Dostoyevski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dostoyevski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Karamazov Kardeşler - Dostoyeski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Братья Карамазовы
Seri: Yok
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 1025
Baskı Yılı: 2017
Goodreads Puanı: 4.3 (175,925 Oy)


Yorum


  Herkese merhaba! Dün gece mükemmel bir kitabı bitirdim ve hala etkisindeyim, bu kitaba ayrı bir yorum yazmam kesinlikle gerektiğini düşünerek yazmaya başladım. Bir süredir uzun uzun yorum yazmaya vaktim olmuyordu, umarım Karamazov Kardeşler bu zinciri kırar.

 Herkes bir yana Dostoyevski bir yanadır benim için, onu ilk okuduğumdan beri hep ayrı bir severim, beni etkileyen çok farklı bir hali vardır onun ve bunun sebebini okudukça daha iyi anlıyorum ve Karamazov Kardeşler ile tamamen emin oldum. Öncelikle Dostoyevski mükemmel, yazım gücü, seçtiği özgün karakterler, olaylar hepsi ayrı ayrı değerli ama benim en sevdiğim tarafı insan ruhunun en derinlere kadar inebilmesi, çok çeşitli karakterleri konu alıyor ve hepsini öyle güzel sunuyor ki bize, onun kitaplarında insanın kendisini ve çevresini bulmaması imkansız!

  Karamazov Kardeşler'in Dostoyevski'nin zirvesi olduğuna inanılır ki gerçekten mükemmel bir kitap, Dostoyevski kitaba biraz yavaş başlıyor, karakterleri, felsefelerini okura aktarıyor ki bu bölümlerden acayip keyif aldım, kitabın ikinci yarısında ise kurgu ve olayı da ön plana çıkararak ortaya enfes bir edebiyat şöleni çıkarıyor. Sayfaların nasıl akıp gittiğini anlamadım, karakterler ve olaylar öyle yoğundu ki bazen sindirmek için kitabı bıraktığım oldu.

  Sözü fazla da uzatmak istemiyorum, edebiyatta sırf edebi değeri ile bile o kadar önemli bir roman ki okumadan ölmemek gerek bence. Freud'a ve nicelerine ilham veren bu kitapta herkesin kendinden ve Dostoyevski'den bulacağı bir çok şey var. Bu kitapla onu daha iyi tanıdım, ve ileride bir kaç kez daha okuyarak kaçırdığım noktaları yakalamak ve yaşadığım bu zevki yeniden tatmak istiyorum. Herkese öneririm.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Budala - Dostoyevski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Идиот (Idiot)
Seri: Yok

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 784
Goodreads Puanı: 4.17  (77,207oy)

Arka Kapak Yazısı

  Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı insancıklar 1846'da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski'den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849'da I. Nikola'nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyeesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Cezasını tamamlayıp Sibirya'dan döndükten sonra Petersburg'da Vremya dergisini çıkarmaya başladı, yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. EN önemli eserlerinden Budala 1868-1869 yıllarında Russki Vestnik dergisinde tefrika edildi. Dostoyevski bu romanda insan ruhunun labirentini çılgınlık, tutku ve hastalık prizmasında kırılan görüntüsüyle sergilemiştir.
Ergin Altay (1937); Yusuf Ziya Ortaç'ın Akbaba dergisinde yayımlanan ilk öykü çevirisi Zoşçenko'dan günümüze, son elli yılın en önemli Rusça çevirmenlerindendir. Dostoyevski ve Tolstoy kadar, Gogol, Gonçarov ve Çehov da Altay'ın yetkinlikle dilimize kazandırdığı yazarlar arasındadır.

Yorum

  Herkese Merhaba! :) Bugün Dostoyevski'nin Budala'sı ile karşınızdayım. Ben Budala'yı yaklaşık 5 yıl önce okumuştum ama o zamanlar çok sevmemiştim, bugünlerde ise kitabın hakkını veremediğimi düşündüğüm için bir kez daha okuma kararı aldım ve ikinci kez okudum. İyi ki de okumuşum.

