Ted Dekker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ted Dekker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2017 Cuma

Gelin Koleksiyoncusu - Ted Dekker | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Bride Collector
Seri: Yok
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 568
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 3.84  (9,149 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   "Kutsa Beni Tanrım, İşlediğim ve İşleyeceğim Günahlar İçin..."

    FBI özel ajanı Brad Raines kariyerinin en karmaşık davasıyla karşı karşıyadır. Davanın ucunda dört genç kadını öldürmüş, sapık ruhlu ve bir o kadar da zeki bir seri katil vardır.

    Her şey, terk edilmiş bir ahırda bulunan genç bir kadın cesediyle başlar. Ölü beden çırılçıplak soyulmuş, başına bir gelin duvağı konulmuş ve koltuk altlarından desteklenerek duvara sırtından yapıştırılmıştır. Topukları matkapla delinen cesedin en büyük özelliği ise, hâlâ çok güzel görünüyor olmasıdır.

    FBI'ın Gelin Koleksiyoncusu olarak adlandırdığı katilin hedefi, mükemmelliğin sayısına yani Tanrı'nın rakamı olan "yedi"ye ulaşmaktır. Bunun için sırada ölümü bekleyen üç masum ve güzel kadın daha vardır. Katili bulmak artık tam bir zaman yarışına dönüşmüştür. Davayı çözmekte zorlanan Brad'in son umudu ise, yardım almak için başvurduğu sıra dışı kişi, şizofren tanısı konulan Paradise'tır. Cesede dokunduğunda, o kişinin ölmeden önceki son dakikalarını yaşama yeteneğine sahip Paradise, korkunç katil Gelin Koleksiyoncusu'nun yakalanmasına yardımcı olabilecek midir?



Yorum
   Tüm kitap severlere merhaba! Bir polisiyenin daha sonuna geldim ve şimdi yorum sırası! Ted Dekker’ın daha önce Çember serisine başlamıştım. Nasıl bir yazar olduğuna dair övgüleri ilgili blog ve kitap paylaşım platformlarından ve Esma’dan da haber aldığım kadarıyla tabiki bu eserine büyük bir heyecan ve merak içerisinde başladım. Ama tıpkı Çember serisinin ilk kitabında olduğu gibi bu kitapta da bir miktar hayal kırıklığına uğrattı beni yazar. Bu yazarın sıkıntısı şu galiba: Bir yere kadar kafasında çok iyi kurgu yapıyor. Konu güzel, karakterler on numara ama yolun geri kalanını planlamadan, akışına bırakarak hareket ediyor. Ve belli yerden sonra o güzelim kurgu bir anda karmakarışık ve saçma bir hale dönüşüveriyor. Okuduğum eserlerinde ilk başta onaylayarak ve severek başlarken sonunda sürekli eksikler ve saçmalıklar arasında buluyorum kendimi. Bu kitapta da tam olarak olan buydu zannedersem. Daha detaylı sebebini “spoiler” paragrafımda açıkladım zaten. Merak edenler oradan bakabilirler.
 

    Kitapta arka kapaktan da anlayabileceğiniz gibi bir seri katilin öldürmek üzere kurban seçtiği gelinler ve onların peşindeki dedektiflerden bahsediliyor. Buraya kadar klasik bir polisiye olduğunu düşünebilirsiniz ama işin aslında öyle olmadığını hatta polisiyenin diğer unsurlar yanında bariz şekilde sönük kaldığını okudukça fark ediyorsunuz. Kitapta psikolojik-gerilim ve aşk yönlerinin daha ağır olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden onu sıradan bir polisiye olarak düşünerek okumaya başlamamanızı tavsiye ederim.


    Spoiler vermeden anlatamayacaktım. İnsanların sırf güzel olduğu için tehlikede olması mümkün mü bu kitaptaki gibi 20-25 yaş arası genç ve güzel bayanları gözüne kestiren psikopat bir seri katil söz konusuysa evet gerçi kitapta felsefi yönden baktığımızda güzellik algısının kişiden kişiye değişebileceğini düşünürsek güzellik tanımının ucunu açık bırakarak herkes için ortak bir güzellik algısı sunduğundan ötürü kitaba bir miktar kızgınım. Her neyse. Öncelikle sizi baş karakterlerden biriyle yani seri katille tanıştırmadan önce seri katillerin en temel özelliklerinden kısaca bahsetmek isterim ki bu özelliğe çoğu polisiye kitabında rastlamanız mümkün. Seri katiller yapmış oldukları şeyleri, bir görev bilinci ile yaparlar. Bu görev genellikle onlara tanrı dedikleri üstün bir güç tarafından verilmiştir. Kendilerinin toplumdaki herkesten farklı, üstün ve seçilmiş olduklarına inanırlar. Tanrı ile konuştuklarını zannederek ayinler yaparak tanrıya kurban verirler öldürdükleri kişileri ve bununla huzur bulduklarına inanırlar. Bu kitapta işte tam böyle bir ruh hastasının psikolojisi insanlara bakış açısı, ruhi durumu öyle güzel anlatılmış ki başarılı bir polisiye okuduğunuzu hissediyorsunuz.

