Altın Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altın Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2017 Çarşamba

Geçmişi Olmayan Adam (Jason Bourne #1) - Robert Ludlum | Kitap Yorumu

jason bourne

Orijinal Adı: The Bourne Identity
Seri: Jason Bourne #1
Sonraki Kitap: Medusa Darbesi
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 336
Baskı Yılı: 2002
Goodreads Puanı: 3.68  (338,682 Oy)

Arka Kapak Yazısı


Jason Bourne.
Geçmişi yoktu. Geleceği de olmayacaktı.
Geçmişi bilinmeyen ve geleceği de şüpheli olan adam canını dişine takmış kaçıyor, kaçıyordu.

Denizden yaralı çıkan Jason, onu seven ve katil olduğuna inanmayan kadını bir kalkan gibi kullanıyordu. Günün birinde dünyanın en acımasız teröristinin adını anımsadı: Carlos.

Yorum


  Herkese merhaba! Geçmişi Olmayan Adam uzun zamandır aradığım ama bir türlü bulamadığım bir kitap, ne kitapçılarda ne sahaflarda ne de internette bulamadım. Bir ara tesadüfen e-kitap halini bulunca da çok sevindim ve nihayet okuyabildim.

  Uzun zamandır aksiyon kitabı okumuyordum bu kitap iyi geldi. Jason Bourne hafızasını kaybetmiş biri, geçmişi yok ve geleceği bilinmeyen geçmişinden gelen güçler tarafından tehlike altında. Yazar hafıza kaybını ve karakterde meydana getireceği duygu durumlarını kitapta çok iyi yansıtmış, daha önce de hafıza kaybının yer aldığı kitaplar okudum ve okuduklarım arasında en iyi bu kitapta işlendiğini düşünüyorum.

Hepimiz kim olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz, değil mi?

  Kitabın kurgusunu ve sunumunu beğendim, bir çok olay oluyor, kitap sizi oradan oraya sürüklüyor ve hiç sıkılmadan kendinizi olayın akışına bırakabiliyorsunuz. Karakterler ve Jason'ın geçmiş hayatı ile ilgili gizemler sizi kitaba daha çok bağlıyor.

  Geçmişi Olmayan Adam, türünde başarılı bulduğum bir kitap oldu, yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum ancak yazarın kitaplarını bulmak oldukça zor.

Puanım


11 Mart 2017 Cumartesi

2056: İsyan (Slated #3) - Teri Terry | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Shattered
Seri: Slated #3
Önceki Kitap: 2055: Büyük Hesaplaşma
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.26  (6,624 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Merkezi Koalisyon tarafından hafızası silinen Kyla geçmişin şiddet dolu anılarıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan da bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Sonunda, direnişçi grupların yardımıyla, ölmesini isteyen yetkililerin elinden kurtulup, sahte bir kimlikle geçmişini aramaya başlar. Ama ümitsizce aradığı gerçek, onun tahmin ettiğinden çok daha fazla şaşırtıcıdır.

Yorum

  Herkese merhaba. :) Bugün son zamanlarda okumadığım bir türle karşınızdayım; genç-yetişkin distopya. Yaklaşık üç yıl önce bu serinin ilk iki kitabını okumuş ve sevmiştim son kitabı okumaya karar vermiştim ama yeni okuyabildim.

  Seriden genel olarak bahsedecek olursam, (çoğu ayrıntıyı unutmuşum bunu okurken anımsadım); seri 2054 yılında başlıyor, dünya daha farklı bir yer. Baş karakterimiz Kyla'nın bulunduğu ülkede distopik, baskıcı bir rejim söz konusu. Erken yaşta suç işleyen çocuklar programlanıyor, anıları siliniyor ve beyinlerine takılan bir çiple de sürekli kontrol ediliyorlar. Hükumet her hareketlerini izliyor. Kyla'da bu programlanmışlardan biri, yalnız onun diğerlerinden bir farkı var ve o seri boyunca bu farkın peşinden koşuyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

  Yazar iyi bir fikir üzerine yola çıkmış ve iyi karakterler kurgulamış yalnız bundan sonra işler o kadar da iyi gitmiyor. Genç yetişkin edebiyatın, tek noktaya takılıp kalmak gibi bir sorunu var. Yazarlar güzel fikirler buluyorlar ancak bunu işlerken tek bir şeye odaklanıyorlar ve o güzelim fikri heba ediyorlar. Ki genelde odak noktası serideki imkansız aşklar oluyor. Bu seride odak noktası aşk değildi, Kyla'nın geçmişi idi, tabii aşka da odaklandı ama diğer genç-yetişkin kitaplar kadar değil. İşte yazarımız kızımızın geçmişine odaklanırken oluşturduğu dünyayı ve o dünya ile ilgili her şeyi geri plana atıyor bu da kitabın kısır bir döngüye girmesine ve yüzeysel olmasına sebep oluyor ne yazık ki.

