Ekstralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekstralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2017 Cumartesi

GERİ DÖNÜŞ

 

  Tüm kitap severlere selam olsun Görüşmeyeli uzun zaman oluyor değil mi? Hayat şartları, koşuşturma okulun zorluğu, iş ve çalışma derken bloga yazmaya yazmaya bu sıcacık ortamdan, bu zevkli hobimden soğumayı ve uzaklaşmayı nasıl kendime yedirebildim, nasıl kabullenebildim gerçekten şaşırıyorum.
   
    İnanın çok kitap okuyamadığım bir yaz geçirdim, reading slump denen zorlu bir kitaplardan uzaklaşma sürecim oldu ki bu çok tuhaf bir şey. Hani deli gibi sevdiğiniz ve aşık olduğunuz insanla bile aranıza mesafe koymak isteyeceğiniz, sevginin yeterli olmayacağı durumlar vardır ya hiç soğumak ve ona hissettiğiniz o muhteşem duyguyu kaybetmek istemezsiniz ama elinizde değildir git gide ondan uzaklaşırsınız. 
   
     Kitaplara aşık olmama ve okuma eylemini deli gibi sevmeme rağmen koşuşturmaca döneminde kitaplardan uzak kaldığım ve okuyamadan geçirdiğim bir sürenin ardından kitap okuma tempom düşmüştü. Kitapları çok daha uzun zamana yayarak ve süründürerek okumaya başlamıştım. Normalde okuldan, iş güç ve yapılması gereken diğer zaruri faaliyetlerden sonra kalan boş vakitlerimde hiç şüphesiz ilk tercihim kitap okumak olurdu. Bir vakit başka nasıl en güzel şekilde değerlendirilebilirdi ki? Hatta bence kitap okumak bir boş vakit etkinliği değil, gün içerisinde yapılması mutlaka gerekli bir rutin olmalıydı.


    Mottomu düşünürsek; "Kitap okumadan yatağa girdiğim ve uyuduğum her gün ölü gündür. Ceza olarak (ya da ödül?) ertesi gün iki katı okuma görevi yüklüyorum kendime" türünden bir insandım. Ama gelin görün ki son birkaç aydır boş vakit bulduğumda kitap okuma etkinliğinin rakibi olarak yabancı dizi izleme, dışarı çıkıp arkadaşlarla takılma, ingilizce çalışma, film izleme, nette gezip saçma videolar izleme, bilgisayar oyunları oynama gibi şeyler de ön plana çıkmaya başladı. Çoğu zaman da kazanan onlar oldu. Bunun sebebi belki ruh halimden belki o dönem seçtiğim kitaplardandı veyahut bir şeyden soğuyunca tekrar ısınmak zaman aldığı içindi bilemiyorum. Ama gerçekten durumun farkındaydım ve buna çok üzülüyordum yine de elimden bir şey gelmiyordu. Tercihlerimi ve isteklerimi kontrol edemiyordum. Ama insanın içinde bir şey yerleşmiş, özüyle bütünleşmiş ve insan gerçekten onsuz var olamayacaksa er ya da geç o noktaya geri dönerdi. Bende uzun bir sürecin ardından içimde kor gibi yanan bir özlemle kitaplarıma geri döndüm ve onlarsız kalan zamanımı telafi etmek için sabırsızlanıyorum. Onları ihmal ettiğim için beneklerimden çok özür diliyorum. Sizleri ve blogumu ihmal ettiğimden dolayı sizlerden ve blogumdan, blog yoldaşım Esma'dan özür diliyorum.

   Challengımda geri kaldım, kitap listemde okunmayı bekleyen onlarca kitap var. Blogu aksattım, severek takip ettiğim ve yorumlar yazdığım sevgili blogger arkadaşlarımın güzel yazılarını kaçırdım. Bunlar için de ayrıyeten üzüntülerimi defalarca belirtmek istiyorum. Zaten yazıyı yazma amacım bu. Bir yandan da düşünüyorum da benim yaşadıklarımı elbet yaşayanlarınız vardır. Kitap okumaya delicesine aşık olup da bir noktada tıkanıp kalan sonradan bu tökezlemenin ardından tekrar yoluna kitaplarıyla devam edenleriniz vardır. Hatta bence birçok kitap severin karşılaşabileceği bir durum. O yüzden en büyük tavsiyem ne olursa olsun kitaplarımızı aksatmamak ve en yoğun dönemimizde bile olsak geceleri yatmadan önce üç beş sayfa bile olsa bir kitap okuyup uyumak.


    Gündüzleri vakitlerimi işe yaramaz şekilde geçirsem de geceleri okuduğum birkaç kitaptan yapabildiğim kadarının yorumunu yazdım ve sizlerle onları paylaşarak sahalara geri dönüyorum hayırlısıyla. Bundan sonra gerek kitap yorumları olsun, gerek diğer blog etkinlikleri olsun düzenli şekilde ilgilenmeye devam edeceğim sevgili arkadaşlarım. Umarım beni özlemişsinizdir çünkü sizler özlendiniz. Yazılarınızı özledim, yorumlarınızı özledim, paylaşmayı ve paylaştıkça güzelleşen bu samimi blog kardeşliğini özledim. Upuzun yazarak başınızı ağrıttım biliyorum ama beni okuyanlar bilir kitap yorumlarım bile uzar gider. Kendimi ifade ederken bolca kelime kullanmayı sevenlerdenim heralde idare edin artık. :) o zaman herkese "hoşbulduk" diyerek yazımı sonlandırıyorum. Zira okumam gereken kitaplar beni bekler çok da oyalanmamak lazım. Kitap yorumlarımı ileriki günlerde sizlerle paylaşacağım. Takipte kalın lütfen. Herkese bol kitaplı günler.:)

5 Nisan 2017 Çarşamba

Kış Şenliği Sonuçları


Bugün Kış Şenliği'nin sonuna geldik, güzel bir şenlik oldu benim için. Okumadığım kitapları okumuş oldum, ama listeye göre  davranmakta zorlandım, liste dışında dört kitap okumuşum mesela. :D


1. Kategori(10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların kışın geçtiği bir kitap 
Kitap Hırsızı - Marcus Zusak /Martı Yayınları (574 sf.)

2. Kategori(10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap 
Milenaya Mektuplar - Franz Kafka /Panama Yayınları (400 sf.)

3. Kategori(10 puan): İsminde bir şehir adı olan bir kitap 


5. Kategori(10 puan): Beyazperdeye aktarılmış bir kitap 
Baba - Mario Puzo /E Yayınları (488 sf.)

6. Kategori(10 puan): Bir şiir kitabı
Fuzuli ve Türkçe Divanı'ndan Seçmeler - Hasibe Mazıoğlu /Kültür Bankası Yayınları(247 sf.)

7. Kategori(10 puan): İsminde bir hayvan ismi olan bir kitap 
Yarasa - Jo Nesbo /Doğan Kitap (392 sf.)

9. Kategori(10 puan): 100 Temel Eser listesinden bir kitap
Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev /Can Yayınları(264 sf.)

10. Kategori(10 puan): Kategorilerden bağımsız canınızın istediği bir kitap
Çağların Kahramanı - Brandon Sanderson /Akılçelen Kitaplar(592 sf.)

11. Kategori(10 puan): Klasik Eserlerden bir kitap 
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf  /Kırmızı Kedi Yayınevi (128 sf.)

12. Kategori(10 puan): Korku/Gerilim türünde bir kitap 
Tek Başına - Lisa Gardner  /Martı Yayınları (500 sf.)

13. Kategori(10 puan): En Sevdiğiniz yayın evinden bir kitap
Şimdi ve Daima - Ray Bradbury /İthaki Yayınları(312 sf.)

15. Kategori(10 puan): 200 sayfadan kısa bir kitap 
Vahşetin Çağrısı - Jack London /İthaki Yayınları(107 sf.)

17. Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap  [Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı]
Kitap Kahve Kırmızı Kalem - Ferdi Bişkin /Elma Yayınevi (224 sf.)
Kirpinin Zarafeti - Muriel Barbery /Turkuvaz Kitap (280 sf.)
Tüm İnsanlar Ölümlüdür - Simone de Beauvoir /Turkuvaz Kitap (428 sf.)
Ruhsal Zeka - Muhammed Bozdağ /Nesil Yayınları (306 sf.)

18. Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan): Baş harfleri alfabeye göre sıralanan 4 kitap 
Anayurt - R.A Salvatore /İthaki Yayınları (328 sf.)
Bulantı - Jean-Paul Sartre /Can Yayınları (264 sf.)
Can Dostum - Philippe Pozzo Di Borgo /Tukuvaz Kitap (224 sf.)
Çöl Mızrağı - Peter V. Brett /Epsilon Yayınları (783 sf.)

19. Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan): Aşağıdaki ülkelerde doğmuş yazarlardan birer kitap  [Çin, Amerika, Japonya, Almanya ]
Parlayan Sözler - Brandon Sanderson /Akılçelen Kitaplar (1016 sf)

20.Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 30 puan): Türk yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
Berserk 1-2-3 /İnternetten Okudum/ (244-233-233 sf.)


Puanlama:
Kitap: 24 x 10 = 240
Ekstra: 40 + 40+ 30 = 110
Sayfa Sayısı: 8795 = 87
Toplam =  437 Puan

Şenliğe katılamak güzeldi, kazanma gibi bir umudum yoktu çünkü listelere göre davranamıyorum ben. Okuduklarımı listeye uydurmak bile zor oldu. :D


1 Nisan 2017 Cumartesi

Yazar Önerisi #2 - Jodi Picoult | Öneri Atölyesi


  Evet arkadaşlar bu haftaki öneri köşemizde bir yazardan bahsedeceğim. Jodi Picoult'tan kısaca bahsettikten sonrasında okuduğum eserlerini de kısa kısa tanıtacağım. Okumadığım eserleri için bir fikrim olmadığından, onlardan bahsetmeyeceğim. 


