Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2017 Cuma

Denemeler - Montaigne | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Essais
Seri: Yok
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 302
Baskı Yılı: 2017
Goodreads Puanı: 4.1  (3,318 Oy)

Arka Kapak Yazısı 

Michel de Montaigne (1533-1592): “Kendini tanı” ve “Ne biliyorum?” gibi temel sorularla yola çıkarak bir insanda insanlığın bütün hallerini yoklayan “deneme” türünün isim babasıdır. 1571’de kitaplarıyla birlikte çiftliğine çekilmesiyle başlayan bu yaratıcı süreç, Montaigne’i önce okuduklarıyla ilgili notlar almaya itmiş, aynı notlar zamanla Denemeler’i (1580) oluşturmuştur. Sabahattin Eyüboğlu çevirileri de, 1940’daki ilk baskısından 1970’deki halini alana dek her defasında yeni parçalar eklenerek bir anlamda yapıtla benzeri bir yol izlemiştir.

Yorum


  Normalde beğendiğim kitaplar için, "bu kitaba bir şans verin" derim. Denemeler içinse diyorum ki bırakın kitap size bir şans versin. Kitap öylesine güzel ki ilk sayfadan değerini anlıyorsunuz ve eşsiz bir şeyi elinizde tuttuğunuzu fark ediyorsunuz.

Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin.

  Ben İş Bankası Yayınlarından çıkan baskısını okudum, kitabın başında Sabahattin Eyüboğlu'nun yıllar içinde yazdığı üç önsöz vardı. Önsözler hem çok güzel hemde sizi kitaba çok iyi hazırlıyor.

Düşüncelerimizin en iyi aynası hayatlarımızın akışıdır.

  Denemeler'i oldukça yavaş ve özümseyerek okudum, en iyi yoğunlaşabileceğim anları seçerek okudum, günlerce elime almadığım oldu çünkü onu en iyi anlara sakladım ve bitmesin diye uğraş versem de bitti.

Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.
  Kitapta bir sürü deneme var ve hepsi hayattan bir çok konuyu ele alıyor. Her bir deneme anlatmak istediğini hem çok güzel bir biçimde anlatıyor hem de fazla tek bir sözcük olmadan. Kitabı yıllarca susuzluk çeken birinin su içeceği gibi içtim, tadı hala damağımda, baş ucu kitabım oldu. Artık sık sık bu sudan içeceğim muhtemelen.

İnsan hayatı denen bu yolculukta benim bulduğum en iyi nevale kitaplardır ve ondan yoksun anlayışta insanlara çok acırım.
  Montaigne bir abi, bir dost gibi, dertleşmek, danışmak ve sohbetinden bir parçaya dahil olabilmek eşsiz bir fırsat. Her sayfa da onu daha çok sevdim ve keşke onu görebilsem, konuşsa da saatlerce dinlesem dedim.

  Velhasılı kelam, Denemeler anlatılmaz, okuyun, bırakın kitap size bir şans versin.

Puanım


 

2 Ocak 2017 Pazartesi

Beni Sessiz De Sevebilir Misin? - Kemal Sayar | Kitap Yorumu


Seri: Yok
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 160 
Baskı Yılı: 2014

Arka Kapak Yazısı

Merhaba,
Hiç tanışmadığımız halde seni çok iyi tanıyorum.
Henüz farkında olmadığın bir yolculukta olduğunu biliyorum.
Acılar ve yalnızlıklar olarak görüyorsun birçok şeyi.
Bir çıkış hayal ediyorsun.
Bir çözüm.
Bir deva.
Aslında, aradığın şeyin adını bile bilmiyorsun.
Hatta “gerçekten” bir şeyler aradığının farkında bile değilsin.
Eksikliğini hissettiğin şey ne olabilir?
Umut mu, tebessüm mü ya da hayal kırıklıklarını yok ediverecek sihirli bir aşk mı?

Yoksa, huzur mu?