  Serinin ilk iki kitabını okuduğumda çok sevmiştim, bunda en büyük etken seride yazarın psikolojiden de yararlanmasıydı, işin içine psikoloji girince beni tavlamıştı. :D O zamanlar bu türde çok kitap okumadığım içinde güzel gelmişti ama son kitabı okurken keyif almadım, daha çok istemdışı olarak hatalara ve serideki boşluklara odaklanmış oldum. Yazar baş karaktere çok inanılmaz, çok şaşırtıcı bir geçmiş oluşturayım derken ortalığı biraz dağıtmış, yok artık dedirten(iyi anlamda değil), mantıksız bir geçmiş oluşturmuş. Keşke okuru şaşırtmaya bu kadar odaklanmasaymış da oluşturduğu dünyayı mantık çerçevesinde geliştirseymiş, aynı şekilde tek karakter odaklı bir kitap yazmak yerine diğer karakterlere de daha fazla değinse seri daha hoş olurmuş.

  Seri bu kitapla son buldu ve 8 belki daha çok da ödül almış. Kötü bir seri değil kendi sınıfında ama bu kadar ödül almasına da şaşırmadım değil. Serinin sonuna gelecek olursak yazar biraz oldu bittiye getirdi her şeyi, hani hızlı biten dizilerde son bölümlerde her şey bir anda olur, her şey açığa kavuşur ya bunda da öyle oldu, çarçabucak onlarca soru cevaba kavuştu. Yazar sonu genel anlamda peri masalına çevirmiş, ancak sonda esas kız ve esas oğlan ile ilgili yaşanan gelişme konusunda gerçekçi davranmıştı.

  Uzuun bir yorum oldu, kusuruma bakmayın. :) Seri genel anlamda güzel, genç yetişkin distopya türünden hoşlanıyorsanız tercih edebileceğiniz bir seri, hatta bu türde okuduğum diğer bir çok seriden daha iyi. Eğer genç-yetişkin edebiyatıyla aranız yoksa seriyi önermem benim gibi sıkılabilirsiniz.

Puanım

2 verecektim ama kendi türünde iyi olduğu için 3 veriyorum.



9 Haziran 2016 Perşembe

Bay Mercedes (Bill Hodges Üçlemesi #1) - Stephen King | Kitap Yorumu

stephen king
Orijinal Adı: Mr. Mercedes
Seri: Bill Hodges Trilogy #1
Sonraki Kitap: Kim Bulduysa Onundur
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 432
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 3.88  (102,980 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Bakalım bu oyunda kim av, kim avcı olacak?

BILL HODGES: emekli polis

BRADY HARTSFIELD:Bill Hodges'un asla çözemediği cinayetlerin faili.

Şimdi bir kez daha büyük bir oyunda karşı karşıyalar. Dünyanın en çok satan yazarı Stephen King'den zamana karşı yarışan yüksek gerilimli bir roman.

Yorum

  Herkese merhaba! Genellikle korku-gerilim türünde yazan Stephen King'den bir polisiye ile buradayım. Yazarın genelde yazdığı türden çok farklı olan Bay Mercedes ilk çıktığı sıra ilgimi çekmişti ve merak ediyordum. En sonunda kitabı geçenlerde aldım ve başladım. :)



  Başlayana kadar her şey normal ve güzeldi, sonrasını çok anlamadım. :D Kitaba başladım ve tıkandım, gerçekten kitabı okuyamadım, özellikle de ilk günler çok az bir sayfa okuyor ve uykum gelince uyuyordum, sıkıldım galiba çok. Sonra dün artık bitirmeliyim diyerek kitabın büyük bölümünü okudum. Yaklaşık 7-8 günde okudum ve düne kadar hep azıcık azıcık ilerledim.

  Kitap şimdiki zamanda anlatılıyor ve ana iki karakterin gözünden anlatılıyor daha çok. Ana karakterlerimiz Bill Hodges ve Brady Hartsfield. Bill Hodges bir çk polisiye kitapta karşılaşacağınız karakterlerden, emekli ve çok başarılı bir dedektif ve emeklilik ona iyi gelmemiş, o sahaların adamı. Brady Hartsfield ise acımasız, zeki ve emekli dedektifin düşmanı. Bay Mercedes bu iki ana karakter arasındaki kovalamacayı konu alıyor ve kitapla birlikte olaylar da başlıyor.

Okurken burası çok ilgimi çekmişti :D 


  Kitabı okurken kitapla ilgili en net düşüncem klişelerle dolu olmasıydı, sevip sevmediğime bir türlü karar veremiyordum ancak klişeler konusunda olukça netti düşüncem. Her polisiye romanda illa ki türüne ait klişelere rastlarsınız ancak Bay Mercedes sanki bu klişelerin toplamından oluşmuş bir kitaptı. Karakterler, olaylar, kurgu.. hepsi fazla tanıdık fazla sıradandı ne yazık ki.

