Antik Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antik Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2016 Pazar

Kibarlık Budalası - Moliére | Kitap Yorumu

  Kibarlık Budalası'nı hepiniz duymuşsunuzdur, bende hep duyardım  ama hiç okumamıştım. Yıllarca okulda Türkçe, Edebiyat derslerinde karşıma bu oyundan bir pasaj çıkar dururdu, muhtemelen sizinde karşınıza çıkmıştır, nazım ve nesir ile ilgili olan kısım. Bir gün bu kitabı okuyacağım derken daha yeni okuyabildim.

  Ancak burada şöyle bir sorun yaşadım, ilk olarak Antik Batı Klasikleri serisindeki kitabı aldım ve okudum. Kitapta Kibarlık Budalası adı altında yayınlanan oyun aslında bizim bildiğimiz oyundan farklı, yazarın başka bir oyunu. Ve o oyundan sonra da Sevda Doktoru adlı oyun yer alıyor, ben bunu fark ettiğimde çok geçti çünkü kitabı dışarıda okumak için yanıma almıştım ve eve gelene kadar çoğunu bitirmiştim. Evde başlamış olsam bırakırdım muhtemelen.

  Benim okuduğum baskıda böyle bir hata olunca bende gerçek Kibarlık Budalası'nı buldum ve onu okudum.

  Antik Kitap'a bu konuda bir mail atmayı düşünüyorum. Bu duyarsızlık ve çıkarcılığı hiç hoş bulmadığım da altını çizerek belirtmek isterim.

 Şimdi kitaplara geçebiliriz. :)






Orijinal Adı: Les Précieuses Ridicules
Seri: Yok
Yayınevi: Antik Kitap
Sayfa Sayısı: 124
Baskı Yılı: 2013

Yorum

  Kitap iki oyundan oluşuyor birincisinin orijinal ad; Les Précieuses Ridicules, Türkçe adını bulamadım ben, ikinci oyun Sevda Doktoru. İki oyunda güzeldi. Birinci oyun gerçek Kibarlık Budalası'na benziyor, taşralı iki kız var ve bu kızlar soylu olmak ve romanlardaki gibi hayatlar yaşamak istiyorlar. Bu kızların talipleri onların kendini beğenmiş ancak cahil hallerini görünce onlara oyun yapmaya karar verip, onları rezil etmek isterler.

  Oyun güzeldi, canlı ve mizahi yönü güçlüydü. Hızlı bir şekilde okudum ve hoşuma  gitti, iyi oyuncular canlandırırsa izlemesi çok güzel bir oyun olacağını düşünüyorum.

  Sevda Doktoru da güzel bir oyundu, babası kızını sevdiği adama vermek istemeyince bir oyun çeviriler ve kızın babasını kandırmaya çalışırlar ve oyun bunun üzerine döner.

  Kitaptaki iki oyunda gerçek Kibarlık Budalası'ndan izler taşıyor ve iki oyunu okumak da güzeldi.

Puanım










Orijinal Adı: Le Bourgeois Gentilhomme
Seri: Yok
Yayınevi: Oda Yayınları
Sayfa Sayısı: 94
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 3.74  (6,908 Oy)

Yorum

  Mösyö Jourdain soylu olmak isteyen bir adam ve soylu olabilmek için eğitim almaya, soyluların arasına katılabilmek için kendine dostlar edinmeye çalışıyor. Ancak onun budalalığını ve cahilliğini gören insanlar onun  bu durumundan faydalanırlar. Bizde oyun boyunca Mösyö Jourdain'in soylu olmak uğruna verdiği boşa uğraşına ve bu uğurda gülünç durumlara düşmesine şahit oluyoruz.

  Okuması zevkli bir oyundu, her ne kadar tiyatro okumayı sevmesem de bu oyunu okurken zevk aldım. Moliere herkese hitap eden ve herkesi güldürebilecek bir oyun kaleme almış, onlarca yıl sonra okuyan okurlara dahi zevk verebilen bir yapıt olmuş. Oyunu okurken keşke oyunun ilk halini Fransa'da Fransızca bilerek izleyebilseydik, eminim ki o zaman bu oyun bize apayrı bir zevk verirdi.

  Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, okuduğunuz kitapların sizi gülümsetmesi dileğiyle.. :)

Puanım


21 Kasım 2016 Pazartesi

Dorian Gray'in Portresi | Çeviri İncelemesi

  Kitap okurken çeviri çok önemli bir unsur, özellikle de kitap kelime oyunları ve kelimelerin ahenkli dansı ile yazıldıysa. Kitap alırken çevirilere çok dikkat etmeye çalışıyorum, bu konuda en çok klasiklerde sıkıntı yaşıyor benim gibi tüm okurlar biliyorum. Bu yayınevi iyidir derken hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Bundan sonra elimden geldikçe -özelliklerde klasiklerde- farklı yayınevlerinin çevirilerini incelemeye çalışacağım.

  Bu serüvendeki ilk kitap Dorian Gray'in Portresi oldu. Üç farklı yayınevinin çevirisini incelemeye çalışacağım, seçtiğim cümleler alıntı olarak hoşuma gidenler. Alıntıları uzun tutmamaya çalıştım. Umarım kafanızda bir fikir oluşabilir. İleride kitabın farklı çevirisine denk gelirsem onu da yazıya eklemeye çalışacağım.

  İlk alıntılar Can Yayınları'ndan, ikinci alıntılar Antik Kitap'tan, üçüncü alıntılar Remzi Kitabevi'nden.

Can Yayınları;
"Kime ait?"
"Elbette ki Dorian’a," diye yanıtladı ressam.
"Çok şanslı çocukmuş."
Dorian Gray, "Ne hazin!" diye mırıldandı gözlerini kendi portresinden ayırmadan. "Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda... Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet, koca dünyada vermeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda!"
Lord Henry gülerek, “Basil, böyle bir pazarlık senin işine gelmezdi," dedi. "Yapıtına haksızlık olurdu." 

Antik Kitap;
"Kimin peki?"
"Tabii ki Dorian'ın" diye cevapladı ressam.
"Dorian çok talihli bir adam."
Gözleri hala kendi portresinde olan Dorian Gray, "Ne kadar hazin!" diye mırıldandı. "Ne kadar hazin! Yaşlanacak, berbat ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. Asla bu harika Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Keşke başka yürlü olsaydı! Ben sonsuza dek genç kalsaydım da bu resim ihtiyarlasaydı. İşte bunun için... Bunun için her şeyimi verirdim! Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yok! Hatta ruhumu bile verirdim!"
"Böylesi bir anlaşmayı hiç istemezdin Basil" diye bağırdı Lord Henry gülerek. "Bu, eserinin talihsizliği olurdu."

Remzi Kitabevi;
"Kimin malı öyle ise?"
Ressam "Şüphesiz Dorian'ın" diye karşılık verdi.
"Ne talihli adam!"
Dorian Gray, gözleri hala kendi resmine dikili, "Ne üzücü şey!" diye fısıldadı. "Ne üzücü!. Ben ihtiyarlayacağım, çirkin ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. İşte şu Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Aksine olsayı, ben genç kalsaydım da resim ihtiyarlasaydı. Bunun için - bunun için her şeyi verirdim. Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yoktue. Canımı verirdim ruhum için!"
Lord Henry gülerek "Böyle bir değişmeye razı olmazdım Basil" dedi. "Bu eserini biraz hor görmek olurdu."




Can Yayınları;
Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.

Antik Kitap;Şu günlerde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar; fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.

Remzi Kitabevi;
Alem bugün her şeyin fiyatını biliyor ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor.




Can Yayınları;
Saat üçü vurdu, sonra dördü, yarım saatlerin çifte vuruşu duyuldu, ama Dorian Gray yerinden kıpırdamıyordu. Hayatın kızıl ipliklerini bir araya getirip örerek bir örnek çıkarmaya, içinde dolaştığı şu kan renkli tutku labirentinde çıkar bir yol bulmaya çabalıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bildiği yoktu. En sonunda masa başına geçti, sevdiği kıza, af dileyen, kendi kendini zırdelilikle suçlayan ateşli bir mektup yazdı. Birbiri ardına birçok sayfaları üzüntüsünü dile getiren çılgın ve acısını dile getiren daha da çılgın sözcüklerle doldurdu. Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil. Dorian mektubu bitirdiği zaman bağışlanmış olduğunu duyumsuyordu.