  Bir kaç yıl önce klasiklere biraz önyargılıydım açıkçası, onların dilini ağır buluyor ve okumasının zor olduğunu düşünüyordum ve gerçekten de bazılarını okurken zorlanıyordum. Hatta başlayıp ilerleyemediğim için bıraktığım ya da ilerlesem de Budala gibi hakkını vermeden okuduğum klasikler var. Zamanla kitap okudukça algım ve ben değiştim, eskiden ağır ve sıkıcı bulduğum kitapları artık zevk alarak ve daha iyi anlayarak okuyorum. Ne yazık ki hepimize empoze edilmeye çalışılan klasikler ağır ve sıkıcıdır, düşüncesini aştım, artık darısı aşamayanların başına. :D

  Kitaba dönecek olursak, Dostoyevski'nin en bilinen yapıtlarından biri olan Budala, sara hastası olan, budala denebilecek kadar saf ve iyi yürekli Prens Mışkin'in öyküsünü anlatıyor. Prens Mışkin tedavi olmak için gittiği İsviçre'den dönmesi olayların başlangıç noktası olur. Başkarakter her ne kadar Prens Mışkin olsa da kitapta onun kadar güçlü ve güzel kurgulanmış yan karakterler de bulunuyor ve bazılarının hikayelerine de daha yakından tanık oluyoruz.

  Kitaptaki karakterlerin çoğu çok güzel yazılmıştı, Dostoyevski söz konusu olunca farklısını düşünmek zor zaten. Karakterlerin psikolojik tahlillerini okumak çok güzeldi, zaten şimdiye kadar okuduğum yazarlar içinde karakter tahlilini en sevdiğim yazar Dostoyevski. İnsan onun yazdığı karakterleri okurken yazara hayran kalmadan edemiyor, karakterlerin davranış sebeplerini en ince ayrıntısına kadar hesaplayıp yazması, üstün körü değil gerçekten karakterin derinine inmesi beni Dostoyevski'nin en sevdiğim özelliği diyebilirim rahatlıkla. Bu kitapta da yazarın bu özelliği ile sık sık karşılaşıyorsunuz ve ben buraları okurken çok zevk aldım.

  Kitap bir aşk hikayesini konu alıyor aslında ancak Dostoyevski'nin kendine has tarzı kitabın romantik tarafını geri plana atıyor. Yazarın karakterlere ve onların düşünce yapılarına yönelmesi, kitapta ki aşkın geri planda kalmasında en büyük etken. Hazır kitabın romantik yönüne gelmişken, kitabın aşk yönünü okuması çok zevkliydi, bazen keşke biraz daha ön planda olabilse dedim. Çünkü bazı karakterler ilgimi oldukça çekmişti ve onları daha fazla bir arada görmek istiyordum.

  Karakterleri çok sevdim, özellikle Nastasya Flippovna benim çok ilgimi çeken bir karakter oldu, onun gururlu, başına buyruk, Prens Mışkin'in deyimiyle deliliğini okumaktan büyük zevk aldım. İppolit de bir diğer ilgimi çeken karakterlerdendi, ölümüne az bir zaman kalan bir insanı çok güzel yazmıştı yazar ve okuması da bir o kadar güzeldi.

  Budala'da zamanının özelliklerini ve o döneme hakim olan düşünce akımlarını görmek mümkün, Dostoyevki birbirinden farklı özelliklere sahip karakterler seçerek bir çok ayrı görüş ve düşünceyi kitabında toplamış. Zaman zaman karakterlerin ağzından zaman zamanda anlatıcı olarak çeşitli düşüncelere yer vermiş ve bazı eleştirilerde bulunmuş, bunlar kitabı zenginleştiren ve değerine değer katan çok önemli özelliklerdi.

