Panama Yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Panama Yayıncılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2017 Pazar

Metro 2033 (Metro #1) - Dmitry Glukhovsky | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Metro 2033
Seri: Metro #1
Sonraki Kitap: Metro 2034
Yayınevi: Panama Yayınları
Sayfa Sayısı: 568
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 3.98  (24,179 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   Moskova Metrosu'ndaki Sırrı Keşfetmeye Hazır mısınız? Rusya'da 1 Milyon Kişi Okudu, 25 Dile Çevrildi Haritalarıyla.

   Yıl 2033...Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde. Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor.

   Burası insanoğlunun son kalesi.

   Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karaderililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su filtreleri gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış.

   Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.

   Genç Artyom'a yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karşı halkı uyarması için Metro'nun kalbi, "Polis" istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık.

   Moskova metrosu, romanda anlatıldığı gibi labirente benzer, büyüklüğü ve hatları tam olarak bilinmeyen bir gizemdir. Metroda, devlet ve gizli servislere ait yüzden fazla gizli yeraltı sığınağı bulunur. Sovyetler Birliği döneminde liderleri korumak ya da ülkeden kaçırmak için yapıldığı söylenen Metro-2, Moskova metrosunun bir parçası ve en ünlü efsanelerinden biridir. Esin kaynağı olduğu çok sayıda mit ve şehir efsanesi vardır.


Yorum
   Merhaba sevgili kitap severler! Yepyeni bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Çoğunuzun bir yerlerden ismini duyduğunu düşündüğüm, ünlü bir kitap bu: Metro 2033. İsminden de anlaşılacağı üzere günümüz dünyasından çok farklı yıllar sonraki dünyayı konu ediniyor. Gerçi böyle kuru kuru da tanımlamamak lazım kitabı. Dünyanın bundan yıllar sonraki halini ve basit bir yeraltı distopyası beklerken, içinde siyasetten tarihe, bilim kurgudan fantastiğe, gerilimden polisiyeye kadar bir çok karışık türün örneklerini barındıran bir kitaptır kendileri. Kitap “turşu” gibi olmuş tabiri caizse, yazar ne bulduysa katmış kurgunun içine. :)

   Olaylar Moskova metrosunda geçiyor. İnsanların sebep olduğu kirlilikler ve radyasyon sonrası yeryüzünün yaşanılmaz hale gelmesi üzerine insanlar radyasyonun ve dünyada radyasyon sonrası mutasyona uğrayan varlıkların olumsuz özelliklerinden kaçmak üzere yeraltı metrosuna sığınırlar ve kendilerine orada yepyeni bir dünya kurarlar. Yeryüzünden mümkün oldukça şeyi ise yanlarında götürürler yaşamlarına devam edebilmek için. Yaşamak için yiyecekler, beslemek ve yararlanmak için hayvanlar ısınmak için sobalar ve odunlar… Buna rağmen yanlarında götüremedikleri şeyler de vardır. Örneğin; güneş ışıkları, tertemiz oksijen, ağaçlar… Ancak yeryüzünde onları bekleyen tehlikenin yanı sıra yeraltının karanlık dünyasında da birtakım tehlikeler insanları rahat bırakmamaktadır. İstasyonların koruyucusu olarak görevlendirilen savaşçılar, bir yandan yeraltı tünellerine sızarak onları öldürmek isteyen yer üstü canavarlarına karşı mücadele verirken bir yandan dilden dile dolaşan ve efsane mi gerçek mi olduğu bilinmeyen karanlık tünellerde yaşayan ruhlar, dev sıçan ve solucanlar gibi değişik mutasyona uğramış yaratıklara karşı savaşmaktadırlar. İşte tüm bu paranormal olayların tam ortasında, önünde çok önemli bir görev ve yeraltı dünyasını kurtarmanın sorumluluğunu sırtlanmış bir kahraman olan Artyom bulunmaktadır.


