Gizem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gizem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2016 Cumartesi

Süleyman'ın Anahtarı (Tomás Noronha #7) - José Rodrigues Dos Santos | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: A Chave de Salomão
Seri: Tomás Noronha #7
Önceki Kitap: *Türkiye'de basılmamış
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 496
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.49  (679 Oy)

Arka Kapak Yazısı

İsviçre, Cern… Tanrı Parçacığı'nı arayan bilim adamları, CIA'in Bilim ve Teknoloji Müdürü Frank Bellamy'nin cansız bedenini bulurlar. Cesedin elinde, anahtarın Tomás Noronha olduğunu söyleyen bir not vardır. Portekiz, Lizbon Yeni Üniversitesi… Tarihçi Noronha artık CIA'in bir numaralı hedefidir. Dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatının kendisini öldürmek istediğini anlayan Tomás Noronha eğer hayatta kalmak istiyorsa Frank Bellamy'nin ölümünün ardındaki gizemi çözüp masumiyetini kanıtlamalı ve çok gizli bir proje olan Kuantum Gözü'nün yerini bulmalıdır.

Bu doludizgin arayışta başta Einstein ile onun karşıtları olmak üzere yirminci yüzyılın bütün büyük fizikçileri bir araya gelecek ve Tomás Noronha'ya zihin, madde ve varoluşun gizemi arasındaki şaşırtıcı bağlantıları ortaya çıkarmasında yardım edecektir.

Ruh var mıdır? Ölümden sonra hayat var mıdır? Gerçeklik nedir?
Tanrı'nın Formülü'nde Tanrı'nın varlığına dair bilimsel ispatların peşinde olan José Rodrigues dos Santos bu devam romanında da gerçeklik, evren ve bilinç üzerinden kuantum fiziğinin en derinlerine dalmaktan çekinmiyor.

Yorum

  Fizik, bol bol fizik, daha da fizik. Hemde bir tarihçinin anlatımıyla.
  Süleyman'ın Anahtarı, fizikle ilgili bari teorileri ve kurguyu harmanlayan bir roman. Yazar kitabı yazarken içine bol bol fizik katmış, kitabın %60 salt fizik desem az söylemiş olurum, yani anlayacağınız kitap hep fizik. Bazen fiziksel açıklamalar dışında bir şeyler okuyunca şaşırıyor ve gerçekliğe dönmekte zorlanıyordum.

  CERN'de ölü bulunan Bellamy, CSI'de üst düzey yetkili bir bilim insanıdır. Cesedinde Tomás Noronha'nın adının yazılı olduğu bir kağıt bulununca yetkililer Tomás'tan şüphelenirler. Bellamy ölürken ardında bir çok gizem bırakmıştır ve tüm bunların anahtarı Tomás'tır. Tomás gerçeğin peşine düşer ancak onun peşinde de CSI ajanları vardır.

  Kitap çok fazla klişeye ev sahipliği yapıyordu, (sıradan insanların eğitimli ajanları atlatması ya da baş karakterlerin ölmemesi ama yan karakterlerin kim olursa olsun bir anda öldürülebilmesi gibi), konusu ve kurgusunu türün diğer kitaplarından ayıran pek bir özellik yoktu. Hatta ilk baş size Dan Brown'ın bir alt versiyonu gibi gelebilir ki bazı yönlerden bende öyle hissettim. Kitabı bir çok kitaptan ayıran yön fizikti, kitapta çok fazla yer kaplıyor ve kuantum fiziği ile ilgili oldukça fazla bilgi barındırıyor. Buraya kadar her şey normal, ancak benim anlamadığım fizikle ilgili olan bu bilgileri bir tarihçinin vermesi. Tarihçi! Evet Tomás karakterinin tarihçi mi fizik profesörü mü olduğunu sorgulayıp durdum kitap boyunca. Tamam tarihçilerde fizik bilebilir ama buradaki sanki biraz fazla olmuştu, bana saçma geldi. Ve kitapta bolca zaman kayması vardı, yazar zamanı çok iyi hesaplayamamıştı, on dakika da sayfalarca konuşan karakterler bazen sadece iki cümle için dakikalar harcadı, yazar keşke bunlara dikkat etmiş olsaydı.

Kitaptaki Süleyman'ın Anahtarı


 Kitabın fizikle ilgili olan yönünü ise sıkıcı bulmadım, bir çoğu aşina olduğum bilgilerdi ve yazar da anlaşılır bir biçimde sunduğu için o sayfaları sıkılmadan okudum. Yalnız bazen bu bilgileri okurken gülesim geliyordu, bir çok bilgi veriliyor veriliyor tam esas noktaya ulaşacakken 'orası hala gizemini koruyor' ibaresiyle karşılaşıyorsunuz, bu yazarın suçu değil tabii ki sadece kuantum fiziği henüz yazarında Feynman'dan alıntıladığı gibi henüz anlaşılmaz bir nitelikte;
"Sanırım kendimden emin bir şekilde, hiç kimsenin kuantum fiziğinden anlamadığını iddia edebilirim. "

  Konusu ve kurgusu bakımından basit olsa da fiziki yönü ile farklı ola bu kitabı ben ne çok mükemmel buldum ne de kötü. Güzel yönleri olsa da kurgu açısından oldukça basit ve klişelere sığınılmış bir tarzı vardı. Yine de fizik sizi sıkmayacaksa oldukça rahat bir şekilde okuyabileceğiniz güzel bir kitap, ancak dikkat edin abartıldığı kadar güzel ve farklı bir kitap değil. İyi Okumalar. :))

Alıntılar

Gerçeklik, olduğunu düşündüğümüz veya olmasını istediğimiz şey değil, olan şeydir. 
Kuantum dalgalanmasında parçacıkların ortaya çıkmasına yol açan şeyi bilmiyor olmamız, bunun bir sebebi olmadığı anlamına gelmez. Sebep var fakat biz bilmiyoruz.

Puanım


5 Nisan 2016 Salı

Koloni - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Miserere
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 422
Goodreads Puanı: 3.79  (1,415oy)

Arka Kapak Yazısı

Soluğunuzu kesen tempo, heyecan ve gerilim hiç bitmeyecek!

Onlar Çocuktular...
En mükemmel elmasların saflığındaydılar...
Ne ufak bir lekeleri...Ne de en ufak bir kusurları vardı...
Ve ne de en ufak bir günahları...
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı...
Paris'te bir Ermeni katedralinde işlenen bir cinayet. Kan yok, cinayet aleti yok, yara bere yok...
Biri yaşlı ve huysuz emekli bir polis, diğeri Çocuk Bürosu'nda görevli, ancak açığa alınmış uyuşturucu müptelası genç bir polis. Bu ikisi, gitgide hunharca bir hal alan ve peşpeşe işlenen cinayetlerin katilini veya katillerini bulmak için birlikte çalışmak zorundadır. Birbirlerine ihtiyaçları vardır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Ancak bu cinayetler sıradan bir seri katilin işi değildir. Gizli servisler, naziler, Yahudiler, ülke içinde ülkeler, ve "siyah bölgeler"... Sanki birileri bir şeyleri gizlemek istemektedir.