Kitaptaki seri katili gözümde canlandırırken Ted Bundy'i hayal ettim.

    Ben şahsen psikolojik hastalıkları, şizofreni, bipolarlık gibi psikotik hastalıkların insanın zihnine neler yapabileceğini merak eden bir insan olarak kitapta bunun çok güzel şekilde aktarıldığını düşünüyorum. Yazarın muhtemelen bu kitabı yazarken bununla ilgili detaylı araştırmalar yaptığı belli oluyor. Bir şizofreni hastasının akılndan neler geçtiği gözler önüne başarı ile serilmiş. Onların iç dünyasını kitap güzel şekilde yansıtmış, konuşurken kurdukları biz okurların bile anlamadığı cümleler, yazdıkları şiirlerde daldan dala atlayan milyonlarca düşünce kargaşası kafalarının içinde neler olup bittiğini güzel şekilde görmemize olanak sağlıyor.

[Spoiler] 
     Kitapta hoşuma gitmeyen noktalardan biri cinayet olaylarını çözmek için polisler, FBI gibi ellerinde milyonlarca imkanı olan kişilerin elinden hiçbir şey gelmeyip de Akıl Hastanesi’ndeki üç hastanın tüm olayları çözmesi bana biraz zorlama ve saçma geldi. Hele ki birisinin bunları sadece medyumsal yetenekler ile yapması. Sanki bir büyü yaparak pat diye hiç kimsenin çözmeyi beceremediği olayları kolayca çözmesi saçma gözüktü. Katilin sadece baş karakter olan Brad’in etrafındaki insanlara saplantılı olması ve koskoca polis memurlarını ya da hastanedeki güvenlik görevlilerini elini kolunu sallayarak öldürmesi ve uzun süre yakalanmaması da ilginç bir detaydı. Bir de tüm bu hengamenin ortasındaki garip duygusal gelişmeler. Paradise ile Brad aşkı çoğu yerde katilden, yaşanan cinayetler ve aksiyondan çok daha ön planda idi ve bir an aşk romanı okuyorum falan zannettim. Bu aşka gerek var mıydı gerçekten?
[Spoiler Sonu] 

 

    Polisiye yönü çok ağır basmasa bile güzel bir gerilim kitabı idi. Kitapta ön planda olan birden çok karakterin gözünden anlatılan akıcı kitaptaki ruhsal tahlilleri çok başarılı buldum üstelik kitabın öğretici yönü de oldukça yüksekti. Yüksek puanı sırf bunun için veriyorum yoksa kurguda boşluklar ve saçmalıklar olduğunu ifade etmiştim. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar diliyorum! :)


Alıntılar
Hiçbir zevk, zihnin kendini eğlendirme gücünden daha iyi olamazdı.  
Başka birini anlamak, kısmen insanın kendini keşfetmesinden geçiyor.
Delilik ve dâhilik arasında çok ince bir çizgi mevcut.

Ne yazık ki dünya. Tanrı’nın bize verdiği en büyük zekalardan bazılarını alıp kafeslere kilitledi. Çoğu parlak zekalı ya da yaratıcı insan, sıradan insanlara garip göründü. Dâhiler hemen her zaman toplumdan dışlanırlar. Zekilerle çocuk bahçelerinde alay edilir. Onlar dünyayı bizlerden farklı görürler ve bunun için de dışlanırlar. Hemen hepsi en azından yalnız bırakılır, en kötü ihtimalle de bir yere kapatılır. Statükoyu cesaretlendirmek ve hayata farklı gözlerle bakanları dışlamak insan doğasındandır. 
İkiyüzlülük bir tür akıl hastalığıydı. Tıpkı akıl hastaları gibi, ikiyüzlüler de kendi hastalıklarını göremezlerdi.
Ona aşık değildi. Bu çok ileri gitmek olurdu. Ancak eğer aşık olmak dedikleri his buysa, bunun uğruna bu kadar çok kişinin kendini riske atması anlaşılır bir durumdu.