   Hikayeyi kısaca özetledim. Baş karakter olan Artyom’un iç dünyasının kitapta çok güzel aktarıldığını söyleyebilirim. Onun korkuları, iç dünyasında yaşadığı şaşkınlıklar, sorular, kafa karışıklıkları, rüyaları çok güzel tasvir edilmiş. Ancak yine de karakteri çok benimseyip sımsıkı bağlanamadım ve bu yüzden kitabı içime sinerek okumadım pek. Başlarda güzel ve gizemli bir kitap olarak ilerliyor. Kitapta en arka ve en ön sayfada metro istasyonunu gösteren detaylı bir harita var. Buna bakarak kitabı ve karakterlerin yaşadığı maceraların nerede nasıl geçtiğini gözünüzde canlandırmak daha kolay oluyor. Bu kitabı orijinal kılan bir yön olmuş. Ancak yine de kitapta çok karmaşık gelen, anlamakta zorlandığım ve birkaç kez okuduğum yerler oldu. Sanırım yazar kafasında bir dünya yaratmış ve bu dünyayı gerçek dünya ve gerçek dünyadaki yıkımlar, savaşlar, siyasi bölünmelerle kitaptaki dünyadaki karakterler ve çatışmalarla alegorik yolla özdeşleştirmeye çalışmış. Siyasi yönü de ağır basan kitap bu yüzden Metro. Ancak bunu biraz karmaşık olarak yaptığı için kitapta kimler kimin düşmanı, olaylar neden farklı yerlerde farklı işlenmiş okurken insan anlayamıyor. Gerçi yazar bunu daha açığa kavuşturmak için sayfa altlarına dipnotlar serpiştirerek çaba sarf etmiş ama yazarın vermek istediği mesaj için yeterli olduğunu düşünmüyorum. Mutasyona uğramış canavar fikrinde bir sorun görmesem de yazarın çok fazla fantastik ögeye başvurmuş olması da biraz itici geldi bana. Yine de dünyanın olası sonunu, nükleer felaketi ve yeraltı dünyasını çok iyi kurguladığını düşünüyorum.


   Kitapta üçüncü bakış açılı anlatım vardı çok akıcı olmasa bile güzel bir dili vardı. Bazı yerlerde okurken kopukluk hissettim özellikle diyaloglar arasında bağlantı sorunları oluyordu. Kitap belli yerlerde çok meraklandırıp akıp gidecek kadar sürükleyici, belli yerlerde ise tıkanıp kalıyor ve bir türlü ilerlemiyordu. Kitaba vereceğim puan konusunda da kafam karışık bu nedenle. Ancak sonu farklı ve merakta bırakacak şekilde bitti. Hem iki kitabı birden almıştım bu yüzden ikincisini de en kısa zamanda okurum diye düşünüyorum. Karmaşık, farklı ve özgün bir distopya sevenler için önerebileceğim türden bir kitap. Herkese bol kitaplı günler. :)


Alıntılar
Kim bir ömür boyu karanlığa bakacak kadar cesur ve kararlıysa, ilk umut ışığını o fark edecektir.
İnsanoğlu, diğer canlılardan çok daha iyi bir katildi.    
 Zaman bir cıva gibidir: Onu küçük parçalara bölmeye kalktıkça, anında yeniden toparlanacak, bütün haline gelecek ve şekilsiz bir hal alacaktır.  
Bazı şeyler vardır ki, yapmak istemezsin, bir daha yapmamaya yemin edersin, kendine yasaklarsın ama sonra her şey kendiliğinden oluverir. Üzerinde daha fazla düşünmeyi beceremezsin, düşünme merkezin iyice boşalmıştır, geriye sadece kendini hayretle izlemek kalır, suçun olmadığına inanmışsındır ve sonra her şey kendiliğinden yaşanır.
İnsanı tek şey çıldırmaktan kurtarabilirdi: Bilmemek.
Ölüm korkunç değildi, korkunç olan onu beklemekti.
İnsanlar ona göre karmaşık bir makineydi; önce gıda ürünlerini yok eden sonra da bok üreten bir makine…


Puanım
 

2 Mart 2017 Perşembe

Milena'ya Mektuplar - Franz Kafka | Kitap Yorumu


Orijnal Adı: Briefe an Milena
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.04  (3.045 Oy)

Arka Kapak Yazısı

"Her şeye rağmen, mutluluktan ölünebiliyorsa, o zaman kesinlikle bu şekilde öleceğim. Ayrıca, ölüm döşeğindeki birisi, mutluluk sayesinde hayata tutunabiliyorsa o zaman ben de hayatta kalacağım."