Seni sessizce seven, seni hiç unutmayan, sana çok yakın olan biri var.
Yeni cevaplar için yeni sorulara ihtiyacın olduğunu anladığın an, hayal kırıklıkları ve kayıplar yerini coşku, nezaket ve farkındalığa bırakacak.
Hadi, keşfet…

Yorum

  Beni Sessiz de Sevebilir Misin? İsmi özel hayattaki ilişkilerle ilgili bir kitap olduğu izlenimini uyandırsa da hiç öyle bir kitap değil. Sayar her zamanki gibi hayatı, insan ilişkilerini ve hayata karşı duruşumuzu kendi penceresinden kaleme alıyor. Sizle konuşuyor gibi, dertleşiyor gibi yazıyor ve kitabı okumaya başladıktan sonra gerçeklikten kopuyorsunuz.



  Kemal Sayar okurken kendimi hep özel ve iyi hissederim, sanki zihnimi rahatlatmak ve dinlendirmek için kurulmuş oradaki tüm cümleler. Gerçekten çok farklı bir biçimde Sayar bende bu etkiye neden oluyor, zihnimi dinlendiriyor, ruhuma hitap ediyor gibi. Bu yüzden kitaplarını bitirmeyi hiç sevmiyorum, o son sayfaların geldiğini görmek bende büyük hüzne sebep oluyor.



  Beni Sessiz De Sevebilir Misin diğer kitaplarının aksine resimlerle de renklendirilmişti, o güzel cümlelerin yanlarında birbirinden güzel resimler kendine yer bulmuş. Bu benim moralimi bozmuştu, daha az cümle olacak demekti bu, ancak kitabı okudukça resimlerin kitaba ne kadar yakıştığını ve hoş bir ahenge sebep olduğunu fark ettim. Resimler daha az cümle demek olsa da kitaba yakışmışlardı.



  Her zaman dediğim gibi ben Sayar'ı ve kalemini çok seviyorum, onun tarafsızlığını ve insan severliğini, insana olan dostluğunu çok seviyorum, kalemindeki nezaketi çok seviyorum ve herkesin okuyup bir kere olsun o kalemdeki güzelliği tatmasını istiyorum.
  Bol kitaplı ve güzel günler.  :)

Alıntılar

Özgür olduğunu zannediyor fakat geçmişin hapishanesinde yaşıyorsun. 
O kadar uyuşmuş hale düşüyoruz ki bazen, ancak ruhumuz acıdığında fark ediyoruz yaşadığımızı. 
Çünkü insan bazen en büyük adaletsizliği kendi kendisine yapar. 
Bugünden kaçabildiğimiz tek yer zihinlerimizdir. Anılarımız bizi besler ve güçlendirir. Tarih bizimle seyahat eder zira geçmişimiz olmadan geleceğimiz olmaz. 
Gelecekte yaşamak henüz olmayan bir ülkede yaşamak demektir. 
Her zaman şimdideyiz, içinde olup da şimdide olmadığımız hiçbir an yok. Aslında bugün elimizden bir türlü kaçamaz, adeta ona gömülü yaşarız. 
Hayatımızın en güzel anları, bütün ruhumuzla orada olduğumuz anlardır. 
Güzellik ahengin kaosa zaferidir. 
'Hayat güzellik peşinde bir yolculuk. Onu bulmak istiyorsan gittiğin yere götürmelisin.' demiş bir arif.
Güzelliği arıyorsan önce sen güzel ol. 
Hepimiz yaptığımız seçimlerden ibaretiz. 
Kötülüğe her sessiz kalışta, iyilerin iyiliği biraz daha eksilir. Çünkü büyük bir kötülük karşısında sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Bazen adaletsizlik biz rahatımızdan vazgeçemediğimiz için gelir.  
Açılmamış kanatların büyüklüğünü kimse tahmin edemez.

Puanım


21 Aralık 2016 Çarşamba

Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez - Kemal Sayar | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
Seri: Yok
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 288
Baskı Yılı: 2016

Arka Kapak Yazısı

"Gerçek hayat, tamamıyla buluşmadan ibarettir'. Buluşmak, karşılaşmak. İnsan ötekiyle karşılaşarak var olur. Ötekinin bakışıyla, ötekinin yüzünü bana çevirmesi, beni dinlemesiyle. İlişkiyle. Sadece ilişkiler vasıtasıyla kendimizi dünyaya ve başkalarına tamamen açarız. Başka bir insana bağlanabilmek için ona açık olmam gerekir. Olmamızı gerektiğini düşündüğümüz kişi olmak arzusundan sıyrılarak, gerçekten olduğumuz kişi olmaya izin vererek. Gerçekte kimim ben? Gerçekte olduğum kişi olmak, yani olduğum gibi görünmekle sahiciliğe adım atarım. İncinmeyi göze alarak."