 Puanım

1 Mart 2017 Çarşamba

Siyah (Çember #1) - Ted Dekker | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Black
Seri: The Circle #1
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 610
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.22  (24,102 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   "Çember serisi, rüyalar ile gerçekliğin çarpıştığı, yüksek tempolu bir destan."

   İki dünyanın kaderi de bir adamın ellerinde...

   Dünyadaki en güçlü adam olmayı düşleyen multimilyarder Valborg Svensson, bunu şiddetle arzulamaktadır. Amacına ulaşabilmek için özel bir aşı haricinde hiçbir şekilde kurtuluşu olmayan bir virüs yaratır. Bu virüs, 3 hafta içerisinde bulaşan kişiyi öldürecektir ve Valborg, bu silahı ona boyun eğmeyen her millet üzerinde kullanmaya hazırdır... Valborg`a boyun eğenler içinse durum elbette farklı olacaktır.

   Thomas Hunter ise Valborg`un küresel terörizm planlarını öğrenir ve bu aşının kontrolünü ele geçirmeye çalışırken başı derde girer. Hunter, ıssız ara sokaklarda suikastçılardan ucu ucuna kaçarak, bir binanın çatısına sığınır. Sonra gecenin içinden çıkan sessiz bir kurşun kafasına isabet eder... Ve dünyası kararır.

   Karanlığın içinden, kötülüğün kol gezdiği başka bir dünyaya ait şaşırtıcı bir gerçeklik çıkar: Thomas Hunter`ın güzel bir kadına âşık olduğu bir dünya... Ancak uzanıp da kafasındaki kana dokunduğunda, rüyasında bir ara sokakta kovalandığını hatırlar.

   Rüya nerede son buluyor, gerçek nerede başlıyor? Ne zaman bir dünyada uykuya dalsa, diğerinde uyanıyor ve her ikisinde de onu bir felaket bekliyor... Hatta belki de kendisinin sebep olduğu bir felaket.

   Bazı insanlar dünyanın dengesinin, yaptığımız seçimlere bağlı olduğunu söyler. Şimdi iki dünyanın kaderi de tek bir adamın seçimlerine bağlı.

   Bir tıbbi gerilim romanı tadında başlayan Siyah, rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği, soluksuz okuyacağınız bir esere dönüşüyor.

Yorum
      Tüm kitapseverlere merhabalar! Bir kitabın daha sonuna geldim ve sıcağı sıcağına yorumumu sizlerle paylaşmak istedim. Bu sefer yeni bir seriye başladım. Ted Dekker ile tanışma zamanım gelmişti ve ben beğenilen bir serisi olan Çember serisinin ilk kitabını okumuş oldum.

    Seriye aslında çoğu kişi sıfır numaralı kitap Yeşil'den başlayıp Beyaz ile bitirmeyi tercih ediyorlar ama ben Esma'nın da tavsiyesi üzerine 1 numaralı kitap olan Siyah'tan başladım Yeşil'e doğru gideceğim. Sizde isterseniz sıfır numaralı kitaptan başlayıp 3 numaralı kitap Beyaz'a doğru gidebilir ya da 1 numaralı Siyah'tan başlayıp, sıfır numaralı Yeşil ile seriyi sonlandırabilirsiniz. Seçim size kalmış. 

   Kitabın konusundan bahsederek giriş yapmak istiyorum. İki farklı dünya düşünün. Birinde uyuyunca diğerinde uyandığınız, birbirine bağlı, içiçe geçmiş, birindeki gerçeklikleri diğerine taşıyabildiğiniz ve iki dünyada da sizden yapmanız beklenen birtakım görevlerin olduğu iki farklı dünya...İşte baş karakterimiz Thomas Hunter bir gece Denver sokaklarında yürürken başına aldığı bir darbe sonucunda kendini bu iki dünya arasında dünyayı kurtarması gereken kahraman olarak mekik dokurken buluyor. Roman arka kapakta da bahsedildiği gibi tıbbi gerilim konulu bir roman. Konusu herkesi öldürecek potansiyelde olan bir virüsün tüm dünyaya yayılması ve dünyayı kurtarmak için kilit ismin ise iki dünya arasında mekik dokuyan Thomas Hunter olması. 

    Thomas Hunter; 25 yaşında, yakışıklı, küçük bir yerde çalışan, zamanında dövüş eğitimi almış, kendi halinde yaşayan ve annesiyle kardeşi için türlü fedakarlıklar yapmış zeki bir genç. Ablası Kara Hunter'da işine gidip gelen bir hemşire. Bu ikisi Thomas'ın rüyalar arası yolculuğunda el ele verip dünyayı kurtarma işine girişmeden önce oldukça sakin bir hayat sürüyorlar birlikte. Tabi bu karakterler dışında renkli ormanın renkli ve güzel kızı Rachelle, virüsü kötü amaçlar için elinde geçirmek isteyen Svensson, onun tetikçisi Carlos, Raison İlaçları sahibi Monigue De Raison gibi karakterlerler ile de tanışıyoruz.
   
