmemiştir.

Yorum

  Kurtarıcı'yı daha yeni bitirdim ve sıcağı sıcağına yorum yazıyorum. Hislerim ve düşüncelerim henüz taze, olaylar zihnimde hala canlı.

  Kurtarıcı, Harry Hole serisinin altıncı kitabı, tabii okumaya karar verdiğimde bunu bilmiyordum ben ve serinin ilk kitabı Türkçe'ye çevrilmemiş olunca "Nasıl olsa ilk kitaptan başlayamıyorum boşver oku" diyerek okumaya başladım. Seri toplam on kitaptan oluşuyor ve beş kitabı Türkçe'ye çevrilmiş, dördü Doğan Kitap biri de Koridor Yayıncılık tarafından.

  Kızıl Gerdan (Harry Hole #3) - Koridor Yayıncılık
  Nemesis (Harry Hole #4) - Doğan Kitap
  Şeytan Yıldızı (Harry Hole #5) - Doğan Kitap
  Kardan Adam (Harry Hole#7) - Doğan Kitap

  Harry Hole yetenekli, işine fazla bağlı zeki bir dedektif, aslında polisiye kitaplarındaki karakterlerin bir çoğundan pek farklı bir yanı yok, öfkelenme eşiği düşük ve biraz fevri olması onu biraz daha farklı kılıyor. Harry Hole'nin karakterini tanımak için kitaptaki şu alıntı çok uygun bence.
"Yaşlanıyor musun Harry?"
"Yaşlanmak mı? Nasıl yani?"
"Yaşlandıkça yufka yürekli oluyorsun. Sağları ölülerden fazla önemsediğine ilk kez tanık oluyorum."
  Kitapta konu alınan cinayetin anlaşılması biraz uzun sürdü, yani uzun süre kitapta ne okuduğum pek anlamamıştım. İlk sayfalar cinayet sebebi bilinmiyordu ve olaylar biraz kendi etrafında dönüyordu, sonu belli olmayan, kendini tekrar eden bir kovalamaca okuyup durduk. 250'lere geldikten sonra kitap biraz daha akmaya başladı, anlayacağınız ilk yarı baya durgundu, en azından ben öyle hissettim.

  Kitabın konusu fena değildi ama konu çok sonra şekillendi, bu konuya olan olumlu bakışımı kötü etkiledi biraz tabii. Yazar ilk yarıyı o kadar uzun tutmasaydı kurguyu da daha çok sevebilirdim, evet kurgusu güzeldi ama benim biraz kalabalık bulduğum sayfalar arasında kayboluyordu. Son sayfalara doğru kitap iyice hareketlendi ve her şey açığa kavuştu, o son elli sayfa gerçekten çok güzeldi, yazar girişi uzun tutmasa daha bile çok sevebilirdim. Kitabın sonunda açığa çıka gerçekler beni şaşırmadı, yazar kitabın içinde bir çok ipucu zaten vermişti yine de gerçekler ve görünen arasındaki uçurumu okumak güzeldi.

  Kurtarıcı Jo Nesbo'dan okuduğum ilk kitaptı ve kitabı sevdim, yazarın üslubu biraz farklı, sevip sevmediğimi çok anlayamadım açıkçası. Aslında güzel ancak bazen kitaptaki bazı olayların anlaşılmasını zorlaştırıyordu. Kitap genel olarak güzeldi ve polisiye okumak isteyenler için güzel bir tercih olabilir. Norveç'te geçen bir polisiye okumak isterseniz size göre olabilir. İçinde güzel ayrıntılar olduğu kadar bazı mantıksızlıklar da olsa kitap hoşuma gitti ve yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Bugünlük bu kadar herkese iyi okumalar :)

Alıntılar


İmkansızı ifade etmenin yolu var mıdır?

Cinayet öyle uç noktada bir eylemdir ki, çoğu insanın zihni onu bastırır. Cinayet hayal meyal hatırladıkları bir kabus gibidir. Buna defalarca tanık oldum. Cinayetin yalnızca kafalarında kurguladıkları bir şey olmadığını ancak başkaları söyleyince anlarlar.

Martine gerçeği söylemeyi yeğlerdi. Gerçekler acı verici olsa bile. Yetiştirilme tarzından dolayı değil, bunun uzun vadede hayatı kolaylaştırdığını keşfettiği için.

Artık rüyaya dalmak istiyordu. Rüyaya dalıp her şeyi unutmak. Mümkünse eğer.

Sebep paradır. Hırs, para olunca bir şeylerin değişeceği sanrısı. İnsanların para sayesinde değişebileceklerini sanması.