Kemal Sayar "Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez"le insanın kendisiyle, ötekiyle, dünyayla kurduğu ilişkilere, varoluşla gerçekleştirdiği buluşmaya dikkat çekiyor. Yaşarken incitici de olsa geriye dönüp baktığımızda bizi olgunlaştırdığını düşündüğümüz her şeyle yani "hayat"la buluşmanın "hayatı askıya almadan" yaşamanın ipuçları Kemal Sayar'ın usta kalemiyle "Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez"de.

Yorum

  Tom Waits'in A Little Rain adlı şarkısındaki And a little rain never hurt no one cümlesi Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez'in kitap adı olmuş.

  Kitabın adı kitaba çok yakışmış bunu okudukça daha iyi anlıyorsunuz, zaten bu kitaba beni çeken adı olmuştu. Yazar her zamanki tarzıyla ele almış kitabı, insanı günlük hayatın koşturmacasından çekip almak, dışarıdan hayata yeniden bakmayı sağlamak için kelimeleri çok güzel bir ahenkle dizerek bizlere sunmuş. Ben Sayar'ı ve kalemini çok seviyorum, okuduğum her kitabından ayrı bir zevk almışımdır, aynı şeyler bu kitap içinde geçerli.

  Yazar kitabın büyük bölümünde acıdan kaçarak mutluluk aramamız üzerine yazılar yazmış. Biraz acı çekmeli insan, yağmur biraz değmeli ki insan olgunlaşsın, aradığı o mutluluğun önemini anlasın. Kitabın büyük bölümünde anlatılmak istenen Konfüçyüs'ün şu sözü ile özetlenebilir; 
Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz”
  Kitabın üzerine uzun uzun konuşmak gerekir belki ama ben okumanızı tavsiye ederek yazıma son veriyorum, ben yine çok sevdim Sayar'ın kalemini, o hep yazsın bizde hep okuyalım.

Alıntılar

Kelimeler ruha dokunur, kelimeler ruhu kanatlandırır. 
Hayatın bize sundukları içinde hüznü doğal bir seçimle sevebiliyor olsaydık; iri kahkahalara, gösterişli hayatlara ihtiyaç duymayacaktık. 
Ancak ruhunu kaybetmemişler hayal edebilir. Ancak hayal edenler hüzünlenebilir. 
Kalbini açmayana şifa yoktur. Dinlemeyi bilmeyende şifa bulamaz. 
Gerçeğin acı ilacı insanı ayık tutar. 'Pozitif' yalanlarla sahte cennetlerde gezinmek yerine, gerçeğin kolunda bu dünyaya yaslanmak yeğdir. 
İnsanlar bir gülüşün ardına sığınıyor çünkü dünyanın karmaşasıyla yüzleşmekten korkuyorlar.

Puanım


28 Ekim 2016 Cuma

Sanal Aşk - Kemal Sayar | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Sanal Aşk
Seri: Yok
Yayınevi: Kapı Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2016

Arka Kapak Yazısı

Artık insanlar birbirine değil telefonlarına bakıyorlar. İnternet bizleri uzaklardakilere yakın ederken, yanı başımızdakilerden de uzaklaştırmaya başladı. İlişkiler Facebook'ta kurulur, WhatsApp'ta sürdürülür, "arkadaşlık listesinden silerek" de bitirilir oldu. Oysa aşkın ve ayrılığın acısı her çağda can yakıyor. Teknoloji değişse de insan yüreği aynı kalıyor.

Bu kitap sanal aşkları ve gerçek duyguları her yönüyle ele alarak, bir "internet profili"nden fazlası olan bizlere anlatan ilk kapsamlı eser. Okurken kendinize dair ilk kez fark edeceğiniz çok şey olacak.

Kesin olan bir şey var ki o da sanal dünyanın ilişkilerimizi ve ilişki sürdürme biçimlerimizi derinden etkilediği. Her şeyin bir "tık"la değiştiği bir zamanda aşk da uçuculuktan nasipleniyor, bir "tık"la buharlaşıyor. Geride kalan duygular ne kadar gerçek ve uzun ömürlü peki?