"Aldığın çiçekler için çok üzgünüm, o kadar üzgünüm ki ne tür çiçekler olduğunu bile okuyamadım. Şimdi senin odanda duruyorlar. Eğer gerçekten odandaki gardırobun yerinde olsaydım, gündüz kendimi bir şekilde odanın dışına atar ve en azından çiçekler solana kadar salonda dururdum. Hayır, bu hiç de hoş değil. Ve o kadar uzakta ki her şey ama hâlâ odanın kapısının kolunu görebiliyorum, bana gözlerimin önündeki mürekkep hokkası kadar yakın."

"Seni seviyorum işte, budala, deniz dibindeki çakıl taşı nasıl sevilip, sarmalanır, ona bağlanılırsa ben de sana öyle bağlıyım."

"Yanımda yürüyordun, bir düşünsene, yanımdaydın!"


Yorum

  Herkese merhaba! Nihayet Milena'ya Mektuplar'ı bitirdim, bir kaç gün oldu ancak yorumu bugün yazabiliyorum. Kitap uzun zamandır elimdeydi ama mektuplardan oluşuğu için bir türlü okuyamamıştım. Kış Okuma Şenliği listemde olunca okudum nihayet.

  Kafka okuyan herkes bilir, Kafka çok başkadır, karakteristik bir kalemi vardır, kendine özgüdür ve kimseye benzemez diyebileceğimiz kadar farklıdır. Mektuplarında da onun bu farklı yönünü görebiliyorsunuz. Her mektubunda kendini belli eden o farklı üslubu ve zaman zaman melankoliye varan ruh hali kitabın her sayfasına hakimdi.

  Kitapta Kafka'nın Milena'ya gönderdiği mektuplar var, ne yazık ki Milena mektuplarını yok ettiği için onları okuyamıyoruz. Açıkçası bu durum mektuplara odaklanmayı zorlaştırıyordu, çünkü gelen yanıtları bilmeden başka başka satırlar okuyorsunuz ve hiç bilmediğiniz konularda cümlelerle ile karşılaşıyorsunuz. Ben kitabı okurken zorlandım, zaten mektup okumayı sevdiğim bir tür değil bir de tek taraflı olunca okumakta zorlandım, kitap günlere yayıldı, uzadıkça uzamış oldu. Zaman zaman da Kafka'nın karamsar ruh hali üzerime kara bulut gibi çöktü ve okumakta zorlandım.

  Kitabı bitireli bir kaç gün geçmiş olsa da hala net bir düşünceye sahip değilim. Kafka-Milena aşkına ben yeterince saygı duyamıyorum çünkü ortada yasak aşk var, burada ahlaki değerlerim ister istemez kendini gösteriyor. Her ne kadar Milena'nın kocası Milena'ya sadık olmasa da bu Milena'yı haklı duruma getirmiyor bence ve bu sırada Kafka'da nişanlı idi. Bunlar mektupları okurken beni sürekli rahatsız etti diyebilirim. Kitabın sonunda Milena'nın Max Brod'a yazığı mektupları ise daha bir merakla ve severek okudum, Kafka'yı dışarıdan da görmek çok iyi oldu.

  Velhasılı kelam, kitabı okurken genel olarak sıkılsam da Kafka'nın cümleleri çoğu zaman ilgimi çekti ve onu daha yakından tanımama imkan tanıdı. Kitap mektuplardan oluştuğu ve kişisel belgeler olduğu için, kitaba puan vermeyi uygun bulmuyorum. Zaten kitabın kişisel belgelerden oluşması da bende biraz mahremiyete saygısızlık hissi uyandırmadı değil. Eğer Kafka'yı Milena'ya olan duyguları ve içsel yaşantısı ile de tanımak istiyorsanız kitabı sevebilirsiniz ama çok akıcı, hemen kayıp giden bir kitap da beklemeyin derim. İyi Okumalar. :)

Dipnot: Kitapta sevdiğim çok cümle vardı ancak zamanım olmadığı için ekleyemedim.

30 Nisan 2016 Cumartesi

Dava - Franz Kafka | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Der Prozess
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 270
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.98  (129,354 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Birisi Josef K.'ya iftira atmış olmalıydı.
Yanlış bir şey yapmadığını bildiği halde bir sabah tutuklanmıştı. Bayan Grubach'ın aşçısı her sabah saat yedide ona kahvaltısını getiriyordu. Bayan Grubach onun ev sahibesiydi ama ne hikmetse o gün ortalarda yoktu. Daha önce böyle bir şey yaşandığını hiç hatırlamıyordu. K.; yastıktan başını kaldırmadan, hemen karşı taraftaki binada yaşamakta ve alışılmadık bir merak içerisinde kendisini izlemekte olan yaşlı kadına bakarak bir süre daha bekledi. Hem karnı acıkmış hem de canı sıkılmıştı. Daha fazla dayanamadı ve zili çaldı. O daha zili çalar çalmaz kapıya vuruldu ve hemen sonra bir adam girdi odaya.