Antik Kitap;Saat üçü, sonra dördü ve nihaet dört buçuğu çaldı; fakat Dorian Gray yerinden kıpırdamadı. Hayatının kırık dökük parçalarını bir araya getirmeye, içinde dolaştığı ihtirasın kanlı dhlizinde yolunu bulmaya çalışıyordu. Ne yapacağını ve ne düşüneceğini bilmiyordu. Sonunda, masaya oturduğu ve sevdiği kıza, bir delilik yaptığını ve bunun için kendini bğiışlamasını dileyen bir mektup yazdı. Acı ve kahır yüklü cümlelerle dolu, sayfalarca yazı, yazdı. Yaptığı şey kendi kendisini kınamaktı. Yakışıksız bir şey yaptığımız ve kendimizi suçladığımızda, başkalarının bizi kınamaya hakkı olmadığını düşünürüz. Hakikatte bizi beraat ettiren papaz değil, onun önünde yaptığımız itiraftır. Bu yüzden Dorian Gray mektubu tammaladığı zaman kendini bağışlanmış hissetti.

Remzi Kitabevi;
Saat üçü vurdu, dördü vurdu, ve yarım saatin ikiz vuruşu çaldı. Dorian Gray kımıldamadı. Yatıyor ve hayatın kızıl ipliklerini toplamaya ve onlardanbir örnek dokumağa, içimdde dolaştığı ihtirasın kanlı labirentinde yolunu bulmağa çalışıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bilmiyordu. Nihayet masaya gitti. Sevdiği kıza ihtiraslı bir mektup yazarak kendini affetmesi için yalvardı. Ve kendini delilikle suçlandırarak pişmanlığın vahşi ve azabın bundan daha vahşi kelimeleriyle sayfaları doldurdu. Kendini alçaltmanın bir hazzı vardır,. Kendimizi suçlu çıkarırken başkalarının bize suç bulmağa hakkı olmadığını hissederiz. Günahlarımızı affettiren papas değil, itiraftır. Dorian mektubu bitirince affedilmiş olduğunu hissetti.




Can Yayınları;
Dorian irkilerek yüzünü buruşturdu; çevresine, eski püskü şiltelerin üzerinde, olmayacak biçimlerde serilip yatmış duran biçimsiz şeylere baktı. Çarpılmış bacaklar, açılmış ağızlar, boş bakan fersiz gözler onu büyülüyordu sanki. Onların hangi garip cennetlerde azap çektiklerini, hangi nursuz cehennemlerin yepyeni zevklerinin gizini öğrendiklerini biliyordu. Onların durumu kendisininkinden iyiydi. Kendisi düşüncelerinin zindanı içindeydi çünkü. Anılar, korkunç bir hastalık gibi ruhunu kemirip bitirmekteydi. Durup durup Basil Hallward’ın ona bakan gözlerini görür gibi oluyordu. Gene de burada kalabileceğini sanmıyordu. Adrian Singleton’un varlığı tedirgin ediyordu onu. Kimsenin kendisini tanımayacağı bir yerde olmak istiyordu. Kendi kendisinden kaçmayı istiyordu.

Antik Kitap;
Dorian irkilerek kaba minderler üzerine fantastik biçimde uzanmış garip varlıklara baktı. Burkulmuş bacaklar, bir karış açıkağızlar, dik dik bakan donuk gözler kanını dondurdu. Nasıl garip bir cennette acı çektiklerini ve nasıl donuk bir cehennemde yeni heyecanların sırlarını öğrendiklerini biliyordu. Hepsi de kendinden daha iyi durumdaydılar. O ise düşüncenin zindanındaydı. Hafıza bir hastalık gibi ruhunu kemirmekteydi. Zaman zaman Basil Hallward'ın kendisine dik dik bakan gözlerini görüyor gibi oluyor, buna dayanamadığını hissediyordu. Adrian Singleton'un varlığından rahatız olmuştu. Kendisini hiç kimsenin tanımayacağı yerlerde olmak istiyordu. Kendisinden bile kaçmak istiyordu.


Remzi Kitabevi;
Dorian irkildi. Ve yırtık pırtık şiltelerin üzerinde öyle fantastik hallerle uzanmış acayip şekillere baktı. Sarkmış el ayaklar, açık ağızlar, fersiz, donuk gözler onu büyüledi. Hangi garip cennetlerde işkence çektiklerini, hangi karanlık cehennemlerin onlara yeni bir keyfin sırrını öğrettiğini biliyordu. Onlar bu bakımdan kendinden daha iyi durumda idiler. O, düşünce ile zehirlenmişti. Olanı hatırlama korkunç bir hastalık gibi, ruhunu kemiriyordu. Zaman zaman Basil Hallwar'ın gözlerini üstüne dikilmiş sanıyordu. Buna rağmen burada kalamayacağını hissetti. Adrian Singlton'un varlığı onu tedrgin ediyordu. Hiç kimsenin kendisini tanımadığı bir yerde olmak istiyordu. Kendinden kaçmak istiyordu.