Fransa'nın göbeğinde başka bir ülke olabilir miydi?
Bu ülkeye kim veya kimler göz yumuyordu?
Burada neler yapılmaktadır?
Kaçırılan çocuklar ile öldürülenler arasındaki bağ nedir?
İki polisin çabası cinayetleri açığa kavuşturmaya yetecek midir?
Yoksa...

Yorum

  Herkese merhaba! :) Yine bir Grangé romanıyla karşınızdayım, bu benim okuduğum 7'nci Grangé romanı ve yine Grangé ortaya çok güzel bir şey çıkarmış. Koloni'yi uzun zamandır merak ediyordum ve nihayet okuyabildim.

  Ermeni kilisesinde bir koro şefinin öldürülmesiyle başlayan olaylar ilerleyen sayfalarda hızla büyüyerek devam ediyor. Kitapta hiçbir şey göründüğü gibi değil, çok fazla sır ve açıklanamayan bir çok şey var. Bu soruşturmada yolları kesişen iki polis Kasdan ve Volokine'in birbirlerine destek olarak soruşturmayı yürütmeye çalışıyorlar.

  Kitabın konusu oldukça ilginçti, sayfalar ilerledikçe konunun akışı değişti ve ortaya başta görünenden çok farklı bir hikaye çıktı. Konu şekillendikçe şaşırtıcı bir çok ayrıntıyla karşılaşıyorsunuz, yazarın seçtiği konu gerçekten ilginç ve bunu güzel bir kurguyla harmanlayınca oraya çok güzel bir şey çıkmış.

  Koloni'de en sevdiğim ayrıntılardan biri Kasdan ve Volokine arasındaki ilişki oldu, soruşturma sayesinde tanışan iki polisin birbirlerine karşı gelişen dostluğunu okumak gerçekten çok güzeldi. İki karakterin birbirine yardımcı olması, arada oluşan güzel bağ benim çok hoşuma gitti. Baba-oğul ilişkisine benzer bir dostluktu onlarınki ve bu tarz bir bağ okumaktan mutluluk duydum.

  Kitap genel olarak çok güzeldi, konu ve kurgu çok zekice hazırlanmıştı, karakterleri de çok sevdim yalnız kitabın tek sorunu yazarın belirgin imzasını taşımasıydı. Yazarın her kitabının kurgu ve dil bakımından çok benzer olmasından hoşlanmıyorum, biraz değişik teknikler denese ortaya daha şaşırtıcı ve güzel şeyler çıkabilir bence, bu haliyle şaşırtıcı olmaktan uzaklaşıyor. Yazarın üslubunu sevsem de her kitabında aynı üslupla karşılaşmaktan hoşlanmıyorum.

  Konusuyla, karakterleriyle oldukça güzel bir polisiye idi, sonlara doğru tempo iyice artıyor ve kitap daha güzel bir hale geliyor. Polisiye severler ya da Grangé sevenler için oldukça güzel bir roman, kaçırmayın derim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Ve en iyi avcı kendisinden olanları avlayan avcıydı.
İnsanlardan nefret ettiğinde onları daha iyi tanıyorsun. 
Eğer birini öldürüyorsan öldürülmeyi de kabul etmen gerekiyordu. Kendi varlığına hiç değer vermemen. Ama hayır. Zalimler zavallı hayatlarına sımsıkı tutunuyorlardı. 
Kin, bu dünyada en iyi paylaşılan yetenektir. 
Çürümüş temeller üzerinde yükselmiş olsa da, ruhsal dengesinde bazı bozukluklar olsa da ve bu durumdan kurtulmak için boş yere gayret sarf etse de, bu hayat ritmine uzun süre dayanamayacağını bilse de halinden memnundu. Geçmişe dönmekten ve unuttuğu ilk travmayı yaşamaktan daha iyiydi. 
Beni şaşırtan, yaşamın içindeki ölümün korkunç haksızlığı değildi. Tam tersine. Ne dereceye kadar yaşamın ölümün bir parçası olduğunu, ne dereceye kadar yaşamın küçük bir parantezden ibaret olduğunu anladım. Hiçlik okyanusunda küçük bir ertleme. Narine'nin ölümü benim için buydu işte.  
Bir ihtar. Hepimiz bunu yaşayacak olan ölümlülerdik. 
Uzun zamandan beri insanları yargılamayı bırakmıştı. Artık ihanete inanmıyordu, çünkü edilen yeminlere inanmıyordu.

Puanım



16 Mart 2016 Çarşamba

Ölülerin Fısıltısı (David Hunter #3) - Simon Beckett | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Whispers of the Dead
Seri: David Hunter #3
Önceki Kitap: Kemiklerin Şifresi
Sonraki Kitap: Mezarların Çağrısı
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 344
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.05  (4,918oy)

Arka Kapak Yazısı

  Adli antropolog Dr. David Hunter, "ceset çiftliği" olarak anılan bir araştırma merkezinde çalışmak için ABD'ye gittiğinde, kendisini bekleyen kâbustan habersizdir.

  Uzmanlarla aynı konuya "merak salan" takıntılı bir katil, kendi dehşet verici deneylerini yapmak için kurban aramaktadır.

  Tennessee'de çürümeye yüz tutmuş cesetler keşfedildikçe, Dr. Hunter da "gerçek vakalar" üzerinde çalışmak zorunda kalır.

  Korkunç cinayetler, tüyler ürperten ayrıntılar...

Yorum

  David Hunter sevdiğim polisiye serilerinden biri ve her kitapta bu seriyi neden sevdiğimi daha iyi anlıyorum. Simon Beckett kitaplarını çok iyi kurguluyor gerçekten. Seride bir polisiyeden istediğim ne varsa bulabiliyorum, gizem, gerilim ve polisiyenin bence olmazsa olmazı olan katil kim şüphesi ve onun peşindeki sonu gelmez koşturmaca.

  Ölümün Kimyası'ndan itibaren serinin en sevdiğim yönlerinden biri antropolijiyle yakından ilgisi. Antropoliji bu seriyi bir çok seriden ayıran bir özellik ve otopsileri, ölüm şekillerini okumayı seven biri olarak seriyi daha çok sevmemi sağlıyor. Diğer bir çok polisiye içinde kendi belli eden ayırt edici bir özellik.

  Ölülerin Fısıltısı,  David Hunter'ın bir süreliğine 'ölüm çiftliği' adlı tesise gitmesi ve kendini karmaşık olayların içinde bulmasını konu alıyor. Amansız bir seri katilin akıl almaz cinayetlerini konu alan kitap oldukça etkileyiciydi.

  Yazarın olayları ele alış tarzı ve kurgusunu seviyorum, gizem ve gerilimi kitabın son sayfalarına kadar orantılı bir şekilde sürdürüyor. Bu kitaptaki seri katil gayet merak uyandırıcı ve iyi yazılmış bir karakterdi, hatta insanı şaşırtabilecek biriydi.

