21 Kasım 2016 Pazartesi

Dorian Gray'in Portresi | Çeviri İncelemesi

  Kitap okurken çeviri çok önemli bir unsur, özellikle de kitap kelime oyunları ve kelimelerin ahenkli dansı ile yazıldıysa. Kitap alırken çevirilere çok dikkat etmeye çalışıyorum, bu konuda en çok klasiklerde sıkıntı yaşıyor benim gibi tüm okurlar biliyorum. Bu yayınevi iyidir derken hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Bundan sonra elimden geldikçe -özelliklerde klasiklerde- farklı yayınevlerinin çevirilerini incelemeye çalışacağım.

  Bu serüvendeki ilk kitap Dorian Gray'in Portresi oldu. Üç farklı yayınevinin çevirisini incelemeye çalışacağım, seçtiğim cümleler alıntı olarak hoşuma gidenler. Alıntıları uzun tutmamaya çalıştım. Umarım kafanızda bir fikir oluşabilir. İleride kitabın farklı çevirisine denk gelirsem onu da yazıya eklemeye çalışacağım.

  İlk alıntılar Can Yayınları'ndan, ikinci alıntılar Antik Kitap'tan, üçüncü alıntılar Remzi Kitabevi'nden.

Can Yayınları;
"Kime ait?"
"Elbette ki Dorian’a," diye yanıtladı ressam.
"Çok şanslı çocukmuş."
Dorian Gray, "Ne hazin!" diye mırıldandı gözlerini kendi portresinden ayırmadan. "Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda... Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet, koca dünyada vermeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda!"
Lord Henry gülerek, “Basil, böyle bir pazarlık senin işine gelmezdi," dedi. "Yapıtına haksızlık olurdu." 

Antik Kitap;
"Kimin peki?"
"Tabii ki Dorian'ın" diye cevapladı ressam.
"Dorian çok talihli bir adam."
Gözleri hala kendi portresinde olan Dorian Gray, "Ne kadar hazin!" diye mırıldandı. "Ne kadar hazin! Yaşlanacak, berbat ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. Asla bu harika Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Keşke başka yürlü olsaydı! Ben sonsuza dek genç kalsaydım da bu resim ihtiyarlasaydı. İşte bunun için... Bunun için her şeyimi verirdim! Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yok! Hatta ruhumu bile verirdim!"
"Böylesi bir anlaşmayı hiç istemezdin Basil" diye bağırdı Lord Henry gülerek. "Bu, eserinin talihsizliği olurdu."

Remzi Kitabevi;
"Kimin malı öyle ise?"
Ressam "Şüphesiz Dorian'ın" diye karşılık verdi.
"Ne talihli adam!"
Dorian Gray, gözleri hala kendi resmine dikili, "Ne üzücü şey!" diye fısıldadı. "Ne üzücü!. Ben ihtiyarlayacağım, çirkin ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. İşte şu Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Aksine olsayı, ben genç kalsaydım da resim ihtiyarlasaydı. Bunun için - bunun için her şeyi verirdim. Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yoktue. Canımı verirdim ruhum için!"
Lord Henry gülerek "Böyle bir değişmeye razı olmazdım Basil" dedi. "Bu eserini biraz hor görmek olurdu."




Can Yayınları;
Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.

Antik Kitap;Şu günlerde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar; fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.

Remzi Kitabevi;
Alem bugün her şeyin fiyatını biliyor ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor.




Can Yayınları;
Saat üçü vurdu, sonra dördü, yarım saatlerin çifte vuruşu duyuldu, ama Dorian Gray yerinden kıpırdamıyordu. Hayatın kızıl ipliklerini bir araya getirip örerek bir örnek çıkarmaya, içinde dolaştığı şu kan renkli tutku labirentinde çıkar bir yol bulmaya çabalıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bildiği yoktu. En sonunda masa başına geçti, sevdiği kıza, af dileyen, kendi kendini zırdelilikle suçlayan ateşli bir mektup yazdı. Birbiri ardına birçok sayfaları üzüntüsünü dile getiren çılgın ve acısını dile getiren daha da çılgın sözcüklerle doldurdu. Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil. Dorian mektubu bitirdiği zaman bağışlanmış olduğunu duyumsuyordu.