Nefret güç verir, bilirsin.

İnsanın hayatta kalabilmesi için kendinde sevdiği bir yön bulması gerek. Kimileri yalnızlığın antisosyallik ve bencillik olduğunu söyler. Ama yalnız insan bağımsızdır ve dibe vursa bile başkalarını aşağı çekmez. Çoğu insan yalnızlıktan korkar. Oysa yalnızlık özgür, güçlü ve incinmez olmamı sağlamıştı.

Dr. Stockman'ın dediği gibi:"Dünyanın en güçlü insanı en yalnız insanıdır."

Şüphe inancın gölgesidir. Şüphe duyamıyorsan imanlı olamazsın. Aynı şey cesaret için de geçerlidir dedektif. Korkmaktan acizsen cesur olamazsın.

Hayatının geri kalanında ne yapacağını düşündü. Ve insanın doğru kararlar verip veremediğini halihazırda hayattayken öğrenip öğrenemeyeceğini merak etti.

Kadınların fiziksel açıdan kendilerinden çok daha güçlü erkeklerle aynı çatı altında kalma, aynı yatağı paylaşma cesaretini nasıl gösterebildiklerini asla anlayamamışımdır. Erkekler buna asla cesaret edemezdi.

Puanım



5 Nisan 2016 Salı

Koloni - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Miserere
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 422
Goodreads Puanı: 3.79  (1,415oy)

Arka Kapak Yazısı

Soluğunuzu kesen tempo, heyecan ve gerilim hiç bitmeyecek!

Onlar Çocuktular...
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne ufak bir lekeleri...Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...
Paris'te bir Ermeni katedralinde işlenen bir cinayet. Kan yok, cinayet aleti yok, yara bere yok...
Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu'nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. Bu ikisi, gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. Gizli servisler, naziler, Yahudiler, ülke içinde ülkeler, ve "siyah bölgeler"... Sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir.

Fransa'nın göbeğinde başka bir ülke olabilir miydi?
Bu ülkeye kim veya kimler göz yumuyordu?
Burada neler yapılmaktadır?
Kaçırılan çocuklar ile öldürülenler arasındaki bağ nedir?
İki polisin çabası cinayetleri açığa kavuşturmaya yetecek midir?
Yoksa...

Yorum

  Herkese merhaba! :) Yine bir Grangé romanıyla karşınızdayım, bu benim okuduğum 7'nci Grangé romanı ve yine Grangé ortaya çok güzel bir şey çıkarmış. Koloni'yi uzun zamandır merak ediyordum ve nihayet okuyabildim.

  Ermeni kilisesinde bir koro şefinin öldürülmesiyle başlayan olaylar ilerleyen sayfalarda hızla büyüyerek devam ediyor. Kitapta hiçbir şey göründüğü gibi değil, çok fazla sır ve açıklanamayan bir çok şey var. Bu soruşturmada yolları kesişen iki polis Kasdan ve Volokine'in birbirlerine destek olarak soruşturmayı yürütmeye çalışıyorlar.

  Kitabın konusu oldukça ilginçti, sayfalar ilerledikçe konunun akışı değişti ve ortaya başta görünenden çok farklı bir hikaye çıktı. Konu şekillendikçe şaşırtıcı bir çok ayrıntıyla karşılaşıyorsunuz, yazarın seçtiği konu gerçekten ilginç ve bunu güzel bir kurguyla harmanlayınca oraya çok güzel bir şey çıkmış.

  Koloni'de en sevdiğim ayrıntılardan biri Kasdan ve Volokine arasındaki ilişki oldu, soruşturma sayesinde tanışan iki polisin birbirlerine karşı gelişen dostluğunu okumak gerçekten çok güzeldi. İki karakterin birbirine yardımcı olması, arada oluşan güzel bağ benim çok hoşuma gitti. Baba-oğul ilişkisine benzer bir dostluktu onlarınki ve bu tarz bir bağ okumaktan mutluluk duydum.

  Kitap genel olarak çok güzeldi, konu ve kurgu çok zekice hazırlanmıştı, karakterleri de çok sevdim yalnız kitabın tek sorunu yazarın belirgin imzasını taşımasıydı. Yazarın her kitabının kurgu ve dil bakımından çok benzer olmasından hoşlanmıyorum, biraz değişik teknikler denese ortaya daha şaşırtıcı ve güzel şeyler çıkabilir bence, bu haliyle şaşırtıcı olmaktan uzaklaşıyor. Yazarın üslubunu sevsem de her kitabında aynı üslupla karşılaşmaktan hoşlanmıyorum.