   Açıkçası ilk 150 sayfada acayip sıkıldım. Belki gerçekten sıkıcı olduğu için belki de benim o an ki psikolojim ile alakalıydı bilemiyorum. Ama sonradan hikaye beni oldukça sarmaya başladı. Kurgu orijinal, fikir hoş ve farklıydı. İlk başta saçma bulduğum çoğu şeyin sonradan yerli yerine oturduğunu fark ettim. Aslında zamanında okuduğumuz vampir kitapları vesaire düşünülürse o kadar saçma olduğu bile söylenemez. Kurguda birtakım boşluklar olsa bile kitaptaki aksiyon ve "acaba ne olacak" hissi bu tür eksiklikleri görmezden gelmenizi kolaylaştırıyordu. Bu açıdan başarılı bir aksiyon romanı olduğunu söyleyebilirim.

    Olumsuz özelliklerini söyleyecek olursak; kitapta baş karakterin bazı şeyleri nasıl keşfettiği anlatılmamıştı ve bazı şeyler çok oldubittiye getirilerek çözülüveriyordu. Kitaptan (okumayan zaten anlamayacağı için) spoiler teşkil etmeyen bir örnek verecek olursam, Thomas'ın Tayland'ı ve yeraltı labaratuvarını nasıl keşfettiği hiç anlatılmadı. İki cümleye sıkıştırılan, detay verilmeyen bir keşifti sadece. Yine kitapta konu orijinal ve aksiyon dolu olsa bile karakterlere bir türlü ısınamadım. Hani romanlarda karakterleri benimser, en azından birini sever ve  ona alışır ve kitap bitince üzülürüz ya ne yazık ki hiçbir karakter üzerimde öyle etkili olamadı. Hatta kitapta karakterlerin arasındaki duygu etkileşimleri bile çok yüzeysel anlatılmıştı, gerçekçi gelmedi bana. Yazarın kalemi, betimlemeleri, sözcük seçimi de öyle çok güçlü değildi. O yüzden de kitap soyutluğundan sıyrılıp, somut hale gelemedi hayal dünyamda. Dekker'in kalemini pek sevmedim kısacası. Çok fazla alıntı bulamayışımdan bile bunu anlayabilirsiniz. 

   Kitapta fantastik birçok öge, paranormal özellikler vardı. Hatta romanın belli yerlerde masalsı bir havaya büründüğünü bile söyleyebilirim. Bu açıdan küçük yaşlardaki okurların bile anlayarak ve eğlenerek okuyabileceği bir roman. Kitapta birkaç kez karşıma çıkan bu masalsı yerlerden birisi de bana Pamuk Prenses ve zehirli elmayı anımsattı mesela. 

    Dili sade, akıcı ve anlaşılırdı. Olaylar karakterlerin ağzından değil, üçüncü bir ağız tarafından aktarılıyordu. Bir bölüm bittikten sonra diğer bölüme geçilirken genellikle Thomas bir dünyada uyuyup diğerinde uyanmış oluyordu. Arada diğer karakterlerin yaşadıkları bölümlerde aktarılıyordu. Ben sıkılmadan okudum, akıcı, hoş bir romandı. Çok kaliteli diyemesem de, fantastik kurgu severler, aksiyondan hoşlananlar için hoş bir seri olduğunu düşünüyorum. Ben seriye ilerleyen zamanlarda devam edeceğim. Şimdilik bu kadar. Herkese bol kitaplı günler dilerim.:)


Alıntılar
Rüyalarda bu şekilde oluyordu. Eninde sonunda her şey gerçekten yoluna girer. Ya da uyanırsın. 
Bir rakibi etkisiz hale getirmek için onu şaşırtmaktan daha iyi bir yol yoktu. Çoğu kişinin sandığı gibi ille de zamanlamayla değil ama yöntemle. Şok ve dehşetle.
Doyum ve arzu arasındaki gerilim kesinlikle tuhaftı. Doyumsuzluk iyiliğe olduğu kadar kötülüğe de götürebiliyordu. 
Zaman zaman her şey çok fazla geliyor. Oturup seyretmeye zar zor dayanabiliyorum. 
Thomsas, Rachelle'yi ormanda önünde yürürken seyrettiğinde, en ufak bir şüphe bile olmaksızın, bir daha hiçbir kadını onu sevdiği gibi sevemeyeceğini anladı. Onda bir kartalın ruhu ve bir annenin yüreği vardı. Onun kendisiyle yaptığı ateşli tartışmalarını bile seviyordu. Yürüyüşünü seviyordu. Saçlarının omuzlarına dökülüşünü. Konuşurken dudaklarının kıvrılışını. Gölden güneş altında pürüzsüz cildi ve yeşil gözleriyle gülerek ilk adım attığında nefes kesici bir güzelliği olmasına rağmen, kuru cildi ve gri gözleriyle bile güzeldi.