 Jodi Picoult Kimdir?
İlgili resim   Amerika'nın New York kentinde doğan 50 yaşındaki yazar, Princeton Üniversitesi'nde yazarlık üzerine eğitim almıştır. Seventeen gibi ünlü dergilerde köşe yazıları ve hikayeler yazan yazarımız daha sonraları Harvard'da master da yapmıştır.

   Nineteen Minutes adlı eseri ile yazarlık kariyerine tam anlamıyla başlamış olan yazar, Kız Kardeşim İçin adlı romanı ile büyük bir çıkış yaparak, son yılların en çok satan yazarı haline gelmiştir.

   Biyografik bilgileri bir kenara bırakıp ben kendi tanıdığım Picoult'tan bahsedecek olursam, kaliteli dramlar ondan sorulur. Eserlerinde ağırlıklı olarak hastalıklarla ilgili teknik bilgiler yer alır. Bunun yanı sıra hukuk eğitimi görmüşçesine eserlerinde davalara ve avukatların savaşına bolca yer verir. Mutsuz sonlara ve şaşırtmacalara pek bir düşkündür. Kelime seçimleri güçlü, tasvirleri kaliteli ve kurgusu ilgi çekicidir. Üstelik de eserlerinde tüm karakterlerin gözünden yazarak bambaşka yönlerden kitabı okumanızı sağlar. Gelin şimdi de eserlerine bir göz atalım. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

1)Bir Daha Bak (Second Glance): Bir hayaletin gizemli öyküsü ve tarihte kaybolmuş birtakım sırların gün yüzüne çıkışını anlatan mükemmel bir roman. Gizemli Vermont kasabasında çeşitli efsanelerden kopup gelen bir tür gizem, kasabaya musallat olur. Tüm bu gizem ve gerilimin içinde aşkın büyüsü ve gerçekliği sizi çarpabilir. Sonu ise son derece şaşırtıcı. Severek okuyacağınızdan emin olduğum bir kitap. Jodi'nin ilk okuduğum romanı. Esma sayesinde okumuştum. O çok beğenmişti çünkü. Gizem, gerilim,  dram, aşk ne ararsan var bu kitapta. Ters köşeleri de bol bir kitap. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

2)Kız Kardeşim İçin( My Sister's Keeper): Üç güzel çocuktan oluşan mükemmel bir aile. Bu ailenin büyük kızı Kate, nadir görülen bir kan hastalığına sahip. Bu hastalığın kontrol altında tutulabilmesi içinse yapılması gereken tek şey uygun ilik ve kanın bulunması. Ona bunu sağlayabilecek tek şey ise onunla aynı genetiği taşıyan, özel üretim bir kardeş. Küçük kardeş Anna, ablası için türlü fedakarlıklar yapıp sayısız ameliyatlar geçirse de bu süreç onu eninde sonunda yıpratıyor ve tüm ailesini kökünden etkileyecek, herkesi yıpratıcı bir sürece sokacak kararlar alıyor. Ama kitabı okurken onu suçlayıp yargılayamıyorsunuz bile. Hastalığa tek bir kişi sahip olsa bile tüm ailenin bundan nasıl etkilendiğini, hayatlarının ne denli diken üstünde geçtiğini anlatan ve bunu yaparken de fedakarlıkları, bencillik kavramını ve daha nice şeyi sorgulatan bir kitap. Oldukça şaşırtıcı noktalar var ve sonu da oldukça şaşırtıcı. Eğer gerçekten kaliteli bir dram okumak istiyorsanız, en başta önerebileceğim kitaplardan birisidir. En sevdiğim ve en etkilendiğim Jodi Picoult romanıdır zaten. Ne kadar etkilendiğimi kitap yorumuma tıklayarak görebilrisiniz. Mutlaka okuyun derim.
 => Kız Kardeşim İçin Kitap Yorumu İçin


bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

3)Hikayeci (The Storyteller): Jodi Picoult'un hastalık ve aile dramı temalı kitaplarından sıyrılıp biraz daha tarihe uzanan, kaliteli bir savaş ve gerilim romanı diyebiliriz Hikayeci için. Yakın zamanda okumuş olduğum bu kitabında, Nazilerin zulümlerinden geçip hayata tutunmayı başarmış bir kadının öyküsü bir yandan bizi  tarihin o korkunç günlerine götürürken, diğer yandan modern dünyada kadının genlerini ve hatta kaderini taşıyan güzel torununun yaşadığı vicdan muhasebesini dile getiriyor yazar. Son derece sürükleyici ve gerçeklere dayalı olan bu roman bizlere birçok şeyi sorgulama fırsatı sunuyor. Affetmek kavramının özü, insanlık nedir sorusu, geçmişinle ve kendinle yüzleşme çabası, gerçek mutluluğa ulaşmanın bedeli gibi şeyler kitapta verilmek istenen mesajların başında geliyor. Geçmişle geleceğin iç içe geçtiği bu harika romanda aksiyon, dram, gizem ne ararsan var. En sevdiğim Jodi romanlarından birisidir. Kaliteli bir Nazi romanı arayanlar için ilk sırada önereceğim kitaplardan diyebiliriz. Daha detaylı yorumlar için buraya tıklamanız yeterli. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu
4)Cam Çocuk (Handle With Care) : Bir çocuk düşünün. Doğduğu andan beri çok nadir görülen bir hastalığa sahip. Kırılgan ve aşırı hassas kemikler. Anne karnında başlayan ağrılı süreç, hayatı boyunca onu attığı her adımda dikkatli olmasını gerektirecek yorucu bir yolculuk ile devam ediyor. Yaşıtı olan tüm çocukların yaptığı gibi top oynamak, buzda kaymak, okula gidip gelmek, tek başına yürüyüşe çıkmak, parka gitmek şurada dursun ani bir hareketle yatakta dönmenin veya yürürken bir adımı çok hızlı atmanın bile ona milyonlarca kırık kemiğe mal olacağı, hayatı hastanelerde geçen bir çocuk düşünün. Ve malesef ki bu hastalığın bir tedavisi yok. Tüm bu süreçte ihmal edilen ve bu yüzden psikolojik bazı sorunlar yaşayan bir diğer kardeşi düşünün. İlk başta Kız Kardeşim İçin'i hatırlatan bu eserde birçok farklılık var. Yinede hastalıklar, yargısal süreçler, aile sorunları, kitabın sonu, verilmek istenen mesajlar gibi birçok konuda ortak noktalara sahip. Yazar tekrara düşmüş bile diyebiliriz. Empati kurduğunuzda sizi göz yaşlarına boğacak, gerçeklerle iç içe geçmiş, güzel bir dram okumak isterseniz adresiniz bu kitap olabilir. Detaylı yorumlar için tık tık. :)


bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

5)Eve Dönüş Şarkısı (Sing You Home): Eşcinsel eğilimlere sahip iki insanın kimliğine çıkan yolculuğu daha sonra birbirleri ile karşılaşmalarının ardından son derece hız kazanan bir hukuk mücadelesine çevriliyor. Toplumun belli kesimleri tarafından ezilen ve arka plana atılan eşcinsellerin haklarını arayışını anlatan bir kitap. Bu kitapta eşcinsellik konusunun yanı sıra aile düzeni, kilise ve toplum baskısı, hukuki sistemler gibi konulara da değiniliyor. Yine bir avukat ve dava sürecinden bahsedildiğini bu kitapta da söylemek mümkün. Pek ilgi alanıma giren bir konu olmamasına rağmen okumuş bulundum ve çok da rahatsız edici bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Okumak isteyen için bu konuya farklı bir bakış açısı getirecek cinsten bir kitap. Daha geniş bir yoruma şu linkten ulaşabilirsiniz. :)

 

   Bir Öneri Köşesi'nin daha sonuna geldik. Kısacası Jodi Picoult gerçekten okunmaya değer bir yazar. Bazı eserlerini daha çok sevdiğimi yukarıda belirttim. Eğer onu okumaya başlamak istiyorsanız daha çok sevdiğimi belirttiklerimi öneririm. Şimdiden iyi okumalar. Bir sonraki öneri haftasında görüşmek dileğiyle. :) 


25 Mart 2017 Cumartesi

Farklı Diyarlar Blogu İle Hoş Bir Röportaj

     Sevgili Annesi'nin Prenses'i'nin düzenlemiş olduğu harika bir bloglar arası röportaj etkinliği vardı ve bende katılmadan edemedim. Bana daha önce karşılaşmadığım ama sonradan blogunu incelediğimde gerçekten çok şey kaybettiğimi düşündüğüm harika bir blog çıkıverdi. Bende ona 3 soru sordum ve onu tanımak açısından çok güzel oldu bu etkinlik. :) Pekala öğrenelim bakalım kimmiş bu Farklı Diyarlar. :)


1)Blog yazma serüvenin ne zaman ve hangi düşünceyle başladı?

    =>2 sene önce 10. Sınıfta yazmaya başladım. Bu düşüncem daha önce de vardı o zaman cesaret ettim. Liseye geçtiğimde çok yalnız kaldım en yakın arkadaşımla ayrıldık. Bir daha konuşmadık fazla. Sevdiğim diğer arkadaşlarımla da ister istemez ayrı düştüm çünkü herkes çok değişmişti. Sınıfımdaki insanlar da hiç bana göre değildi hepten yalnızlaştım. Çok zor zamanlarımdı onlar. Böylece kendimi kitaplara verdim. Hep kitap okumayı severdim ama bu sefer sürekli okudum. Ne bulduysam. Kitaplar hakkındaki düşüncelerimi beğendiklerimi ve ondan çıkardığım dersi birilerine anlatmak istiyordum. Ama çevremdekiler bir yerden sonra dinlemiyor umursamıyorlardı. Ben de blog açtım. İyi ki de açmışım. Bana çok şey kattı. Evet oldukça zahmetli. Ama kitap dostlarıyla bir arada olmak bana yetiyordu. Hele bir de yorum gelirse çok mutlu oluyordum ki hala öyle. 2 senedir 8 takipçim vardı ama bu sene okul başlayınca artmaya başladı ve şu an 30 kişi. Bu benim için büyük bir şey. Evet çok yavaş oluyor bazı şeyler ama iyi ki de blog sahibiyim. En azından burada içimi dökebiliyorum. İsteyen okur isteyen okumaz ama ben rahatlıyorum. Bir de daha sonra o kitapla ilgili düşüncelerimi okumak da iyi geliyor. Düşüncelerimin değiştiğini gelişim gösterdiğini görmek, kitapların bana bir çok şey katması harika bir şey.