  Biraz düzensiz bir yorum oldu, kusura bakmayın, kitapla ilgili düşüncelerimi düzenlemek biraz zor oldu, dopdolu bir kitaptı ki yorumlamakta zor. :) Budala'yı ben çok sevdim, iyi ki ikinci kez okumuşum, okumadan önce düşündüğüm gibi ilk okuduğumda gerçekten kitaba hak ettiği değeri verememişim. Bu sefer az da olsa verebildiğimi düşünüyorum. :)  Budala gerçekten karakterleriyle, anlatmak istediğiyle çok güzel bir kitaptı, okuması zevkliydi, bazı yerlerde yazar sanki bazı şeyleri biraz uzatmış gibi geldiyse de bana, ben rahatsız olmadım ama klasiklerle arası iyi olmayan okurları biraz sıkabilir bu tabii. Budalalık derecesinde saf ve iyi bir insanın hikayesini Dostoyevki gibi bir yazardan okumak istiyorsanız hiç durmayın derim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Ailesinden daha sıkı neye sarılabilir insan? 
Mutlu olduğunuzu söylediğinize göre, herkesten daha az değil, daha çok yaşamışsınız demektir. 
İyi kalpli ama akılsız bir aptal da, akıllı ama kötü kalpli bir aptal kadar mutsuzdur. 
Dikkat et, asla ömür boyu sürecek bir söz verme. 
Gülmek istedikten sonra az şey mi bulunur? 
Ona acı veren bir gerginlik, bir huzursuzluk vardı içinde; aynı zamanda müthiş bir yalnız kalma isteği. Yalnız kalmak, kendini bu acı dolu gerginliğe en küçük bir çıkış yolu aramadan bütünlüğüyle bırakmak istiyordu. 
Ah, ne çok şey istiyordum! Ama şimdi hiçbir şey istemiyorum! İstemek de istemiyorum! 
Önemli olan yaşamdır, yalnızca yaşam... onun keşif süreci, sürekli ve bitmek tükenmek bilmeden yaşamı keşfetme çabası, yoksa keşfetmiş olmak değil... 
Bir insanın kafasında doğan dahice veya her yeni düşüncede, hatta ciddi her düşüncede, onu anlatmak için ciltlerce kitap yazsa, otuz beş yıl sözlü olarak anlatmaya çalışsa yine de kafasından bir türlü dışarı çıkmayan, ömür boyu içinde kalacak, başkalarına anlatamayacağı bir şeyler her zaman vardır. Böylece belki de en önemli düşüncelerini, düşüncelerinin o bölümlerini hiç kimseye tam olarak anlatamadan ölür. 
...insanlar birbirlerine acı çektirmek için yaratılmışlardır. 
Bir kişiyle olsun, her şeyimi kendimle konuşur gibi konuşmak istiyorum. 
İnsanların bana saygı duymasını isterim prens. Nasıl desem, kalbimi armağan ettiğim insanlardan da beklerim bunu. Prens, ben kalbimi çok sık armağan ederim insanlara ve her zaman aldatılırım. 
Aptalca... mutlu olmaktansa, nedenini bilerek mutsuz olmak daha iyidir. 
Ah, mutlu olmaya gücüm varsa, hüzün ve felaketin ne anlamı olabilir? 
Evet, kitaplardan, hayallerden oluşan, içe kapanık ve fantastik bir dünyası vardı ve güçlü, derin bir dünyaydı bu...

Puanım


5 Şubat 2016 Cuma

Amcamın Rüyası - Dostoyevski | Kitap Yorumu

amcanın rüyası
Orijinal Adı: Дядюшкин сон (Dyadyushkin son)
Seri: Yok
Yayınevi: Oda Yayınları
Sayfa Sayısı: 158
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 3.67  (695oy)

Arka Kapak Yazısı

  ‘Thomas Mann’ ın ‘Doğu’nun Dantesi ve Maksim Gorki’nin ‘Rus Shakespeare ’i’diye nitelediği Fyodor Miahiloviç Dostoyevski ,Tolstoy’ un yanı sıra, klasik Rus edebiyatının tipik temsilcisi ve simgesidir. Dostoyevski’ nin sanatsal ustalığı herkesçe kabul edilmekle kalmayıp, dünya edebiyatının önde gelen ünlü yazarlarından birçoğuna esin kaynağı olmuştur…”
  Amcamın Rüyası,yazarın;yozlaşmaya yönelmiş Rus soylu sınıfının birey – toplum
İlişkilerini alaylı bir dile işleyip,kara bir mutlu sonla bitirdiği uzun öykülerinden biri…

Yorum

  Amcamın Rüyası, Oda Yayınları dışındaki diğer yayınevlerinin Amcanın Rüyası olarak çevirdiği Dostoyevski romanı. Rus sosyetesini mizahi bir dille ele alan roman Kont'un Mosdasov'a gelmesiyle gerçekleşen olayları konu alıyor. 