Yorum

  Kemal Sayar.. yazdıklarıyla, cümleleriyle ruhuma, hayatıma dokunabilen az sayıda yazardan biri. Kitaplarından etkilendiğim bir çok yazar oluyor ancak Sayar bir başka, o hayatıma cümleleriyle dokunuyor ve varlığını somut bir biçimde hissettiriyor. Bu yüzden onun yazdıkları benim için çok değerlidir, Sanal Aşk'ın çıkacağını duyunca çok sevinmiş ve heyecanla beklemiştim. Hatta tanıtım yazısında belirtmiştim, yazıya buradan ulaşabilirsiniz.



  Kemal Sayar ve Berna Yalaz'ın birlikte kaleme aldığı kitap, çağımızın yeni çözüm ve sorunlarına değiniyor. Değişen dünya ve değişen hayatlarımızda, sanal dünyanın, siberalemin eksi ve artı yönlerini değerlendiren bir kitap. Kitapta sanal dünyanın etkilerini tüm yönleriyle görebilmek mümkün, hayatlarımıza girişi ve hayatlarımızı yeniden şekillendirişi ve henüz netleşmemiş olan hayatlarımızın gittiği yön... Yazarlar bunların her birini artı ve eksi yönleri ile sunmaya çalışmış ve bu esnada da bir çok kaynak ve araştırmadan yararlanarak en net ve en doğru sonuca ulaşmaya çalışmışlar.

  Açıkçası kitap beni büyüledi ve hayatımı gerçekten etkiledi. Sanal alemde gereğinden fazla vakit geçirmeye, telefona daha fazla gömülmeye başlamıştım bu beni rahatsız ediyordu ki bu kitaba başladım ve internet bağımlılığımı gözden geçirmeye karar verdim ve kitabı okudukça kendi hayatımı da okumaya çalıştım. Kitaba başladıktan sonra bağımlılığıma dur demem gerektiğine karar verdim ve internet kullanımımı azaltmak için çabalamaya başladım, şimdilik iyi gidiyorum. Önceden bir günde telefonumun şarjı tamamen biterken artık bir günün sonunda %40 kadarı hala bitmemiş oluyor ve zamanla bu durumu daha da iyileştirmek istiyorum.

  Kitabın kendi hayatıma etkisini biraz uzunca anlattım çünkü boş bir kitap değil, size şunu yapan, bunu yapın diyen kitaplardan değil. Soru sormanıza, yapmanız gerekeni kendinizin bulmasına olanak sağlayan bir kitap. İşte bu yüzden uzunca yazmak ve belirmek istedim. Kitap size bilgiyi veriyor ne yapmak istediğiniz size kalmış, ben bağımlılığımla baş etmeye karar verdim *her ne kadar bağımlı olduğumu kabul etmek istemesem de öyleyim*, bence sizde kitabı okumalı ve ne yapacağınıza karar vermelisiniz. Sanal Aşk'ı okumasanız bile lütfen sanal dünya ile olan ilişkinize bir göz atın ve bağımlı olmadan onu yönetebilir hale gelin.

Yalnızlık, yalnız kalmanın sancısı iken; tek başınalık, yalnız olmayı seçmenin zaferidir. Yalnızlık fiziksel ve duygusal olarak acı verir, onu en çok istediğimiz anda bizden uzak kalan bir yakınlığın yokluğunu belirtir. Tek başınalık ise bilinçli ve iradi bir biçimde yalnızlığı yeğlemektir. Tek başınalığın ruha verdiği tatmin hissini yaşamayan kişi, yalnızlığın verdiği ıstırabı tadar. Tek başınalık lazım geldiğinde o yalnızlıktan çıkabilmektir de.
  Tek başına kalamıyoruz, çünkü her yalnız kaldığımızda kafamızı ekranlara gömüyor düşüncelerimizden, kendimizden kaçıyoruz. Hadi başımızı kaldıralım ve biraz tek başımıza kalalım. Ruhumuzun derinliklerinde yolculuğa çıkalım, kendimizden kaçmak yerine kendimizle yüzleşelim.

   Yazımı okuduğunuz için teşekkürler, iyi okumalar.