  Kitabı okurken çok şaşırmadım ama okuması zevkliydi ve son sayfaları özellikle güzeldi. Kitabı beğendim ve seriye devam etmek istiyorum, şimdilik benim seride en sevdiğim kitap Kemiklerin Şifresi oldu.  Polisiye seven biriyseniz mutlaka bu seriye göz atın derim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"İnsaların anılarımızdaki gibi kalmasını bekleriz, ama tabii asla öyle olmaz."
"Zamanla insan hemen her şeye alışabiliyor."

"Başarısızlık her zaman hayal kırıcıdır, ama olaya bir bütün olarak bakmayı sürdürmen gerek.
Her zaman bir sonraki sefer vardır."

"İnsanları onları normalde gördüğümüz gibi tanımlarız, ama o durumdan çıktıklarında, başka bir sahne ve durum içine yerleştiklerinde zihnimiz ayak direr. Bir zamanlar tanıdık olan, garip ve rahatsızlık verici olur."

"Sadece bir sorun hakkında konuşmanın o sorunla baş etmenin en iyi yolu olduğuna inanmıyorum, hepsi bu."

"Karşına fırsat çıktığında kullanmak için hazır olmak zorundasın. Bunun gibi şansları heba etmeyi kaldırmazsın. Bunu herkesten daha iyi biliyorsun. 
Hayat çok kısa."

"Ne zaman birine kendimi alıştırsam diğerini hatırlıyor ve duygusal açıdan tekrar hırpalanıyordum."

"Düşüncelerimi girdikleri o hain döngüden uzaklaştıracak hiçbir şey yoktu. Ne de konuşabileceğim biri vardı."

"Şans. Şimdiye kadar pek sahip olmadığımız bir şey."

Puanım


29 Şubat 2016 Pazartesi

Kusursuz Tuzak - Lisa Gardner | Kitap Yorumu

lisa gardner
Orijinal Adı: Say Goodbye
Seri: Quincy & Rainie #6
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 501 (Cep Boy)
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 4.11  (15,035oy)

Yorum

  Şu sıra polisiyeye ağırlık vermeye çalışıyorum daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, ne okusam diye düşünürken kitaplıkta Kusursuz Tuzak'ı gördüm ve çok sevindim. Aslında kitabın bende olduğunu bile unutmuştum, görünce bu sefer iyi bir polisiye okuyacağı diye düşündüm. Sırlar Uçurumu ve Taş Meclisi bana istediğimi verememişti ama bunun vereceğini biliyordum çünkü daha önce Lisa Gardner'ın Sessiz Çığlık kitabını okumuş ve çok beğenmiştim.

  Yoruma geçmeden önce, kitap Quincy & Rainie adlı serinin altıncı kitabymış ve ben bunu başladıktan sonra öğrendim. Zaten serinin tüm kitapları da Türkiye'de mevcut değil, bundan başka bir tek ilk kitabı basılmış oda Epsilon yayınevinden. Serilerin böyle sırasız ve eksik çıkarılmasından çok rahatsız oluyorum, elimden geldiğince sırasız seri okumuyorum. Polisiye de olsa konular birbirinden bağımsız da olsa sırayla ilerlemeyi seviyorum.  Ben kitabın cep boyunu almıştım, kağıt yapısı hiç beğendim, internetten almıştım görseydim almayabilirdim, kitap 500 sayfa olduğu içinde arkası kırıldı ki bu en sevmediğim şeylerden biri :D

  Kitapla ilgili şikayetlerim vardı ama hepsi yayıneviyle alakalıydı, yazarsa ortaya süper bir polisiye çıkarmış. İlk sayfalarda olay sizi içine alıyor ve kitap bitene kadar sizi bırakmıyor, ben dış etkenlerden dolayı altı günde okumak zorunda kaldım ama kitapta akıcılık sorunu hiç yok.

  Kitap çocuk tacizi, seri katil ve nasıl kaybolduğu bilinmeyen kızları konu alıyor. Kitabın konusu hem güzel hem ürperticiydi, yazar gerilimi çok iyi ayarlamış. Kitapta katil ve mağdurun bakış açısını, ruh halini de okuyorsunuz ve yazar bunları çok güzel yansıtmış.

  FBI ajanı Kimberley'in katil peşindeki adım adım ilerleyişi, katil, kurbanlar, bilinmeyenler... Kitap tek kelimeyle enfes bir polisiyeydi. Gizem-gerilim kitapta yerini çok güzel bir şekilde bulmuş ve hikayenin sıradışılığı, alışkın olmadığımız olaylar ve karakterler çok iyi bir şekilde harmanlanmış.

  Bazı yerlerde eksikleri bazı yerlerde fazlaları olsa da okuması gerçekten zevkli bir polisiyeydi. Zamanım olsa iki günden fazla sürmezdi muhtemelen :) Yazar diğer ögeler gibi kurguyu da çok iyi ayarlamış, sürekli yeni bir şeyler çıkıyor, gerilimin dozu yüksek ve son ana kadar bitmiyor bu durum. Aslında kitapta anlatılan bazı olayların gerçek olma ihtimali bile korkunçtu ki muhtemelen gerçek ve oraları okurken gerçekten çok etkilendim, yazarın etkileyici anlatımı ile işlediği konu da bir araya gelince okurken tüyleriniz diken diken oluyor. Okurken pek şaşırmasam da kitabı severek okudum ve etkilendim.

  Lisa Gardner bu kitaptan sonra en sevdiğim polisiye yazarlardan biri oldu. Diğer kitaplarını da merak ediyorum. Şu sıra ki polisiye okumalıyım isteğime çok iyi geldi Kusursuz Tuzak. Katilin duygu dünyasının en iyi işlendiği kitaplardan biri sanırım, en azından benim okuduklarım içinde kesinlikle öyle, insanı gerçekten etkiliyor.  Gerilim ve gizemin çok iyi ayarlandığı bir polisiye okumak istiyorsanız Kusursuz Tuzak tam size göre :) Umarım seveceğiniz bir polisiye olur. İyi Okumalar :)

Alıntılar


"İnsanın dünyadaki yerini biliyor olması, o yerden memnun olduğu anlamına gelmezdi."

"Artık hiçbir şey hakkında iyi hissedemiyorum."

"Gece yarısından sonra, düşünceleri onu, aklı başında hiçbir insanın, Tanrı esirgesin, asla gitmek istemeyeceği karanlık yerlere götürüyordu."

"En çok da, ileriye bakmanın hayata devam etmenin önemini anlıyorlardı, çünkü eğer aynı noktada çok kalırsan pişmanlığın kaya gibi ağırlığı altında ezilme ihtimalin vardı."

"Bana "Hey, sana ne oldu böyle?" diye sormalarını, birinin, "Haydi, dostum, uyan artık, hepsi kötü bir rüyaydı ama artık geçti, hayat güzel," demesini istiyordum. Ama kimse bir şey söylemedi."