  Yaşlı ve zengin Kont'un kente gelmesi, sosyetede büyük yankı uyandırıyor ve herkes bir yarışa girişiyor. Entrikalar, hileler hava da uçuşuyor ve herkes Kont'un peşinde. Dostoyevski o atmosferi çok güzel işlemiş, karakterler, olaylar ve diyaloglar büyük ahenk içerisindeydi. 

  Dostoyevski'nin karakterlerine ve karakter çözümlemelerini çok seviyorum, bu kitapta çok derine inmese de kitaba uygun olarak karakterleri yeterince tanıdık. Kitabın kahramanı Marya Aleksandrovna Mordasov'un en saygın soylu kimselerinden ve kitapta bol bol entrika çeviriyor ki beni şaşırttı bile. Hem saygınlığını koruyup hem de istediği şeyi elde eden, amaca giden yolda her şey mübah diye düşünen bir kadın.
  "Delinin birini başımızdan savdık," dedi Marya Aleksandrovna, "sıra diğerlerinde."

  Diğer ilgimi çeken karakterse Kont, yazarın onu tanımlayışı ve Kont'un tavırlarını ilgiyle okudum. Karakter kadar karakterin betimlemesini de beğendim, bunu paylaşmak isterim ancak okuyun ve görün bence. :)

  Dostoyevski bu kitabına mizahi ögeleri biraz daha fazla katmış gibi geldi bana, kötü mü derseniz? Bence kitabın havasına ve olaylara çok uygun olmuş, hatta çok beğendim :) Dostoyevski'nin mizahını ve kitaplarına bunu serpiştirmesini, ince alaylarını çok seviyorum ve bu kitaba da çok yakışmış. 

  Oda Yayınları'ndan çıkan çevirisini okudum ben, çok kötü değildi ama ruhtan biraz yoksun bir çeviriydi. Bazı cümleler sadece çevrilmişti, diğer cümlelere ya da ahenge uydurulmaya çalışılmamıştı. Genel olarak güzel olsa da bazı yerlerde eksikliğini belli eden bir çeviriydi.

  Bol entrikalı, yozlaşmanın mizahi bir dille anlatıldığı Dostoyevski eseri. Ben kitabı beğendim okuması zevkliydi ve karakterler-olaylar ilgimi çekti. Kitabın sonu biraz beklediğim gibiydi biraz da sürpriz oldu ve kitaba yakışan bir son olmuş kesinlikle. Dostoyevski seven biriyseniz okuduğunuza pişman olmayacağınız güzel bir yapıt. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"İnsanların pek çoğu soyluca davrandıklarını sanıp, yalnızca kendilerini aldatırlar. Ben kendimi aldatmayı kabul etmiyorum." 

"Umut et, katlan ve hepsinden önemlisi cesur ol." 

"Her şey ölür, Zena. Anılar bile..."

Puanım



  

24 Aralık 2015 Perşembe

İkiz - Dostoyevski | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Двойник (Dvojnik)
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 3.70  (6,984) 


Arka Kapak Yazısı


  Büyük Rus romancı Dostoyevski'den tam anlamıyla "çılgınca" bir öykü... Yazıldığı günlerde Petersburg aydınları arasında büyük ilgi toplayan, ama tamamlanıp yayımlantıktan sonra başta Belinski olmak üzere pek çok kişi tarafından yerden yere vurulan bir "sara" nöbeti... İkiz, Gençlik yıllarında büyük Rus yazar Gogol'den fazlasıyla etkinlenmiş olan Dostoyevski'nin ilk eserlerinden biri. "Bir Petersburg Poemi" alt başlığını taşıyan roman, Petersburglu "beşinci dereceden memur" Bay Golyadkin'in yakın çevresinde gözden düşmesi ve yavaş yavaş çıldırması üstüne kurulmuş. Bay Golyadkin, her şeyiyle kendisine benzeyen bir ikiz görünce işler karışıyor... Türkiye'de daha önce Öteki ve Öteki Ben adıyla yayımlanan İkiz, edebiyat dünyasına sevmeyenleriyle olduğu kadar hayranlarıyla da damgasını vurmuş unutulmaz bir Dostoyevski anlatısı. Yeni çevirisiyle sunuyoruz.