Adamı daha önce bu evde hiç görmemişti. Zayıf ama sağlam yapılı bir adamdı. Üzerinde vücudunu sıkıca saran siyah bir takım elbise vardı. Tam olarak ne işe yaradığını bilmese de oldukça kullanışlı görünen çok sayıda cebe, tokaya, düğmeye ve bir de kemere sahipti bu elbise.

"Siz de kimsiniz?" diye sordu K., yatağında yarı doğrularak.
Adam, bu şekilde içeri girmesi son derece doğalmış gibi soruyu duymazdan gelerek, "Zili mi çaldınız?" diye sormakla yetindi.

Yorum

  Kafka sevdiğim yazarlardandır. Dönüşüm ve Aforizmalar adlı eserlerini okuduktan sonra diğer kitaplarını da okumam gerektiğine karar vermiş ancak okuyamamıştım. Dava en çok merak ettiğim kitaplarından birisiydi ve aylar önce kitabı almış olmama rağmen okumadıklarımdandı. Geçenlerde 1000Kitap'ta başlayan bir etkinlik sayesinde Dava'yı okuma fırsatı buldum.

  Dava, Josef K.'nın sebebini bile bilmediği bir davanın sanığı olmasını ve davanın süreçlerini anlatan bir kitap. Bir sabah Josef K. suçsuz olduğu halde kendini tutuklanmış olarak bulur. Davanın sebebini bilmeyen Josef K. aylarca bu davayla uğraşır ve giderek daha kötü bir ruh hali içine girer.

  Kitabın başından sonuna kadar dava sebebi belirsizliğini koruyor, okuyucu bu sürede davayı, Josef K.'nın yaşadıklarını ve ruh halini yakından takip edebiliyor. Kitap için genel olarak dili ağır ve yavaş ilerliyor dense de ben bu sorunu yaşamadım, sayfalar hızlı geçti, özellikle kitapta yer alan psikolojik çözümlemeler ve karakterin ruh hallerini okumaktan oldukça hoşlandım. Kitapta ayrıntılı çözümlemeler uzun yer kaplıyor, hoşlanmayanlar için sorun teşkil edebilir bu durum. Kitabın sonundaki hikayede oldukça düşündürücüydü, yazarın duruma farklı yorumlar getirmesi ise hikayeyi daha etkileyici hale getirmişti.

  Kitapta olaylar gelişirken Kafka hukuk sistemi ile ilgili bir çok ayrıntıya yer veriyor ve bunları oldukça ürpertici bir biçimde sunuyor. Aslında kitabın genelinde ürpertici bir hava hakim. Hukuk sisteminin eleştirisi yapılırken gerçekler karşısında ürpermemek zor, anlatılanlar her ne kadar bugüne ait olmasa da bugüne uyarlanabilecek cinsten gerçekler, aradan yılların geçmesi Kafka'nın hukuk sistemi ile ilgili değindiği noktaların gerçekliğini değiştirmemiş ne yazık ki.

  Genel olarak güzel bir kitap olsa da benim beklentilerimin çok altındaydı ne yazık ki ya da benim beklentilerim çok yüksekti, emin olamadım. Kitabı okuyup bitirdikten sonra çok sevmediğimi anladım, etkilendim, içindeki bir çok şeyi sevdim ancak genel olarak kitap bana istediğimi veremedi. Ucu açık kalmış çok şey vardı, diyaloglar ve olaylardaki bazı boşluklar, kadın karakterlerdeki tek düzelik kitabın sevmediğim yönlerindendi. Kitap bittikten sonra ben mi anlamadım ya da hakkını vermedim diye düşündüm ve Dava'nın çizgi romanının e-kitap halini bulup dün gece okudum ve fikrimin değişmediğini anladım. (Dava'nın çizgi romanının yorumu için buraya tıklayabilirsiniz.)