Antik Kitap;Saat üçü, sonra dördü ve nihaet dört buçuğu çaldı; fakat Dorian Gray yerinden kıpırdamadı. Hayatının kırık dökük parçalarını bir araya getirmeye, içinde dolaştığı ihtirasın kanlı dhlizinde yolunu bulmaya çalışıyordu. Ne yapacağını ve ne düşüneceğini bilmiyordu. Sonunda, masaya oturduğu ve sevdiği kıza, bir delilik yaptığını ve bunun için kendini bğiışlamasını dileyen bir mektup yazdı. Acı ve kahır yüklü cümlelerle dolu, sayfalarca yazı, yazdı. Yaptığı şey kendi kendisini kınamaktı. Yakışıksız bir şey yaptığımız ve kendimizi suçladığımızda, başkalarının bizi kınamaya hakkı olmadığını düşünürüz. Hakikatte bizi beraat ettiren papaz değil, onun önünde yaptığımız itiraftır. Bu yüzden Dorian Gray mektubu tammaladığı zaman kendini bağışlanmış hissetti.

Remzi Kitabevi;
Saat üçü vurdu, dördü vurdu, ve yarım saatin ikiz vuruşu çaldı. Dorian Gray kımıldamadı. Yatıyor ve hayatın kızıl ipliklerini toplamaya ve onlardanbir örnek dokumağa, içimdde dolaştığı ihtirasın kanlı labirentinde yolunu bulmağa çalışıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bilmiyordu. Nihayet masaya gitti. Sevdiği kıza ihtiraslı bir mektup yazarak kendini affetmesi için yalvardı. Ve kendini delilikle suçlandırarak pişmanlığın vahşi ve azabın bundan daha vahşi kelimeleriyle sayfaları doldurdu. Kendini alçaltmanın bir hazzı vardır,. Kendimizi suçlu çıkarırken başkalarının bize suç bulmağa hakkı olmadığını hissederiz. Günahlarımızı affettiren papas değil, itiraftır. Dorian mektubu bitirince affedilmiş olduğunu hissetti.




Can Yayınları;
Dorian irkilerek yüzünü buruşturdu; çevresine, eski püskü şiltelerin üzerinde, olmayacak biçimlerde serilip yatmış duran biçimsiz şeylere baktı. Çarpılmış bacaklar, açılmış ağızlar, boş bakan fersiz gözler onu büyülüyordu sanki. Onların hangi garip cennetlerde azap çektiklerini, hangi nursuz cehennemlerin yepyeni zevklerinin gizini öğrendiklerini biliyordu. Onların durumu kendisininkinden iyiydi. Kendisi düşüncelerinin zindanı içindeydi çünkü. Anılar, korkunç bir hastalık gibi ruhunu kemirip bitirmekteydi. Durup durup Basil Hallward’ın ona bakan gözlerini görür gibi oluyordu. Gene de burada kalabileceğini sanmıyordu. Adrian Singleton’un varlığı tedirgin ediyordu onu. Kimsenin kendisini tanımayacağı bir yerde olmak istiyordu. Kendi kendisinden kaçmayı istiyordu.

Antik Kitap;
Dorian irkilerek kaba minderler üzerine fantastik biçimde uzanmış garip varlıklara baktı. Burkulmuş bacaklar, bir karış açıkağızlar, dik dik bakan donuk gözler kanını dondurdu. Nasıl garip bir cennette acı çektiklerini ve nasıl donuk bir cehennemde yeni heyecanların sırlarını öğrendiklerini biliyordu. Hepsi de kendinden daha iyi durumdaydılar. O ise düşüncenin zindanındaydı. Hafıza bir hastalık gibi ruhunu kemirmekteydi. Zaman zaman Basil Hallward'ın kendisine dik dik bakan gözlerini görüyor gibi oluyor, buna dayanamadığını hissediyordu. Adrian Singleton'un varlığından rahatız olmuştu. Kendisini hiç kimsenin tanımayacağı yerlerde olmak istiyordu. Kendisinden bile kaçmak istiyordu.


