Jean Christophe Grangé etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jean Christophe Grangé etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2016 Çarşamba

Siyah Kan - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: La Ligne Noire 
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 431
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.12  (2,100 oy)


 Arka Kapak Yazısı
Güneydoğu Asya'da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümümün hâkim olduğu bir yol. 
  
PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bir mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi'dir! Ve PARİS. Herşey sona ermedi, yeni başlıyor.

ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!


Yorum   
            Merhaba arkadaşlar. Buraya yazmayalı hayli uzun zaman oldu. Gerçekten daha fazla ayrı kalamayacaktım. Öğrencilik hayatı ve sınavlar, finaller derken uzun süre kitap okumaya neredeyse hiç vakit bulamadığım için yorumlarda gecikti, bunun için okurlardan özür diliyorum. Benim için değeri çok farklı olan bir kitapla bu vermiş olduğum arayı sonlandırıyorum. Jean-Christophe Grangé'in bu eseri benim için neden farklı derseniz herkes Grangé için "Kızıl Nehirler"i överken ben ilk olarak Grangé'in bu eserini okumuştum yıllar önce ve onunla bu eserinde tanışmış oldum. O zamanlar polisiye ve gerilime olan ayrı merakım ve kitabın sürükleyici yanları kitabı çok sevmemi ve yazarını benimseyip diğer tüm kitaplarını da araştırıp okumamı sağlamıştı. Aslında Grangé'in okumadığım 2-3 eseri varken neden okuduğum bir eseri yıllar sonra tekrardan okuyup yorumladığımı soracak olursanız bu yaz yapmayı planladığım "Eski Kitaplara Dönüş Kampanyam" ismini verdiğim eskiden okuduğum ve gerçek anlamda etkilendiğim bazı romanları araya zaman girip hafızamda silikleştikten sonra tekrardan okumaya karar verdim. Okunmamış, keşfedilmemiş onlarca kitap varken bu tam bir delilik ve vakit kaybı gibi gözükse de bunu yaparken olayların çoğunu bilmeme rağmen sanki ilk defa okuyormuşum gibi içimde oluşan heyecanı keşfedince o kadar da saçma olmadığını düşünmeye başladım. Ve bu anlamda beni etkileyen sevdiğim gerilim romanlarından birisiyle açılışı yapmak istiyorum.

       İlk olarak konudan bahsetmem gerekir. Konusu Grangé'den ve türünün gerilim olmasından anlayacağınız gibi bir katil ve cinayetleri işleyen bir gerilim-polisiye romanı. Romanda diğer birtakım gerilim romanlarından farklı yönleri var elbette. Öncelikle katil başından itibaren belli bu nedenle polisiye yönü oldukça zayıf çünkü polislerin neredeyse hiç geçmediği gibi ve katil kim soruları, kanıt toplayıp katili bulma gibi durumlar da söz konusu değil. Gizemli olan ise katili cinayetler işlemeye iten sebepler ve dürtüler nedir ve neden onları kendine özgü yöntemlerle yapmaktadır gibi sorulara kitap boyunca maruz kalmamızdı. Tabikide birçok gerilim kitabı gibi bunda da katil sıradan bir şekilde değil kendine özgü biz "imza" ile bu cinayetleri işliyordu. Cinayeti cinayetten çok farklı bir ayinsel arınma olarak görüyor ve herşeyi de buna göre tasarlıyordu. Buna karşılık tek baş karakter o değil. Kitapta hayatında tanık olduğu birtakım kanlı olaylardan sonra cinayete ve vahşete takıntılı olan psikopat zihinleri merak eden, bunun peşine düşüp herşeyi anlamlandırma çabası içinde olan bir gazeteci de karşımıza o dönemin gerçek anlamda en "kanlı" ve "ünlü" katilini adım adım inceleme konusu yaparken çıkmakta. Birde bu noktada potaya hem katille hem bu gazeteciyle farklı şekillerde yolları kesişen, dramatik bir hayatı ve idealist bir kişiliği olan cesur bir güzel giriyor. Bu üçlü ve yan karakterlerle birlikte çeşitli koşuşturmacaların olduğu, sırların çözüldüğü, kanların döküldüğü sürükleyici bir "thriller" romanı kendini gösteriyor.