  Dava güzel ve düşündürücü bir kitaptı. Ben yeterince sevemesem de ,ki bence bunda beklentimin yüksek olmasının etkisi de var, okumanın bana bir şeyler kattığını düşündüğüm kitaplardan oldu. Kitap herhangi bir önkoşul olmadan önereceğim kitaplar arasında yer almıyor, Kafka'nın tarzını tamamen yansıtan, farklı ve hukuk sistemiyle ilgili bir kitap okumak istiyorsanız Dava tam size göre.  İyi Okumalar :)

Alıntılar

En küçük bir umut bile bazen büyük acılar verir ve tıpkı şimdi olduğu gibi daha fazla zarar vermeden kestirip atmak en iyisidir. 
O sırada kendi kendine bir söz verdi; bu meseleyi tekrar gündeme getirecek ve gücü yetene kadar şu ana kadar kimsenin suçlamaya cesaret edemediği gerçek suçluların, üst kademeden yargı mensuplarının cezalandırılmasını sağlayacaktı. 
Kadınlar sanıldığından daha güçlüdür. 
Başka insanların fikirlerini bu kadar önemsememelisin.

Puanım


21 Şubat 2016 Pazar

Sırlar Uçurumu - Alein Kentigerna | Kitap Yorumu

alein kentigerna
Orijinal Adı: *Bulamadım*
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 480
Baskı Yılı: 2013

Arka Kapak Yazısı

1835 yılı Fransa...
İçinde karanlık sırlar saklayan bir malikâne.
Blanc de Venue Malikânesi.
Lanetli bir uçurum...
Yirmi yıl önce uçurumun dibinde ölü bulunmuş bir kadın.
Belki de arkasında ölümcül sırlar saklayan gizemli bir cinayet...
İntikam almak için geçmişin karanlık anılarını ortaya çıkarmak zorunda olduğuna inanan, inatçı ve çatal yürekli bir evlat.
Geçmişini gizlemek zorunda kalan gizemli bir doktor.
Lanetli bir sır!
Şüphe yüklü bir aşk!
Ve geçmişin ürkütücü sisleri arasından çıkıp gelmiş kötü ruhlu bir adam...

Sırlarla örülü, heyecan dolu bir öykü!
Gerilimi ve gizemi iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Belki de şimdiden benzerlerinin arasında kendine çok üstün bir yer edinecek olan, türünün en gizemli romanlarından biri...
Okuyan herkesi kolayca etkisi altına alacak, finaliyle ters köşeye yatıracak, büyüleyici, tüyler ürpertici bir roman.
Soluğunuz kesilecek. Hayran kalacaksınız.


Yorum


  Halisünasyon en son okuduğum polisiye idi onu da bir buçuk ay önce okumuştum, (Güven Bana polisiye yönü biraz zayıf bir kitap olduğu için onu saymıyorum) bu kadar uzun süre polisiye okumayınca benim polisiye seven tarafım isyan etti tabii. Bülbülü Öldürmek'e başladığım sıra polisiye okumalıyım artık diye çırpınıyordu içimdeki polisiye sever. Neyse Halüsinasyon'u sevmiştim, yazarın Sırlar Uçurumu adlı kitabını da almış olunca başlayayım dedim.

  Yazarın tarzı hoşuma gittiği için kitabın arka kapak yazısını okumadan almıştım, Halğsinasyon gibi günümüzde geçen polisiye-gerilim olur sanırken kitabın 1830'larda geçtiğini öğrenince nasıl şaşırdım tahmin edebilirsiniz. Kitap 1835 yılında Fransa'da bir kadının uçurumda ölü olarak bulunmasıyla başlıyor. Aradan yıllar geçiyor ölen kadının ailesi ve ailenin sırlarla dolu yaşamını okuyoruz.

  Kitap gizem-gerilim türünde ve cinayette olunca ben polisiye tarzına da yakın olur diye düşünmüştüm ancak hiç öyle olmadı. Kitabın türü hakkında kafam biraz karışık açıkçası çünkü gerilim adına kitapta hiçbir şeye rast gelmedim diyebilirim, gizemse? Eh baya gizem dolu bir kitaptı, aslında gizem ve sırlar hiç bitmeden son sayfaya kadar sürdü tek sorun şu ki kitap bol gizemli tarihi-aşk romanı tadındaydı. Bu beni büyük hayal kırıklığına uğrattı, gizem genel olarak entrikalar üzerine kuruluydu ki bu tarzdan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

  Gizem-gerilim-polisiye arası bir şey beklerken gizem-tarihi-aşk kurgusu bulmak benim için baya moral bozucuydu. Kitap bir malikaneyi ve malikanede yaşananları konu alıyor, soylu bir aile ve hasır altı edilmiş sırlar.. Bu bakımdan biraz bol entrikalı yerli dizi tadındaydı. Gizem gerçekten yoğundu, aslında çok severim böyle kitapları ama burada gizem hep entrikalara ve aşk ilişkilerine dayandırılmıştı bu da hoşuma gitmedi tabii.