Remzi Kitabevi;
Dorian irkildi. Ve yırtık pırtık şiltelerin üzerinde öyle fantastik hallerle uzanmış acayip şekillere baktı. Sarkmış el ayaklar, açık ağızlar, fersiz, donuk gözler onu büyüledi. Hangi garip cennetlerde işkence çektiklerini, hangi karanlık cehennemlerin onlara yeni bir keyfin sırrını öğrettiğini biliyordu. Onlar bu bakımdan kendinden daha iyi durumda idiler. O, düşünce ile zehirlenmişti. Olanı hatırlama korkunç bir hastalık gibi, ruhunu kemiriyordu. Zaman zaman Basil Hallwar'ın gözlerini üstüne dikilmiş sanıyordu. Buna rağmen burada kalamayacağını hissetti. Adrian Singlton'un varlığı onu tedrgin ediyordu. Hiç kimsenin kendisini tanımadığı bir yerde olmak istiyordu. Kendinden kaçmak istiyordu.





Can Yayınları;
"Ben yarının doğrularını bildiririm."
Genç kadın, "Ben bugünün yanılgılarını yeğlerim," diye yanıtladı.

Antik Kitap;
"Size yarının gerçeklerini gösteriyorum."
Düşes, "Bugünün hatalarını tercih ederim" dedi.

Remzi Kitabevi;
"Yarının gerçeklerini söylüyorum."
Kadın, "Bugünün yanlışlarını tercih ederim" diye cevap verdi.




Can Yayınları;
Bu resmin salt anısı bile nice keyifli dakikanın tadını kaçırmıştı. Portresi başına vicdan kesilmişti sanki. Evet, vicdanı olmuştu onun. Dorian portreyi ortadan kaldırmalıydı. 
Antik Kitap;
Bu resim, pek çok keyifli zamanını mahveden bir hatıra idi. Onun için bir nevi vicdan hükmündeydi. Evet, o vicdandı. Onu yok etmeliydi.

Remzi Kitabevi;
Onu yalnız hatırlamak bile bir çok neşeli anlarını zehirlemişti. O, sanki vicdan yerine geçmişti. Evet, o vicdan oluştu. Onu yok edecekti.


  Çeviriler gördüğünüz şekilde, ben Can Yayınları ve Antik Kitap'ın çevirisini sevdim, bazı yerlerde biri bazı yerlerde diğeri daha iyi iş çıkarmış. Bence ikisi de rahatlıkla tercih edilebilir. Ancak ben Remzi Kitabevi'nin çevirisin, sevemedim, akışkan ve iyi bir çeviri hissi uyandırmadı bende. Hangisini seçeceğiniz size kalmış tabii ki. :)

  Ben Antik Kitap'tan okudum kitabı ve memnun kaldım, kitabın yorumu için buraya tıklayabilirsiniz.

  Sağlıcakla ve sevgi ile kalın. :)

8 yorum:

  1. Yorumuna katiliyorum, bazi yerlerde Can, bazi yerlerde Antik daha iyi, harika bir is olmus bu karsilastirma, ceviri cok onemli gercekten, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. :) Ben çeviriyi çok önemsiyorum, buna benzer çalışmalar yapmayı umuyorum. Sevgiler. :))

      Sil
  2. Faydalı bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Dorian Gray'in Portresi benim en sevdiğim klasiklerden biridir. Can Yayınları çevirisinden okumuş ve memnun kalmıştım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir kitap gerçekten. Can yayınlarının çevirisi güzel, evet. :))

      Sil
  3. Ufak tefek kelime farklılıkları ne kadar da değiştiriyormuş akıcılığı onu fark ettim okurken. Benim için oldukça yararlı bir yazı oldu. Can Yayınlarına öncelik vermeye çalışacağım klasik alırken artık. Teşekkürler :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet küçük bir kelime değişimi büyük farklılığa sebep olabiliyor. Can yayınlarının çevirileri genelde iyi oluyor, bende onu tercih etmeye çalışıyorum. :)

      Sil
  4. Çevirmenlik çok mesuliyetli bir iş. İyi bir lisan bilgisi, tecrübe, donanım ve en çok da yetenek isteyen bir meslek. Hepsini, ayrı düşebilen ifadelerini de anlayarak okudum. Halbuki yazar, yazdığı ve anlatmak istediği.Yaptığınız bu çalışmanın ne kadar yararlı olduğunu biliyorsunuz mutlaka. Şimdi de kitabın yorumunu okuyacağım. Kutlamak ve teşekkür etmek istiyorum. Değerlisiniz kızlarım. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. :) Zamanla çevirinin ne kadar önemli olduğunu anladım ve bu konuda farkındalık oluşturmak istiyorum, umarım az da olsa işe yarar çabam. Güzel yorumunuz için teşekkürler. ^.^

      Sil