Puanım



5 Ağustos 2016 Cuma

Olmak Cesareti - Kemal Sayar | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Olmak Cesareti
Seri: Yok
Yayınevi: Kapı Yayınları
Sayfa Sayısı: 264
Baskı Yılı: 2016


Arka Kapak Yazısı

Olmak cesareti, insanın maske takmadan,
“mış gibi” yapmadan, kendi çıplak varoluşuyla, nerede durduğunu, nereye ait olduğunu, nasıl bir dünya tasavvur ettiğini, hiç gizlemeden, utanıp sıkılmadan gösterebilmesi demektir! Korkmadan “Hayır!” diyebilmek, boyun eğmeden dik durabilmek, tahakküme karşı durma cesaretidir.
Bize kendi aklını vasi tayin etmek isteyenlere karşı “Hayır, ben kendi aklımla mesudum, senin aklına ihtiyaç duymuyorum!” diyebilmektir.
Hakikat ve hakikilik, cesaret istiyor.
Kemal Sayar, zamanın ötesine konuştuğu
yazılarıyla bize bunu hatırlatıyor.


Bir kaygı döneminden geçiyoruz, ama etrafımızda olan bitenleri, kendi içimizde olan bitenleri dikkatle izliyoruz. Böylesi dönemlerde kendi içimizdeki boşluktan aşağı bakabilmek nasıl da
önem kazanıyor! Milletçe, “olmak”
cesaretini göstermemiz gerekiyor.

Yorum

  Olmak Cesareti, ilk olarak 2013 yılında yayınlanmış ve 2016 Haziran'da da genişletilerek Kapı Yayınları tarafından basılmış. Ben genişletilmiş baskıyı seçerek Kapı Yayınları'ndan çıkan baskısını aldım ve okudum. Kitaptan önce şuna değinmek isterim, yazarın Kapı Yayınları tarafından basılan kitaplarının kapakları çok hoşuma gidiyor, kitaplıkta yan yana dururken çok güzel görüntü sergiliyorlar. :)

  Tabii bir kitap dışı değil içi için okunur, kitabın içeriğine gelecek olursak Sayar yine kendine has üslubu ile kaleme almış ve içinde hayattan bir çok şey barındırıyor, ağırlıklı olarak da kendiliğimizle ve biz olmamızla ilgili bölümler yer alıyor. Kitabı okurken hayatınıza ve kendinize göz atarsanız eğer, yazarın kitapta bahsettiği gibi bundan kaçmak yerine kendinizle yüzleşmeye başlarsanız aslında günlük hayatın karmaşası içinde ne kadar çok şeyi gözden kaçırdığınızı anlıyorsunuz.



  Kitabı okudukça kitabın isminin ne kadar güzel olduğunu anladım, gerçekten olmak cesaret isteyen bir şey, insanın kendisi olması -gerçek kendisi olabilmesi, kendisiyle yüzleşmesi ve kendini bilmesi gerçekten cesaret gerektiren bir şey ve hiç kolay olmayan bir şey. Okurken bolca düşündüm ve yazarın değindiği gibi olmak cesareti göstermek yerine bir kaçışa kendimiz kaptırdığımızı fark ettim, zor olanla, içimizdeki karanlık kuyu ile yüzleşmek yerine kaçıyor ve düşüncelerimizin sesini susturmaya çalışıyoruz, en azından kendi adıma zaman zaman bu kaçışa başvurduğumu fark ettim ve kaçışa dur deyip, olmak cesaretini göstermeye karar verdim ve deniyorum.

  Olmak Cesareti benim çok beğendiğim ve sindire sindire okumaya çalıştığım bir kitap oldu, anlatmak istedikleriyle, değindiği noktalarla gerçekten çok iyi bir kitap. Herkesin kitapta anlatılması gereken şeylere kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum, modern zamanın yalnızlığına sıkışıp kalmış insanlığın kaybettiği değerleri vurgulayan Kemal Sayar'a kulak vermemiz gerek.