        Kitap askiyonu dozunda vermiş, zekice kurgularla güzel bir örgü oluşturmuş olsa da kusursuz olduğunu söyleyemem. Özellikle kitabın baş karakterlerinden birisinin katili araştırma takıntısında herşeyin basitçe ilerlemesi, bazı ayrıntılar benim için gerçekten absürd nitelikteydi. Kitabı okuduğunuzda neleri kastettiğimi anlayacağınızdan eminim. Bazı yerlerde de gerçeklikten kopmuştu bu benim için fantastik olanlar hariç diğer tüm kitaplarda eleştirdiğim ve hoş karşılamadığım bir eksiklik ne yazık ki. Kitapta tanımlanan hapishane ortamı da biraz fazla rahat ve verilen imkanlar son derece geniş geldi bana.Reverdi gibi azılı katillerin tutulması için fazla "açık" bir kapalı cezaevi diyebiliriz. Kitapta müslüman olan karaktelerlerinde birtakım aykırılıkları ve aşağılanmaları beni üzen başka bir ayrıntıydı. Ve katili katilliğe iten sebeplerin birçoğu sağlam sebeplere dayandırılsa da bazıları çok cılız bulduğum gerekçelerdi. Ve katilin şansının sürekli yaver gitmesi ve polislerden herzaman bir adım önde olması da gerçekliğe gölge düşüren hoşlanmadığım bir tarafıydı kitabın. Ama yine de neden bu kitabı sevdiğimi gerçekten anlamış oldum. Bende kitaptaki "Marc Dupeyrat" karakteri kadar olmasa da katillerin psikolojilerini anlamayı, onların cinayet işlerken ne düşündüklerini, neyin etkisi altında olduklarını, akıllarından neyin geçtiğini merak eden ve bunu öğrenmek için kendi çapında kitaplardan, internetten, dizilerden , ansiklopedilerden araştırma takıntısı olan birisi olduğum için karakterle kendimi bağdaştırmam belli noktalarda çocuk oyuncağıydı. Tabi bu beni bir yerde korkutmalı da. Sonuçta baş karakterin bu takıntısının iyi şeylere sebep olmayacağını az çok tahmin ediyorsunuzdur. İlk okuduğumdaki gibi kitabın etkisi bir süre üzerimdeydi. Her an her köşeden bir Reverdi çıkabilirmiş gibi hissettiğim anlar olmadı değil ve kitabın böyle etkileyici olması da ona bir artı puan kazandırıyor.

       Diline gelince oldukça akıcı ve sürükleyici bir dili var. Öyle ki psikolojik tahlil ve ruh halleri anlatılırken bile sıkılmadığınızı fark ediyorsunuz. Sadece arka kapakta da gördüğünüz onca şehir ve onların betimlemeleri biraz sıkabilir onun dışında saran bir kitap. Zaten bahsettiğim bu arka kapak yazısı ve ordaki mekanlar ve tanımalamalar size ilk okuduğunuzda çok anlamsız gelecektir. Ama orası kitabın kodlanmış kelimelerle özeti niteliğinde ve okuduğunuzda her birinin sırrını çözüyorsunuz. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere kitapta "kanlı" ögelerden bolca mevcut. Eminim ki kan ve gerilim sevenler, psikopatları okumaktan zevk duyanlar bu eseri seçtiklerinden hiç pişman olmayacaklar. Şimdilik bu kadar. Diğer harika kitaplarda görüşmek üzere. Bol kitaplı günler dilerim :)


Alıntılar
Onun saçlarının rengiyle, yüzünün yapısıyla, cildindeki pütürlerle alay edilebilirdi. Dikkati çeken tek şey, bütünün kusursuz uyumuydu. Hatlarının duruluğu, çizgilerinin belirginliği. Hangi enstrümanla çalınırsa çalınsın değerinden, heyecanından hiçbir şey yitirmeyen olağanüstü bir melodi gibi.
Her kadın bir tapınaktır. İçlerindeki o ateşle. Asla sönmeyen ateşle.
Ne kadar az gizlenirsen o kadar az görülürsün.
Onda hiç kimsenin delemeyeceği bir katılık, bir gizem vardı. Kabuğuna dokunulmaya cesaret edilemeyecek bir adamdı o. Yalnız, umutsuz, anlaşılmaz.
Marc'ın gözünde, seri katiller saf birer elmas gibiydi. İşlenmemiş birer değerli taş. Onlarda boş ve gereksiz hareketler, kör tutku ve son dakika paniği yoktu. Ama hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz, hatta haklı gösteremezdi. Ancak sözkonusu olan öldürme itkisinden başka birşey değildi. Soğuk, aykırı, eşsiz.
Tek bir fotoğraf, resmi çekilen kişinin ruhunu yansıtabilir. Önemli olan fotoğrafla ruhu resmetmektir.
Sonsuzluğu seyretmenin tek yolu vardır: bir süreliğine orada kalmak.
Sana ulaşmak için izlemem gereken yol ne kadar tuhaf.
Evlilik bir tür kimyasal yangın. Bir tecrübe...bir pratik. Yıllar boyunca bir erkek ile bir kadının arasında her şey yanar, her şey tükenir. Bir gün küller arasında uyanırlar. Geriye sadece en sert, en katı malzemeler, yanmayan parçalar kalır. Öfke. Acı. Üzüntü. Ve korku. 