2)Blogundaki paylaşımlarından ve biyografinden kitaplarla ilgili olduğunu anlıyorum. Peki söyle bakalım sevgili kitap kurdu, kitap okumanın sana neler hissettirdiğini ve kitap aşkını bir paragrafta anlat desem neler söylersin? Konuştur bakalım edebiyatını :)

   =>Kitaplar benim hayatımda olmazsa olmaz. Üstte de yazdığım gibi en zor zamanlarımda kitaplar bana arkadaşlık etti. Kitap okurken kendimi rahatlatabiliyorum. Bir an olsun kafamdaki düşünceler susuyor ve sadece kitaptaki o hayatı yaşıyorum, düşünüyorum. Kitabın içinde yaşamak bence en güzel şey. Çünkü dünya çok bunaltıcı. İnsanlar çok zalim, çok bencil. Kitap okuduğum süre boyunca günlük hayat telaşı gidiyor aklımdan. Korkularım gidiyor. Mutsuzluğum gidiyor. Mutlu oluyorum. Sanki hiç savaşlar yokmuş gibi. Sanki hiç insanlar başkalarını ezmiyormuş gibi, sanki hiç açlık fakirlik yokmuş gibi. İşte böyle şeyler varken dünyada insan başka nasıl huzurlu hissedecek? Kitaplar benim huzur sebebim :)

3)Birazda kişisel, seni tanımak açısından. Kendini, karakterini 10 kısa kelime ile anlatman gerekse, hangi kelimeleri seçersin ve bu 10 kelime içinde olsun olmasın kendinde en sevdiğin ve en sevmediğin birer özellik nedir?

   =>Üşengeç ( babamın tabiriyle Hımbıl) , alıngan, duygusal, biraz obur ;) , konuşkan (geveze), kitapkurdu, doğasever, neşeli (yengemin tabiriyle neşecik ;) ) , derttaş, düşünceli ( yani sürekli düşünüyorum bir an bile aklım boş kalmıyor ve bu yüzden bir şey yapmasamda yorgun oluyorum.)
Evet bu kadar. 
   Kendimde en sevmediğim özelliğim üşengeç olmam ve alıngan olmam. En sevdiğim özelliğim duygusallığım. Aslında bu özellik çoğu zaman başıma is açıyor en ufak şeyde ağlayabiliyorum ama seviyorum bu özelliğimi. Çünkü duygularımı cidden yoğun yaşıyorum. Gülmeyi de çok severim ağlamayı da. Bu da insan olduğumu hissettiriyor. Ama sevmediğim bir özelliğim de var eğer ki bir şeyler üst üste geldiyse ki çoğu zaman öyle oluyor o zaman çok mutsuz dolaşıyorum canım bir şey yapmak istemiyor. Yani çok çabuk gülebildiğim gibi çok çabuk da dramatiğe bağlıyorum ; ))

   Baya uzun oldu hepsi :) Son olarak Sümeyye Kip 'e bu güzel soruları için teşekkür ederim. Tabi bu etkinliği başlatan Annesinin Prensesi'ne de çok teşekkürler...

   Öncelikle böyle bir etkinlik başlatarak blogların birbirini daha iyi tanımasını ve kaynaşmasını sağladığı, benim Farklı Diyarlar blogunun sahibi tatlı bir arkadaş edinmeme sebep olduğu için Annesi'nin Prenses'ine ve sorularıma en içten şekilde cevap verip blog sayfamı taçlandırdığı için Farklı Diyarlar'a çok teşekkür ederim. Herkesin katılmasını tavsiye ettiğim bir etkinlik. Farklı Diyarlar'ın benimle olan etkinliğini görmek için tık tık. :) 


Blog Önerisi #2 - Mutlaka Takip Edilmesi Gereken 10 Blog | Öneri Atölyesi

                       
   Yine bir öneri günü ve yine blog önerileri. Bloglar hakkında konuşmaktan, yazmaktan gerçekten hoşlanıyorum. Bu haftada önceki blog öneri yazımızda yer veremediğimiz için üzüldüğümüz bloglardan bahsedeceğiz. Bakalım hangi bloglarmış onlar?


KİTAP EYLEMİ
1)Kitap Eylemi
   Önceki blog önerisi yazımda yer veremediğim için bir hayli üzüldüğüm bloglardan birisiydi kendileri. Bu yazımda da yer vermezsem büyük bir haksızlık ve ayıp olurdu. Blog isminden de anlaşılacağı üzere bu blogumuz kitapların renkli dünyasını bize sunan, mütevazi bir kitap blogu. Her ne kadar karma blogları sevsemde, kitap eleştirisinin yanında filmlerden, dizilerden tanıtımlardan bahseden blogları takip etmekten hoşlansam da hatta bizim blogumuz ilk başta yola kitap blogu olarak çıkarken sonradan bizde çeşitli farklılıklar göstersek de istikrara çok ayrı bir saygım var. Kitap Eylemi bu blogu kitaplar için açmış ve amacından hiç şaşmaksızın tamamen kitaplarla ilgili, istikrarlı bir kütüphane oluşturmuş kendisine. Her türden kitap yorumu bulabilirsiniz. Macera kitapları, gerilim, aşk, gizem hepsinin yorumu işte bu blogda gizli ."Kitaplarım, bana yetecek kadar büyük bir krallıktır." diyerek noktayı koyuyor bloggerımız. Güzel kitap zevkleri ile bizi mest eden, hangi kitapları okuyup okumamamız gerektiği konusunda bize yol gösteren, seçtiği isabetli alıntılar ile içimizi okşayan bu bloggerın zengin kütüphanesini ziyaret etmek için şuraya tıklamanız yeterli. :)

Kağıt Salıncak
2)Kağıt Salıncak
   Daha bloguna ilk tıkladığımız anda içimiz ısıtan, rengarenk, huzur verici bir blogu var. Nasıl gözden kaçılabiliriz ki böyle bir blogu. Eğer klasiklerden, fantastiklere, gerilimden, aşka hangi kaliteli kitapları nerede bulacağınız cevabını arıyorsanız, adres işte bu blog diyebilirim. Hangi kitabı okusam diye düşündüğüm zamanlarda, bu blogdaki kitaplardan kopya çektiğim doğrudur. O derece zevkine güvendiğim bir bloggerdır. Zaten  baş köşesine koyduğu kitapların geneli benim zevklerim ile nasıl örtüşüyor inanamazsınız. Muhtemelen bir çoğunuz da öyle düşünecektir. Ne okuyorum köşesinden, kendi çekip koyduğu resimlerine, alıntılarından, seçtiği hoş resimlere, kitapları yorumlarkenki netliğine kadar bir blogun sonuna kadar hakkını verebilen bir blogger. Abarttığımı düşünüyorsanız tek yapmanız gereken tıklamak ve kendi gözlerinizle görmek. ;)
Bir Kitap Hırsızı
3)Bir Kitap Hırsızı
    Kitap Hırsızı pek sevdiğim kitaplardandır. Aynı ismi taşıyan bloggerını sevmemek ve takip etmemek olmaz heralde. Hemde son derece zengin bir kütüphanesi ve kitaplar konusunda engin tecrübeleri var. Bloguna girer girmez bunu anlıyorsunuz. Buram buram kitap aşkı kokuyor. Ben ona gıpta ediyorum ve bir parçada kıskanıyorum çoğu zaman o kadar çok okuyamadığım için. Neyseki hangi kitabı okuyup vakit kaybetmemem gerektiğini veya hangisini okuyup bir anda bitirebileceğim kadar harika olduklarını öğrenebileceğim bu blog gibi güzel bir adresim var. Peki sadece bu kadar mı? Tabiki hayır. Bu tatlı bloggerımız birde film, müzik, dizi ve oyun önerileri ile de blogunu renklendiriyor. En sevdiğim oyunlardan biri olan Assasins Creed-Brotherdood'u blogunda ilk gördüğümde "Bu kız tam benim kafada" deyivermiştim. Okuduğu ve sevdiği kitaplar, sevmediği kitaplar benimkilerle paralel olunca da bundan iyice emin oldum ve o gün bugündür severek takip ettiğim, yazılarını zevk ile okuduğum bir bloggerdır. Sizde kendisiyle tanışmak isterseniz işte adresi:http://birkitaphirsizi.blogspot.com.tr/


4)Bücürük Ve Ben
   Hep kitap bloglarından bahsetmek olmaz. Birde siyasetten, şarkılara, kitaplardan, konserlere, hayvanlardan hayata dair yazılara her telden çalan, renkli bir blogdan ve bloggerdan da bahsetmeden geçmek olmaz. Hemde diğer yazımda yer veremediğim için bir parça da vicdan azabı duyduğumu eklemeden geçemeyeceğim. Bu da bir tür telafi gibi olur kanaatindeyim. Bücürük isminden ve biyografisinden anlayacağınız kadarıyla, sevgili bloggerımızın çok sevdiği arkadaşı, yoldaşı, sevimli bir kedicik. Bende kedileri pek bir severim ve insanların evcil hayvanlarıyla olan dostluğu hep gözümü doldurmuştur. Hayvan sevmeyen insan da sevmez derdi babam ve bu bloggerımızın bu enerjisi, sevecenliği, samimiyeti belki de bu sevgi doluluğu yüzündendir. Blogunda gezinirken bazen paylaştığı şarkılarla nostaljik bir ruh haline bürünürken bazen ise dünyaya, hayata karşı eleştirel yazıları ile tarihsel bilgiler içeren yorumları ile kültürel anlamda kendimi geliştirmiş oluyorum. Siyaset ve ülkenin gelişimi ile ilgilenen kişiler içinde uygun bir adres diyebiliriz. Ben pek siyaset sevmediğim için o yazılarını diğerleri kadar anlayıp yorum yapamasam da her aradığınızı bulabileceğiniz bir blog arıyorsanız buraya buyrun efendim. :)