Puanım



1 Ağustos 2016 Pazartesi

Yasaklı (Faniler Kitabı #1) - Ted Dekker & Tosca Lee | Kitap Yorumu

tosca lee
Orijinal Adı: Forbidden
Seri: The Book of Mortals #1
Sonraki Kitap: Hükümdar
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 513
Baskı Yılı: 2013
Goodreds Puanı: 3.94  (6,552 Oy)

Arka Kapak Yazısı

NEFES KESİCİ BİR DESTAN BAŞLIYOR...
FANİLER SERİSİNE HOŞ GELDİNİZ...
KAYBEDECEKLERİ TEK BİR DUYGU VARDI... KORKU

Geleceğin korunaklı dünyasında bir tek “korku” nedir bilerek yaşamaya mahkûm edilen insanlar…

Gerçek hayattan ve sevgiden yoksun, duygusuzluğa hapsolmuş kadersizler…

Ve bu kaderi değiştirmeye çalışan genç bir adam.

İnsanoğlu, kendisine dayatılan bir düzen yüzünden gerçeğe kapadığı gözlerini bu genç adam sayesinde açmaya hazırdır!

Ancak bu diriliş büyük bir karmaşayı da beraberinde getirecektir:

Tüm fani duygular uyanacak; nefret, hırs ve açgözlülük yeryüzüne hâkim olmaya başlayacaktır.

Yorum

  Duyguların olmadığı, insanların sadece korkuyu hissedebildiği bir dünya nasıl olurdu? İşte Yasaklı sizi böyle bir dünyaya götürüyor. Kaos Çağı'ndan sonra insanlar simyasal yollarla tüm duygulardan arındırılmış ve sadece korkuları ile başbaşa kalmışlar. İnsanlar sevgi, hüzün, kıskançlık hiçbir duygu hissetmiyorlar.

  Duyguların, karmaşanın ve savaşın olmadığı ve Düzen'in yönetiği bir dünya da Düzen'e karşı olan az sayıda insan var ve bunların amacı insanların yeniden hissedebilmesini sağlamak. Rom'da bunlardan biri ve insanların yeniden hissetmesini sağlamak için Düzen'e karşı savaş vermeye başlıyor ve bizde kitap da bu savaşa dahil oluyoruz.

   Kitabın hikayesi ve genel kurgusunu beğendim, hikayenin çıkış noktası da güzel, hislerimiz olmadan nasıl insanlar olurduk? Ancak hikayenin işlenişini aynı şekilde sevemedim, biraz basitti. Kitap bilim kurgu, fantastik kurgu, distopya, gerilim gibi türlerden ögeler barındırıyor ama hiçbirini tam anlamıyla işlemiyor, hepsinden birer parça var ve bu durumdan çok hoşlanmadım. İlk sayfalar bilim kurgu-distopya havası verse de ileriki bölümlerde kitaba dahil olan fantastik ögeleri ben biraz eğreti buldum, kitabın dünyasına uygun gelmedi.

  İki yazarın tek kitap yazması bana hep zor bir iş gibi gelmiştir, ya ortaya mükemmel bir uyumla çok güzel bir eser çıkar ya da tam tersi gibi geliyordu ve bu kitapta ikili uyumu yakalayamamış gibi hissettim. Ted Dekker için biraz basit kalmış gibiydi kitap, bunu Çember serisine dayanarak söylüyorum, yazar orada çok daha mantıklı ve iyi bir iş çıkarmıştı ancak bu kitapta bunları bulamadım.