"Gerçekler insana bir anda görünüverir bazen. Genelde zamanla kötüdür ve insan onu kabul etmeye hazır değildir."

"Ona bir şey söylemeliyim, diye düşündüm. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Hayatın koca gerçeklerini duymaya hazır değildi. Hiçbirimiz değildik."

"Yorulmamıştı, yorgun düşmüştü. Vücudunun yorgun düştüğü kadar zihni de yorulmuştu. Bu bir ruh haliydi."

"Hayat herkese uyan standart bir model değildir."

"Kendini iyi hissediyordu, kesinlikle iyiydi, sadece bir daha asla iyi olamayacağını bilmesi dışında."

Puanım

Resim yazısı ekle

24 Şubat 2016 Çarşamba

Taş Meclisi - Jean Christophe Grangé | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Le Concile De Pierre
Seri: Yok
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 365
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 3.51  (1,745oy)

Yorum 

  Ne zamandır Grangé romanı okumamıştım, Taş Meclisi'ni görünce okumaya karar verdim. Arka kapak yazısını okumadan kitaba başladım çünkü Grangé romanlarının arka kapak yazıları nedense bana biraz fazla ayrıntı içeriyor gibi geliyor, başlamadan kitapla ilgili fazla ayrıntıyı bilmek gizemi hepten öldürüyor diye düşünüyorum.

  Kitap Daine'in Lucien adını verdiği çocuğu evlat edinmesi ile başlıyor ve birlikte geçirdikleri kaza sonrasında yaşananları konu alıyor. Kitap şamanizm, parapsikoloji, telekinezi gibi konularla yakından ilgili.

  Taş Meclisi, yazarın ikinci kitabı. Kitap biraz yavaş başlasa da sıkıcı ya da kötü değildi, sadece temposu düşük olaylar biraz basitti, ilerleyen sayfalarda hızlandı mı? Hayır, son 50 sayfa dışında durgundu diyebilirim. Kitapta gizem ögelerine baya yer verilmişti, son ana kadar bulmaca çözer gibi ilerliyor ve bunu seviyorum ancak kitaptaki bulmacayı çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

  Öncelikle kitabın durgunluğu gizemi biraz gölgelemiş, gizemin çıkış noktası ise çok hoşuma gitmedi, Kitap her ne kadar macera-gerilim türünde olsa da fantastik-bilim kurgu ögeleri de vardı. Kitabın en sevmediğim yönü bu oldu, başlangıçta bu yönü kendini gösterseydi ya da daha orantılı bir dağılım olsaydı rahatsız olmazdım muhtemelen ama parapsikoloji-şamanizm ögeleri kendini çok sonradan gösteriyor ve sanki kitaba ait değil hissi verdi bana. İçindeki bazı olaylar da beni bozmadı değil, yazarın durduk yere bazı karakterleri öldürmesini hazmedemiyorum. Bunu genelde yapıyor ve bozuluyorum tabii biraz :)

  Okurken sıkılmadım -son 15 sayfası dışında iki günde bitirdim- ama çok çokta sevmedim kitabı. Kızıl Nehirler özellikle de ilk roman olarak kesinlikle çok başarılı ve güzeldi, yazarın ikinci kitapta böyle düşüş yaşaması biraz moral bozucu olsa da sonradan çok güzel romanlar çıkardı tabii.

  Kitap çok güzel bir noktadan çıkmış ve güzel ayrıntıları yakalamış olsa da bana beklediğimi veremedi ne yazık ki. Sırlar Uçurumu'nda da değindiğim polisiye okumalıyım isteğim hala canlı. Bu sıra biraz daha polisiyelerden ilerleyeceğim gibi :)

  Taş Meclisi güzel bir kitap olsa da özellikle de Grangé için biraz yetersiz buldum. Kötü bir kitap değil ama önereceğim ilk Grangé romanlarından da değil. Sonuç olarak kesinlikle okuyun dediğim kitaplardan da okumayın dediğim kitaplardan da değil, karar sizin :) İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Bütün mümkün olanlar sıralanıp bir kenara bırakıldıktan sonra, geriye ne kalır? İmkansız olan." 

"Kendini yalnız, umutsuzluk verecek kadar yalnız hissediyordu." 

"Bu sınırsız topraklarda kendini yalnız, kaybolmuş, ne yapacağını bilmez hissediyordu. Daha da önemlisi, kendi içinde kaybolmuş." 

"İnsan hapishaneden her zaman kaçabilir. Ama özgürlükten?"

Puanım


21 Şubat 2016 Pazar

Sırlar Uçurumu - Alein Kentigerna | Kitap Yorumu

alein kentigerna
Orijinal Adı: *Bulamadım*
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 480
Baskı Yılı: 2013

Arka Kapak Yazısı

1835 yılı Fransa...
İçinde karanlık sırlar saklayan bir malikâne.
Blanc de Venue Malikânesi.
Lanetli bir uçurum...
Yirmi yıl önce uçurumun dibinde ölü bulunmuş bir kadın.
Belki de arkasında ölümcül sırlar saklayan gizemli bir cinayet...
İntikam almak için geçmişin karanlık anılarını ortaya çıkarmak zorunda olduğuna inanan, inatçı ve çatal yürekli bir evlat.
Geçmişini gizlemek zorunda kalan gizemli bir doktor.
Lanetli bir sır!
Şüphe yüklü bir aşk!
Ve geçmişin ürkütücü sisleri arasından çıkıp gelmiş kötü ruhlu bir adam...

Sırlarla örülü, heyecan dolu bir öykü!
Gerilimi ve gizemi iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Belki de şimdiden benzerlerinin arasında kendine çok üstün bir yer edinecek olan, türünün en gizemli romanlarından biri...
Okuyan herkesi kolayca etkisi altına alacak, finaliyle ters köşeye yatıracak, büyüleyici, tüyler ürpertici bir roman.
Soluğunuz kesilecek. Hayran kalacaksınız.


Yorum


  Halisünasyon en son okuduğum polisiye idi onu da bir buçuk ay önce okumuştum, (Güven Bana polisiye yönü biraz zayıf bir kitap olduğu için onu saymıyorum) bu kadar uzun süre polisiye okumayınca benim polisiye seven tarafım isyan etti tabii. Bülbülü Öldürmek'e başladığım sıra polisiye okumalıyım artık diye çırpınıyordu içimdeki polisiye sever. Neyse Halüsinasyon'u sevmiştim, yazarın Sırlar Uçurumu adlı kitabını da almış olunca başlayayım dedim.

  Yazarın tarzı hoşuma gittiği için kitabın arka kapak yazısını okumadan almıştım, Halğsinasyon gibi günümüzde geçen polisiye-gerilim olur sanırken kitabın 1830'larda geçtiğini öğrenince nasıl şaşırdım tahmin edebilirsiniz. Kitap 1835 yılında Fransa'da bir kadının uçurumda ölü olarak bulunmasıyla başlıyor. Aradan yıllar geçiyor ölen kadının ailesi ve ailenin sırlarla dolu yaşamını okuyoruz.