Periodic Library
5)Periodic Library - Esseve Rin
   Daha bloggerda kendini tanıtım yazısında anlıyorsunuz ne kadar özgün bir yapısı olduğunu. Yazılarından, yorumlarından, kullandığı dilinden, samimiyetinden, blog arkadaşlığından son derece hoşlandığım bu bloggerı size tanıtmasam olur muydu hiç? Açıkçası güzel bir kitap blogu olmasına rağmen onunla ilgili ilk aklıma gelen kitaplar değil, kore dizileri oluyor. Nedenini blogunu ziyaret etmiş olanlar bilirler. Kore dizileri hayranı bu tatlı bloggerımız. Eğer benim gibi "Yahu şu herkesin övdüğü Kore dizileri de neymiş? Bir yerden başlasak" diye düşünenler varsa bu bloga bakmadan, başlamasınlar derim. En güzel adres burası çünkü. Tabi bir  de özgün zekasıyla tasarladığı Pazar Altılıları var ki gerçekten sorular da cevaplar da zevkle okunabilecek türden. Onun sayesinde blogumuzda her hafta olmasa da çoğu hafta Pazar Altılılarına katılarak blogumuzu renklendirebiliyoruz. Kitapları yorumlayışı, tanıtımı, sunumu, seçtiği rengarenk resimler, kitap yorumlarını zevkle okumanızı sağlıyor. Daha fazla lafı uzatmadan sizi şuraya alalım. :)

Persephone
6)Bahar Tanrıçası - Persephone
   Bahar da en sevdiğim mevsimdir. Bu blogu ilk gördüğümde içeriğini bilmeden, seçtiği isim içimi ısıttığı için sevmiştim. Blogunu ziyaret ettiğimde ise ismi dışında sevecek birçok sebebim daha olacağını anladım. Genellikle kültürel yazıları ile bilgi seviyemizi artırıyor. Psikolojik hastalıkların isminden, bir şeyin isminin nereden geldiğine, tarihsel güzelliklerin büyüsünden bir çiçeğin hikayesine kadar birçok şeyi öğrenmenizi sağlayan didaktik bir blog bu. Tabi bazen ruh halinizi veya günün anlam ve önemini yansıtan şiirler paylaşması da ayrı bir güzellik katıyor bloguna. Anneler gününde annelik duygularını kabartan, sevgililer gününde aşkı tanımlayan, cumhuriyet bayramında okuyanları vatan aşkına getiren güzel güzel şiirler. Düzenli olarak paylaşım yapan, takipçilerinin yorumlarına değer veren bu bloggerı tam olarak şu adresten takip edebilirsiniz: http://bahartanricasi.blogspot.com.tr/

ANNESİ'nin PRENSES'i
7)Annesinin Prensesi - Esilam
   Sıcacık bir anne blogu. Kendinizi çok rahat hissettiğiniz bir blog ve blogger. Bir sorununuz olduğunda bir abla, bir tavsiye alacağınız zaman akıl hocası, eğlendirici bir yazı okumak istediğinizde gülümsetecek bir blogger, herşeyin ötesinde evladını çok seven ve ondan aldığı yaşam enerjisi ile rengarenk yazılar yazan bir anne o. Onu geç keşfettim ama kısa zamanda çok sevdiğim blogger arkadaşlarımdan birisi oldu. Daha ilk anda samimi, sıcacık dili  ve yorumları ile tavlayıverdi beni. ;) Bir sabah uyandınız ve aklınıza bir soru mu takıldı? Ya da bir ayrıntıyı mı tüm çıplaklığı ile fark ettiniz. Onları blog yazılarına döküp farkındalık yaratan, blogunu sıcacık bir günlük olarak kullanan, samimi yazıları ile zevkle okutan bir bloggerdan bahsediyorum. Eğer annelik ile ilgili veya ev kadınlığının zorlukları konusunda bir şeyler öğrenmek istiyorsanız doğru adresin bu blog olmadığını kim söyleyebilir ki? Hemde sadece bunlarla kalmayıp blogları kaynaştıran etkinlikler de düzenlemesi yok mu? Yani tam bir melek anne. onu çok seviyoruz ve her yazısını okuyamasam da vakit buldukça asla gözden kaçırmayacak kadar takip ettiğim, önemsediğim bir blogger. Blogunu keşfetmek istiyorsanız işte şuraya tıklayın.
mayıs yağmuru blog ile ilgili görsel sonucu
8)Mayıs Yağmuru
   Bu en sevdiğim ve sürekli iletişim halinde olduğum blog arkadaşlarımdan birisini neden bu kadar geriye bıraktım diye düşündüm de bir önceki yazımızdaki bloglarında bu yazıdaki bloglarında belli bir sıralama ya da beğeni durumuna bağlı olarak yazılmadığını bir önceki yazımda belirtmiştim. Mayıs için söylenecek çok fazla şey var. Ama ben mümkün olduğunca özet geçerek onu size tanıtacağım. Sinemalarda bu ay neler olduğunu, hangilerine gidip gidemeyeceğinizi merak ettiğinizde ilk uğrayacağınız blog olabilir. Sanatsal bir bilgi edinip azcık kültürlenelim dediğinizde elinizin altında bulunması gereken bir blog olabilir mesela. Yeni çıkacak bir kitabın tanıtım yazısı hop önünüze düşüverir birden bu blogda. Bir kitap fuarının haberini ilk alacağınız muhtemel bloglardandır. Bazen içli bir yazıda da ya da hayata dair bir yorumda da görebiliriz Mayıstan esintiler. Kısacası son derece zengin bir blogu ve zengin bir kalbi de var bu bloggerın. Üstelik bir sorunuz, sorununuz olursa danışabileceğiniz sıcacık bir blog arkadaşıdır. Ben arada öyle yapıyorum mesela. Sizde tanırsanız seveceğinizden eminim. Tanımak isterseniz tık tık. :)

Acemidemirci
9)Acemi Demirci
   İlk blogger alemine katıldığım günlerden beri peşini bırakmadığım bir blogdan bahsedelim şimdi de. Tamamen samimi bir dili var, bloguna girdiğinizde asla kasılmıyor ya da sıkılmıyorsunuz. Her şeyden önce iyi bir fotoğrafçı. Kendisi bunu kabul etmiyor ismi gibi acemi olduğunu düşünüyor olabilir ama blog yazılarının aralarına serpiştirdiği ve bizzat kendi çektiği öyle güzel fotoğrafları var ki. Bu fotoğraflarını güzel yapan muhteşem bir açıdan çekilip, en güzel anların yakalanması değil sadece. Gerçekten toplumun içinden, insanı yansıtan sıcak manzaralara da yer vermesi blogunda. Bir yazısında hiç unutmam, bir feribotta rastladığı yaşlı bir teyzemin kınalı ellerini çekmişti . Bunun kadar içten bir fotoğraf olabilir mi? Hemde onu Anadolu insanının doğasını yansıtan harika bir yazı ile taçlandırmıştı. Çok sevmiştim o yazısını. Hala unutamam.  Bu ve bunun gibi Anadolu insanını, insanımızı yansıtan pek çok yazısı var bloggerın. Yemek tarifleri, özgün şiirleri, gezilecek ve görülecek doğa harikası yerlerle ilgili yazıları, mimari içerikli yazılar, hayata dair yazılar, öyküler, denemeler, anılar daha ne olsun ki. Resmen edebiyat kitabı gibi dolu doluya bir blog. Yaşamış, görmüş, geçirmiş, son derece kültürlü bir blogger. Böyle bir blogu kim keşfetmek, takip etmek istemez ki? O zaman sizleri buraya davet ediyorum. :)

Kitap Güneşim
10)Kitap Güneşim
   Kapanışı yine bir kitap bloguyla yapmadan edemeyeceğim. Her ne kadar diğer konularda yazan bloggerları çok sevsem de, kitaplar benim için ayrı bir dünya olduğundan onlarla ilgili blogları baş tacı etmeden duramıyorum tabiki. :) Bu blogger ismi gibi kitaplarıyla güneş gibi doğuyor blog dünyasına. Tıpkı bir güneş gibi aydınlatıyor yorumları ile bizleri ve kitaplar hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Birde kitap yazılarını kendi çektiği resimlerle süslemesi yok mu? :) Mimlere katılan, sürekli yazılar paylaşan aktif bir blogger hemde bir kitap kurdu. Sadece bu da değil. Kitaplarla ilgili etkinlikler, tanıtımlar bu bloggerın olmaza olmazlarından. Kitap yorumları ise konusu, yorumum şeklinde bölümlerle son derece sistematik ve düzenli olduğundan okuyup anlaması hem zevkli hem pratik. Neden böyle bir blogdan mahrum kalalım ki? Onu tanımak ve güneşinin ışığından yaralanmak isteyenler buraya. :)


   Şimdilik bize verilen kontenjanın sonuna geldik sevgili arkadaşlar. Gönül isterdi ki daha fazla bloggera yer verelim ama onlara da bir sonraki yazımızda yer veririz umuyorum. Tüm bloggerlar değerlidir ve hepinizi çok seviyoruz. :)

   

21 Mart 2017 Salı

Rüzgarın Adı | Kitap Alıntıları


   Kitabı çok beğendim ve çok güzel bir dille yazıldığı için bolca da alıntı çıktı. Bende ayrı bir yazı yazmayı uygun görrdüm. İşte alıntılar! Umarım beğenirsiniz. :)