  Gerçekten çok fazla mantık hatası vardı, her şey fazla basitti. Örnek vermek gerekirse, kitapta bir karakter bıçaklanarak öldürülmüş birine sarılıyor ve sonra o kıyafetlerini değiştirmeden toplum içine giriyor ve kimse de bu üstündeki kan ne demiyor. Ki o bölümde ölen kişiden bolca kan aktığına değinip duruyor yazar ama ne hikmetse karakterimize kan bulaşmıyor! Başka bir örnek verecek olursam, Kale kitabın dünyasında en iyi korunan mekan ve içinde çokça muhafız var. Kale'ye gizlice giren karakterlerimiz büyük başarı ile muhafızları kolayca atlatıyorlar, hemde aynı taktikle birden fazla sayıda. İnsanların duyguları alınmış, akılları değil. Hiçbir muhafız mı aklını kullanamaz, her seferinde aynı taktiğe inanır? Yazarlar okuru mu hafife alarak yazdılar yoksa kitabı mı bilmiyorum ama büyük bir fiyaskoydu bu kısımlar bence.

  Yasaklı, mantık hataları ve amaan işi zorlaştırmaya ne gerek var tarzında yazılmış basitliği dışında genel olarak güzel bir kitaptı, kolay okunan bir tarzı var ve sayfalar hızlıca aktı gitti. Ancak okuyup bitirdikten sonra tatmin olmadığınızı hissediyorsunuz, her şey fazla basitti çünkü, yazarların daha fazla emek harcamasını dilerdim, kitap ne yazık ki hayal kırıklığı oldu benim için. İyi ki serinin diğer kitaplarını almamışım diyorum, şuan hiç okuyasım yok, fazla basit geldi çünkü. Seriyi ne öneririm ne de önermem. Beklentiniz olmazsa ve öylesine okuyayım derseniz tercih edebileceğiniz bir kitap. Karar size kamış.
İyi Okumalar. :)

Puanım

2.5

10 Aralık 2015 Perşembe

Yeşil (Çember #0) - Ted Dekker | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Green
Seri: The Circle #0
Sonraki Kitap: Siyah
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 524
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 4.02  (14,782)


Arka Kapak Yazısı



  Çember, renklerin dünyasıdır ve bu renklerden Yeşil ise baş döndüren hazdır. Yeşil, kıyamette yaşanan bir aşk ve ihanet hikâyesidir.
  24 yaşındaki genç Thomas Hunter, bizim dünyamızda ve bizim yaşadığımız zamanda bir gün uyuyakalır ve gözlerini 2000 yıl ileride, kadim peygamberlerin önceden bildirdiği o korkunç kıyametin yakıp yıktığı başka bir dünyaya ait Kara Orman`da açar.
  Savaş, ihanet, hastalık ve ölüm, yaşayan her canlıyı tehdit etmektedir ve buna engel olabilecek tek bir kişi vardır: Thomas Hunter. Dünyanın dengesinin aniden şiddetle sarsılması ise an meselesidir.
  Thomas zamanlar arası geçişi bulmalı ve iki dünyanın da kurtuluş anahtarının gizli olabileceği dünyamıza dönmelidir. Daha önce duyduklarınıza hiç benzemeyen bir kıyamet öyküsüne buyurun. Bu kendi tarihimizle ilişkili, öylesine şaşırtıcı bir öykü ki başka bir dünyada olduğunuzu unutacaksınız.

Yorum

  Çember Serisinin en çok merak ettiğim kitabı Yeşil'i nihayet okudum. Serinin hem başlangıç hem son kitabı olarak kabul edilmesi benim çok hoşuma giden bir fikirdi. İlk kitabı ister ilk ister son okuma fikri çok cazip. Ben Yeşil'i son kitap olarak okudum, iyi ki de öyle yapmışım.

  Yeşil'i son kitap olarak okumamın sebebi hem tavsiyeler hem de başlangıç kitabını son kitap olarak okuma fikrinin cazibesiydi. Bu cazibeye kendimi kaptırmama nasıl sevindim anlatamam, çünkü kitap seriyi hiç bilmeyen biri için hem sıkıcı hem de bilinmezlerle dolu. Bu kitapla başlasaydım seriye devam etmem daha zor olurdu muhtemelen çünkü kitap kafa karıştırıcı, ne oluyor, kim kim hepsi birbirine karışmış.


  Kitabın ilk 100 - 200 sayfasını okurken benim bile kafam karıştı ve sıkıldım kaldı ki ilk olarak bu kitabı okuyanlar için her şey daha zor olacaktır. 200'lerden sonra olaylar hız kazandı ve daha heyecanlı oldu, yine de çok fazla olay vardı ve bir çoğu çok anlaşılmadan hızlıca geçti. Aslında yazar uzun ruh çözümlemeleri yerine olayların anlaşılmasını sağlamaya çalışsa olurmuş. 