  Kitap gizem-gerilim türünde ve cinayette olunca ben polisiye tarzına da yakın olur diye düşünmüştüm ancak hiç öyle olmadı. Kitabın türü hakkında kafam biraz karışık açıkçası çünkü gerilim adına kitapta hiçbir şeye rast gelmedim diyebilirim, gizemse? Eh baya gizem dolu bir kitaptı, aslında gizem ve sırlar hiç bitmeden son sayfaya kadar sürdü tek sorun şu ki kitap bol gizemli tarihi-aşk romanı tadındaydı. Bu beni büyük hayal kırıklığına uğrattı, gizem genel olarak entrikalar üzerine kuruluydu ki bu tarzdan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

  Gizem-gerilim-polisiye arası bir şey beklerken gizem-tarihi-aşk kurgusu bulmak benim için baya moral bozucuydu. Kitap bir malikaneyi ve malikanede yaşananları konu alıyor, soylu bir aile ve hasır altı edilmiş sırlar.. Bu bakımdan biraz bol entrikalı yerli dizi tadındaydı. Gizem gerçekten yoğundu, aslında çok severim böyle kitapları ama burada gizem hep entrikalara ve aşk ilişkilerine dayandırılmıştı bu da hoşuma gitmedi tabii.

  Dili akıcı ve kolay okunabilen bir kitap, tempo düşmeden yeni şeylerin ortaya çıkması da okumayı kolaylaştırıyor ve sizi sıkmıyor. Kitabın sonu hayret verici değildi ama çokta beklenilebilir bir son değildi, beni şaşırtmadıysa da fena değildi. İçerikten bahsetmek istiyorum, dayanamayacağım :)

Spoiler!
Tüm gizemlerin bir şekilde soyu belli olmayan çocuklara bağlanması gerçekten çok rahatsızlık vericiydi, şu sıra tv'de de sürekli bu konu işlendiği için sanırım benim tahammülüm kalmamış. Kitaptaki neredeyse her karakterin ahlaksız bir ilişkinin ürünü olması çok rahatsızlık vericiydi, tamam beklenmedik belki ama rahatsız ediciydi. Binbaşı Frédéric'in çirkin hayatı hiç hoşuma gitmedi, özellikle o sayfaları okurken Brezilya dizisi tarzı bir şey izliyor gibi hissettim.


  Sırlar Uçurumu kitaba kesinlikle çok yakışan bir ad olmuş, okursanız anlarsınız sizde :) Kitabın başında ne orijinal ad ne çevirmen adı var bu da bana yazar acaba Türk mü dedirtti :) Halüsinasyon gerçekten güzel bir kitaptı ama Sırlar Uçurumu'nu sevemedim ben, okurken sıkılmadım bir çırpıda bitti, güzel olsa da kitabı sevmedim. Polisiye ihtiyacımı da gideremedi ne yazık ki.

  Kitaba kaç puan vermem gerektiği konusunda arada kaldım, 2,5 ile 3 arası bir şey düşünüyorum, gizem yönünden bakarsak 3 rahatlıkla hak ediyor ama gizemi oluşturan ögeler için puanım 2.
  2.5 en iyisi olacak sanırım.

  Sırlar Uçurumu 19. yy Fransa'sında malikanede yaşanan sır dolu hayatlar üzerine kurgulanmış bir roman, eğer malikane entrikaları sizi rahatsız etmeyecekse gizem dolu bir roman sizi bekliyor :) Halüsinasyon'u bu kitaba referans alacaksanız almayın derim ikisi birbirinde çok farklı. Kitabı okuma kararını size bırakıyorum. Gününüz bol kitaplı olsun.İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Hayatında şu ana kadar sahip olamadığı bir şeyin eksikliğini hissediyordu ama bunun ne olduğunu bulamıyordu." 

"Hayat, hep aynı yatakta akan durgun bir nehir değildir. Hayatındaki değişimlere ayak uydurmalısın ve bunları olgunlukla karşılamalısın." 

"Hayat, gizemli ve ucu bucağı görünmeyen bir denizdi. Yarın ne olacağını kestirmek imkansızdı. Havada tek bir bulut dahi yokken bir saat sonra fırtınaya yakalanabilirdiniz. Hiçbir liman güvenli olmayabilirdi." 
"Yalnız olmadığını bilmek insana güç verir." 
"Hiçbir ateş vicdanın ateşinden yakıcı değildir." 

"Onun için savaş, şerefli bir yoldu. Ama kolay hazmedilecek ve zaferle çıkılsa bile coşkuyla kutlama yapılacak bir şey değildi. İnsana gurudan çok, fazlasıyla acı ve kabus veriyordu." 

"Kendini yapayalnız ve çaresiz hissettiği anlar "

"Karşısına mucizeler çıkmayacağını, hiçbir zaman rahat ve huzurlu bir hayat süremeyeceğini kabullenmişti."
"Geçmişi hatırlamayacağımıza, yaşadığımız bu korkunç şeyleri anımsamayacağımıza yemin etmiştik. Hayatta kalmak için yarına bakacaktık. Kendi hayatımıza." 

"... aşk kalbin zehridir. Öldürmez ama hayat boyu acı çektirir." 

"Her anımız mutlulukla dolu olsaydı, hatıralarımız da bu kadar kıymetli olmazdı." 

"Hayat devam ediyordu ve önünde tıpkı bu loş koridor gibi siyah ve gri renklerin birbirini kestiği uzun bir yol vardı." 

"Bazen, güçlü olmak değil, merhametli olmak gerçekten güçlü olmaktır." 
"Herkesin son bir şansa ihtiyacı vardı." 
"O iyi bir çocuk. Sadece iyi insanlarla karşılaşmadı hayatında."

Puanım


25 Ocak 2016 Pazartesi

Güven Bana - Jeff Abbott | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Trust Me
Seri: Yok
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 580
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 3.49  (693oy)

Arka Kapak Yazısı

  Luke Dantry ergenlik çağındayken bir yolculuğa uğurladığı babasının beklenmedik ölümüyle sarsılmıştır ve bu olay kişiliğinde derin izler bırakarak, bir profesör olan babasının bindiği uçağı sabote eden teröristlerin psikolojik yapısını anlamayı hedef haline getirmesine neden olmuştur.
  
  Henüz üniversite eğitimine devam eden ve başarılı bir psikolog olacağının işaretlerini veren Luke, babasının yakın dostlarından biri olan ve zaman içinde annesiyle evlenerek üvey babası haline gelen Henry Shawcross'tan, internet üzerinde sosyal ağları kullanan potansiyel teröristlerin psikolojik profillerini çıkarması ve veri toplaması için teklif alır. Amaç, bu tür insanların sunabileceği veriler sayesinde, Henry'nin politik düşünce grubunun daha tutarlı terör tehdidi analizleri yapmasını sağlamaktır.