-Bir soru sorabilir miyim Reshi?
-Daima, Bast.
-Kaygı verici bir soru?
-Zaten sormaya değer sorular hep öyledir. 
Haksız yere suçlanmak zordur, ama hayatlarında bir kitap açıp okumamış veya yaşadıkları yerden yirmi kilometre bile uzaklaşmamış kişilerin sana tepeden bakması daha da zordur.
Size bir çocuk gibi hitap edilmesi çok can sıkıcıdır, çocuk olsanız bile.
Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.
Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur.
İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hatta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. "Zaman tüm yaraları iyileştirir." sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır.
Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk başta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği anlar vardır ve bu acılardan sakınmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir.
Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir. 
Size sudan ve dalgalardan bahsedebilirim, ama kıyısında durmadığınız müddetçe boyutlarını idrak etmeniz mümkün değildir. Ortasında bulunmadığınız, her tarafınız uçsuz bucaksız sularla çevrili olmadığı sürece kafanız bir türlü basmaz. Ancak o zaman ne kadar ufak ve güçsüz olduğunuzu kavrayabilirsiniz. 
Neyden kaçtığımı bilmiyordum, tabi o şey bir insansa o başka. Çok iyi öğrendiğim bir ders de buydu; İnsanlar acı anlamına geliyordu. 
Ama biz insanlar alışkanlıklarımıza bağlıyızdır. Kendimiz için kazdığımız çukurlarda kalmak kolayımıza gelir. 
Bu dünya ölümcül yara almış bir dost gibi. Acısını dindirebilecek tek şey de acı bir ilaç.
Elini tutmak istiyordum. Parmak uçlarımla yanağına dokunmak istiyordum. Ona üç yıldır gördüğüm tek güzel şey olduğunu, elinin tersiyle ağzını kapatarak esnemesinin nefesimi kestiğini, telaffuz ettiği sözcüklerin bazen o hoş sesinde anlamlarını yitirdiğini, yanımda olduğu müddetçe başıma hiçbir kötü şeyin gelmeyeceği gibi bir hisse kapıldığımı söylemek istiyordum. 
Öfkeniz geceleyin içinizi ısıtabilir ve incinmiş bir gurur sizi harikulade şeyler yapmaya teşvik edebilir.
Beni mümkün olduğunca çok utandırmayı arzuluyordu. Kısacası bana kendi kendimi asmama yetecek kadar ip verdiğini sanıyordu. Anlaşılan bir kez bağlandıktan sonra ilmiği başka birinin de boynuna kolayca geçirebileceğimi düşünmemişti.
Hayatını nasıl yaşarsan yaşa, aklın seni bir kılıçtan çok daha iyi korur. Onu daima keskin tut!
Güvende olmanın en iyi yolu, düşmanlarını sana zarar veremeyeceklerine inandırmaktır. 
Aklı başında herkesin korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı bir adamın öfkesi.
Bir hikayenin nasıl bittiğini daha en başından biliriz. Zaten bizi hikayelere çeken de budur. Gerçek yaşamda olmayan bir berraklığa ve sadeliğe sahiptirler.
Dostunu kaybetmenin iki kesin yolu vardır; biri borç almak, ötekiyse vermektir. 
Müzik mağrur, sağı solu belirsiz bir kadın gibidir. Ona hak ettiği zamanı ve ilgiyi verirseniz sizin olur. Ama onu hiç sayarsanız gün gelir çağrınıza cevap vermez. 
Bazen ağzım kendiliğinden konuşmaya başlar ve aklımın ona yetişmesi biraz zaman alır.
İşte ümit etmenin sonu budur. Avcunu yalarsın. Yine de o kadını bulamaman iyi oldu. Asla sesi kadar güzel olamazdı. Yanan gümüş gibi, nehir taşlarına vuran ay ışığı gibi, dudaklarına değen bir tüy gibi parlak ve müthiş sesi kadar güzel olamazdı.
Tıpkı ateş gibiydi. Ateşe titreştiği, parladığı için bakarız. Gözümüze çarpan şey ışığıdır, ama ona sokulmamızın parlaklığıyla bir alakası yoktur. Bizi ateşe çeken şey, ona yaklaştığımız zaman hissettiğimiz sıcaklıktır. 
Dedikleri gibi en güzel intikam iyi yaşamaktır.
Bir erkek sana gül verdiğinde onun gerçek niyetini anlamayabilirsin. Seni narin ya da çıtkırıldım gördüğünü sanırsın. Belki sana sadece güzellik vasfın üzerinden yaklaştığı için onu reddedersin. Belki de çiçeğin sapı dikenlidir ve sana zarar vermek istediğini zannedersin. Fakat dikenleri kesip atarsa kendini koruyabilen şeylere karşı hoş gözle bakmadığını düşünürsün. Davranışlar farklı farklı şekillerde algılanabilir. 
Bana söğütleri hatırlatıyorsun. Güçlü, iyi kök salmış ve gizli. Fırtınada kolayca bükülüyorsun, ama asla istediğinden daha fazla değil.
"Papatya pek münasip." diye dikkatimi dağıtmasına fırsat vermeden sözlerime devam ettim. "Yol kenarlarında yetişmeye itiraz etmeyen uzun ince bir çiçek... Çok narin olmayıp dayanıklıdır. Papatya başının çaresine bakabilir. Sanırım sana en uygunu bu...Ama gel listemize devam edelim. Zambak? Fazla şatafatlı. Kenger, fazla mesafeli. Menekşe, çok kısa ömürlü. Trilyum? Hım, bak bu da güzel. Hoş bir çiçektir. Yetiştirilmesi güçtür. Taç yapraklarının dokusu..." Genç ömrümün en cesurca hareketini yaparak iki parmağımla Denna'nın boynunu okşadım. "...teninin yumuşaklığıyla ucu ucuna da olsa uyumlu. Lakin o da yere çok yakındır."
"Güçlü sarmaşıklarda yetişen koyu kırmızı bir çiçektir. Yaprakları koyu renkli ve narindir. Sarmaşığı en iyi gölgeli yerlerde yetişir, fakat çiçekli kısımları güneşin başıboş ışıklarını bulup açar." Denna'ya uzun uzun baktım. "Sana tam uydu. İçinde hem gölge hem de ışık taşıyorsun. Selase çiçeği ormanın derinliklerinde yetişir ve sadece bu işten iyi anlayan kişiler tarafından bakılıp büyütülebilir. Fevkalade bir kokuya sahiptir. Çok aranır, az bulunur." Durup ona dikkatle bakarmış gibi yaptım. "Evet, illa ki bir tanesini seçmek zorundaysam selase çiçeğini seçiyorum."
Kadınlar ateşe benzerler. Bazıları mum gibidir; parlak ve dost canlısıdır. Bazılarıysa kıvılcım veya közü andırır, yahut yaz gecelerinde peşinden koşulacak ateş böceklerini. Bazı kadınlar kamp ateşi gibidirler; bir gece sana ısı ve ışık verdikten sonra bırakılmaya razıdırlar. Bazıları şömine ateşinden farksızdır; ilk bakışta bir şeye benzemeseler de altları çok ama çok uzun süre yanan sıcak ve kıpkırmızı kömürlerle doludur. Fakat Dianne...Dianne, Tanrı'nın bileği taşına sürttüğü keskin bir demirden dökülen bir kıvılcım şelalesi gibi. Kendini ona bakmaktan, onu istemekten alıkoyamazsın. Hatta bir saniyeliğine bile olsa elini o şelaleye sokmayı arzularsın. Ama onu tutamazsın. Denersen kalbin kırılır.
Hiçbir şey rüzgar ya da kadınların ilgisi kadar değişken değildir.
Çok az şey sorgusuz sualsiz itaat kadar sinir bozucudur.
Sözcükler unutulmuş isimlerin solgun birer gölgesi gibidirler. Nasıl ki isimlerde bir güç gizlidir, aynı şey sözcükler için de geçerlidir. Sözcükler insanların akıllarında bir ateş yakabilir, en taş kalpleri bile gözyaşlarına boğabilir. Bir insanın sana aşık olmasını sağlayan altı sözcük vardır. Güçlü bir adamın iradesini kıracak on sözcük bulunur. Ama sözcük dediğin, bir ateşin resminden fazlası değildir. İsimse ateşin ta kendisidir. 
Bilgelik cüretkarlığı bastırır.
Üniversite'nin altında en çok istediğim şeyi buldum. Ama hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Zaten gönlünde yatana kavuştuğun zaman hep öyle olmaz mı?
Denna vahşi bir şey. Bir burçin ya da bir yaz fırtınası gibi. Fırtına evini yıkarsa ya da bir ağacı devirirse ona acımasız diyemezsin. Zalimdir, hepsi o. Tabiatının gerektirdiği gibi davranmıştır ve malesef bir şeyler zarar görmüştür. Aynı şey Denna için de geçerli. 
Suyun durgun yüzeyine bakarken aşağılardaki derin, soğuk karanlığı unutma.

26 Şubat 2017 Pazar

Karadeniz 3. Kitap Fuarı - Tüyap

  Herkese merhabalar kitap severler! Bu sefer bir öneri yazısı ya da kitap yorumu ile değil bir fuar ve kitap alışverişi konusuyla karşınızdayım. Normalde blogda bu tür alışverişleri paylaşmazdık ancak birçok blogda gördüğümüz bu etkinliği bu sefer de ben yapayım dedim.