  Konusuyla, karakterleriyle oldukça güzel bir polisiye idi, sonlara doğru tempo iyice artıyor ve kitap daha güzel bir hale geliyor. Polisiye severler ya da Grangé sevenler için oldukça güzel bir roman, kaçırmayın derim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Ve en iyi avcı kendisinden olanları avlayan avcıydı.
İnsanlardan nefret ettiğinde onları daha iyi tanıyorsun. 
Eğer birini öldürüyorsan öldürülmeyi de kabul etmen gerekiyordu. Kendi varlığına hiç değer vermemen. Ama hayır. Zalimler zavallı hayatlarına sımsıkı tutunuyorlardı. 
Kin, bu dünyada en iyi paylaşılan yetenektir. 
Çürümüş temeller üzerinde yükselmiş olsa da, ruhsal dengesinde bazı bozukluklar olsa da ve bu durumdan kurtulmak için boş yere gayret sarf etse de, bu hayat ritmine uzun süre dayanamayacağını bilse de halinden memnundu. Geçmişe dönmekten ve unuttuğu ilk travmayı yaşamaktan daha iyiydi. 
Beni şaşırtan, yaşamın içindeki ölümün korkunç haksızlığı değildi. Tam tersine. Ne dereceye kadar yaşamın ölümün bir parçası olduğunu, ne dereceye kadar yaşamın küçük bir parantezden ibaret olduğunu anladım. Hiçlik okyanusunda küçük bir ertleme. Narine'nin ölümü benim için buydu işte.  
Bir ihtar. Hepimiz bunu yaşayacak olan ölümlülerdik. 
Uzun zamandan beri insanları yargılamayı bırakmıştı. Artık ihanete inanmıyordu, çünkü edilen yeminlere inanmıyordu.

Puanım



24 Şubat 2016 Çarşamba

Taş Meclisi - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Le Concile De Pierre
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 365
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 3.51  (1,745oy)

Yorum 

  Ne zamandır Grangé romanı okumamıştım, Taş Meclisi'ni görünce okumaya karar verdim. Arka kapak yazısını okumadan kitaba başladım çünkü Grangé romanlarının arka kapak yazıları nedense bana biraz fazla ayrıntı içeriyor gibi geliyor, başlamadan kitapla ilgili fazla ayrıntıyı bilmek gizemi hepten öldürüyor diye düşünüyorum.

  Kitap Daine'in Lucien adını verdiği çocuğu evlat edinmesi ile başlıyor ve birlikte geçirdikleri kaza sonrasında yaşananları konu alıyor. Kitap şamanizm, parapsikoloji, telekinezi gibi konularla yakından ilgili.

  Taş Meclisi, yazarın ikinci kitabı. Kitap biraz yavaş başlasa da sıkıcı ya da kötü değildi, sadece temposu düşük olaylar biraz basitti, ilerleyen sayfalarda hızlandı mı? Hayır, son 50 sayfa dışında durgundu diyebilirim. Kitapta gizem ögelerine baya yer verilmişti, son ana kadar bulmaca çözer gibi ilerliyor ve bunu seviyorum ancak kitaptaki bulmacayı çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

  Öncelikle kitabın durgunluğu gizemi biraz gölgelemiş, gizemin çıkış noktası ise çok hoşuma gitmedi, Kitap her ne kadar macera-gerilim türünde olsa da fantastik-bilim kurgu ögeleri de vardı. Kitabın en sevmediğim yönü bu oldu, başlangıçta bu yönü kendini gösterseydi ya da daha orantılı bir dağılım olsaydı rahatsız olmazdım muhtemelen ama parapsikoloji-şamanizm ögeleri kendini çok sonradan gösteriyor ve sanki kitaba ait değil hissi verdi bana. İçindeki bazı olaylar da beni bozmadı değil, yazarın durduk yere bazı karakterleri öldürmesini hazmedemiyorum. Bunu genelde yapıyor ve bozuluyorum tabii biraz :)

  Okurken sıkılmadım -son 15 sayfası dışında iki günde bitirdim- ama çok çokta sevmedim kitabı. Kızıl Nehirler özellikle de ilk roman olarak kesinlikle çok başarılı ve güzeldi, yazarın ikinci kitapta böyle düşüş yaşaması biraz moral bozucu olsa da sonradan çok güzel romanlar çıkardı tabii.