  Luke, veri topladığı ve iletişim kurduğu profilleri Gece Yolu adı altında birleştirir ve bulgularını Henry'ye sunar. Daha önceki terör tehdidi uyarılarının ciddiye alınmamasından yakınan Henry'nin niyeti gerçekte farklıdır: Bu verileri ve çok zengin bir Arap prensinden aldığı fonu kullanarak, en büyük vahşeti ve yıkımı yaratabilecek teröristleri bulup, sanal bir yapısı olan ama somut hasarlar yaratan bir organizasyon kurmaktır. Ne var ki Jane adında bir İngiliz kadın bu olayı haber alınca, işler fena halde karışır.

Yorum

  Kitapçıda gördükçe beni al beni al deyince bende ısrarına dayanamadım aldım kitabı. Evet ısrar eden kitabın kendisi, nedense o benim kitabımmış ama ben orada bırakmışım gibi hissedince bende aldım. Yazarın daha önce Kuşku adlı kitabını okumuş ve kötü bulmamıştım, oradan referansla Güven Bana'yı da okuyayım dedim.

  Kitap Luke Dantry'nin üvey babasının isteği üzerine başladığı projenin onu terörle ilgili olayların içine çekmesini konu alıyor. Olaylar Luke'un bildiğinden çok farklı ve o bu karmaşanın içerisinde önemli bir role sahip. Terörist ve anti-teröristlerin arasındaki çekişmeyi konu alan aksiyon dolu bir kitap.

  Kitabın konusu güzel, çok orijinal ve farklı bir konu değil ancak gizem ve aksiyonla birleşince çok sorun olmuyor bu sıradanlık. Aslında kitap tam aksiyon dolu bir Amerikan filmi tadında. Çok hareketli dolu dolu bir sürü sahne var heyecan dorukta ancak her şey tahmin edilebilir bir düzeyde. Okuyup bitirdikten sonra çok şaşırmadığınızı, aşina olduğunuz şeyleri bir başka biçimde daha okuduğunuzu fark ediyorsunuz.

  Kitap çok hızlı okunuyor, sayfalar akıyor gidiyor, ben bir hafta da okudum ama zaman ayıramadığım için yoksa bu kadar zaman alacak bir kitap değil. Ancak kitabın dilinde küçük bir sorun var, yazarın betimlemeleri yetersiz ve hissedemiyorsunuz, aksiyonlarla doldurulmuş bir sürü sayfa var ancak karakterlerin ve olayların anlatılışında bir eksiklik var. Aslında aynı şeyleri yazarın diğer kitabı Kuşku'da da hissetmiştim, sanırım yazarın genel tarzı böyle.

  Okurken çok yeni şeylerle karşılaşmıyorsunuz, karakterler, olaylar, aksiyon sahneleri sıradan, sizi şaşırtmıyor ya da yeni bir şey okuduğunuzu hissetmiyorsunuz. Kurgusu güzeldi ancak diğer alışılageldik ögelerle birleşince çok farklı bir his uyandırmıyor sizde. Kitapta bazı noktaları biraz gerçek dışı buldum, karakterlerin çok az bilgiyle koca sonuçlara ulaşmaları, neredeyse olağanüstü olan tahmin yeteneklerinden hoşlanmadım, kitabın gerçekçiliğini azaltmış.

  Ben okurken sıkılmadım, hatta bazı sahnelerde aksiyon doruklara ulaştı ve o sıra kitabı elimden bırakamadım. Onun dışında kitaptaki sıradanlık, kitabın unutulmaz olmasını ve sizde iz bırakmasını engelliyor. Mükemmel olmasa da okurken sıkılmadığım bir kitap oldu. Bol aksiyonlu hatta salt aksiyon dolu diyebileceğimiz bir kitap okumak istiyorsanız Güven Bana'yı okuyabilirsiniz. Beklentiniz büyük değilse zaman geçirmek için güzel bir polisiye-aksiyon. İyi Okumalar :)


Alıntılar

 "Bazıları için asla yeterli değildir; para, gurur, güç. Zehrini söyle, hemen bir bağımlı bulursun. "
 "Binlerce insanla sarılıyken her birimizin böyle yalnız olması ne tuhaf. Kimden yarın isteyebileceğimizi, kimin bizi anlayacağını bile bilmiyoruz. "

Puanım


16 Ocak 2016 Cumartesi

Dante Denklemi - Jane Jensen | Kitap Yorumu

Jane Jensen
Orijinal Adı: Dante's Equation
Seri: Yok
Yayınevi: Koridor Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 648
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.67  (663oy)

Arka Kapak Yazısı

  Dünyanın bir film ve bu filmin devamının olduğunu bilseydiniz?
  Haham Aharon Handalman’ın Tevrat’ın şifreleri üzerindeki uzmanlığı – Kutsal kitaplarda kelime ve harfleri yeniden düzenleme çalışması – bir adamın ismini ortaya çıkardı: Yosef Kobinski kimdir ve neden Tanrı onun ismini Kutsal Kitap’a koymuştur? Cevapları bulmak için, Handalman bir araştırma başlatır ve bir haham olan Kobinski’nin sadece bir bilge değil, aynı zamanda insanlık tarihinin belki de en önemli çalışmasını yazmış olan muhteşem bir bilim adamı olduğunu öğrenir.

  Jill Talcott, iş ortağı ve Kobinski’den çok etkilenen bir yazar, Polonya’da Handalman ile buluşmak üzeredirler; hepsi de bu muhteşem buluşun sırlarını çözmek için yanıp tutuşmaktadır. Geçmişi araştırırken, Kobinski’yi Auschwitz yakınlarındaki ormanın ortasında bir açıklığa kadar izlerler. Ve o açıklıkta, inanılmaz bir olayla yüzleşirler: Kendi bilim simyasına ve Kabala ilmine sahip olan Kobinski, bir ışık patlaması içinde ölüm kampından sonsuza dek kaçmıştır. Şimdi istihbarat ajanları peşlerine takılmışken, araştırmacıların başka bir seçeneği kalmamıştır: Kobinski’yi izlemeye devam edeceklerdir; hangi cehenneme gitmiş olursa olsun...

  Bu soluk kesici romanda, Jane Jensen bizi bildiğimiz dünyadan alıp ancak sınırlı bir şekilde hayal edebileceğimiz bir gerçekliğin ortasına atıyor.

Yorum

  Dante Denklemi bir an gözüme çarpınca neymiş bu diye aldığım bir kitap. Hakkında hiçbir bilgim yoktu, arka kapak yazısını bile okumamıştım. Beni ismi çekmişti sanırım, Dante ve denklem kelimeleri bir araya gelince merak ettim, bir de bu türü kadın bir yazardan okumak nasıl olur bilmek istedim ve aldım. Alalı baya oldu aslında başlasam mı başlamasam mı derken uzun zaman geçti.

  Kitap 5 ana karakterin çevresinde dönüyor ve hepsinin hayatları yıllar önce yaşamış olan Kabala uzmanı Kobinski sayesinde birleşiyor. Haham Handalman Tevrat'ın şifrelerini çözmeye çalışıypr ve bu sırada çok önemli ve inanılmaz şeylerle karşılaşıyor. Tevrat şifrelerini anlatırken yazarın orijinal dili kullanması, İbranice'den de harflere yer vermesi güzel olmuş, daha anlaşılır ve etkili kılmış.