Can Yayınları;
"Ben yarının doğrularını bildiririm."
Genç kadın, "Ben bugünün yanılgılarını yeğlerim," diye yanıtladı.

Antik Kitap;
"Size yarının gerçeklerini gösteriyorum."
Düşes, "Bugünün hatalarını tercih ederim" dedi.

Remzi Kitabevi;
"Yarının gerçeklerini söylüyorum."
Kadın, "Bugünün yanlışlarını tercih ederim" diye cevap verdi.




Can Yayınları;
Bu resmin salt anısı bile nice keyifli dakikanın tadını kaçırmıştı. Portresi başına vicdan kesilmişti sanki. Evet, vicdanı olmuştu onun. Dorian portreyi ortadan kaldırmalıydı. 
Antik Kitap;
Bu resim, pek çok keyifli zamanını mahveden bir hatıra idi. Onun için bir nevi vicdan hükmündeydi. Evet, o vicdandı. Onu yok etmeliydi.

Remzi Kitabevi;
Onu yalnız hatırlamak bile bir çok neşeli anlarını zehirlemişti. O, sanki vicdan yerine geçmişti. Evet, o vicdan oluştu. Onu yok edecekti.


  Çeviriler gördüğünüz şekilde, ben Can Yayınları ve Antik Kitap'ın çevirisini sevdim, bazı yerlerde biri bazı yerlerde diğeri daha iyi iş çıkarmış. Bence ikisi de rahatlıkla tercih edilebilir. Ancak ben Remzi Kitabevi'nin çevirisin, sevemedim, akışkan ve iyi bir çeviri hissi uyandırmadı bende. Hangisini seçeceğiniz size kalmış tabii ki. :)

  Ben Antik Kitap'tan okudum kitabı ve memnun kaldım, kitabın yorumu için buraya tıklayabilirsiniz.

  Sağlıcakla ve sevgi ile kalın. :)

Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Picture of Dorian Gray
Seri: Yok
Yayınevi: Antik Kitap
Sayfa Sayısı: 282
Baskı Yılı: 2007
Goodreads Puanı: 4.05  (608,225 Oy)

Arka Kapak Yazısı

"Gerçek miydi? Portre gerçekten değişmiş miydi? Yahut sadece kendi muhayyilesi mi neşeli bir bakışı şeytanca bir bakış olarak görmesine neden olmuştu? Boyanmış bir tablo gerçekten değişebilir miydi? Böyle bir şey saçmaydı. Bu, bir gün Basil'e anlatılacak bir hikâyeydi."

Çok yakışlıklı bir genç olan Dorian Gray, ressam Basil Hallward tarafından çizilen portresinden o kadarnir ki geçen günler taze bedenini yaşlandıracakken tablonun daima genç ve güzel kalacak olmasına esef eder. Acaba gerçekten öyle mi olacaktır?

Yorum

  Siyah Damar'ı okuduktan sonra benzeri kitaplar araştırırken bir listede Dorian Gray'in Portresi'ne denk gelmiş ve okuma listeme eklemiştim. Bunun üstünden uzun zaman geçti ama nihayet okudum, iyi ki de okumuşum. :)

  Oscar Wilde'la ilk Mutlu Prens'i okurken tanışmıştım, güzel kitaptır, o zamanlar çok sevmiştim tabii bu yıllar öncesiydi. Yıllar sonrada Dorian Gray'in Portresi'ni okudum ve onu da çok sevdim.

  Dorian Gray oldukça yakışıklı ve ilgi çekici bir gençtir, ressam Basil onun bu duru güzelliğinden çok etkilenir ve onun portresini yapar. Bu portre çok muhteşemdir, ve portreyi gören Lord Henry portreden çok etkilenince Dorian Gray'le tanışmak ister. Lord Henry Dorian'la tanışır ve ona hedonizmi ve güzelliğinin büyüleyiciliğini anlatır, bunlardan çok etkilenen Dorian'ın hayatı ve düşünceleri tamamen değişir. Güzelliğinin farkına varır ve bunu kaybetmekten ölesiye korkar ve şu sözleri sarf eder.

Gözleri hala kendi portresinde olan Dorian Gray, "Ne kadar hazin!" diye mırıldandı. "Ne kadar hazin! Yaşlanacak, berbat ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. Asla bu harika Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Keşke başka yürlü olsaydı! Ben sonsuza dek genç kalsaydım da bu resim ihtiyarlasaydı. İşte bunun için... Bunun için her şeyimi verirdim! Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yok! Hatta ruhumu bile verirdim!"