   Dün Karadeniz 3. Kitap fuarı olan Tüyap’a gittim. Aslında daha bir gün öncesinde memleketimdeydim. Benim memlekette güzel kitap fuarları düzenlense de ne yazık ki Tüyap gibi büyük çaplı bir fuar olmuyordu hemde ben o sırada memleketimde olmadığım için oradaki kitap fuarını kaçırdığım için içim yanıyordu. Bende kafaya koydum. Okuduğum şehirdeki Tüyap Fuarına mutlaka gitmeliyim diye düşündüm. Sırf bu fuar için tatilimi bile kısa  kesip hemen Samsun’a döndüm ki bunu da kaçırmayım. Hatta daha sabah indim bavulumu yerleştirdim yol yorgunuyum demeden hemen fuara koşuverdim. Ne kitap aşkıysa benimki de. J

Fuar Ganimetlerim
   Neyse konuya dönecek olursak, Tüyap Fuar Merkezi haftasonu olduğu için o kadar kalabalıktı ki, her yerde binlerce çocuk, öğrenci ve aile vardı. Çoğu kitabı incelemek için stantlara yaklaşamıyordum bile. Fuarda Ephesus, Nemesis, İthaki, Pegasus, Martı yayınları, Kırmızıkedi Yayınları, Altın Kitaplar,  Can Yayınları, İş Bankası Kültür Yayınları, İndigo, kolektif yayıncılık gibi birçok popüler yayınevi vardı. Bina iki salondan oluşuyordu ve standlar öyle göz kamaştırıcıydı ki oradan oraya koşturdum durdum. Neredeyse uğradığım tüm stantlardan az çok bir şeyler aldım dayanamayıp.

Fuar Ganimetlerim#1
   Hangi ürünlerin ve yayınevlerinin indirim yaptığı konusuna gelirsek; aslında birçok kitap evi birbiriyle yarışır şekilde neredeyse tüm ürünlerde %20 indirim yapıyorlardı ancak bazı kitaplar %50 hatta daha fazla indirim ile satılıyordu. Özellikle Kafka eserleri Dönüşüm, Dava, Milena’ya Mektuplar; Ted Dekker’in eserleri (Çember Serisi büyük kampanyadaydı.), Sherlock Holmes kitapları, Stefan Zweig eserleri oldukça indirimdeydi. Hatta Kafka’nın Dönüşüm’ünü  aldıktan sonra hangi standa uğradıysam daha az fiyata bulunca biraz bozulmadan edemedim çünkü ben 15’e aldım diğer stantlarda 5 tl’ye bile satıyorlardı mesela. İş bankası Yayınları birçok klasiği %30’a kadar indirmişti. William Golding eseleri ile Jose Mauro De Vasconcelos, Stefan Zweig ile Gabriel Marquez gibi pek çok yazarın eserini oldukça uygun fiyata satıyorlardı. Can ‘da beni şaşırtarak Orwell kitapları ile Marquez kitaplarında güzel indirimler yapmıştı. Bende kaçırmadım tabi.  Martı’da Zusak eserlerini 5’er Tl’den edindim ve Olympia yayıncılıktan da kaliteli klasikleri başta da Dostoyevski’nin Budala’sını gayet makul bir fiyattan alıverdim.

Fuar Ganimetlerim#2
   Tabi ki bu kadar aldım falan ama indirimle falan da olsa totalde oldukça para harcadığımı, fişleri toplarken içim acıyarak fark ettim. Bu ay paramın büyük kısmını kitaplara yatırdığım için beni zor günler bekliyor ama olsun bebeklerim için değerdi. Her şeye verdiğim paraya acısam da kitaba verdiğim çok dokunmuyor bana nedense.

Fuar Ganimetlerim#3
   Sizde Karadeniz’de ve Samsun’da iseniz kitap fuarını kaçırmayın derim. Çünkü bugün son gün! Gerçi çoğumuzun bu fuarlar konusunda isyan ettiğimiz gibi, internette bazen daha büyük indirimler oluyor,  fuarda çok fark eden bir şey olmuyor (özellikle de Can Yayınları gibi pahalı kitap evlerinde)  ama yine de o ortama girip anın büyüsüne kapılıp elleriniz dolu dolu dönünce eve, bu duygu paha biçilemez oluyor. Bir de üzerine miss gibi bir fuar ve alışveriş yazısı. Şuan kendimi müthiş iyi hissediyorum. Sakın da yanlış anlamayın, amacım kitaplarımla hava atmak değil, gönül ister ki hepimizin dolu dolu kitapları olsun, kitaplıklarımız milyonlarca kitapla dolsun bende hediye olarak tüm kitap severlere dağıtayım ama ne yazık ki çok pahalı oluyorlar. Fuarlara ve indirimlere rağmen. Şimdilik bu kadar. Herkese bol fuarlı günler dilerim. J

23 Şubat 2017 Perşembe

Uyarlamaca | Mim#8

 
Kullanmak isteyenler mim yazılarında bu resmi kullanabilirler. :)
 
    Merhaba sevgili bloggerlar! Şu sıralar sürekli karşılaştığım ve birçoğuna da katılmaya çalıştığım mim etkinliklerini birde biz başlatalım dedik. Esma'nın bana verdiği orijinal bir fikirle sizin için kısa bir mim derledik. Mimimizin konusu uyarlama. Burada kastedilen uyarlama bir yabancı eserin, dizinin vs Türkiye'ye uyarlanması değil. Kitapların, mangaların, çizgi romanların, öykülerin vs dizilere ve filmlere uyarlanması. Bildiğiniz üzere şu sıralar hangi diziye filme elimizi atsak altından bir kitap, bir uyarlama çıkıyor. Özgün bir kurgu ve film konusu bulamayan senaristler, yapımcılar yazarların eserlerine dadanmışlar resmen. İşin kolayını bulmuşlar, nerede çok satan kitap var, konu arama derdi olmaksızın "aa hadi bununda uyarlamasını yapalım" deyiveriyorlar. Buralar hep uyarlama dolmuş yahuu. Zaten son zamanlarda bloglarda vs. de uyarlamalar ile ilgili eleştiri yazıları vesaire görünce aklımıza böyle bir mim başlatmak geldi. Sizlerin uyarlamalar ile ilgili düşüncelerinizi alalım dedik. İlk kez bir mim başlattığımız için acemisiyiz. Kusurumuz, eksiğimiz varsa affola. Umarım keyif alacağınız bir mim olur. :) :)


1)Uyarlama dizi/film seyretmeyi sever misiniz? Ne sıklıkta uyarlama dizi film seyredersiniz?

   Açıkçası pek sevmem. Hatta mümkün olduğunca kaçınırım. Esma ile bir araya geldiğimizde film izleyesimiz tutarda araştırma yaparsak ilk uyarlama olup olmadığına bakar, uyarlama ise eleriz. Ama bunu diyip bazı uyarlamalara haksızlık yapmak istemem. Örneğin; Yeşil Yol'un kitabını okumadım. Filmini izledim. Okumayı çok istiyorum ama uyarlamasını daha çok sevenler varmış. Aynı şeyi Ölü Ozanlar Derneği için de birçok kişi söylüyor. Belki de fazla katı ve önyargılıyımdır bu konuda. Ama sanki uyarlama okuyunca o kitabın gözümdeki değeri düşüyor, büyüsü bozuluyor gibi hissetmekten kendimi alamıyorum. Orada gözümde canlandırdığım karakterler, gerek tipiyle gerek diğer özellikleri ile uyarlamada hiç hayalimdeki gibi çıkmayınca artık o kitaptaki karaktere eski aşkla bakamıyorum. İster istemez uyarlamadaki karakterle özdeşleşiyor ve benim kendi kafamda yarattığım o esrarengiz ve harika portresi uçuveriyor mesela. Birde kitapta onca detaya onca emek verip sayfalarca yazan yazarın eserinin sırf olaylı ve önemli kısımlarının alınıp aktarılması, detayların atlanması, yazarın tasarladığı karakter tiplemesinin veya olayların dışına çıkılması bana bir nevi hakaretmiş, emek sömürüsüymüş gibi geliyor. Sanki "senin yaptığını beğenmedik, böylesi daha iyi" dermiş gibi hissettiriyor. Kitapları çok satmazken, uyarlamaları gişe rekorları kıran bir kitabın yazarını üzülürken düşünmeden edemiyorum.Yani kısacası pek uyarlama izlemiyorum. İzlersem de ayda yılda bir. 


2)Şu zamana kadar en sevdiğiniz veya başarılı bulduğunuz uyarlama film hangisiydi? Cevabı neye göre verdiniz?

    Çok fazla uyarlama film izlemedim şimdiye kadar. İzlediklerimden de çok tatmin olmadım. Zaten uyarlamalar buzdağının görünen kısmı olup, asıl kitap buzdağının altta kalan kısmı olduğu ve koskoca 500-600 sayfalık romanlar 1,5 saate sığdırıldığı için yüzde yüz başarılı bir uyarlama da beklemiyorum elbetteki. Ama bazı detaylar atlanmış olsa da yine de kitabına benzer bulduğum ve eğlenerek izlediğim en güzel uyarlama Senden Önce Ben'di. Orada hem en sevdiğim erkek oyunculardan birinin olması hem karakterlerin duyguyu vermesi beni cezbetmişti. 
Senden Önce Ben film yorumumuz için buraya tıklayınız. 

3)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz, uyarlamayı yapanlara "neden yaptınız bunu neden?" diye sorduracak uyarlama film hangisiydi? Neden böyle düşünüyorsunuz?


   Bu soruya siz ne cevap verirsiniz bilmem ama ben kesinlikle Ejderha Dövmeli Kız diyorum. Çünkü o serinin ve Lisbeth Salander karakterinin yeri bende çok ayrıydı. Filmde kitaba sadık kalmış olsalar bile karakterleri ve duyguları güzel işleyememişler kanaatindeyim. Kitabını okurken aldığım zevkin dörtte birini, filmini izlerken almadım. Gerçi ben bu kategoriye izlediğim birçok uyarlamayı dahil edebilirim. Da Vinci'den tutunda Kemikler Şehri'ne kadar çoğu filmin uyarlamasından hoşnutsuzum. Ama en içimi kanatan galiba Ejderha Dövmeli Kız olmuştu. 