Yorum


  Dostoyevski'nin İnsancıklar'dan sonra aynı yıl içerinde kaleme aldığı İkiz namı diğer Öteki ya da Öteki Ben. Türkiye'de daha çok Öteki ismiyle tanısak da romanın asıl adı İkiz'miş aslında. 
  
  Ben Can Yayınları'ndan çıkan Sabri Gürses çevirili kitabı okudum ve çok memnun kaldım. Kitabın girişinde bu isim  ve çeviri konusuna Gürses uzun uzun değiniyor. Bu bölümü hem çok beğendim hem de çok yararlı buldum, diğer çoğu çevirmen gibi Öteki olarak çevirmemesini ve bunun nedenini çok güzel kaleme almış. Kitabın bu kısmını okumanızı özellikle tavsiye ederim. 

  Sabri Gürses'in değindiği Öteki ve İkiz arasındaki farkı okurken daha çok anladım ve haklı buldum. Bu yazı da ki şu bölümse beni oldukça şaşırttı ve doğru çevirinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım;

Sözgelimi, Ergin Altay çevirisinde, Golyadkin’in alışverişinin anlatıldığı üçüncü bölümde şu ifadeler yer alıyor: “... pazarlığını yaptıktan sonra ... dükkânın telefon numarasını aldı... kadın eşyaları satan bir dükkâna girdi ... dükkânın telefon numarasını not etti.” Bu şaşırtıcı bir çeviri hatasıdır, çünkü olay 1840’lı yıllarda geçmektedir, telefonsa 1876 yılında keşfedilmiştir. Bay Golyadkin dükkanların kapı numaralarını almaktadır.
  Belki biraz spoiler içeren bir yorum olacak fakat bunun kitabı okurken bir sorun teşkil edeceğini sanmıyorum. Kitapta Bay Golyadkin ve onun "ikizi" Bay Golyadkin anlatılıyor, aslında Bay Golyadkin'in çıldırması, bunun safhaları anlatılıyor.

  Genel olarak Dostoyevski'nin başarısız bir romanı olarak algılansa da ben öyle bulmadım, tamam eksikleri var belki ancak bence kesinlikle başarısız bir kitap değil. Golyadkin'in ruhsal çözümlemeleri o kadar güzeldi ki Dostoyevski'ye hayran olmadan edemedim. Psikoloji alanıyla uğraşsa Dostoyevski kesinlikle bir numara olurdu diye düşünmemekse imkansız.


  Evet romanın bazı eksikleri vardı, bazı anlaşılmayan noktaları ancak karakterin ruh durumu öyle güzel ve ayrıntılı işlenmişti ki bunlar bana küçük sorunlar gibi göründü. Okuması zor değildi, Golyadkin'e de üzülmeden edemedim :) 


  Sonuç olarak ben beğendim güzel bir romandı, eksikleri olsa da gayet iyi buldum. Okuması ise çok kolay, kısa, güzel bir Dostoyevski romanı. Umarım sizde okur ve seversiniz. İyi okumalar :)



Alıntılar



"Başaramazsam güçlenirim, başarırsam tutunurum ve hiçbir koşulda sinsilik yapmam."
"Bay Golyadkin artık sadece kendi kendinden kaçmak istemiyor, dahası tümüyle ortadan kalkmak, olmamak, küle dönüşmek istiyordu."