  Lord Henry ile tanıştıktan sonra hayatı değişen  Dorian arık hayatı zevk almak için yaşamaya başlar ve sıkıntı, keder gibi hayattan alacağı zevki engelleyen her şeye arkasını döner.

  Kitap Dorian'ın hedonizm ile tanışmasını ve hayatının bu yönde değişmesini çok güzel bir şekilde konu alıyor. Sadece haz için yaşayan Dorian hayattaki diğer önemli hiçbir şeyi umursamaz, ruhu git gide kararmaktadır, herkes onun ruhunu şeytana sattığını düşünmektedir. Ki öyledir de, sonsuz güzellik için ruhunu satmış biridir artık o.

  Roman hedonizm başta olmak üzere hayatla ilgili bir çok şeye değiniyor, hedonist bakış açısını ve bu yaşam tarzının insanda yol açtığı tahribatı çok net görebiliyorsunuz. Kitapta eşcinsellikle ilgili ögeler de bulunmakta ki ben o zamanlar böyle net bir şekilde ifade edilebilmesine pek şaşırdım, zaten o zamanlar da oldukça yankı uyandırmış.

  Velhasılı kelam, Dorian Gray'in Portresi'ni ben oldukça beğendim, farklı ve güzel bir kitaptı. Özellikle son bölümler her şey daha net ve çarpıcıydı. En çok da son bir kaç sayfayı sevdim, gerçekten çarpıcı ve etkileyici yazılmıştı. İnsan ruhunun çirkinleşmesi ve zevk peşinde ki bir hayatın yıkıcı etkisini çok iyi anlatan bir kitap bu. Ben bu kitabı sevdim, okumayan herkese de öneririm. :)

  Dorian Gray'in Portresi'nin üç ayrı çevirisini inceledim ve o yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Alıntılar

Müşterek bir şey, eğer onu saklayan biri varsa büyüleyici hale gelir. 
Hislerin yönlendirmesiyle çizilen her portre aslında ressamın portresidir, poz veren kişinin değil. 
Hepimiz bütün bu acıları bizi daha fazla olgunlaştırsınlar diye çekiyoruz. 
Şu günlerde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar; fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar. 
Yakışıksız bir şey yaptığımız ve kendimizi suçladığımızda, başkalarının bizi kınamaya hakkı olmadığını düşünürüz. Hakikatte bizi beraat ettiren papaz değil, onun önünde yaptığımız itiraftır. 
Kendisini hiç kimsenin tanımayacağı yerlerde olmak istiyordu. Kendisinden bile kaçmak istiyordu. 
"Size yarının gerçeklerini gösteriyorum."
Düşes, "Bugünün hatalarını tercih ederim" dedi. 
Bu resim, pek çok keyifli zamanını mahveden bir hatıra idi. Onun için bir nevi vicdan hükmündeydi. Evet, o vicdandı. Onu yok etmeliydi.

Puanım


12 Kasım 2016 Cumartesi

İvan İlyiç'in Ölümü - Lev Nikolayeviç Tolstoy | Kitap Yorumu

Tolstoy

Orijinal Adı: Смерть Ивана Ильича (Smert' Ivana Ilyicha)
Seri: Yok
Yayınevi: Antik Kitap
Sayfa Sayısı: 112
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 4.02  (48,640 Oy)

Arka Kapak Yazısı



İvan İlyiç, önce sorgu yargıcı, sonra da hakim olarak yaptığı görevinde mutludur. İnsanların, onun ağzından çıkacak kelimelerle kaderlerinin değişmesi kendisini güçlü ve önemli hissetmesine vesile olmaktadır. Aldığı maaş yeterli olmasa da yüksek gelirli bir yaşantısı varmış görüntüsü vermeyi başardığı için de ayrıca memnundur. Her şey yolunda ve olması gerektiği gibi gitmektedir. Ta ki körbağırsağındaki ağrılar şiddetlenip bütün lezzetleri acılaştırıncaya kadar...

Ölüme ilişkin yazılmış en başarılı roman olduğu tartışmasız kabul edilen İvan İlyiç’in Ölümü okuyucuya, "Ölüm hiç bu kadar yakın bir duruşla anlatılmamıştı." dedirtecek denli dev bir Tolstoy klasiği.