  Kemal Sayar'ın Olmak Cesareti ile ilgili röportajına buradan ulaşabilirsiniz. Çok güzel bir röportaj olmuş. :)

  İyi Okumalar. :)

Alıntılar

  Aşk umut eder. 
Umutlu insan kökü ve kanatları olan insandır, buhranların içinden çıkmanın ve sorunları çözmenin bir yolunu bulur. Hayatlarımız boyunca kök ve kanatlarımızı arar, bazen bulur, bazen de kaybederiz. Tuhaf ama, kanatlanacak cesareti bulanlar aynı zamanda bir kökü olanlardır. 
Büyüdükçe yalnızlaşırız.
Milletçe, "olmak" cesaretini göstermemiz gerekiyor. Korkak davranmaya hakkımız yok. Avrupa'da totalitarizmi tırmandıran, Hitler ya da Mussolini'nin iktidarı ele geçirmesi değildi, boşluk içinde çırpınan toplumların bu kaygıyla baş etmek yerine kolektif nevroza sığınmaları, teslim olmalarıydı.

Puanım


3 Temmuz 2016 Pazar

Aşk ve Ölüm Üzerine - Patrick Süskind | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Über Liebe und Tod
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 64
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 3.59  (721 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Patrick Süskind, aşkın izini sürdüğü denemesinde geçmişten günümüze Batı'nın düşünce, kültür ve edebiyat dünyasının yönünü belirlemiş İlkçağ düşünürlerini, mitolojik ve kurmaca kahramanlarını ve yazarları yanına alarak duygu dünyasına doğru düşünsel bir yolculuğa çıkartır okurunu. Aşk nasıl tanımlanagelmiştir? Sokrates'in Phaidros'ta ifade ettiği gibi bir coşkunluk hali, bir tür delilik midir aşk? Yunan düşünürün Diotima'ya söylettiği gibi "doğurmanın, güzel içinde yaratmanın sevgisi" midir gerçekten de? Stendhal'in betimlediği gibi ölümle doğal bir ilişki içinde midir? Yoksa düpedüz ahmaklık mıdır? Süskind bu ve bunun gibi soruların peşine düşerken bir yandan gündelik yaşantılarımızın deneyimlerine yöneltir bakışını, diğer yandan aşkın tarihsel rotalarında gezinir: Aşk ile ölümü uzlaştırma girişiminde bulunan Orpheus; hayatında Eros'a yer vermeyen, bunun yerine mutlak iktidara tutkun bir İsa figürü; aşk ölümlerini tümden romantikleştiren 19. yüzyıl âşıkları; 21. yüzyılın hızlı âşıkları Süskind'in yazı düzleminde buluşturulur.

Süskind'in zaman zaman sivri bir alaya uzanan muzip bir ironiyle kaleme aldığı metni, Batı kültürünün aşkı anlamlandırma, deneyimleme ve sanat düzleminde ölümsüzlüğe kavuşturma tarihine ilişkin bir yeniden okuma denemesidir aynı zamanda.

Yorum

  Patrick Süskind'in Koku adlı kitabını okumak istiyordum ama geçenlerde adını hatırlamadığım bir blogda bu kitabın yorumunu görmüş, kitabı merak etmiştim. Kütüphanede görünce de okumak için aldım.

  Aşk ve Ölüm Üzerine, bir çok filozofun, mitolojinin ve yazarın ışığında aşk ve ölümün incelendiği, aşkın aslında ne olduğunu araştıran bir kitap. Yazar bir çok kaynağın ve bilginin ışığında aşk yolculuğuna çıkıyor.

  Ben kitaptan daha fazla fikir beklemiştim, en azından yazara ait. Ne yazık ki yazarın kendine ait düşüncesi pek yer almıyor bu kitapta ve bu beni hayal kırıklığına uğrattı biraz. Daha çok fikir beklerken sadece bir çok farklı kaynaktan toplanmış bilgiyle karşılaştım. Keşke sadece bu konuda Batı kültüründen değil Doğu'dan da yararlansa daha çeşitli görüşleri barındırsaydı. Bir oturuşta okudum kitabı ve tatmin olmuş bir şekilde kalkamadım. Kitapta aşkla ilgili bir çok farklı görüş okusam da ben  hala Sherlock gibi düşünüyorum bu konuda. :D


  Aşk ve Ölüm Üzerine, Batı felsefesindeki farklı görüşleri bir arada bulabileceğiniz güzel bir deneme olmuş. Bir oturuşta okuyup kalkabileceğiniz iyi bir kitap, ilgilenenler beğenebilir. :) İyi okumalar. :)

Puanım


14 Nisan 2016 Perşembe

Kayıp Arkadaş - Kemal Sayar | Kitap Yorumu





Orijinal Adı: Kayıp Arkadaş
Seri: Yok
Yayınevi: Kapı Yayınları
Sayfa Sayısı: 240
Baskı Yılı: 2016


Yorum

  Herkese merhaba! :) Kemal Sayar'ın yeni bir kitap çıkardığını öğrenince çok sevinmiş, bir tanıtım yazısıyla bunu paylaşmıştım. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Arka kapak yazısını tanıtımda paylaştığım için bu yazıda paylaşmayacağım.