Puanım
 

5 Nisan 2016 Salı

Koloni - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Miserere
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 422
Goodreads Puanı: 3.79  (1,415oy)

Arka Kapak Yazısı

Soluğunuzu kesen tempo, heyecan ve gerilim hiç bitmeyecek!

Onlar Çocuktular...
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne ufak bir lekeleri...Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...
Paris'te bir Ermeni katedralinde işlenen bir cinayet. Kan yok, cinayet aleti yok, yara bere yok...
Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu'nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. Bu ikisi, gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. Gizli servisler, naziler, Yahudiler, ülke içinde ülkeler, ve "siyah bölgeler"... Sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir.

Fransa'nın göbeğinde başka bir ülke olabilir miydi?
Bu ülkeye kim veya kimler göz yumuyordu?
Burada neler yapılmaktadır?
Kaçırılan çocuklar ile öldürülenler arasındaki bağ nedir?
İki polisin çabası cinayetleri açığa kavuşturmaya yetecek midir?
Yoksa...

Yorum

  Herkese merhaba! :) Yine bir Grangé romanıyla karşınızdayım, bu benim okuduğum 7'nci Grangé romanı ve yine Grangé ortaya çok güzel bir şey çıkarmış. Koloni'yi uzun zamandır merak ediyordum ve nihayet okuyabildim.

  Ermeni kilisesinde bir koro şefinin öldürülmesiyle başlayan olaylar ilerleyen sayfalarda hızla büyüyerek devam ediyor. Kitapta hiçbir şey göründüğü gibi değil, çok fazla sır ve açıklanamayan bir çok şey var. Bu soruşturmada yolları kesişen iki polis Kasdan ve Volokine'in birbirlerine destek olarak soruşturmayı yürütmeye çalışıyorlar.

  Kitabın konusu oldukça ilginçti, sayfalar ilerledikçe konunun akışı değişti ve ortaya başta görünenden çok farklı bir hikaye çıktı. Konu şekillendikçe şaşırtıcı bir çok ayrıntıyla karşılaşıyorsunuz, yazarın seçtiği konu gerçekten ilginç ve bunu güzel bir kurguyla harmanlayınca oraya çok güzel bir şey çıkmış.

  Koloni'de en sevdiğim ayrıntılardan biri Kasdan ve Volokine arasındaki ilişki oldu, soruşturma sayesinde tanışan iki polisin birbirlerine karşı gelişen dostluğunu okumak gerçekten çok güzeldi. İki karakterin birbirine yardımcı olması, arada oluşan güzel bağ benim çok hoşuma gitti. Baba-oğul ilişkisine benzer bir dostluktu onlarınki ve bu tarz bir bağ okumaktan mutluluk duydum.

  Kitap genel olarak çok güzeldi, konu ve kurgu çok zekice hazırlanmıştı, karakterleri de çok sevdim yalnız kitabın tek sorunu yazarın belirgin imzasını taşımasıydı. Yazarın her kitabının kurgu ve dil bakımından çok benzer olmasından hoşlanmıyorum, biraz değişik teknikler denese ortaya daha şaşırtıcı ve güzel şeyler çıkabilir bence, bu haliyle şaşırtıcı olmaktan uzaklaşıyor. Yazarın üslubunu sevsem de her kitabında aynı üslupla karşılaşmaktan hoşlanmıyorum.