  Kitabın ilk yarısını oldukça zorlanarak okusam da ikinci yarısı daha hareketli olduğu için daha hızlı bitirdim (tabii bitirmek için de kendimi zorladım çünkü kitap okuyamaz olmuştum). Kitaba daha ılımlı yaklaşmamı sağlayan ikinci yarısı oldu,  ikinci yarıdaki aksiyon ve olayların çözülmesi kitabı daha güzel hale getirmişti. Genel olarak bakacak olursak King'e ve polisiye türüne göre oldukça basit bir polisiye olmuştu. Bazı yerler de King kendini hissettirse de genel olarak kitabı çok sevmedim ve hayal kırıklığı oldu benim için biraz. Seriye devam etme isteğimse yok denecek kadar az, özellikle de okunacak çok daha güzel kitaplar beni beklerken. :)

  Stephen King severler yada polisiye tutkunları için pek tatmin edici bir kitap olacağını düşünmesem de karar sizin tabii. :) Kitapla ilgili görüş, soru veya herhangi söyleyecek bir şeyiniz varsa yorum bırakabilirsiniz. :) İyi Okumalar. :)

Alıntılar

"Az önce sana bir iyilik ettim. Bugün güneş batmadan sende birine iyilik ederek borcunu öde, tamam mı?"
Ne dediklerini bilirsiniz: Savaş ne kadar zorluysa zafer o kadar tatmin edicidir. 
Birinden hoşlanmadığınız zaman ona inanmamak veya söylediklerini görmezden gelmek çok kolaydır. 
Shakespeare ne demiş: Sahip olduklarını nadiren, eksikliklerini her zaman düşün. 
Düşüncelerini toparlamaya çalışsa da kafasındaki uğultuları dindiremiyor. Sanki beşinci dereceden, katrina gibi bir fırtını kopuyor kafasının içinde, düşünceler savrulup duruyor.

İnsanlar göründüklerinden fazlasıdır.

Puanım

Puan konusunda kalbim buruk, daha yüksek verebilmeyi isterdim. :(

4 Mayıs 2016 Çarşamba

İhanet Noktası - Dan Brown | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Deception Point
Seri: Yok
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 511
Baskı Yılı: 2005
Goodreads Puanı: 3.63  (410,370 oy)

Arka Kapak Yazısı
         NASA'ya bağlı bir uydu Kuzey Kutbunun derinliklerine gömülü nadir bulunan bir nesnenin varlığını belirler. Bir süredir bocalamakta olan NASA bunu bir zafer olarak niteler. Amerikan uzay politikasını ve yaklaşmakta olan başkanlık seçimini derinden etkileyecek bir zaferdir bu...
       Başkan, Beyaz Saray Gizli Haber Alma Analisti Rachel Sexton'ı Milne Buzul Katmanı'na gönderir. Karizmatik bilim adamı Michael Tolland başkanlığında uzmanlardan oluşan bir ekiple Kuzey Kutbuna giden Rachel, bir süre sonra akla gelmedik bir oyunu ortaya çıkarır. Tüm dünyayı amansız bir düşmanlığa sürükleyecek bir bilim sahtekarlığı söz konusudur.
       Rachel, Başkan'la bağlantı kuramadan Michael ölümcül bir saldırıya uğrar. Gerçeğin ortaya çıkmasını istemeyen esrarengiz biri, katillerden oluşan bir ekiple herkesi ortadan kaldırmaktadır. 
       Issız ve ölümcül bir çevrede bir avuç insanın tüm umudu bu korkunç sahtekarlığın arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasıdır. Öğrenecekleri gerçek ihanetin doruk noktasıdır. 