Yorum

  Havalar soğuyor, kış ben geliyorum diyerek kendini belli etmeye başladı. Ee kış gelir de hazırlık olmaz mı? Benim kış hazırlığım klasiklerdir, sanki kış mevsimi biz klasiklerin tadını çıkara çıkara okuyabilelim diye yaratılmış. Uzun kış gecelerine kalın klasikler nasıl da yakışıyor. :)

  Klasikler mevsimimi açmaya karar verdim ve Tolstoy'la başladım, şu ara bol bol klasiklerden okumak istiyorum. Listem kabarık.

Son zamanlarda bütün yalnızlığın içinde, yüzü kanepenin arkasına dönük yatarken; bu çok tanıdık, her türlü ilişkinin bulunduğu kalabalık kentte, bir başka yerde olabileceğinden daha derin bir yalnızlık içinde; bir denizin dibinde ya da yeryüzünün alt katmanlarında bir yerde bulunabilecek bir yalnızlık içindeydi.

  İvan İlyiç'in Ölümü'ne geçersek, roman İvan İlyiç adlı baş karakterin ölümüne kadar olan yaşam serüvenini konu alıyor. Kitabın girişinde İvan İlyiç'in ölümüne şahit oluyorsunuz ve ilerleyen bölümlerde ölümüne kadar olan hayatını okuyorsunuz. Kitap bu yönüyle bana Kırmızı Pazartesi'yi anımsattı, belki Marquez bu kitaptan ilham alarak öyle bir kurgu tarzı benimsemiştir.

Her nedense çevresindekiler, İvan ilyiç'in ölümcül değil hafif bir hastalığı olduğuna, sessizce oturup doktorun dediklerini yerine getirmesi gerektiğine, bir gün sağlığında iyiliğe doğru bir değişiklik olacağını inandırmaya çalışıyordu. Bu yalan ve dolanlı davranışlar İvan ilyiç'in yıkıyordu. Kendisi, onlar ne derse desinler, ağrıların daha da artacağını ve öleceğini çok iyi biliyordu. Onların iki yüzlü davranışları İvan İlyiç'e büyük acı veriyordu. Bildikleri gerçek kabul etmeyerek ona yalan söylemeler, onun da bu yalanı katılmasını istemeleri onu kızdırıyordu. Bu iki yüzlülük onu ölümün eşiğine doğru biraz daha itiyordu sanki.
  Roman tüm açıklığı ile size ölümü ve acımasızlığını anlatıyor, yakalandığı hastalıktan adım adım ölümüne giden İvan İlyiç'in hayatını yeni baştan gözden geçirmesini ve inançlarını yeni baştan sorgulamasını anlatıyor. Ve okurken bize çok uzak olduğunu düşündüğümüz ölümün aslında hiç de uzak olmadığını, çok basit bir sebepten dahi size musallat olabileceğini bir kez daha anlıyorsunuz. Kitabın daha ilk sayfalarında insanların bencilliği yüzünüze tokat gibi çarpıyor, ilerleyen sayfalarda da aynı durum söz konusu. Biri hasta, ölüyor ama kimsenin gerçekten umrunda değil, herkes menfaatleri peşinde. Kimi iş yerinde boşalan koltuğunu kapma derdinde, kimi de kalacak paranın derdinde...

İvan İlyiç'in ölüm haberi üzerine oradakilerin aklına gelen şey, bu ölümün kendilerini ya da arkadaşlarının kariyerini nasıl etkileyeceği oldu.

  Okurken ürpermeden edemedim, Tolstoy hayatın acımasız gerçeklerini o kadar net ve çarpıcı biçimde ortaya koymuş ki kitabı bitirdiğinizde 100 küsur sayfalık kitap değilde 1000 küsur sayfalık kitap okumuş gibi hissediyorsunuz. Son sayfalara doğru her şey daha çarpıcı bir hale geldi, merhamete muhtaç olan ama sevdiklerinden onu bulamayan İvan İlyiç ruhen daha çok yıkıldı ve hayatındaki doğru sandığını kararlarını sorgulamaya başladı.
"Ya bütün hayatım yanlışsa?"

Ona önceleri imkansız gibi görünen şey (hayatını gerektiği gibi yaşamamış olduğu şüphesi), doğru olabilir gibi geldi.
  Aslında bu romanın kritiği uzun uzun yapılır, bence bir kitap bile yazılır o yüzden uzatmak istemiyorum. Okuyun, okutturun ve Tolstoy'a kulak verin.

Umarsızlığınai korkunç yalnızlığına, insanoğlunun acımasızlığına, Tanrı'nın kendinden yüz çevirmişliğine ağladı.
  Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, bencilliklerimizi aşıp merhamet gösterebilmemiz dileğiyle.

Puanım