  Konusuyla, karakterleriyle oldukça güzel bir polisiye idi, sonlara doğru tempo iyice artıyor ve kitap daha güzel bir hale geliyor. Polisiye severler ya da Grangé sevenler için oldukça güzel bir roman, kaçırmayın derim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Ve en iyi avcı kendisinden olanları avlayan avcıydı.
İnsanlardan nefret ettiğinde onları daha iyi tanıyorsun. 
Eğer birini öldürüyorsan öldürülmeyi de kabul etmen gerekiyordu. Kendi varlığına hiç değer vermemen. Ama hayır. Zalimler zavallı hayatlarına sımsıkı tutunuyorlardı. 
Kin, bu dünyada en iyi paylaşılan yetenektir. 
Çürümüş temeller üzerinde yükselmiş olsa da, ruhsal dengesinde bazı bozukluklar olsa da ve bu durumdan kurtulmak için boş yere gayret sarf etse de, bu hayat ritmine uzun süre dayanamayacağını bilse de halinden memnundu. Geçmişe dönmekten ve unuttuğu ilk travmayı yaşamaktan daha iyiydi. 
Beni şaşırtan, yaşamın içindeki ölümün korkunç haksızlığı değildi. Tam tersine. Ne dereceye kadar yaşamın ölümün bir parçası olduğunu, ne dereceye kadar yaşamın küçük bir parantezden ibaret olduğunu anladım. Hiçlik okyanusunda küçük bir ertleme. Narine'nin ölümü benim için buydu işte.  
Bir ihtar. Hepimiz bunu yaşayacak olan ölümlülerdik. 
Uzun zamandan beri insanları yargılamayı bırakmıştı. Artık ihanete inanmıyordu, çünkü edilen yeminlere inanmıyordu.

Puanım



24 Şubat 2016 Çarşamba

Taş Meclisi - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Le Concile De Pierre
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 365
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 3.51  (1,745oy)

Yorum 

  Ne zamandır Grangé romanı okumamıştım, Taş Meclisi'ni görünce okumaya karar verdim. Arka kapak yazısını okumadan kitaba başladım çünkü Grangé romanlarının arka kapak yazıları nedense bana biraz fazla ayrıntı içeriyor gibi geliyor, başlamadan kitapla ilgili fazla ayrıntıyı bilmek gizemi hepten öldürüyor diye düşünüyorum.

  Kitap Daine'in Lucien adını verdiği çocuğu evlat edinmesi ile başlıyor ve birlikte geçirdikleri kaza sonrasında yaşananları konu alıyor. Kitap şamanizm, parapsikoloji, telekinezi gibi konularla yakından ilgili.

  Taş Meclisi, yazarın ikinci kitabı. Kitap biraz yavaş başlasa da sıkıcı ya da kötü değildi, sadece temposu düşük olaylar biraz basitti, ilerleyen sayfalarda hızlandı mı? Hayır, son 50 sayfa dışında durgundu diyebilirim. Kitapta gizem ögelerine baya yer verilmişti, son ana kadar bulmaca çözer gibi ilerliyor ve bunu seviyorum ancak kitaptaki bulmacayı çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

  Öncelikle kitabın durgunluğu gizemi biraz gölgelemiş, gizemin çıkış noktası ise çok hoşuma gitmedi, Kitap her ne kadar macera-gerilim türünde olsa da fantastik-bilim kurgu ögeleri de vardı. Kitabın en sevmediğim yönü bu oldu, başlangıçta bu yönü kendini gösterseydi ya da daha orantılı bir dağılım olsaydı rahatsız olmazdım muhtemelen ama parapsikoloji-şamanizm ögeleri kendini çok sonradan gösteriyor ve sanki kitaba ait değil hissi verdi bana. İçindeki bazı olaylar da beni bozmadı değil, yazarın durduk yere bazı karakterleri öldürmesini hazmedemiyorum. Bunu genelde yapıyor ve bozuluyorum tabii biraz :)

  Okurken sıkılmadım -son 15 sayfası dışında iki günde bitirdim- ama çok çokta sevmedim kitabı. Kızıl Nehirler özellikle de ilk roman olarak kesinlikle çok başarılı ve güzeldi, yazarın ikinci kitapta böyle düşüş yaşaması biraz moral bozucu olsa da sonradan çok güzel romanlar çıkardı tabii.

  Kitap çok güzel bir noktadan çıkmış ve güzel ayrıntıları yakalamış olsa da bana beklediğimi veremedi ne yazık ki. Sırlar Uçurumu'nda da değindiğim polisiye okumalıyım isteğim hala canlı. Bu sıra biraz daha polisiyelerden ilerleyeceğim gibi :)

  Taş Meclisi güzel bir kitap olsa da özellikle de Grangé için biraz yetersiz buldum. Kötü bir kitap değil ama önereceğim ilk Grangé romanlarından da değil. Sonuç olarak kesinlikle okuyun dediğim kitaplardan da okumayın dediğim kitaplardan da değil, karar sizin :) İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Bütün mümkün olanlar sıralanıp bir kenara bırakıldıktan sonra, geriye ne kalır? İmkansız olan." 