Yorum
      "Dan Brown'ın hangi kitabı okunur da sevilmez ki? " diyenlere kesinlikle katılıyorum. Her kitabını okumuş olduğum Dan Brown'ın son kalan okumadığım kitabını da okumuş olma mutluluğu içerisinde bu yorumu yazıyorum. Kitap tek kelimeyle "muazzam"dı ve ben bu kelimeyi çok az şey için kullanırım. Dan Brown'ın diğer kitaplarını okumuş olanların da az çok tahmin edebileceği gibi yine mükemmel bir üslup ve akıcıklıkla ve heyecan verecek şekilde tasarlanmış çok güzel bir eserdi. 
       Kitap birçok noktada bilimle alakalı olmakla birlikte kitapta siyasi konulara ve günlük yaşama da değiniliyordu. Kitap çok zekice kurulmuş entrikaları, ihanetleri, aldatmacaları, komploları öylesine güzel anlatmış ki tam da ismine yani "İhanet Noktası"na yaraşır bir kitap olmuş. Kitapta içinize işlediğini gözden kaçırmayacağınız kadar akıllı, sempatik, etkileyici karakterlere ve özgün bir hayalgücüne yer verilmişti. Kitabı okurken adeta bir aksiyon filmi izliyormuşcasına sürekli tetikte ve gerilmekten tırnaklarınızı kemirecek kadar da meraklanmış halde kitabı okuyorsunuz. Ben buna "okumak" demezdim kitabı birçok noktada "yaşıyorsunuz" resmen. Eğer film sektöründe çalışanlar özgün ve hoş bir aksiyon/gerilim senaryosu bulmak ve film çekmek istiyorlarsa kesinlikle bu kitabı uyarlamalarını tavsiye ederim. Okuyucuyu hiç sıkacağını düşünmediğim aksine elinden bırakamayacak kadar bağımlısı olacağı ve bir solukta bitireceği cinsten bir kitaptı.
      Kitabın bazı noktalarda aşırı bilimsel ve karmaşık teoriler ve bilgiler içermesi okuyucuyu biraz bunaltsa da insanın ufkunu açıp kültürünü geliştirecek birtakım bilimsel bilgiler edinmesine de imkan sağlıyordu. Örneğin; Kutup Ayılarının Kuzey Kutbu'nda, penguenlerinse Güney Kutbu'nda bulunduğunu ve buzul suları altındaki dere yataklarının daima tatlı sularının olduğu gibi bilgiler öğrendim mesela. Kitap diğer bazı Dan Brown kitaplarında da rastlamış olduğunuz gibi biraz karmaşık gelebiliyor. Okuyucunun zekasını zorluyor ve onu düşünmeye sevkediyor. Bazen bazı yerleri anlamadığınızı düşünseniz bile Dan Brown'ın tüm herşeyi okuyucuya hazır olarak vermeyip de sorumululuğun bir kısmını okuyucunun üstlenip, düğümleri onların çözmesini sağlaması eleştirilecek bir nokta gibi görünse de aslında takdire değer bir hareket olarak düşünülmeli kanaatimce. Ama diğer Dan Brown kitaplarının, Langdon serisinin dini ve felsefik ögeleri, Mason Loncaları gibi şeyler yerine biraz daha bilimsel ögelere yer vermesi, kitapta diğer kitaplarına kıyasla gizem var olmakla beraber daha çok aksiyonun bulunması açısından ve Langdon serisindeki klasik Langdon karakteri dışında farklı karakterler olması bize Dan Bronw'ın farklı yazar yeteneklerini farklı kitaplarda da ustalıkla gösterebileceğini kanıtlamış oluyor.
      Kitabın konusu ve fikri orijinal. NASA ve uzay severlerin, bilim-kurgu hayranlarının kolaylıkla benimseyebileceği türden bir kitap. Kitapta olumsuz eleştiri yapacak pek nokta bulamasam da tek sıkıntılı gördüğüm nokta kitaptaki imkansız denilen şeylerin ve tesadüfler zincirinin bir araya gelerek "mucizeler" niteliğinde birçok sonuç doğurması kitabın gerçekçiliğini biraz sarsıyordu. Ama buna rağmen kaliteli kurgusu ve özgün karakterleri bu açığı kapatıp görmezden geleceğiniz kadar iyi değerlendirilmişti. Özellikle karakterlerin geçmişine ve geçmişindeki anılara değinilmesi onları daha gerçekçi kılıyordu ve kendinizi onlara daha yakın hissediyordunuz. Kitabın son sayfaları ise gerçekten okuyucuyu yerinden zıplatacak kadar heyecanlı ve atraksiyonluydu. Son sayfalar da kahkaha ile güleceğim kadar beni şaşırtan afallatan eğlenceli yerlerde vardı ve okuduğunuzda sizlerde kahkahalar atacaksınız ve beni haklı bulacaksınız. 
     Üslup ise klasik Dan Brown üslubuydu diyebiliriz. Ben dili kullanılmadan olay tüm ana karakterlerin hatta yan karakterlerin bile bakış açıları ve düşünceleri yansıtılarak, akıcı ve anlaşılır bir dille anlatılmıştı. Komik ve eğlenceli diyaloglara da yer verilerek olaya gerçekçi bir dille yaklaşılmıştı. Bu kitabı okuduktan sonra bahse girerim ki uzun süre aklınızdan çıkaramayacağınız ve herkese de gönül rahatlığıyla önerebileceğiniz bir kitap olacak ;)


Alıntılar
Düşman ne kadar büyük olursa, o kadar zor düşer.
Savaş hattı her zaman olduğunu sandığınız yerde değildir.
Tolland kendi kendine güldü. "Doğrusunu isterseniz Başkan'a çok benzeyen biri benden kendisine bir iyilik yapmamı istedi.'Cehennemin dibine git' diyecektim ama kendimi 'Peki efendim' derken buldum
Rachel sabahtan beri ilk kez güldü. "Kulübe hoşgeldin."
Birisi ne kadar çok şey bilirse, senaryo o kadar dehşet verici oluyordu.
Yenilmesini istiyorsan düşmanı iki cephede birden savaşmaya zorla.
Birden fazla açıklama olduğunda, en basiti genellikle doğrudur.
İtiraf edilmesini istediğin bilgiyi ortaya koy. Sonra daha beter bir iddiada bulun. Amaç, rakibi iki kötü seçenekten daha az kötü olanı seçmeye zorlamaktı.
Bilimin önsezilerle ilgisi yoktur, kanıtlarla ilgisi vardır.
Hiçbir şey, akbabaları ölümün kokusu kadar kendine çekmez.
Hayat zor kararlarla doludur ve kazananlar bu zor kararları verenlerdir.
Çoğu kurtarmak için azı feda et.


Puanım

29 Nisan 2016 Cuma

Mahşer - Stephen King | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Stand 
Seri: Yok
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 1216
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 4.33  (404.579 oy)
                                                               

                                                   Arka Kapak Yazısı                                                  
Biyolojik denemeler yapılan bir kuruluştan kaçan biri, kısa süre sonra domino etkisiyle insanların yüzde doksan dokuzunu yok edecek mutasyona uğramış ölümcül bir grip mikrobunu yaymaya başlar. Hayatta kalmayı başaran korku ve şaşkınlık içindeki bir avuç insan kendilerini kurtaracak bir lider arayışı içine girer. Ve iki aday ortaya çıkar...Colorado'da bir halkevi kurmakta ısrar eden 108 yaşındaki hayırsever rahibe Abagail ve kötülükten başka bir şey düşünmeyen, kargaşadan mutlu olan şiddet yanlısı "kötü adam" Randall Flagg...
  Yalnızca düşlerde varolabileceğini sandığımız karanlık bir hikâye...