  Jill Talcott ve Nate, dalga dinamiğiyle uğraşırken çok şaşırtıcı şeylere denk geliyorlar, aynı şekilde ordu mensubu Carter ve gazeteci Denton da hikayeye bir şekilde dahil oluyorlar ve olaylar başlıyor.

  Kitap üç bölümden oluşuyor; Bir-eksi-Bir, Yakup Merdiveni, Sentez. Aslında ilk bölüm fena değildi, hızlıca okudum çok sevmesem de ilgimi çeken şeyler oluyordu ancak Yakup Merdiveni? İşte o bölümü hiç sevmedim, kitabın büyük bölümünü kaplıyor ve okurken hem saçma hem sıkıcı buldum.

  Karakterlere hiç ısınamadım, yazar güzel ve biraz uçlarda (sanırım) karakterler oluşturmaya çalışmış ama olmamış. Karakterler zorlama olmuş, okurken inandırıcı ve olağan gelmedi. Çevirmenden mi kaynaklanıyor diye düşündüm ama Selim Yeniçeri'nin çevirdiği başka kitaplar da okumuştum ve böyle bir şey hissetmemiştim. Birde Handalman'ı hiç sevmedim, çok sinir bozucu bir karakterdi.

  İlk bölümü eksikleriyle, güzellikleriyle okuduk derken ikinci bölümde hayattan soğudum. Reading slump kıyılarında gezindim durdum ki bu bana çok nadiren olur. Kitabı okumamak için bahaneler üretirken dedim artık şunu okuyup bitireyim, yarıda bırakmamak için istemeye istemeye okudum.

  Kitap o kadar mı kötüydü derseniz, kötü değildi belki ama ben hiç beğenmedim, okurken sıkıldım, saçma buldum ve kandırılmış hissettim. Kitabın adı Dante Denklemi ama kitapta Dante'nin adı bir kez geçiyor ve içeriği Dante'den tamamen bağımsız. Kitabın başındaki Dante Çarkı'nı araştırdım ama bir şeye rastlamadım internette. Kitaptaki diğer bir çok şeyi de araştırdım ve hiçbirinin Dante'yle ilgisini öğrenemedim. Dante için bu kitabı alıp Dante'den tamamen bağımsız bir şey okumak bende kazıklanmışım duygusu oluşturdu.
Dante Çarkı

  Yazar güzel bir şeyler yapmaya çalışmış ama yapamamış, bence. Ben kitabı beğenmedim, belki güzeldir ya da siz çok beğenirsiniz ama ben sevmedim. Okumayı düşünüyorsanız iyi düşünün derim, sevmeyince 648 sayfa uzuyor da uzuyor. Ben önermem ama isterseniz okuyor, seçim size kalmış.

Puanım

Beni bu kadar sıkmasaydı 2 verirdim.


10 Ocak 2016 Pazar

Akıl Oyunları - Daniel Palmer | Kitap Yorumu

Daniel Palmer
Orijinal Adı: Delirious
Seri: Yok
Yayınevi: Koridor Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 456
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.70  (854 oy)

Arka Kapak Yazısı

  Charlie Giles, kariyerinin zirvesinde bir yönetici. Kendisine şifreli notlar bıraktığını asla hatırlamıyor. Kimi öldüreceğini tek tek sıraladığı listeye ilk defa görmüşçesine bakıyor. Nasıl olur da en yakınındaki insanı bile öldürmek ister? Anlam veremediği bu şifreli notları kendisinin yazdığından emin. Gelebilecek tehlikelere karşı onu uyaran Anne Pedersen adında biriyle konuşuyor fakat kadının adı kayıtlarda yok. Ölmüş bir adam görüyor ancak polisi oraya götürdüğünde ceset ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan yok oluyor. İşler daha da çığırından çıkmaya başladığında Charlie, kardeşi ve babası gibi şizofren olduğunu düşünmeye başlıyor.

  Kendisini durdurabilecek mi yoksa bu sonu olmayan akıl oyunlarına yenileri mi eklenecek? Çözebilmesi için halüsinasyonlar arasında tek bir gerçeğe ihtiyacı var ya da gerçeğe aykırı tek bir ayrıntıya.


Yorum

  Akıl Oyunları'nın konusu hakkında net bir bilgim yoktu ama kitabı merak ediyordum. Halüsinasyon (Halüsinasyon yorumu için buraya tıklayın) bittikten sonra neyi okuyayım derken elime bu geldi ve başladım.

  Konusuyla ilgili bilgim yoktu ve kitap tahminimden farklı gelişti, bu iyi mi oldu kötü mü oldu bilemedim. Sanırım beni yanıltan kitabın adı oldu ve orijinal adından farklı bir beklentiye sebep oluyor.

  İlk bölümler güzel başladı ve dedim bu güzel bir kitap olacak sonra çok geçmeden işler değişti ve fikrim netliğini kaybetmeye başladı. Kendine yazdığı ve hatırlamadığı notları bulan Charlie bunun nasıl olduğunu anlamaya çalışırken işler büyüyor ve çığırından çıkıyor. Aslında düşünce güzeldi ama işleniş tarzını sevdiğimi çok söyleyemeyeceğim, biraz durgun bir kitaptı ve bir süre sonra artık bir şeyler olsun ya da açığa çıksın demeden edemiyorsunuz.

  Kitapta aksiyon sahneleri daha fazla ve iyi bir biçimde yer alsaydı her şey çok daha güzel olurdu sanki. Kitap çok hareketli değil biraz durgun ve konu bunu çok kaldıramamış, birde yazarın çok güçlü bir anlatıma sahip olmaması işleri iyi etkilememiş. Aslında merak uyandıran ve ilgi çeken bir konusu var, gerçek hangisi neler oluyor demeden edemiyorsunuz fakat kitapta ki durağanlık bu ikilemlerin geri planda kalmasına sebep oluyor. Gelişme bölümü ile sonuç biraz daha dengeli yazılsa-uzunluk açısından- durağanlığın ortadan kalkmasına yardımcı olurdu bence.

  Kitabı 3 günde okudum ve bunun iyi bir etkisi oldu, zamanı uzatsaydım kitaptan sıkılıp konudan kopabilirdim. Son sayfalara doğru kitap hareketlendi ve konu yerini buldu, tam oldu derken kitap bitti :D Yine de son bölümler güzeldi, her şey açığa çıkıyor ve gizemler aydınlanıyor. Aslında o son bölümler de kitabın zekice bir fikir üzerine yazıldığını görüyorsunuz. Kurgu ve anlatım biraz daha iyi olsaydı kitap gerçekten çok güzel olurmuş çünkü fikir güzel ve işlenmeye açık.