4)Şu zamana kadar en sevdiğiniz veya başarılı bulduğunuz dizi uyarlaması hangisiydi? Neden?

   Uyarlama film izlemediğim gibi, uyarlama dizi de izlemem pek. Ama izlediklerimden Sherlock cidden kitaplara bağlı kalan hoş bir uyarlama idi. Ben tüm kitaplarını okumadım Sherlock'un ama Esma'yla Sherlock izlediğimiz günlerde onun buda kitapta vardı demelerinden ve diziyi izlerken kitaparını okurken aldığımdan daha fazla keyif almamdan vesaire yola çıkarak bunu söylüyorum. 

5)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz? 


    Benim aklıma doğrudan Taht Oyunları geldi. Açıkçası bende çoğu kişi gibi GOT fanları içine dahil edilebilecek kadar fanı sayılabilirim dizinin. Hiçbir bölümü kaçırmadan sezon sezon takip ediyorum. Ama bunu yaparken kesinlikle kitapla ve kitaptaki karakterler ile karşılaştırma yapmamaya çalışıyorum. Aksi takdirde diziden soğuyorum. Onu kitaplardan bağımsız ayrı bir diziymişçesine izliyorum. İzlememin bir diğer nedeni de uzun bir süre senaryo ekibinde kitabın yazarı Martin'in de bulunuyor olmasıydı. Belki kitapta gerçekleştiremediği ve elemek zorunda kaldığı birtakım senaryo ve kurguları dizide görürüm diye düşünüyordum. Birde Jon Snow'u, okurken hayal ettiğimden çok daha sempatik bir karakterin canlandırması da diziye bağlanmamı sağladı. Ama aynı şeyi Esma için söyleyemeyeceğim. O daha birinci sezondan dizinin pek hayırlı yolda ilerlemediğini anlayıp kitaplarıyla mutluyum modunda hayatına devam etti. Bende Esma ile bir gün dizisi ile kitabı arasındaki farkları sıralarken 100 maddeyi geçtiğimizi fark edince isyan etmeden edemedim. Yahu tamam upuzun bir seri upuzun kitaplar her detayı 50 dakkalık 10 bölümlük diziye sığdıramazsın tamam ama kitapta en gerekli karakterlerin dizide adının bile geçmemesi, dönüm noktası olayların şöyle bir dokundurulup geçilmesi, kitapta ölenlerin dizide yaşaması ya da tam tersi şeyler derken biraz abartmışlar sankiiii. :(

6)Diziye veya filme uyarlansa çok güzel olurdu, kesin izlerdim, uyarlanmasını isterdim dediğiniz bir kitap var mı?

   
   Genel olarak kitaplardan uyarlamaları olmaksızın da memnumum. Ama uyarlansa merak edip izleyeceğim uyarlamalar olurdu elbetteki. Aksiyon ve zeka içeren Dan Brown eserleri (ki çoğu zaten uyarlandı), gerilim içeren Stephen King eserleri veya Grange'in kitapları uyarlansa izlerdim. Dave Gurney maceralarını konu alan bir uyarlama ilgimi çekebilirdi. Fantastik kurguda Locke Lamora  eğer kaliteli oyuncularla ve kitaba bağlı kalınarak aktarılsa severek izleyebilirdim. Ama bunları dilemeye korkuyorum çünkü ya uyarlaması felaket kötü olur da kitabın büyüsünü bozarsa diye düşünmeden edemiyorum. O yüzden uyarlanmasalar da olur. Böyle gizemliyken ve benim hayal dünyamın içindelerken, uyarlamalardan çok daha güzeller. 


     Mimimizin sonuna geldik. Katılmak isteyen herkes katılabilir. Biz "Yorum Atölyesi" olarak ne kadar çok katılım olursa o kadar mutlu oluruz. Herkes davetlimizdir. Ama hususi olarak mimlemeden geçemeyeceğim bazı bloglar da olacak elbetteki. Onlara gelirsek;
Sevgili Devrik Cümleler => https://devrik-cumleler.blogspot.com.tr/
Sevgili Öneri Makinesi =>http://onerimakinesi.blogspot.com.tr/
Sevgili Daha Mutlu Yaşam => http://www.dahamutluyuz.com/
Sevgili Kağıt Salıncak => http://kagitsalincak.blogspot.com.tr/
Sevgili İlkay Özgür => http://fairytaleess.blogspot.com.tr/
Sevgili Annesi'nin Prensesi => https://esilammm.blogspot.com.tr/
Sevgili Bücürük Ve Ben => http://bucurukveben.blogspot.com.tr/
Sevgili Ayşe Yıldırım =>https://sofistikedusunur.blogspot.com.tr/
Sizleri mimliyorum ve mim yazılarınızı okumak için sabırsızlanıyorum. Sağlıcakla kalın. Herkese musmutlu mimlemeler. :) :) 

16 Şubat 2017 Perşembe

Aklımda Deli Sorular | Mim#7

Herkese merhaba! Mükemmel bir mim ile karşınızdayım. Öncelikle bu orijinal mimi başlatan kişi olmak üzere beni mimleyen Kağıttan Dünyam'a çok teşekkür ederim. Onun mim yazısı için tık tık :)

1)Almaktan vazgeçemediğin bir şey var mı?

    Var tabi olmaz mı? Birçok kitap bloggerının da vereceğinden emin olduğum cevap: Kitaplar... D&R ya da başka kitap mağazasına "şöyle bir bakmak" için girdiğim her seferde mutlaka en az bir kitap alıyorum bu yüzden yanımda gezen arkadaşlarım çoğu zaman benim öyle yerlere girmemi engelliyorlar çünkü para var mı yok mu demeden yüklü miktarda kitap aldığım zamanlar olmuştur. Bazen de Gratis'e girip 100'lü rakamlarla çıktığım görülmüştür. Oda lazım bu da lazım derken onca para verdim bakım ürünleri ve kozmetiğe de. Bayan olmak sıkıntılı bir şey olabiliyor bazen. Hele ki kendi adınıza kredi kartınız varsa ve kendinizi tutamıyorsanız kesinlikle öyle yerlere girmeyin derim. Yoksa ay sonu benim gibi kıvranır durursunuz arkadaşlar :(

2)Büyük, kocaman bir acı hissettin mi?

    Günümüzde öyle hastalıklar, öyle acı çekenler var ki onları görünce yaşadığım ufak acı ve hastalıklara rağmen şükrediyorum. Öyle büyük bir şey hissetmedim. Ama kağıt kesiğinden nefret ederim. Bence serçe parmağı bir  yere çarpmak ile yarışır. Şuan sadece odaklanıp kağıt kesiğini düşünmek bile beynime iğneler batmasına sebep oluyor. Gerisini siz düşünün. :)

3)Altın günlerine dair korkunç bir anın var mı?

  Annemde sevdiğim yönlerden birisi altın günlerine katılmaması. Bu yüzden öyle altın günlerine has bir anım yok. Ama kalabalık kadın oturmaları çoğu zaman oluyor. Bunu altın günü gibi düşünürsek, çok korkunç bir anım olmasa da o an hayatımla ilgili konular konuşulması, bana özel hayatla ilgili sorular sorulmasından hiç hoşlanmıyorum ve ne yazık ki bunu hepsi yapıyor. Saygısızlık olmasın diye aksi bir cevap da veremiyorsun, çok sıkıntılı durumlar çıkıyor ortaya. Kısacası  S E V M İ Y O R U M! :D

4)Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?

   Aklıma birçok şey geldi. Ama görünmezlik hep ilgimi cezbetmiştir. Suistimal etmeden, yerinde kullanabileceğim bir özellik olurdu. Ya da kimi kandırıyorum ki gayette ederdim suistimal. Sevdiğim insanlar hakkımda ne diyor gizlice dinlerdim, aşık olduğum insanın bir gününü izlerdim ya da birçok insana yararı dokunacak gizli bir bilgiyi edinmek için kullanırdım kim bilir :D Harry Potter'da en hoşuma giden sahnelerden birisi de Harry'nin o pelerini giymesiydi. Belki bundan olabilir. :)

5)"Etraf ne der" diye düşünmeden hareket edebilir misin?

   Her zaman olmasa da çoğu zaman kendi düşüncelerimi başkalarının düşüncelerinden önce tutarım ve kimsenin dediğini takmam. Ama özellikle ailem 'etraf ne der' düşüncesine sadık oldukları ve beni de öyle yetiştirdikleri için, ister istemez bazı hareketleri yaparken içten içe tereddütte kaldığım falan oluyor.

6)Hangi mevsimi seversin?

   Çoğu kişi kışı ve karı sever. Onun getirdiği huzuru da. Ama ben öyle düşünmüyorum. En sevmediğim mevsim sorulsaydı cevabım kış olurdu. En sevdiğim mevsimden ziyade en sevdiğim hava güneşli olan ve insanın içine kasvet basmasına neden olmayan havalar oluyor. Bu bazen kışın bile olabiliyor. Ama belki ilkbahar günü doğduğumdan mı bilinmez en sevdiğim mevsim ilkbahar, en sevdiğim ay da nisan ayıdır. Bana her şeyin yeniden canlanmasını, sıcaklığı, özgürlüğü anımsatıyor. :)

7)Blog yazmak sana ne kattı?

   Birçok şey kattı. Burada kısaca satırlara sığdıramayacağım şey. Öncelikle çok başarılı bulduğum, yazılarını zevkle takip ettiğim çok iyi blogger arkadaşlar edinmeme sebep oldu. Blog sayesinde daha fazla kitap okur, kitap okuma işini daha ciddiye alır oldum. Hatta okuduğum kitapları burada yorum olarak paylaştığım için, okuyan ve takip edenleri yanlış yönlendirmemek adına kitapları daha önyargısız ve daha dikkatli okumaya başladığımı bile söyleyebilirim. Yazım ve cümle kurma kabiliyetinden tutun da, blog için araştırmalar yaparken birçok bilgi edindim. Bir bloggerın yaşayabileceği birçok şeyi tecrübe edindim kısacası. Üstelik kitap okumak haricinde, boş zamanları en iyi değerlendirme aracı olduğunu düşünüyorum. Ve şu cümlenin yarattığı farklı bir özgüven de olmuyor değil elbette "Hey benim bir blogum var." :)

8)En sevdiğin dizi, film, animasyon ve kitap hangileri?

