Orijinal Adı: Utopia
Seri: Yok
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 217
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 3.5 (45,443 Oy)
Arka Kapak Yazısı
Sir Thomas More, Sokrates'e benzetilmek onurunu kazanan ender kişilerden biridir. Onun ölümsüz yapıtı Utopia dünya klasikleri arasına girmiş ve bugün bile hâlâ merkal okunmaktadır. Neredeyse beşyüz yıl önce yazılmış olan Utopia'da, en geniş anlamıyla Hümanizm, yani insanlık sevgisi ve saygısı hakimdir.Kimseyi diğerinden üstün saymayan, sıradan insanların kurduğu bir devlet: Thomas More'un Utopia'sı. Bir yeryüzü cenneti. Yaklaşık beş yüz yıl öncesinden çağımıza dek eskimeden gelen bu klasik, Prof. Dr. Mina Urgan'ın incelemesiyle sunuluyor.
Yorum
Okumakta biraz geç kaldığımı düşündüğüm bir eseri nihayet
okumuş olmanın rahatlığı içerisindeyim. Geç olsun ama güç olmasın demişler. Bu
eser gerçekten övüldüğü kadar varmış. Kitap anlatması gerekeni dolandırmadan, doğrudan ve kısa-öz şekilde aktarmış. Utopia dünyanın kirli ve çarpık düzenini
gözler önüne sererken bir yandan da olması gerekenin ne olduğunu gösteren bir
dünya portresi çizmeyi başarabilen muntazam bir eser. Bu olan-olması gereken
karşılaştırmasını okurken zaman zaman çok haklı bulduğunuz ve şu anki
dünyamızda tasvip etmediğiniz birçok noktaya parmak basılıyor, zaman zamansa
daha güzel bir dünyaya adım atma umutlarının kapısı aralanıyor.
Kitabı çok spoiler
vermeden kısaca anlatacak olursam, birçok devletten oluşan dünyamızda birçok
devlet kirliliğin, rüşvetin, iktidar ve güç düşkünlüğünün, eşitsizlik ve
adaletsizliğin pençesinde hüküm sürerken öyle bir devlet var ki onların kurmuş
olduğu düzen ağız sulandırıyor. Öyle bir devlet ki bu para ve şöhret en önem
verilmeyen ve insanların bu gibi dünyevi değerler için birbirini öldürmediği
veya hırs içinde mücadele ettiği değerler olarak görülmüyor. Hatta bu gibi
değerlere sahip olmak ve bunlar ile gösteriş yapmak bu devletin fertlerinin
gözünde kalitesizlik ve ahlaksızlığın bir göstergesi kabul ediliyor. Din
anlayışı hoşgörü içinde ve ortak bir kardeşlik çerçevesinde meydana gelirken,
herkesin ihtiyacı kadarını alıp ihtiyaçtan fazlasına kimsenin gerek duymadığı
eşitlik ve refahın hüküm sürdüğü bir devletten bahsediyoruz. Savaşı, kanı,
halkı ezmeyi, isyan etmeyi bulamayacağınız sıcacık ve halkın tüm fertlerinin
birbirine sımsıkı bağlı olduğu bir devlet. Daha fazla konuşup Utopia devletinin
sürprizini bozmak istemiyorum. Ama kitabı okuduktan sonra eğer gerçekten böyle
bir devlet düzeni olabilse dünyanın şuan ki halinden bambaşka olacağını
düşünmeden duramayacaksınız. Sürekli bu kitapta oluşturulan ütopya ile mevcut
dünya düzenini kıyaslayıp günümüzde insanın insanın kurdu olduğu ve dünyamızın
kötü bir sona doğru gittiğini fark ediyorsunuz. Dünyamızdaki hükümetlerin
halktan kopmuş bencil politikaları, insanların birbirine olan kin ve nefreti
kitapta gözler önüne serilirken böyle olmak yerine nasıl olması gerektiği
vurgulanıyor. Her okuduğunuz satırda keşke böyle bir düzen yerine diğeri
olsaydı da insanlar barış içerisinde adalet, eşitlik ve özgürlük gibi
değerlerin hakkını vererek yaşayabilseydi derken buluyorsunuz kendinizi.
Kitap duru bir dil
ile yazılmış. Karakterlerden çok olaylar ve yaratılan dünya ön planda olmakla
birlikte kitapta bir kurgu oluşturmak amacı ile birkaç karakter konuşturulmuş.