"Kendini yalnız, umutsuzluk verecek kadar yalnız hissediyordu." 

"Bu sınırsız topraklarda kendini yalnız, kaybolmuş, ne yapacağını bilmez hissediyordu. Daha da önemlisi, kendi içinde kaybolmuş." 

"İnsan hapishaneden her zaman kaçabilir. Ama özgürlükten?"

Puanım


16 Eylül 2015 Çarşamba

Kızıl Nehirler - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Les Rivieres Pourpres
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 405
Baskı Yılı: 2001
Goodreads Puanı: 4.10 (3,319)
Benim Puanım: 5/5

Arka Kapak Yazısı

Biz Efendileriz, Biz Köleleriz.
Biz Her Yerdeyiz, Hem de Hiçbir Yerde.
Biz Karar Verenleriz.
Kızıl Nehirlerin Hakimiyiz.

Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın.

Grange'nin sınır tanımayan hayal gücü, sürekli artan gerilim, etkileyici karakterler, birbirinden korkunç cinayetler; hepsi daha ilk satırlardan itibaren size hükmedecek...



Yorum

  Bir Grangé klasiği daha.. Muhteşemdi! Kurgusuyla, diliyle ve akıcılığıyla çok güzel bir polisiye romandı. Kitap sizi daha ilk sayfalardan içine hapsediyor ve hikayeye kendinizi kaptırıyorsunuz. 
  
  Ben iki günde okudum, daha fazla zamanım olsa dün bitirirdim sanrım. İlk sayfalarda hikayenin içine giriyorsunuz ve sayfalar geçtikçe çıkamaz oluyorsunuz. Cinayetler, gerilim, hikayenin ilerleyişi... kitap beni hapsetti ve sayfaların nasıl geçtiğini anlamadım. 400 sayfa aktı gitti. Tahmin ettiğim bazı yerler olsa da bir çok detay gerçekten güzel ve etkileyiciydi.
  
  Grangé çok sevdiğim yazarlardan birisi, özellikle polisiye-gerilim romanları.. Gerilim-macera romanlarını da seviyorum ancak polisiyesi kesinliklikle çok daha başarılı ve sürükleyici. Kızıl Nehirler'i okurken bir kez daha neden Grangé sever biri olduğumu anladım.

  Karakterleri hem çok sevdim hem de çok başarılı buldum. İki polisimiz var ikisi de masum ve adaletin savunucu değil. Yazar da bu iki polisi başarıyla işlemiş, biraz kurgu biraz da bu karakterlerden sanırım okurken hiç sıkılmadım. Şu sıra okuduğum Kehanet adlı romana bu çok iyi geldi, Kehanet biraz sıkmıştı ama Kızıl Nehirler süper bir polisiye olarak gayet iyi bir kurtarıcı oldu.


  Fazla uzatmaya gerek yok :D Polisiye okumak istiyorsanız ve gerilim sever biriyseniz Kızıl Nehirler ile sürükleyici bir yolculuğa çıkın derim.

Alıntılar

"İnsan kendi karanlıklarda boğulurken, başkalarına nasıl ışık dağıtır?" 
"Bir soruşturmanın bütün ayrıntıları, bir ayna gibidir. Ve katilde o kör noktalardan birinde saklıdır."

Puan


5 Eylül 2015 Cumartesi

Leyleklerin Uçuşu - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Le Vol Des Cigognes
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 358
Baskı Yılı: 2002
Goodreads Puanı: 4.01  (1,883)
Benim Puanım: 4,5/5

  Arka Kapak Yazısı

  Göçmen kuşlardır leylekler. Her bahar Avrupa'ya gelir, yaz sonunda tekrar Afrika'ya doğru yola çıkarlar. Ama bu yıl geri dönmeyecekler.. Louis Antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. Parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... Arayışı onu, Bulgaristan'daki Çingene mahallerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, Orta Afrika Cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından Kalküta'nın araka sokaklarına kadar götürecektir. Hatta cehenneme kadar...