Yorum
   Stephen King severler buraya. Yazar yine çok özgün bir kurguyla daha karşınızda. Belki öldürücü virüslerin dünyayı sarıp insanları yok ettiği birtakım filmler ya da benzer konulu kitaplar okumuş olabilirsiniz. Hatta bu bana bir bakımdan Will Smith'in "Ben Efsaneyim" filmini de çağrıştırdı ama tabi bu kitapta onun gibi zombi ya da garip yaratıklar yok. Bu biraz da "garip" tanımınıza bağlı tabi ama genel olarak gerçekten kurgusu bu tip film ve kitapları andırsa da King'in ellerinde yine bambaşka şekilde işlenerek adeta apayrı bir kurguya dönüşmüş. Arka kapak yazısından da anlaşılacağı üzere bir kobayın kaçması sonucu bu kobaydaki virüsün temasa geçtiği herkese yayılması sonucunda insanları ele geçirmesi anlatılıyor. Tabi bu virüse bağışıklığı olup da kurtulabilmiş bir avuç insan ise onları kurtaracak, dünyanın yok olmasını engelleyecek ve eski düzeni yeniden kuracak bir lider arayışı içindeler. Bu liderlik savaşı içerisinde tamamen dinine bağlı ve kendini Tanrı'ya adamış, insanları kurtarmak üzere gönderilmiş olan "iyiliğin temsili" Abagail'e karşı her kurguda görebileceğimiz bir kötülük temsilcisi şeytani taraf da var tabiki. Randall Flagg'den  başkasından bahsetmiyorum. Ve kitap sadece bu iki kişiliğin çatışmasından oluşmuyor. Geriye kalan bir avuç insanın bir tara seçme çabası,iyilik ve kötülük ile mücadelelerinden de oluşuyor. 

    Kitap ilk olarak bazı karakterlerin tüm bu salgın ve dehşet anlarından önceki kendi tabirleriyle "basit insan hayatları"ndan bahsediyor. Birçok bölüm var ve her bölümde farklı karakterlerin hayatları, umutları, nefretleri, korkuları hakkında ufak bilgiler veriliyor. Daha sonra bu griple dünyanın yok oluşuna tanık olmaları çevresindeki insanların birer birer ölmesi sonuncunda yapayalnız kalan insanların neler yaptığı güzel bir kurguyla gözler önüne seriliyor. Bunca yaşanandan sonra çoğunun akli dengelerini yitirmesi, artık çok korkak olmaları, güvensizlik ve umutsuzlukları, kabusları gerçekliğe uygun anlatılarak kurguyu daha sağlam ve inanılır kılıyor ve okuyucu kendini bende aynı durumda olsam ne düşünürdüm ne yapardım diye düşünürken buluyor. Kitap böyle güzel kurgusuna rağmen bazı konularda yetersizliğini okuyucuya hissettiriyor ne yazıkki...Özellikle kitabın isminin "Mahşer" olması, askiyon-gerilim gibi bir tür içerisinde olması ve en önemliside Stephen King faktörü beklentiyi bayağı yükseltiyor ve kitabın bunu karşılayamadığını hisseden okuyucu şevkle başladığı kitabı biraz zorlanarak ilerletebiliyor. Çünkü benim gibi birçok okuyucununda macera ve gizem konusunda cidden çok etkili olduğunu düşünerek kitaba başladığını diken üstünde oturtacak kadar heyecan verici ve sürükleyici olduğu beklentisi içinde olduğunu düşünüyorum. Ve kitap hernekadar orjinal kurgusu ve bazı macera dolu yerleri ile okuyucuya istediğini verse de yinede bunu yeterli ve tatmin edici görmüyorum. Stephen King'in kurgusu daha basit kitaplarına kıyasla hayalgücünü daha yansıttığını düşündüğüm kitabının başarısız yönü; diğer birçok kitabına göre aksiyon ve gerilimin dozunun düşük olması ve okuyucuda biran önce alıp okumalıyım diye bir istek ve merak uyandıramaması. Kitap Stephen King'in Kule serisindeki ilk kitabı gibi çok fazla uzun olduğu için göz korkuttuğu kadar kitabın bazı yerlerinin gereksiz yere detaylandırıldığı için insanı biraz bunalttığı da doğrudur. Yani Stephen King'in George R.R Martin kitapları gibi uzun kitap yazmakta, kısalarda sahip olduğu başarıyı yakalayamadığına değinmeden geçemiyorum malesef. Çünkü kitapta asıl olay ve maceralı yerler kitabın son 200 sayfasında oldu ve ondan öncesi güzel kurgulanmış olsa da gereksiz ayrıntı ve tasvirler üzerinde çok fazla durulması okuyucuyu sıkar nitelikte idi. Diğer bir eleştireceğim nokta ise güzel kurgusuna rağmen kitabın sadece "Amerika"dan ve sadece oranın halkından ibaret olması, yayılan virüs ya da karakterler konusunda dünyanın diğer yerlerinin tamamıyla göz ardı edilmesiydi.
     