  Dili akıcı ve kolay okunabilen bir kitap, tempo düşmeden yeni şeylerin ortaya çıkması da okumayı kolaylaştırıyor ve sizi sıkmıyor. Kitabın sonu hayret verici değildi ama çokta beklenilebilir bir son değildi, beni şaşırtmadıysa da fena değildi. İçerikten bahsetmek istiyorum, dayanamayacağım :)

Spoiler!
Tüm gizemlerin bir şekilde soyu belli olmayan çocuklara bağlanması gerçekten çok rahatsızlık vericiydi, şu sıra tv'de de sürekli bu konu işlendiği için sanırım benim tahammülüm kalmamış. Kitaptaki neredeyse her karakterin ahlaksız bir ilişkinin ürünü olması çok rahatsızlık vericiydi, tamam beklenmedik belki ama rahatsız ediciydi. Binbaşı Frédéric'in çirkin hayatı hiç hoşuma gitmedi, özellikle o sayfaları okurken Brezilya dizisi tarzı bir şey izliyor gibi hissettim.


  Sırlar Uçurumu kitaba kesinlikle çok yakışan bir ad olmuş, okursanız anlarsınız sizde :) Kitabın başında ne orijinal ad ne çevirmen adı var bu da bana yazar acaba Türk mü dedirtti :) Halüsinasyon gerçekten güzel bir kitaptı ama Sırlar Uçurumu'nu sevemedim ben, okurken sıkılmadım bir çırpıda bitti, güzel olsa da kitabı sevmedim. Polisiye ihtiyacımı da gideremedi ne yazık ki.

  Kitaba kaç puan vermem gerektiği konusunda arada kaldım, 2,5 ile 3 arası bir şey düşünüyorum, gizem yönünden bakarsak 3 rahatlıkla hak ediyor ama gizemi oluşturan ögeler için puanım 2.
  2.5 en iyisi olacak sanırım.

  Sırlar Uçurumu 19. yy Fransa'sında malikanede yaşanan sır dolu hayatlar üzerine kurgulanmış bir roman, eğer malikane entrikaları sizi rahatsız etmeyecekse gizem dolu bir roman sizi bekliyor :) Halüsinasyon'u bu kitaba referans alacaksanız almayın derim ikisi birbirinde çok farklı. Kitabı okuma kararını size bırakıyorum. Gününüz bol kitaplı olsun.İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Hayatında şu ana kadar sahip olamadığı bir şeyin eksikliğini hissediyordu ama bunun ne olduğunu bulamıyordu." 

"Hayat, hep aynı yatakta akan durgun bir nehir değildir. Hayatındaki değişimlere ayak uydurmalısın ve bunları olgunlukla karşılamalısın." 

"Hayat, gizemli ve ucu bucağı görünmeyen bir denizdi. Yarın ne olacağını kestirmek imkansızdı. Havada tek bir bulut dahi yokken bir saat sonra fırtınaya yakalanabilirdiniz. Hiçbir liman güvenli olmayabilirdi." 
"Yalnız olmadığını bilmek insana güç verir." 
"Hiçbir ateş vicdanın ateşinden yakıcı değildir." 

"Onun için savaş, şerefli bir yoldu. Ama kolay hazmedilecek ve zaferle çıkılsa bile coşkuyla kutlama yapılacak bir şey değildi. İnsana gurudan çok, fazlasıyla acı ve kabus veriyordu." 

"Kendini yapayalnız ve çaresiz hissettiği anlar "

"Karşısına mucizeler çıkmayacağını, hiçbir zaman rahat ve huzurlu bir hayat süremeyeceğini kabullenmişti."
"Geçmişi hatırlamayacağımıza, yaşadığımız bu korkunç şeyleri anımsamayacağımıza yemin etmiştik. Hayatta kalmak için yarına bakacaktık. Kendi hayatımıza." 