Puanım 


18 Aralık 2015 Cuma

İnsancıklar - Dostoyevski | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Бедные люди  (Bednye Lyudi)
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları 
Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.71  (5,284)


Arka Kapak Yazısı


  Yıl 1846'dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar'ı tamamlar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç'e okutur. Grigoroviç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor'un boynuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov'a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski'ye... "Yeni Gogol doğdu!" der, Nekrasov, daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski'ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: "Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevskiniz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!" 

  Belinski'nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: "Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski'yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum, ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar'ımla alay edecek diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. "Siz kendiniz anlıyor musunuz?" diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, "Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız."

  Yıl 2013. 167 yıl sonra Dostoyevski her kuşağın başucu yazarlarından olma özelliğini koruyor ve İnsancıklar, onun dünya edebiyatına ilk armağanı...



Yorum

  Dostoyevski'nin ilk romanı olan İnsancıklar'ın birebir çevirisi "Zavallı, Yoksul İnsanlar" anlamına geliyormuş. İnsancıklar da yoksul insanların hayatına iki kişinin birbirine yazdığı mektuplarla ayna tutan bir Dostoyevski yapıtı. 

  Dostoyevski çok sevdiğim yazarlardan biridir, tüm kitaplarını okumak istiyorum ancak hangi sırayla okumaya karar veremediğim için elime alıp alıp bırakıyordum ve en sonunda yazılış sırasına göre gitmeye karar verdim ve İnsancıklar'a başladım.


  İnsancıklar Varvara Dobroselova ve Makar Devuşkin'in mektuplarından oluşuyor. İkilinin birbirine yazdığı mektuplarla onlarının hayatına ve ruh dünyalarına konuk oluyorsunuz. Karakterler ve yaşamları çok güzel anlatılmıştı, olaylar hem gerçek hem de içler acısıydı. Kitapta yer alan günlükten bölümü de çok beğendim ve keşke o kısım daha uzun olsaydı demeden edemedim.


 Ben Can Yayınları'ndan çıkan baskısını okudum ve Sabri Gürses'in hem çevirisini beğendim hem de kitaba başlamadan önce derlediği "Büyük bir yazar doğuyor" adlı bölümü çok beğendim. Dostoyevski ve romanı yazış öyküsü ve bir kaç yazarın değerlendirmesinin olduğu bölüm hem güzel hem de yazarın tanınması için iyi bir hamleydi.


  Bir yazarın ilk romanı için çok güzel bir roman ve konu Dostoyevski olunca beğenmemek elde değil. Kitabı da karakterleri de çok beğendim özellikle son sayfalar baya etkileyici olmuştu, kolay kolay etkilenen biri olmasam da İnsancıklar da ki olaylar beni etkiledi.


  İnsancıklar güzel bir romandı, ben son 20 sayfası dışında bir gece de okudum, hızlı okunabilen değerli bir roman. 



Alıntılar



"Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep acı verir; en azından benim için öyle; ama bu tatlı bir acı. Kalp ağırlaştığı, daraldığı, sıkıldığı, kederli olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmış çiçeği canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır." 
"Yani biliyorum bana gerek olduğunu, vazgeçilmez olduğumu ve insanların saçmalıklarına kulak asmamam gerektiğini." 
"Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuz ile yoksulun birbirinden uzak durması lazım, birbirlerine bulaştırmamak için."

"Ruhum öyle dolu, öyle dolu ki gözyaşlarıyla..."
"Size kitabı bırakıyorum, işlemeyi, yarım kalmış mektubu bırakıyorum; bu yarım kalmış mektuba baktığınız zaman aklınızdan geçireceksiniz sonraki satırları, benden duymak ya da okumak istediklerinizi aklınızdan geçireceksiniz; sanki ben yazmışım gibi. "

Puanım 


5 Ekim 2015 Pazartesi

Kumarbaz - Dostoyevski | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Игрок (Igrok)
Seri: Yok
Yayınevi: Sİs Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 192
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 3.87  (22,003)

Arka Kapak Yazısı

  Kumarbaz, Dostoyevski'nin gençlik yıllarını, dramatik aşk ve kumar tutkusunu en yalın hâli ile kaleme aldığı yapıtlarından biridir. Kendisinin de bir dönem kumarla başı dertte olan Dostoyevski, Kumarbaz'da, kendi deneyimlerinden ve gözlemlerinden yola çıkarak, kumar tutkusunu; insanların servetlerini, aşklarını ve onurlarını nasıl kaybettiklerini anlatıyor.