  Kayıp Arkadaş'ın çıkmasına çok sevindikten kısa sonra sipariş etmiş ve almıştım, kitaba başlamam istediğimden biraz daha geç olsa da çok uzun geçmeden okuyabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, kitap ilk çıktığında araştırırken bir çok sitede kitabı roman kategorisinde görmüş ve şaşırmıştım, Sayar'ın yazdığı kitaplardan hiçbiri roman değildi ve arka kapak yazısı da roman tanıtımı gibi değil. Kitabı alınca öğrendim ki kitap roman değil deneme türünde, zaten yayınevi de edebiyat-deneme kategorisine almış.

  Kitabın konusu ise en basit tanımıyla hayat, güncel hayatımız. Sayar kitabında terörü, günlük yaşantımızı, toplumumuzu, dünyayı, insanlığın tutumunu, toplumsal gruplaşmaları ve daha bu gibi bir çok noktayı ele alıyor. Ama öyle güzel ele alıyor ki insan okurken bambaşka bir dünyaya geçiş yapıyor.

  Kitapta güncel olaylarda sık sık yer buluyor ve yazar fikirlerini sunmuyor, doğruları göstermeye çalışmıyor, bize kim olduğumuzu hatırlatmaya çalışıyor. Ait olduğumuz kimlikleri, toplumdaki konumumuzu bırakıp öncelikle insan olduğumuzu hatırlamamız için çaba gösteriyor yazar.

Her insanın o biricik insanlığını tanımak gerek. İdeoloji veya grup kimliklerine has maskelerinin insanlığını örtmesine izin vermemeliyiz. Bütün kötülüğü düşmanına veren ve yeryüzündeki kötülükten kendisine hiç pay çıkarmayan kişi giderek düşmanına benzer. Düşmanımdan ne kadar farklı olduğumu düşünürsem o kadar aynı olurum, ne kadar aynı olduğumu düşünürsem o kadar farklılaşırım.
  Okurken gözardı atığım ne kadar çok şey olduğunu fark ettim, yepyeni bakış açıları kazandım. Sadece okunup geçilecek bir kitap değil bu, dolu dolu size bir şeyler katacak bir kitap. Sayar hiçbir siyasi görüş, kişisel düşünce paylaşmıyor kitapta, sadece ve sadece gerçek insanlığın, gerçek merhametin, gerçek adaletin altını çiziyor. Kitapta verilmeye çalışılan en net mesajlardan biri şu; Kim olsak da, ne olsak da yada hangi düşünceye sahip olsak da öncelikle hatırlamamız gereken şey insan olduğumuz.

"O da bunu hak etti..." mi diyeceğim? Pek çoklarının Mısır veya Berkin için söylediği gibi "Ama Mursi de...", "Ama Berkin de..." diye başlayan cümlelerle şiddeti örtük bir biçimde aklayacak mıyım? Yoksa bana benzemeyenin ıstırabına saygı duyacak ve darbeye darbe, katile katil diyerek mazlumlarla aynı safta yer alabilecek miyim? Vicdan iyi bir turnosol kağıdıdır.
 Kayıp Arkadaş son zamanlarda okuduğum en ufuk açan (tamam çok saçma oldu tanım ama öyle:), en güzel kitaplardan biri. Kemal Sayar ortaya gerçekten çok güzel bir iş çıkarmış. Okuduğunuza pişman olmayacağınız, size mutlaka bir şey katacak mükemmel kitaplardan biri. Kitabı, dilini sevmeseniz bile anlattıkları mutlaka size bir şey katacaktır, her okuyanda iz bırakabilecek çok güzel bir kitap. Ben okumanızı kesinlikle tavsiye ederim ve umarım okursunuz. İyi okumalar :)