 Yorum

  Ben kitaba başlamadan önce kitabın alegorik tarzda yazıldığını, leyleklerin göçmen insanlar olduğunu falan düşünmüştüm. Okumaya başladım, kitap gerçekten leylekleri konu alıyordu, leylekler insanların yerine kullanılan figürler değildi. Başta garip bulsam da bunu sayfalar geçtikçe yazar hikayesini işlemeye başladı ve bu durum garip olmaktan çıktı.


  Grangé severek okuduğum yazarlardan biri, kurgusu, hayal gücü ve konuyu işleyiş tarzını seviyorum. Leyleklerin Uçuşu'nu da aynı şekilde zekice ve çok güzel yazmış. Grangé'le ilgili tek sorunum betimlemeleri, uzun betimlemelerini okurken sıkılıyorum "bir an önce konuya dönsek" moduna giriyorum. 

  
  Kitap birinci ağızdan, baş karakterimiz Lois Antioche tarafından anlatılarak yazılmış. İlk sayfalarda alışamamıştım, sayfalar geçtikçe daha iyi oldu yine de polisiye-gerilim okurken üçüncü kişi bakışıyla yazılmasını tercih ederim. 


Okurken leyleklerle ilgili yeni şeyler de öğrendim meğer hiç tanımıyormuşum leylekleri :D

  Lois leyleklerin peşinden yola çıkarak Avrupa'dan Afrika'ya onları takip ediyor. Bu uzun yolculukta şaşırtıcı bir çok şeyle karşılaşıyorsunuz ve sayfalar ilerledikçe olaylar karışıyor. Orta Afrika'da ki ormanda geçen sahneler bana yazarın Ölü Ruhlar Ormanı'nı anımsattı, betimlemeler de bir an için Ölü Ruhlar Ormanı'nı okuyormuşum gibi hissetmeme neden oldu. 


  Kitap zekice bir kurguyla ve gizemle sizi sıkmadan güzel bir maceraya sürüklüyor. Bu türü seviyorsanız okuyun derim.



Alıntılar

"Dünyanın çoğu kez sanıldığından da açık olduğunu, ne kadar alışılmış olursa olsun, gerçeklerin şeffaf ve canlı göründüğünü bilmiyordum." 
"Tek şansım, tek başıma olmam." 
"-Söyle bana Marcel, Rom çocukları neden bu kadar pis?
-Boş vermişlik falan değil Louis.Bu eski bir gelenek. Romlara göre çocuk o kadar güzel bir yaratıktır ki, nazar değdirmeye hazır yetişkinlerin ilgisini çeker. Onun için hiç yıkamazlar. bir çeşit gerçeği peçeleme.Güzelliklerini ve saflıklarını başka gözlerden saklamak için.
"

Puanım 


30 Ağustos 2015 Pazar

Kurlar İmparatorluğu - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

 
Orijinal Adı: L'Empire Des Loups
  Seri: Yok
  Yayınevi: Doğan Kitap
  Sayfa Sayısı: 405
  Baskı Yılı: 2003
  Goodreads Puanı: 3,83  (2,116)
  Benim Puanım: 4,5/5




  Fransa'dan Türkiye'ye uzanan müthiş bir roman. Karakterler, olay örgüsü ve genel hikayeyi çok sevdim. Yazarın Kaiken ve Ölü ruhlar Ormanı romanlarını okumuştum, çevre tasvirleri ve uzun betimlemeler olaylardan uzaklaştırıp romanı sıkıcı hale getiriyordu ancak Kurtlar İmparatorluğu'nda böyle uzun ve sıkıcı betimlemeler yoktu. Yazar baştan sona gizemi ve aksiyonu bol bol kullanmış. Okurken hiç sıkılmadım, aksine merak ederek çevirdim sayfaları. 

  Kurgu gerçekten güzeldi, olaylar hız kesmeden devam ederken sürekli yeni bir şeyler yaşanıyordu. Türkiye - Bozkurtlar - Fransa hikayede kendilerine güzel bir yer bulmuş. Hatta ben Bozkurtlarla ilgili daha önce bilmediğim şeyler bile öğrendim.

  Sonu fena değildi yalnız bir karaktere yazarın acımasız davrandığını düşünüyorum, sindiremedim başına gelenleri. Karakterleri sevdim, yazar başarılı karakterler oluşturmuş.

  Kapağını da beğendim içeriğe oldukça uygun, yeni kapak sanırım filmden alınmış ama güzel olmuş.

  Kısacası ben beğendim Grangé'i ya da bu türü seviyorsanız tavsiye ederim.