  Kitapta serinin diğer kitaplarından spoiler vermemek için yazar bir çoğu şeyi üstü kapalı anlatmış ya da çok değinmemiş, bunun gerekliliğini anlıyorum ancak zaman zaman kitabın anlaşılmaz olmasına sebep olmuş. Kitapta bazı mantık hataları vardı ve yazar bunlara keşke biraz daha dikkat etseymiş.

  Kitabın sonu da açıkçası beni tatmin etmedi, serinin son kitabı olarak düşünürsek final biraz muğlak oldu diyebiliriz. Açıkçası Yeşil beklediğim gibi çıkmadı ama kötü de değildi. Seriye Yeşil'den başlarsanız seri karmaşık ve çekilmez olabilir, Siyah'tan başlamak kesinlikle çok daha iyi olacaktır. 

  İyi ve kötünün savaş halinde olduğu, realiteler arasında geçiş yapabilen ve realitelerinin kaderinin bağlı olduğu Thomas Hunter'ın hikayesi okunmaya değer ve sürükleyici. Sizde Çember Seri'sini okuyacaksanız Siyah'tan başlayın. Ben okudum ve sevdim, umarım sizde seversiniz. İyi okumalar :) 


Alıntılar

"Bir şeyi görmemeniz onun gerçek olmadığı anlamına gelmez."
"Aşina olana o kadar alışıyoruz ki, gözlerimiz açılıpta görene kadar aşina olmayandan şüphe ediyoruz."
"İnsanlar yanında olduğu müddetçe, onları ne kadar çok sevdiğini asla bilemiyorsun."

Puanım

  

4 Aralık 2015 Cuma

Beyaz (Çember #3) - Ted Dekker | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: White
Seri: The Circle #3
Önceki Kitap: Kırmızı
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 544
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.30  (20,380)

Arka Kapak Yazısı

  Beyaz Ölüme Direnen Aşkın Rengidir

  Dünyaların birinde, hızla yayılan ölümcül bir virüs, bilimadamları ve hükümetlerin yoğun çabalarına rağmen, bütün canlıları yok etmek üzere. Diğer dünyadaysa yasak bir aşk, Çember olarak da bilinen direnişçilerin her an sonunu getirebilir.

  Bu iki dünyanın arasındaki tek köprü olan Thomas, birini kurtarayım darken ikisini birden kaybedebileceğinin farkında. Şimdi yaklaşan kıyamet öncesi, onu bir girdap gibi içine çeken duygularından ve olaylardan sıyrılıp tarihi yeniden yazmanın bir yolunu bulmak zorunda.

  İki dünyanın kaderi tek bir adamın elinde. Yaşam. Ölüm. Aşk. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. YEŞiLdeki kaos, SiYAHtaki dehşet ve KIRMIZIdaki ihanetten sonra Çember görülmedik bir güçle karşı karşıya. Büyük Takipin son saatlerinde verilen bir karar her şeyi sonsuza kadar değiştirebilir.


Yorum

  Kırmızı'dan sonra araya çok uzatmak istemesem de nasıl olduğunu anlayamadan bir çok kitap okudum iki kitap arasında. Kırmızı'dan sonra Beyaz seriye çok güzel geldi, Kırmızı'yı Siyah'tan çok sevmiştim, Beyaz ise Kırmızı'dan da çok sevdim. Kitabı bir çırpıda okudum, en azından vakit ayırabildiğim zamanlarda sıkılmadan ve kitaba dalarak okudum.

  Serinin sona yaklaşması (aslında seriye Yeşil'den başlayanlar için son kitap oluyor) ve olayların büyümesiyle kitap daha da güzel ve zevkli olmuş. Kitap boyunca olaylar hiç durmadan yaşanıyor ve sürekli yeni bir gelişme oluyor.

  Kitabın kurgusu da çok iyiydi, yazar bir çok şeyi ince ayrıntısına kadar düşünüp kurgulamış ve bunu çok güzel yazmış ki okuması ayrı bir zevkli oldu. Sadece Thomas ve onun realiteler arası geçişini değil, her iki realitede ki ortak bağlantılar ve yaşanan kaos gayet güzel işlenmiş. 

  Beyaz'dan sonra benim Yeşil'e olan merakım daha çok arttı, bir kitabın hem başlangıç hem son kitabı olması ilginç ve merak uyandıran güzel bir fikir. Umarım oda Beyaz kadar güzel olur.