Alıntılar

İnsan hasmından kötülük bekler, kötülüğü kendi grubunda olanlara nispetle, hasımlarına daha çok yakıştırır. Gizli saklı elde edilmiş olanın gerçek olduğuna daha kolay inanır. 
Yeni teknolojiler devletin merkezden çıktığını, gücün dağılıp yaygınlaştığını düşündürmekte. Artık gözetleme iktidarının kökenleri daha belirsiz ve etkileri çok daha çeşitlidir. Bir tek büyük birader yerini sayısız küçük birader her an, her yerde işbaşındadır. 
"Hükümetler Afrika'da önce beslenme ve barınma sorununu çözmeli; özgürlüklerini sağlamak sonra gelir," diyen bir Batılı diplomata, Afrikalı bir kadının verdiği cevap çok manidardır: "Konuşma özgürlüğüm olmazsa, ekmeğimi kimin çaldığı hakkında nasıl konuşacağım?" 
Özgür bir toplum için konuşabilmek şarttır. Konuşamadığımızda giderek yalnızlaşır, içe kapanır ve komplo teorilerine itibar eder hale geliriz. 
Günümüzde kayıtlı ve kayıtdışı politikanın şaka ve kahkaha üzerine değil açık ve örtük nefret üzerine inşa edildiğini görüyoruz. Nefret ve öfke değerli bir politik mal artık... 
Rabia katliamından sonra nasıl bir vurdumduymazlık bir toplumsal kesime egemen olduysa, bugün Türkiye'nin başka çocuklarının ölümünden sonra başka bir toplumsal kesim sağır ve dilsiz kesiliyor. 
Stalin veya Pol Pot'u cinayetlerini anlamak için Das Kapital'e bakmadığınız gibi, İsrail devlet terörünü anlamak için Tevrat'a müracaat etmediğiniz gibi, Karadziç'in cinayetlerinin İncil'de bir dayanağı olmadığı gibi, IŞİD vahşetini anlamak için de mukaddes Kuran'a bakamazsınız.
Oysa kökten bir empati, sadece bize benzeyeni değil, bize benzemeyeni de anlayabilmeyi gerektirir. Asıl erdem, benim gibi olmayan için duyduğum merhamettir. 
Ahlak, başkalarının acıları için de harekete geçmeyi gerektirir. Sadece benim için veya benim kabilem için değil, öteki için de adalet. 
Ötekinin kötü olması bizim iyiliğimize delalet etmez oysa onun kötü olduğu kadar bizde kötü olabiliriz. Ötekini kötü ilan etmekle, onunla savaşmak için her aracı mübah sayamayız. 
Devlet bizim mutluluğumuz içindir, sopasını kafamıza indirmek için değil. Sokaklarımızı terörden korusun ama bunu ne olur her bir insanın canının üzerine titizlenerek yapsın. Sobalarımıza, kazanlarımıza kömür üretsin ama her bir madencinin canını aziz bilerek yapsın. 
Birilerinin zekice söylediği gibi, "Meğer yeraltı zenginliği dediğimiz, bu madencilerin ta kendisiymiş!" 
Hakikat yaralar, yalan ise öldürür. 
Salman Sayyid'in ifadesiyle, "Batı'nın yaptığı en büyük hile, neyin iyi neyin kötü olduğunu ancak kendilerinin bildiği konusunda dünyayı ikna etmeleridir." 
"Zor durumdakilerin çığlığı her zaman haklı olmayabilir fakat onlara kulaklarınızı kapatırsanız hakkın ne olduğunu asla öğrenemezsiniz," der Zinn. 
Geçmişi susturmak sadece bugünü zehirler. 
Tarih her milletin iniltileriyle dolu. İniltilerin bir önceliği yoktur. Her acı, insanlığın acısıdır. 
Konuşmak kendimizin ve ötekinin kör noktalarını keşfedebilmemizi sağlar. 
Ölüm kişisel bir bozgun değil. Hayatın da çevrimleri var ve insan için önemli olan ecel vakti gelip çatana dek anlamlı bir hayatın izini sürmek. 
Ölümle yüzleşmek yaşama cesareti ister. Hayatın trajedisi ölmek değil, yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir.

Puanım