  İnsan ruhunun en derin ve karanlık yerlerini okurun önüne sermekte usta olan Dostoyevski, Kumarbaz'da kahramanı Aleksi İvanoviç'in ruhundaki gelgitleri çok iyi veriyor. Sevgilisini borçtan kurtarmak gibi erdemli bir neden için kumarhaneye giren Aleksi İvanoviç, oradan içindeki kumarbaz ruhu keşfederek çıkar. İçindeki bu tutkuya karşı koymaya çalışan Aleksi, tüm çabalarına ve çatışmalarına rağmen kumar hırsına yenik düşerken Dostoyevski okura şu soruları sordurur: Kumar masalarında yitirilen gerçekte nedir? Para mı, onur mu, aşkı mı, hayat mı?



Yorum

  Dostoyevski çok sevdiğim yazarlardan biridir, her kitabında neden bu kadar çok sevildiğini yeniden kanıtlıyor. Kumarbaz da bunlardan biri. Okumaya başladıktan hemen sonra hikayeye giriyor ve hikayeden biri oluyorsunuz.

  Dili çok iyiydi, hiç sıkılmadan büyük zevkle okudum. Klasiklerde olan ağır hava ya da akıcı olmayan dil yoktu, aksine su gibi çok hızlı akıyor. Kitap baş karakterimiz Aleksi İvanoviç'in ağzından anlatılıyor ve bu anlatımı daha da güçlendirmiş, özellikle kumara karşı duygularının daha iyi anlaşılmasını sağlamış.


  Karakterler apayrı bir dünya. Kesinlikle çok etkileyici karakterler vardı ve Dostoyevski öyle güzel anlatmış ki karakterleri, her birinin içini, asıl benliğini tüm açıklığıyla görebiliyorsunuz. Sanırım kitabın en çok sevdiğim yönü buydu; karakterlerin şeffaflığı. Çünkü karakterlerin en karanlık en kötü düşüncelerini bile tüm açıklığıyla okuyabiliyorsunuz. 


  Büyükanneyi çok sevdim, onun olduğu sayfaları ayrı bir zevkle okudum ki kitabın amacına da çok iyi hizmet ediyor. Okurken bir kumarbaz neler hisseder, hırsına nasıl yenik düşer, kendini nasıl kaybeder hepsine şahit oluyorsunuz. Kitabın içerisinde aşkta dozunda ve çok güzel bir şekilde yer alıyor.


  Sonunu çok beğendim, kitabın vermek istediği mesajı çok güzel bir şekilde veriyor. Kitaba her yönüyle yakışan bir son olmuş kesinlikle. 


  Dostoyevski'nin 25 günde yazdığı Kumarbaz'ı mutlaka okumalısınız. Kısa ama dolu dolu bir kitap okumak istiyorsanız es geçmeyin derim. İyi okumalar..



Alıntılar

.. Davranışlarımın hesabını veremeyecek kadar önemsiz biri miyim ben?
Evet, insanın başına öyle çılgınca, öyle akıl almaz düşünceler saplanır ki, bu düşüncelerin gerçekleşeceğine gerçekten inanmaya başlar... Dahası var: Eğer bu düşünce çok güçlü ve tutkulu bir isteğe dayanıyorsa, çoğu zaman yazgının hazırladığı, kader gibi, gerçekleşmemesi olanaksız, kaçınılmaz bir şey gibi görünür! Belki de bu, önsezilerin bir bileşimi, istencin olağanüstü bir çabası, imgelem kudretinin doğurduğu bir zehirlenme ya da buna benzer bir şeydir...
   
Tehlike yoksa kazanç da yoktur! Boğulmaktan korkan suya giremez! 


İnsan bazen en imkansız, en çılgın düşünceye, sanki bir şeyler olacakmışsın öyle bir inanır ki, gerçek olması için olmadık fikirler geçer aklından.

Puanım