Kitap bittikten sonra kitapta anlatılanları özetleyip vurgulanmak istenenleri gözler önüne sere bir inceleme yazısı da ortalama 150 sayfa olarak yer alıyor ve onu da
okuyup Thomas More’un eserini daha iyi özümsemiş ve pekiştirmiş oluyoruz.
Herkesin okumasını tavsiye ettiğim bir eser. Herkese bol kitaplı günler.:)
Alıntılar
Krallar yalnız savaşı düşünürler, bense bu sanatları ne anlarım ne de anlamak isterim. Yalnız barışa yararlı sanatlar kralların pek umrunda değildir. İş yeni ülkeler kazanmaya geldi mi, bütün yollar iyidir onlar için: Din, iman, akıl dinlemezler; ne günaha girmekten çekinirler, ne kan dökmekten. Buna karşılık kazandıkları memleketlerin halkını iyi yönetmekle pek uğraşmazlar.
Kralların danıştığı insanlara gelince: Bunların bir kısmı ağızlarını açmaz, çünkü söyleyecek sözleri yoktur, kendileri akıl danışmak durumundadır. Bir kısmınınsa akılları erer, işe yarayacaklarını da bilirler; ama her zaman gözde olan yetkilinin düşüncesini paylaşırlar, ortaya attığı budalalıkları alkışlarlar. Bütün bu aşağılık asalakların tek kaygısı, yüz karası bir dalkavuklukla, kralın tuttuğu adamın desteğini kazanmaktır. Bir diğer kısmı da kendini beğenmiş kişilerdir, yalnız kendi düşüncelerine değer verir, kimseyi dinlemezler. Bunda da şaşılacak bir şey yok, çünkü doğa herkese kendi yarattığını sevip okşama içgüdüsü verir: Karga da, maymun da kendi yavrularına gülümser yalnız.
Öldürmek hırsızlığı cezalandırmak için çok ağır, hırsızlığı önlemek içinse çok hafif bir cezadır.
Bana kalırsa, en iyi yolu bulmak, en kötüsünü bulmaktan çok daha kolaydır.
Ütopyalılar aklı başında insanların, yıldızlar ve güneş dururken, bir incinin ya da bir elmasın cılız parıltısına düşkünlüklerine şaşarlar. Bir koyunun sırtında taşıdığı yünün en incesinden yapılmış giysiler giyiyor diye bir insanın daha soylu, daha değerli olacağını sanması deliliktir onlar için.
Ütopyalılara göre, bir suçu tasarlamak , o suçu işlemekten farksızdır. Kötülük yapmak isteyen, sadece karşısına bir engel çıktığı için bu kötülüğü yapamamışsa, niçin suçlu sayılmasın?
Bir kadını kocasının gözünde en çok yükselten şey, güzellik değil, dürüstlük ve alçak gönüllülüktür. Çoğu zaman güzellik sevgiyi uyandırır, ama bu sevginin kalması, sürekli olması için, erdem ve uysallık gerekir.
Ütopyalılara göre, bir anlaşma ne kadar gösterişli törenlerle imzalanırsa, kelimeler üstünde çekişerek o kadar çabucak bozulur. Zaten çoğu zaman bu anlaşmalarda kullanılan kelimeler bile öylesine kurnazca seçilir ki, anlaşmayı da verilen sözü de bozmanın bir yolu bulunur sonunda. Oysa aynı kurnazlık, daha doğrusu aynı hile ve dolaplar iki kişinin özel anlaşmasında, imzaladıkları bir sözleşmede yapılsa, krallar bağıra çağıra hemen kıyametleri koparır, ancak ölüm cezasının paklayacağı korkunç bir suç sayarlar bunu. Evet, krallara bu konuda kötü öğütler verenler bile bu yolu tutarlar o zaman.
Kralların şanlı egemenliği altında, adalet dediğimiz ya metelik etmeyen aşağılık bir şeydir ya da iki çeşit adalet vardır yeryüzünde: Biri yaya giden, yerlerde sürünen, sağa sola sapmasın diye birçok bağlarla sıkı sıkı bağlanan yoksul halka uygun zavallı bir adalet; öteki de canının istediğini yapanlara, yasalarla sınırlanmayanlara, yüksek mevkide olanlara uygun, pek şahane bir adalet.
Kendini beğenmek öyle bir cehennem yılanıdır ki, insanın yüreğine sinsice süzülüp girer, onu zehirleyip gözünü kör eder, daha güzel bir hayata giden yoldan saptırır onu. Bu sürüngen, insanların öylesine içine işler ki, onu koparıp atmak kolay olmaz.
Puanım
