"... aşk kalbin zehridir. Öldürmez ama hayat boyu acı çektirir." 

"Her anımız mutlulukla dolu olsaydı, hatıralarımız da bu kadar kıymetli olmazdı." 

"Hayat devam ediyordu ve önünde tıpkı bu loş koridor gibi siyah ve gri renklerin birbirini kestiği uzun bir yol vardı." 

"Bazen, güçlü olmak değil, merhametli olmak gerçekten güçlü olmaktır." 
"Herkesin son bir şansa ihtiyacı vardı." 
"O iyi bir çocuk. Sadece iyi insanlarla karşılaşmadı hayatında."

Puanım


7 Ocak 2016 Perşembe

Halüsinasyon - Alein Kentigerna | Kitap Yorumu




Orijinal Adı: #Bulamadım
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 420
Baskı Yılı: 20
Goodreads Puanı: 4.18  (34oy)

Arka Kapak Yazısı

  Doğradığı her kurbanın üzerine başka bir kadının ismini dağlayan bir sapık... Katilin saplantı haline getirdiği 118 rakamının gizemi...
  Polisle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan kan içici bir avcı. Onun peşine düşen, kendi ruhsal sıkıntıları içinde boğulup kalmış kırk dört yaşında bir profil uzmanı.
  Aklın sınırlarını zorlayan bir hayal gücü, kalbin temposunu bozacak bir gerilim ve hemen yanı başınızda soluğunu hissedeceğiniz güçlü karakterler. Elinizdeki kitap pimi çekilip beyninizin labirentlerine bırakılmış bir bomba etkisi yaratacak!
  Soluğunuzu kesecek, zihninizi allak bullak edecek, sarsıcı, gerçekçi bir psikolojik-gerilim kurgu.

  Bildiğiniz her şeyi unutun ve aklın sınırlarını zorlayacak bu gizemli hikâyenin kapılarından geçin; kitabı bitirdiğinizde hayat çok farklı olacak.
  Çünkü zihninizde açtığı tahribatı kolay kolay tamir edemeyeceksiniz!
  Hiç düşmeyen bir tempo!
  Tedirgin edici bir gerilim!
  Baş döndürücü ve karmaşık bir gizem!
  Tahmin edilmesi imkânsız bir son!


Yorum

  Fuarda stand görevlisinin önerisi üzerine almıştım kitabı ve hakkında pek bilgim yoktu başlarken. Polisiye okumayı çok sevdiğim türlerden biridir ve katilin peşindeki gizemli adım adım kovalamacayı okumaktan büyük zevk alıyorum. Halüsinasyon da bunun gibi kitaplardan biri.

  Vahşice işlenmiş cinayetlerin ardından başlayan kovalamacanın gizemi, temposu ve gerilimi yüksek, karakterler ve kurgu da iyi tasarlanmış oluca ortaya çok güzel bir polisiye çıkmış. Kitabı iki günde bitirdim, 200 - 300ler arasındaki yüksek tempo yüzünden dün kitabı elimden bırakamadım ve kalan 294 sayfayı bir günde okudum :)

  Kitap güzel bir tempoyla başladı ve çok güzel ilerledi, cinayetin adım adım çözümlenmesini okumaktan çok zevk alıyorum ve bu kitapta da bunu bulunca çok sevindim. Okurken hiç sıkılmadım ve temponun çok yükseldiği yerleri hem zevk alarak hem de heyecanla okudum. Kitapta gizem ve gerilim iyi dengelenmişti, ve flasbackler de kitabı daha güzel hale getirmiş.Karakterler iyi kurgulanmıştı, onlarla ilgili bilgi vermek istesem de spoiler vermeden bahsedemeyeceğim için susuyorum.

  Kitap güzeldi, katil kim kim diye başınızı döndürdüğü de oluyor ki bunu gayet sevdim ama bir kaç noktadan çok hoşlanmadım. Biraz klişe ve sıradan olmasına sebep olmuş bu. Bir diğer hoşlanmadığım nokta ise sonu, ben sonunu sevmedim keşke her şey o son bölüm olmadan bitseymiş daha iyi olacakmış.

Spoiler İçerir
İkiz fikrini sevmedim fazla klişe buldum, olmasa daha iyi olacaktı bence. Kitabın sonu ise biraz hayal kırıklığına uğrattı beni, her şeyin Mike'ın kafasının içinde olması falan hoşuma gitmedi, ondan önceki hikaye çok daha güzeldi bence üvey babası gerçek katil olarak kalsa daha çok severdim ve katil üvey babası olsa gerçekten şaşıracaktım ki Mike'ın halüsinasyonları olması beni şaşırtmadı.