   En sevdiğim dizi şüphesiz ki Sherlock. Çünkü zekice tasarlanmış, özgün kurguları seviyorum. Kitaba bağlı kalınmış, güzel uyarlamaları da. Sherlock'un dehası, dizinin özgünlüğü, karakterlerin sempatikliği beni oldukça çekiyor. Bitmek üzere olmasına en üzüldüğüm dizidir kendileri.

   En sevdiğim filme gelecek olursak; Titanik'in bendeki yeri farklıdır. Birçoğunuz gibi bende defalarca seyrettim ama hala seyretsem sıkılmam gibime geliyor. Birde verdiği mesajı sevdiğim, kaliteli bir dram olan Yeşil Yol'u gerçekten çok seviyorum. Pek film izlemediğim için biraz eski usül takılıyorum ama bazılarınızın favorileri arasında da benim seçtiğim bu filmleri görmüş olmak, o kadar da zevksiz olmadığımı gösteriyor. :)

   En sevdiğim animasyon sorusuna verecek pek cevabım yok. Çünkü çocukluğumdan beri pek animasyon izlemediğimi fark ettim. Buz Devri serisine bayılıyorum. Hala yeğenlerim izlerken bende oturup izlerim ama benim çocukluğumun ilk göz ağrısı olan, CD'sini ilk aldığım ve heyecanla defalarca izlediğim Kayıp Balık Nemo'nun bende yeri ayrıdır. Onu da söylemeden geçemeyeceğim. :)

   En sevdiğim kitaba gelirsek; benim için cevaplaması en zor soru bu olur heralde. Çünkü kitaplar arasında öyle çok ayrım yapmam. Benim için"en"ler yoktur kitaplarda "daha"lar vardır. Zaten çok beğendiklerimi de kategorilerine göre beğenirim. Fantastik kurguda Locke Lamora'ya bayılırım. Dram türünde Jodi Picoult eserlerini severken polisiyede Grange'in Siyah Kan'ı diyebilirim. Yani kısacası çok fazla seçenek var. O nedenle bu soruyu pas geçeceğim. :)

9)Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?

   Henüz cevabım hayır yaşayamadım olacak. Ancak ileri de gerçekleştirmek istediklerimi gerçekleştireceğim bir ömrüm olursa, bu cevap değişebilir. Umutluyum. :)

10)Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?

   Gece uyuduğumda dünya yansa umrumda olmuyor genellikle. Bu yüzden öyle bir şeye teşebbüs etmedim şimdiye kadar. Belki nasıl bir şeymiş diye ilerde denerim. :)

Soruları cevaplarken çok eğlendiğim, güzel bir mimdi. Katılmak isteyen herkes davetlimdir. Ayrıca şu blogları özel olarak davet edeyim istedim. :)

Mimlerinizi zevkle okuyacağım. Herkese bol mimli günler. :) :)

25 Ocak 2017 Çarşamba

Gökten Üç Elma Düşmüş... | MİM



  Herkese merhaba! Bugün oldukça güzel bir mimle karşınızdayım. Ömer beni mimlemiş ve bende katılayım dedim. Ömer'im mim yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Eğlenceli bir mim oldu, umarım sizde seversiniz. :)

1.Gökten 3 elma düşmüş .Yaşamak için 1 .ve 2.Kontenjanlar doluymuş .
3 elmada kontenjan boşluğu varmış .
1. Beijing imiş 2. Londra 3 .ise ...

Roma, mimarisini, sanatını ve yapısını çok seviyorum, aklıma ilk orası geldi. :D
Yoksa Venedik'te olabilir. İtalya olsun yeter modundayım ben biraz. :D


2.Gökten 3 elma düşmüş 1. Oğuz Atay imiş 2. Nuri Neşat Güntekin imiş .3...

Aslında bu iki yazarı hiç okumadım, cevaplamakta biraz zorlanıyorum o yüzden. Aklıma ilk gelen George Orwell oldu, çok severim kendisini.


3.Gökten 3 elma düşmüş 1.müzik imiş 2. Bale imiş 3...

Kitapmış biride, müziği dinleyerek bambaşka dünyalarda kaybolma fırsatı..


4.Gökten 3 elma içinde 3 elma düşmüş 1.Pamuk prenses ve yedi cüceler imiş imiş .
2. Hansel ve Gratel imiş 3...

Külkedisi imiş, Çocukken çk severdim.


5.Gökten 3 elma düşmüş 1.İlyada imiş 2.Ramayana imiş 3...

 Manas.


6.Gökte 3 elma asılı duruyormuş.
1. Dünya imiş 
2.Mars 
3...

Güneş, aydınlığı hatırlatıyor.


7. Gökten 3 elma düşmüş  1. Yunan Mitolojisi imiş 2. İskandinav imiş 3...

Kelt mitolojisi, hep ilgimi çekmiştir.


8 .Gökten ak sakallı dede sarkıp fısıldamış ; Kardeş elimde 3 elma var .
Her biri ayrı bir zaman dilimini temsil ediyor .Hangi yy a gitmek istersin ?
Ama ikisini sana hayatta vermem Ak sakallı dedenin elindeki ilk elma 13. Yy imiş 2 elma ise 24. Yy imiş 3 elma ise ...

21. yy, diğer yüzyıllar ne kadar ilgi çekici gelse de olduğum zamanda kalmayı tercih ederim.


9.Gökten 3 elma düşmüş .
1 . Piyano imiş 2. Gitar imiş 3 . ise

Çello, piyano ve çello ile çalınan şeyleri dinlemeyi hep çok sevmişimdir.


10.Gökten 3 elma şeklinde 3 adet film türü düşmüş 1. Bilim kurgu imiş .
2 . komedi imiş 3 . ise ...

Aksiyon, durgun filmlerden pek hoşlanmıyorum.


11.Gökten 3 elma süzülüyormuş .
1 .Planör imiş  2. Uçak imiş  3 . ise ...

Paraşüt, yükseklerden atlamak ve o adrenalini tatmak gerek.


Güzel bir mim, katılmak isteyen herkesi mimliyorum. :)


22 Ocak 2017 Pazar

Yarım Bıraktığım 6 Kitap | Pazar 6'lısı


 Pazar 6'lısı'na tam gaz devam. Devam ettirebildiğim için kendimi kutluyorum. :D Aslında bir kaç gündür yazılmayı bekleyen manga yorumumu aksatmış olsam da Pazar 6'lısını aksatmak istemedim, hala kararlıyım.

  Neyse, bu haftanın konusu Yarım Bıraktığım 6 Kitap. Aslında en sevmediğim şeylerden biridir kitapları yarım bırakmak ama oluyor arada öyle şeyler. Neyse geçelim listeye.



1.Serseri - Rachel Vincent
Seriye çok övgü olunca başlamıştım sanırım, ama bir türlü okuyamamıştım. Hatta okumak için uğraşmıştım baya bir kaç kez bırakıp başladığım olmuştu ama bir türlü devamı gelmeyince vazgeçmiştim. Paranormal yaratıklarla çok sorunum olmasa da serideki karakterlerin kediye dönüşmesine bir türlü alışamamıştım.

2.Gölgeler - Jessica Verday
Öylesine başladığım ama çok saçma bulduğum için bıraktığım bir seriydi, konu basit gelince kitabı öylece bırakmıştım. Hayalet sevgili falan bana saçma gelmişti. :D

3.Eğer Yaşarsam - Gayle Forman
Çok övülünce merak edip başlamıştım ama sıkıcı ve saçma bulunca yarım bırakmıştım. Sonra filmi falan çıktı sanırım ama iyi ki okumadım, daha güzel kitaplar okudum yerine. :D


4.Küçük Mucizeler Dükkanı - Debbie Macomber
Bu tarz kitaplar pek bana göre değil, bir kaç kez denedim bu tarzı ama beni pek sarmıyor, bu kitapta ilk sayfalardan sıkmaya başlayınca bırakmıştım.

5.Eylül - Mehmet Rauf
Bu kitapla yanlış zaman ve yaşta tanışmıştım sanırım bırakmamdaki en büyük etken o. O zaman okurken sıkıldığımı hatırlıyorum, şimdi nasıl bir tutum sergilerim bilmiyorum.

6.Çöl Mızrağı - Peter V. Brett
Dövmeli Adam'ı sevince serinin ikinci kitabını okumayı çok istedim, bir kaç kez başladım ama o kadar sıkıldım ki devam edemedim. İlk kitap çok akıcı ve güzelken ikinci kitapta bal içinde yürüyor gibi hissediyordum, beş sayfa beş yüz sayfa kadar uzamaya başlayınca bıraktım, bir kaç kez denediysem de olmadı. Yine de kararlıyım o kitap bitecek, ne olacağını merak ediyorum. :D Sanırım kitabın geçtiği mekan ve değişen karakterler adapte olmamı engelledi, yine de yılmayacağım.

Dediğim gibi kitap yarım bırakmayı fazla sevmem ama arada oluyor işte. Yarım bıraktığım kitaplar genelde çok güzel, mutlaka okunmalı tarzında ifadelerle gaza geldiğim kitaplardı. Dene-yanıl yoluyla hangi kitapları okumam gerektiğini ve kimlerin önerilerini dikkate almam gerektiğini öğrenmiş oldum.

Sizde Esseve Rin'in başlattığı Pazar 6'lısı etkinliklerine katılabilirsiniz, ne kadar çok kişi olursa o kadar iyi oluyor. Keyifli okumalar herkese. ^-^