  Kitap çok güzel bir noktadan çıkmış ve güzel ayrıntıları yakalamış olsa da bana beklediğimi veremedi ne yazık ki. Sırlar Uçurumu'nda da değindiğim polisiye okumalıyım isteğim hala canlı. Bu sıra biraz daha polisiyelerden ilerleyeceğim gibi :)

  Taş Meclisi güzel bir kitap olsa da özellikle de Grangé için biraz yetersiz buldum. Kötü bir kitap değil ama önereceğim ilk Grangé romanlarından da değil. Sonuç olarak kesinlikle okuyun dediğim kitaplardan da okumayın dediğim kitaplardan da değil, karar sizin :) İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Bütün mümkün olanlar sıralanıp bir kenara bırakıldıktan sonra, geriye ne kalır? İmkansız olan." 

"Kendini yalnız, umutsuzluk verecek kadar yalnız hissediyordu." 

"Bu sınırsız topraklarda kendini yalnız, kaybolmuş, ne yapacağını bilmez hissediyordu. Daha da önemlisi, kendi içinde kaybolmuş." 

"İnsan hapishaneden her zaman kaçabilir. Ama özgürlükten?"

Puanım


16 Eylül 2015 Çarşamba

Kızıl Nehirler - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Les Rivieres Pourpres
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 405
Baskı Yılı: 2001
Goodreads Puanı: 4.10 (3,319)
Benim Puanım: 5/5

Arka Kapak Yazısı

Biz Efendileriz, Biz Köleleriz.
Biz Her Yerdeyiz, Hem de Hiçbir Yerde.
Biz Karar Verenleriz.
Kızıl Nehirlerin Hakimiyiz.

Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın.

Grange'nin sınır tanımayan hayal gücü, sürekli artan gerilim, etkileyici karakterler, birbirinden korkunç cinayetler; hepsi daha ilk satırlardan itibaren size hükmedecek...



Yorum

  Bir Grangé klasiği daha.. Muhteşemdi! Kurgusuyla, diliyle ve akıcılığıyla çok güzel bir polisiye romandı. Kitap sizi daha ilk sayfalardan içine hapsediyor ve hikayeye kendinizi kaptırıyorsunuz. 
  
  Ben iki günde okudum, daha fazla zamanım olsa dün bitirirdim sanrım. İlk sayfalarda hikayenin içine giriyorsunuz ve sayfalar geçtikçe çıkamaz oluyorsunuz. Cinayetler, gerilim, hikayenin ilerleyişi... kitap beni hapsetti ve sayfaların nasıl geçtiğini anlamadım. 400 sayfa aktı gitti. Tahmin ettiğim bazı yerler olsa da bir çok detay gerçekten güzel ve etkileyiciydi.
  
  Grangé çok sevdiğim yazarlardan birisi, özellikle polisiye-gerilim romanları.. Gerilim-macera romanlarını da seviyorum ancak polisiyesi kesinliklikle çok daha başarılı ve sürükleyici. Kızıl Nehirler'i okurken bir kez daha neden Grangé sever biri olduğumu anladım.

  Karakterleri hem çok sevdim hem de çok başarılı buldum. İki polisimiz var ikisi de masum ve adaletin savunucu değil. Yazar da bu iki polisi başarıyla işlemiş, biraz kurgu biraz da bu karakterlerden sanırım okurken hiç sıkılmadım. Şu sıra okuduğum Kehanet adlı romana bu çok iyi geldi, Kehanet biraz sıkmıştı ama Kızıl Nehirler süper bir polisiye olarak gayet iyi bir kurtarıcı oldu.


  Fazla uzatmaya gerek yok :D Polisiye okumak istiyorsanız ve gerilim sever biriyseniz Kızıl Nehirler ile sürükleyici bir yolculuğa çıkın derim.

Alıntılar

"İnsan kendi karanlıklarda boğulurken, başkalarına nasıl ışık dağıtır?" 
"Bir soruşturmanın bütün ayrıntıları, bir ayna gibidir. Ve katilde o kör noktalardan birinde saklıdır."

Puan


5 Eylül 2015 Cumartesi

Leyleklerin Uçuşu - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Le Vol Des Cigognes
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 358
Baskı Yılı: 2002
Goodreads Puanı: 4.01  (1,883)
Benim Puanım: 4,5/5

  Arka Kapak Yazısı

  Göçmen kuşlardır leylekler. Her bahar Avrupa'ya gelir, yaz sonunda tekrar Afrika'ya doğru yola çıkarlar. Ama bu yıl geri dönmeyecekler.. Louis Antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. Parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... Arayışı onu, Bulgaristan'daki Çingene mahallerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, Orta Afrika Cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından Kalküta'nın araka sokaklarına kadar götürecektir. Hatta cehenneme kadar...