  Yazar Alein Kentigerna ise tam bir sır küpü, araştırmama rağmen hakkında elle tutulur bir bilgi bulmadım. Kitabın orijinal adı Halüsinasyon mu onu bile bilmiyorum, ne kitapta ne de internette böyle bir bilgiye rastlamadım. Yazar hakkında bir bilgi bulamasam da kurgu ve karakterlerini sevdim, diğer kitaplarını da okumak isterim.

  Güzel bir polisiye gerilimdi ve okuması hem kolay hem zevkli. Bir kaç nokta dışında sevdim ve o bir kaç nokta ne yazık ki puanı etkiledi, aslında kitabın ismini de sevmedim öneri olmasaydı bu isimdi bir kitabı muhtemelen okumazdım. Halüsinasyon sevdiğim polisiyeler arasına girdi ve polisiye-gerilim seviyorsanız es geçmeyin eyim. Halüsinasyon'a puanım 4.25. İyi Okumalar :)

Puanım


23 Eylül 2015 Çarşamba

Dindar Beyin - Eriman Topbaş | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Dindar Beyin
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 112
Baskı Yılı: 2013

Arka Kapak Yazısı

  Bu kitapta, genel olarak beynin mimarisi, beynin işlevleri ile dinin nörobiyolojik temellerine ilişkin alanlardan elde edilen bilgilere yer verildi ve içinde bulunduğumuz kültür ile ilişkilendirilmeye çalışıldı. Altı bölümden oluşan bu kitap; "beyin", "din", "beyin ve din", "beyin ve inanç" konularıyla ilgilenen herkes için yararlı olacaktır. 

  Beyin, araştırmacılar için kısa sürede sonuçlandırılabilecek bir alan değildir. Beyinle ilgili araştırmalar teknolojik gelişmelere paralel olarak çeşitlenerek artacak gibi görünmektedir. Zira insan beyni, insan davranışlarının her boyutu bakımından inceleme altına alınmış bulunmaktadır. Bu bağlamda, insanlığın çok büyük (%80-85) bölümünü doğrudan ilgilendiren din konusu da nörobiyolojik anlamda yeniden gözden geçirilmektedir. 

  Konuyla ilgili birçok deneysel araştırma gerçekleştirilmiştir. Elinizdeki kitapta, konuyla ilgili belli başlı araştırmalardan bazılarının sonuçlarını bulabileceksiniz.



Yorum

  Beyin benim ilgimi çokça çeken konulardan birisidir. Beyinle ilgili gördüğüm yazıları okumadan geçemem, inanç-inancın biyolojik temelleri de özellikle ilgimi çekiyor olunca Dindar Beyin dikkatimi çekmişti ve almıştım, Açıkçası internetten sipariş verirken sayfa sayısına bakmamıştım ve böyle ince gelince şaşırdım.

  Kitabın ilk yarısı beynin genel özelliklerinden, bölümlerinden bahsediyor ikinci yarısı ise inançla ilgili konuları ele alıyor. Beyni genel olarak ele alan ilk sayfalar bence yerinde ve güzel olmuş, merakla okudum, İnancı ele alan kısım da gayet güzel hazırlanmıştı yalnız bana çok kısa gibi geldi. Ben daha geniş bilgi ve açıklama beklerken her şeyi özet şeklinde okuyunca bozuldum biraz. Her konu anlaşılacak şekilde kısa ve öz bir anlatımla ele alınmış fakat beni tatmin etmedi daha geniş olmalıydı. Bazı noktalara gereğinden az değinilmiş, daha ayrıntılı açıklansaydı çok iyi olurdu bence.



  Kitap yayımlanamadan yazar vefat etmiş belki de bu yüzden kitap yarım kaldı. Yazarın Ceviz Yapılı Beyin adlı kitabı da bende var o bundan daha kalın, en kısa zamanda onu da okumayı umuyorum. Beyin ve inançla ilgili az ve öz bilgi almak istiyorsanız tavsiye ederim. İnanç-beyin-insan konularına merakınız varsa eğer Nevzat Tarhan'ın İnanç Psikolojisi adlı kitabını kesinlikle öneririm.


Puanım