       Kitabın dili son derece akıcıydı. Bir yandan karakterlerin gündelik diyaloglarına yer verilirken diğer yandan olayın her karakterin bakış açısından anlatılması, karakterlerin söyledikleri ve aslında söylemek isteyip söyleyemedikleri akıllarından geçen düşüncelerinde içsesleriyle konuşuyormuşcasına okuyucuya yansıtılması kitabı daha etkileyici kılıyor. Özellikle tek bir baş karakter olmayıp da birden çok karakter odaklı kitapların sevdiğim yönü tüm olayların, felaketlerin, mucizelerin tek bir insan etrafında dönmesinin sıkıcılığından ve gerçek-dışılığından kitabı uzaklaştırmasıdır. King de kitapta bunu başarıyla yansıttığına göre bu işi biliyor gibi gözüküyor.  Kitapta birçok karakteri tanıdım ve birçoğu da benim favori karakterlerim oldu. Bu karakterlerin başına beklenmedik anda gelen felaketleri etkileyici şekilde aktarması, hiç umulmayan kişilerin umulmayan anlarda sandığımızdan farklı çıkmaları, umulmadık ölümler, hiç beklenmedik zaferler kitabın gizemli tarafını ve "okuyucuyu şaşırtma" faktörlerini daha ön plana çıkarmış. Kitabın son 150-200 sayfası gerçekten heyecan vericiydi ve macera kitabı okuduğunu sadece bu kısımlarda hissetmeni sağlıyordu. Sonu da şaşırtıcı ama hoştu. Yinede açık uçlu bırakılmıştı ve okuyucunun aklına takılan birtakım noktalar kaldı. Ama bir bütün olarak değerlendirirsek gerçekten okunmaya değer bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kurgusu çok güzeldi. İyi okumalar dilerim :)


Alıntılar
Nick sonunda tuhaf bir duyguya kapıldı. Sanki kapıları değil de ölüleri uyandırmak için mezarları yumrukluyordu. Er ya da geç ona cesetler cevap verecekti.
Ve öfkeli bir kadın şeytanla ya da uşaklarıyla işbirliği yapmakta bir sakınca görmezdi. 
Hayali artık her şeyin farklı olduğuydu, gerçekse aslında hiçbir şeyin değişmediğiydi. 
Soyulmaktan en çok korkan hırsızlardır.
Cehenneme giden yol iyiniyetle döşelidir.
Hayat, hiç kimsenin üzerinde duramayacağı bir tekerlekti. Ve sonunda daima aynı yöne dönerdi. 
Doğru olanı yapmaya çalışanlar hep çılgın sıfatıyla yaftalanmıştır.

Puanım
 


13 Aralık 2015 Pazar

Çorak Topraklar (Kara Kule #3) - Stephen King | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Waste Lands
Seri: The Dark Tower #3
Önceki Kitap: Üç'ün Çekilişi
Sonraki Kitap: Büyücü ve Cam Kule
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 543
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.21  (104,430)


Yorum


  Roland'ın hikayesi kaldığı yerden devam ediyor ve bazı şeyler açıklığa kavuşuyor bu kitapta. Hala bir çok bilinmeyen var ancak açığa kavuşan ve daha anlaşılır hale gelen bir çok şeyde oldu. 

 Seride kitaplar giderek daha iyi hale geliyor ve bir çok şey daha anlaşılır hale geliyor. Bu kitapta özellikle Ka, ka tet ve khef'in ne olduğu daha iyi anlaşılıyor ve buna sevindim çünkü bir soru işaretiydi bu kavramlar. Ka, ka tet'i anladıktan sonra bir çok şey daha anlaşılır ve uygun göründü. Diğer soru işaretleri de kalktıkça serinin daha güzel bir hale geleceğine inanıyorum.


  Çorak Topraklar da serinin önceki kitapları gibi zaman zaman yavaşlayıp sıksa da geri kalan zamanlarda temposu yüksek ve güzel bir kitaptı. İçerisinde ilgi çekici ve sevindirici şeyler de yaşandı. Spoiler vermek istemediğim için bunlardan bahsetmeyeceğim ama bir karakterle ilgili gelişmeler beni mutlu etti :)
Roland veSusannah


  Bu kitapta serinin bilim kurgu yönü daha ön plana çıkarak önem kazanıyor ancak ben çok benimseyemedim. Yine de Blaine ve onun benzeri karakterler iyiydi ve okuması güzeldi.


  Çorak Topraklar güzel bir kitaptı hala Kara Kule serisinden beklediğimi alabilmiş değilim fakat  diğer kitapların daha iyi olacağını düşünüyorum. Özellikle Büyücü ve Cam Küre, çünkü onda Roland'ın gençliği anlatılacakmış ve ben Roland'ın Gilead da ki günlerini merak ediyorum. 

  
  Son olarak bu kitabın çevirisi diğer iki kitaptan daha iyiydi buna çok sevindim. Şimdilik seriye biraz ara vermeyi ve bir süre sonra devam etmeyi düşünüyorum. İyi okumalar :)



Puanım


  

30 Kasım 2015 Pazartesi

Üç'ün Çekilişi (Kara Kule #2) - Stephen King | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Drawing of the Three
Seri: The Dark Tower #2
Önceki Kitap: Silahşor
Sonraki Kitap: Çorak Topraklar
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 479
Baskı Yılı: 2006
Goodreads Puanı: 4.21  (118,574)

Yorum

  Arka kapak yazısını biraz spoilerlı bulunca paylaşmamaya karar verdi. Roland'ın Siyahlı Adam'la karşılaşmasından sonrasını anlatan kitapta Roland Kara Kule'ye daha çok yaklaşıyor. Kitap New York ile Roland'ın dünyası arasında geçiyor. 