 Yorum

  Ben kitaba başlamadan önce kitabın alegorik tarzda yazıldığını, leyleklerin göçmen insanlar olduğunu falan düşünmüştüm. Okumaya başladım, kitap gerçekten leylekleri konu alıyordu, leylekler insanların yerine kullanılan figürler değildi. Başta garip bulsam da bunu sayfalar geçtikçe yazar hikayesini işlemeye başladı ve bu durum garip olmaktan çıktı.


  Grangé severek okuduğum yazarlardan biri, kurgusu, hayal gücü ve konuyu işleyiş tarzını seviyorum. Leyleklerin Uçuşu'nu da aynı şekilde zekice ve çok güzel yazmış. Grangé'le ilgili tek sorunum betimlemeleri, uzun betimlemelerini okurken sıkılıyorum "bir an önce konuya dönsek" moduna giriyorum. 

  
  Kitap birinci ağızdan, baş karakterimiz Lois Antioche tarafından anlatılarak yazılmış. İlk sayfalarda alışamamıştım, sayfalar geçtikçe daha iyi oldu yine de polisiye-gerilim okurken üçüncü kişi bakışıyla yazılmasını tercih ederim. 


Okurken leyleklerle ilgili yeni şeyler de öğrendim meğer hiç tanımıyormuşum leylekleri :D

  Lois leyleklerin peşinden yola çıkarak Avrupa'dan Afrika'ya onları takip ediyor. Bu uzun yolculukta şaşırtıcı bir çok şeyle karşılaşıyorsunuz ve sayfalar ilerledikçe olaylar karışıyor. Orta Afrika'da ki ormanda geçen sahneler bana yazarın Ölü Ruhlar Ormanı'nı anımsattı, betimlemeler de bir an için Ölü Ruhlar Ormanı'nı okuyormuşum gibi hissetmeme neden oldu. 


  Kitap zekice bir kurguyla ve gizemle sizi sıkmadan güzel bir maceraya sürüklüyor. Bu türü seviyorsanız okuyun derim.



Alıntılar

"Dünyanın çoğu kez sanıldığından da açık olduğunu, ne kadar alışılmış olursa olsun, gerçeklerin şeffaf ve canlı göründüğünü bilmiyordum." 
"Tek şansım, tek başıma olmam." 
"-Söyle bana Marcel, Rom çocukları neden bu kadar pis?
-Boş vermişlik falan değil Louis.Bu eski bir gelenek. Romlara göre çocuk o kadar güzel bir yaratıktır ki, nazar değdirmeye hazır yetişkinlerin ilgisini çeker. Onun için hiç yıkamazlar. bir çeşit gerçeği peçeleme.Güzelliklerini ve saflıklarını başka gözlerden saklamak için.
"

Puanım 


30 Ağustos 2015 Pazar

Kurlar İmparatorluğu - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

 
Orijinal Adı: L'Empire Des Loups
  Seri: Yok
  Yayınevi: Doğan Kitap
  Sayfa Sayısı: 405
  Baskı Yılı: 2003
  Goodreads Puanı: 3,83  (2,116)
  Benim Puanım: 4,5/5




  Fransa'dan Türkiye'ye uzanan müthiş bir roman. Karakterler, olay örgüsü ve genel hikayeyi çok sevdim. Yazarın Kaiken ve Ölü ruhlar Ormanı romanlarını okumuştum, çevre tasvirleri ve uzun betimlemeler olaylardan uzaklaştırıp romanı sıkıcı hale getiriyordu ancak Kurtlar İmparatorluğu'nda böyle uzun ve sıkıcı betimlemeler yoktu. Yazar baştan sona gizemi ve aksiyonu bol bol kullanmış. Okurken hiç sıkılmadım, aksine merak ederek çevirdim sayfaları. 

  Kurgu gerçekten güzeldi, olaylar hız kesmeden devam ederken sürekli yeni bir şeyler yaşanıyordu. Türkiye - Bozkurtlar - Fransa hikayede kendilerine güzel bir yer bulmuş. Hatta ben Bozkurtlarla ilgili daha önce bilmediğim şeyler bile öğrendim.

  Sonu fena değildi yalnız bir karaktere yazarın acımasız davrandığını düşünüyorum, sindiremedim başına gelenleri. Karakterleri sevdim, yazar başarılı karakterler oluşturmuş.

  Kapağını da beğendim içeriğe oldukça uygun, yeni kapak sanırım filmden alınmış ama güzel olmuş.

  Kısacası ben beğendim Grangé'i ya da bu türü seviyorsanız tavsiye ederim.