  Okuması zevkli ve güzel bir kitaptı, ben sevdim. Yazar sevgiyi de kitapta çok güzel işlemişti bence, bu tarz bir kitap için hem başarılı hem de alışılmadık olmuş. 
  Çember serisi bilim kurgu ve fantastik kurgunun karışımı güzel bir seri, bu türlere merakınız varsa bir bakın derim, seri boyunca tempo düşmüyor ve gizemle bir araya gelince ortaya iyi bir okuma şöleni çıkıyor. İyi okumalar :)

Puanım


15 Kasım 2015 Pazar

Kırmızı (Çember #2) - Ted Dekker | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Red
Seri: The Circle #2
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 607
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.30  (17,695)


Arka Kapak Yazısı

  Kırmızı, geçmişle geleceğin ortak kaderidir.
  Kırmızı, yitirilen cennetin destansı kurtuluşudur.

  Kırmızı, Çemberin en kanlı halkasıdır.

  Gökkuşağı ormanları büyük çapta bir yıkımın eşiğindedir.
  Ölüm saçan bir virüs, dünyamızdaki teröristlerce yayılmaya başlamıştır.
Thomas Hunter’ın sabrı tükenmiştir; ölümle randevu için kalan süre üç haftadır ve bu bir olasılık değil, gerçeğin ta kendisidir.
İki dünyayı da kurtarabilecek bir çözüm yolu bulmaktan başka çıkış yolu yoktur.

  Siyah’ın akıllara durgunluk veren temposu, Ted Dekker’ın efsane Çember serisinin ikinci kitabı Kırmızı’yla doruğa çıkıyor. 

  Thomas Hunter en fazla bir ay önce, garsonluk yapan başarısız bir yazarken, şimdi kendini iki dünyayı da çöküşten kurtaracak zorlu bir maceranın içinde bulmuştu. Bir dünyada, ilkel savaşçılardan oluşan bir orduya kumanda eden, savaşlarda yaralanmış bir general; diğerinde ise durdurulması mümkün olmayan bir virüsle küresel bir kaos yaratma niyetinde olan teröristleri alt etmeye çalışan bir adam.

  Yıkımın eşiğinde iki dünya. Akla hayale gelmeyen bir çözüm.
  Rüya ile gerçeğin çarpıştığı adrenalin yüklü bir destana hazır olun. Siyah, Kırmızı’ya dönerken artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.



Yorum

  Çember serisinin ikinci kitabı olan Kırmızı'yı uzun bir aradan sonra okudum. Seriye Siyah'la başlamıştım ve Temmuz'da okumuştum, aslında arayı bu kadar uzun tutmak istemiyordum ama başka kitaplar girince seri yarım kalmıştı.

  Çember serisi yazarının da dediği gibi döngüsel bir seri. Seri 4 kitaptan oluşuyor ve Yeşil'i ister ilk ister son kitap olarak okuyorsunuz, bu benim çok ilgimi çekmişti ve ben Yeşil'in son kitap olmasını tercih ettim, bir çok kişi de seriye Siyah'la başlamayı tavsiye ediyor zaten.


  Kırmızı'ya dönecek olursak, Siyah'ta başlayan olaylar bu kitapta kendilerine daha güzel bir yön bulmuşlar ve hikaye çok daha oturmuş. Kırmızı'yı Siyah'tan daha çok sevdim, olaylar daha anlaşılır, karakterler oturmuş ve hikaye çok güzel bir kıvama gelmiş. Kitap çok sürükleyiciydi, hiç sıkılmadım okurken, Siyah'ta rüya alemini çok benimseyememiştim açıkçası ama bu kitapta öyle bir şey olmadı. İki realiteyi de severek okudum.


   Kitapta baştan sona tempo düşmüyor, sürekli yeni bir şey oluyor ve yeni şeyler açığa çıkıyor. Anlayacağınız tek düze ve sıkıcı olmaktan oldukça uzaktı. Kaos kitapta çok güzel yer alıyordu, yazar olayların dünyayı nasıl etkilediğini ve nelere yol açacağını çok güzel yazmış. Kitap güzel bitti, son sayfalar hem etkileyici hem de diğer kitaplar için vaat taşıyor. 


  Ben en çok Yeşil'i merak ediyorum, yazar olayları nasıl birbirine bağlayacak ve açıklayacak? Okurken bu sorular aklımı kurcaladı durdu. Beyaz'a bir kaç gün sonra başlamak istiyorum, art arda okuyunca olaylar hangi kitapta oluyor bilemiyorum, seri tek kitapmış gibi oluyor bende araya biraz zaman koyuyorum özellikle.

  Genel olarak güzel bir kitaptı, yazar sıradan sayılabilecek bir konuyu ele alıp çok güzel bir şekilde işliyor, okuması çok kolay ve zevkli bir seri. Bu türe ilginiz varsa Çember Serisine göz atmalısınız. İyi okumalar :)



Puanım