  Üç'ün Çekilişi'ni Silahşor'dan daha çok sevdim, daha başarılıydı. İlk başlarda iki dünya arasındaki etkileşimi hoş karşılamasam da King kurgusuyla ve anlatımıyla bu sorunu ortadan kaldırdı. Zaman zaman sıksa da okurken genel olarak ilgi çekici ve güzel bir kitaptı. Silahşor'dan çok sevsem de seriye dair beklentilerim açısından kitap yine biraz zayıf kaldı, sanki olaylara açılan kapı, ara kitap havası vardı kitapta. 


  Zaman zaman olaylar daha hız kazanıp ve ilgi çekici hale gelse de genel olarak durgun bir kitaptı. Karakterler açısındansa güçlü bir kitap, karakterleri sevdim. Odetta ve Jake Mort hem farklı hem iyi karakterlerdi, Jake kitapta biraz daha fazla yer alsın isterdim.



Kitaptaki illüstrasyonlardan biri
  Kitabın en kötü yanı kesinlikle çevirisiydi. Korkunç bir çevirisi vardı ve okurken çok rahatsız etti beni, serinin diğer kitaplarını Nejat Ebcioğlu'nun çevirmediğine nasıl sevindim anlatamam. Çeviri her ne kadar rahatsız etse de bunun için puan kırmayacağım, bunun yazara haksızlık olduğunu düşünüyorum. Sonuçta yazarın çeviride etkisi yok.

  Genel olarak güzel bir kitaptı, ara ara sıkılsam da çoğu zaman severek okudum. Serinin bundan sonra daha çok hız kazanacağını ve hikayenin rayına oturacağını düşünüyorum, umarım öyle olur ve çevirisi daha iyi olur ve de resimler olmaz (çok gereksiz buluyorum içindeki illüstrasyonları). İyi okumalar :)





Alıntılar


"Kapı, arkasında gizli hayal bulunan hileli resimlerden birine benziyordu. Başlangıçta yaşamın gizli kalmış bölümünü göremiyor; oysa onu bir kez görünce ne denli uğraşırsanız uğraşın bu kez görmemezlikten gelemiyordunuz."
"Kendimizde görmek istediklerimizle gerçekten ne olduğumuz pek nadir birbiriyle çakışır."



Puanım


 

  

20 Kasım 2015 Cuma

Silahşor (Kara Kule #1) - Stephen King | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Gunslinger
Seri: The Dark Tower #1
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 270
Baskı Yılı: 2005
Goodreads Puanı: 4.00  (271,945)

Arka Kapak Yazısı

  Gizemli kahraman son Silahşor Gilead’lı Roland tek başına büyüleyici bir iyilik ve kötülük yolculuğuna çıkar. Siyahlı Adam’ı ararken Alice adında çekici bir kadın ve Jake adında New york’lu bir çocukla arkadaşlık etmeye başlar. Ama bizimkini yansıtan kendi iç dünyasında aslında olukça yalnız ve mutsuz bir tiptir.

  Kara Kule, diğer adıyla silahşor, Roland’ın gerçek kimliği ve ilgi çekici karakterini keşfedebileceğiniz, baş döndürücü hayali görüntüler ve karakterlerle bezeli inanılmaz bir roman.

  Büyük usta Stephen King’in korku, hayal ve gerçeği harmanladığı Kara Kule, onu yazarlığın zirvesine çıkardı.



Yorum

  Kara Kule serisi uzun zamandır merak ettiğim ve okumak istediğim bir seriydi. Silahşor ile seriye ilk adımı attım. 

  Açıkçası Kara Kule serisinden beklentilerim vardı ve Silahşor beklentilerimin biraz altında ancak giriş kitabı olarak fena değil. Bir çok kişi de diğer kitapların çok daha güzel olduğu konusunda hem fikir olunca beklentilerimin altında olması beni çok rahatsız etmedi.

  Silahşor ile çöllerde Siyahlı Adam'ın peşinde uzun bir yolculuğa çıkıyorsunuz, zaman zaman sıkıcı da olsa güzel ve merak uyandırıcı bir yolculuk oldu bu. Okurken çok sıkılmadım, Silahşor ve hikayesi ilgimi çekti, geri dönüşler de kitaba güzel bir ahenk katmış. 


  Aslında kitapla ilgili söylenecek henüz çok fazla şey yok, ben seriye devam etmek istiyorum ve seri de ilerledikten sonra gerçek kanaatime varmak istiyorum. Başlangıç kitabı için fena değildi ama biraz yetersizdi, bunun bir sebebi de Stephen King'e duyduğumuz güven sanırım.


  Kitabın başındaki King'in On Dokuz Yaşında olma Üzerine adlı yazısını ve önsözünü severek okudum, yazar gayet şeffaf bir biçimde Kara Kule yolculuğunu çok güzel anlatmış. Yazarın bu açıklığı ve doğallığını seviyorum. Bir de kitapta bir kaç çizim vardı ve bunları gereksiz buldum, olmasaymışta olurmuş hani.


  Arayı uzatmadan seriye devam etmek istiyorum, sizinde Kara Kule ile ilgili söyleyeceğiniz belirtmek istediğiniz bir şey varsa yorum bırakabilirsiniz. İyi okumalar :)



Alıntılar

"Vatan hainleri kahraman, kahramanlar da vatan haini, diye tanımlandıkları zaman karanlık günler başlamış demektir."
"Amaçlar ve hep ileriye doğru giden yollar var. Hepsi de aynı yerde sona eriyorlar. Ölüm alanında."

Puanım 

12 Eylül 2015 Cumartesi

Brisingr (Miras Üçlemesi #3) - Christopher Paolini | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Brisingr
Seri: Inheritance Cycle #3
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 704
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 4.00 (178,009)
Benim Puanım: 3/5

Yorum

 Eragon'un Galbatorix'le mücadelesi ilk kitapta başlıyor ve bu kitapta devam ediyor. Eldest'in kaldığı yerden başlıyor ve yeni olaylarla kitap şekilleniyor. Açıkçası ben bu kitapta savaşı daha yoğun beklemiştim ancak savaş yine geri planda kaldı gibi.

  Bu kitapta Eragon bir çok vaat veriyor, verdiği vaatlerin arkasında kalmaya çalışıyor. Yine hareketsiz bir kitap oldu, zaman zaman aksiyon olsa da kitabın hacmine göre yetersizdi. Yazar kitabı gereksiz uzatmış, yerli diziler gibi 90/120 dakikaya sığdırmak için gereksiz sahnelerle doldurup durmuş kitabı.
  Kitapta 700 sayfalık bir şey yok,
  • Kitap tek karakterin bakış açısıyla yazılmış, arada başka karakterlerin bakış açısıyla ele alınsa da genel olarak Eragon ve çevresinde dönüyor, bu da olayları ve anlatılacakları kısıtlıyor,
  • Aksiyon eksikliği ve aksiyon sahnelerinin yeterince iyi yazılmaması kitabı sıkıcı bir hale getiriyor.
  Genelde böyle hacimli kitaplarda 100-200 sayfadan sonra hikaye hız kazanır ve olaylar yaşanmaya başlar ana Miras Üçlemesi'nde bu yok, kitap hep aynı durağanlıkla ilerliyor ve nabız nadiren yükseliyor. 

  Konu çok güzel bunu iyi bir yazar işlese mükemmel bir kitap çıkardı ama Paolini biraz araya vermiş hikayeyi. İlk kitap güzeldi, ikinci ve üçüncü kitaplar ara kitap gibiydi, son kitap olan Miras nasıl olur bilmiyorum ama yazar keşke bu kadar uzatmasaymış derim ben.

  Bazı olaylar gereksiz uzatılırken bazıları çok hızlı geçilmişti, bu beni rahatsız etti özellikle son sayfalardaki bir olaya çok kısa değinilince olayı gereksiz buldum ben. Kitapta iyi karakterlere bir torpil var, çok önemsiz kimseler bir anda neler başarıyor nerelere geliyor, biraz daha gerçekçi olmasını isterdim. 

  Bazı bölümler çok gereksizdi, yazar sanki 'Eragon politikadan sıkılıyor sizde sıkılın' dercesine politik konuşmaların ve rekabetin uzun uzun işlendiği sayfalarla doldurmuş, okurken çok sıkıldım.

  Sonuç olarak serinin sevdiğim yönleri var ama hikaye çok akıcı ve güzel ilerlemiyor. Bu türde çok güzel kitaplar okumuş olunca Miras Üçlemesi zayıf kalıyor ve beğenmek zorlaşıyor. Fantastik kurgu okumadıysanız Miras Üçlemesi'yle başlamanızı önermem, aksiyonu benim kadar önemsemeyen, tek karakter çevresinde gelişen olayları konu alan kitapları ve ejderhaları seviyorsanız bu seriye bakın derim.

 Alıntılar

"Talihsizlik her zaman onu bekleyene gelir. Önemli olan felaketler arasındaki küçük boşluklarda mutluluğu bulmaktır." 
"Zihnin canavarları gerçekten var olanlardan çok daha kötüdür. Korku, şüphe ve nefret, insanı canavarlardan daha fazla etkisiz hale getirir." 
"Acı acıdır," dedi. "Tarife gerek yoktur." 
"Olabilecek kötü şeyleri düşünerek zaman harcamak elimizdeki mutluluğu zehirlemek olur." 
"Asla sıradan insanlar gibi olmayacağım. Eğer farklı olmam gerekiyorsa, beni farklı kılan şeyi saklamalıyım." 
"Kitaplar en fazla takdir edilecekleri yere gitmelidir. Tozlu bir rafta okunmadan durmasının bir anlamı yoktur." 
"Sizi önemseyen ve varlığınızın her parçasını anlayan, sizi en umutsuz şartlarda bile terk etmeyecek biriyle olduğunuzu bilmek, bu bir kişinin sahip olabileceği en değerli ilişkiydi..." 
"Hayatın amacı istediğimizi yapmak değil, yapılması gerekeni yapmaktır."

Puanım