  Burası belki biraz spoiler olabilir; müzikojenik epilepsi, şizofreni ve teknolojinin kullanımını beğendim, etkisi hem güzel hem farklı olmuş.

  Kısa sürede okursanız daha etkileyici hale gelecek, güzel bir fikir üzerine yazılmış güzel bir kitap. Eksikleri yok değil ancak zaman geçirmek için uygun bir kitap. Gerilim - gizem de ilginizi çekiyorsa Akıl Oyunları'nı sevebilirsiniz. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Hepimizin yardıma ihtiyacı vardır, Charlie. Ve çoğu zaman da buna en çok ihtiyacı olanlar, aslında böyle olduğunu göremeyenlerdir."
"Bizi en doğru tanımlayan şey, elimizde olanlarla neler yapabildiğimizdir."
"Kendinden başka kime güvenebilirsin?"

Puanım


7 Ocak 2016 Perşembe

Halüsinasyon - Alein Kentigerna | Kitap Yorumu




Orijinal Adı: #Bulamadım
Seri: Yok
Yayınevi: Panama Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 420
Baskı Yılı: 20
Goodreads Puanı: 4.18  (34oy)

Arka Kapak Yazısı

  Doğradığı her kurbanın üzerine başka bir kadının ismini dağlayan bir sapık... Katilin saplantı haline getirdiği 118 rakamının gizemi...
  Polisle, kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan kan içici bir avcı. Onun peşine düşen, kendi ruhsal sıkıntıları içinde boğulup kalmış kırk dört yaşında bir profil uzmanı.
  Aklın sınırlarını zorlayan bir hayal gücü, kalbin temposunu bozacak bir gerilim ve hemen yanı başınızda soluğunu hissedeceğiniz güçlü karakterler. Elinizdeki kitap pimi çekilip beyninizin labirentlerine bırakılmış bir bomba etkisi yaratacak!
  Soluğunuzu kesecek, zihninizi allak bullak edecek, sarsıcı, gerçekçi bir psikolojik-gerilim kurgu.

  Bildiğiniz her şeyi unutun ve aklın sınırlarını zorlayacak bu gizemli hikâyenin kapılarından geçin; kitabı bitirdiğinizde hayat çok farklı olacak.
  Çünkü zihninizde açtığı tahribatı kolay kolay tamir edemeyeceksiniz!
  Hiç düşmeyen bir tempo!
  Tedirgin edici bir gerilim!
  Baş döndürücü ve karmaşık bir gizem!
  Tahmin edilmesi imkânsız bir son!


Yorum

  Fuarda stand görevlisinin önerisi üzerine almıştım kitabı ve hakkında pek bilgim yoktu başlarken. Polisiye okumayı çok sevdiğim türlerden biridir ve katilin peşindeki gizemli adım adım kovalamacayı okumaktan büyük zevk alıyorum. Halüsinasyon da bunun gibi kitaplardan biri.

  Vahşice işlenmiş cinayetlerin ardından başlayan kovalamacanın gizemi, temposu ve gerilimi yüksek, karakterler ve kurgu da iyi tasarlanmış oluca ortaya çok güzel bir polisiye çıkmış. Kitabı iki günde bitirdim, 200 - 300ler arasındaki yüksek tempo yüzünden dün kitabı elimden bırakamadım ve kalan 294 sayfayı bir günde okudum :)

  Kitap güzel bir tempoyla başladı ve çok güzel ilerledi, cinayetin adım adım çözümlenmesini okumaktan çok zevk alıyorum ve bu kitapta da bunu bulunca çok sevindim. Okurken hiç sıkılmadım ve temponun çok yükseldiği yerleri hem zevk alarak hem de heyecanla okudum. Kitapta gizem ve gerilim iyi dengelenmişti, ve flasbackler de kitabı daha güzel hale getirmiş.Karakterler iyi kurgulanmıştı, onlarla ilgili bilgi vermek istesem de spoiler vermeden bahsedemeyeceğim için susuyorum.

  Kitap güzeldi, katil kim kim diye başınızı döndürdüğü de oluyor ki bunu gayet sevdim ama bir kaç noktadan çok hoşlanmadım. Biraz klişe ve sıradan olmasına sebep olmuş bu. Bir diğer hoşlanmadığım nokta ise sonu, ben sonunu sevmedim keşke her şey o son bölüm olmadan bitseymiş daha iyi olacakmış.

Spoiler İçerir
İkiz fikrini sevmedim fazla klişe buldum, olmasa daha iyi olacaktı bence. Kitabın sonu ise biraz hayal kırıklığına uğrattı beni, her şeyin Mike'ın kafasının içinde olması falan hoşuma gitmedi, ondan önceki hikaye çok daha güzeldi bence üvey babası gerçek katil olarak kalsa daha çok severdim ve katil üvey babası olsa gerçekten şaşıracaktım ki Mike'ın halüsinasyonları olması beni şaşırtmadı.

  Yazar Alein Kentigerna ise tam bir sır küpü, araştırmama rağmen hakkında elle tutulur bir bilgi bulmadım. Kitabın orijinal adı Halüsinasyon mu onu bile bilmiyorum, ne kitapta ne de internette böyle bir bilgiye rastlamadım. Yazar hakkında bir bilgi bulamasam da kurgu ve karakterlerini sevdim, diğer kitaplarını da okumak isterim.

  Güzel bir polisiye gerilimdi ve okuması hem kolay hem zevkli. Bir kaç nokta dışında sevdim ve o bir kaç nokta ne yazık ki puanı etkiledi, aslında kitabın ismini de sevmedim öneri olmasaydı bu isimdi bir kitabı muhtemelen okumazdım. Halüsinasyon sevdiğim polisiyeler arasına girdi ve polisiye-gerilim seviyorsanız es geçmeyin eyim. Halüsinasyon'a puanım 4.25. İyi Okumalar :)

Puanım


22 Aralık 2015 Salı

Örümcek Ağındaki Kız (Millennium #4) - Stieg Larsson, David Lagercrantz | Kitap Yorumu

Orijinal Adı:Det som inte dödar oss
Seri: Millennium #4
Önceki Kitap: Arı Kovanına Çomak Sokan Kız
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 520
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.72  (25,943)


Arka Kapak Yazısı

Halkı gözetleyenler, en sonunda halk tarafından gözetlenirler.

Lisbeth Salander, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi NSA'in ağını hacklemiş ve çok önemli bazı bilgiler edinmiştir. Ejderha dövmeli kızın adaletsizliğe karşı duyduğu öfke hiç sönmeyecek bir alev gibidir, özellikle de o ateşi daha da harlayacak birtakım devlet sırlarını ele geçirdikten sonra.

Mikael Blomkvist, gecenin bir yarısı yapay zekâ konusunda uzman Profesör Balder'den gizemli bir telefon alır. Millennium'u içine düştüğü zor durumdan kurtaracak bir haberin kokusunu alan Mikael, profesörle görüşmeye gittiğinde örümceklerle dolu bir ağın içine düştüğünü fark eder. Ve işte böylece yıllar sonra Lisbeth'le yolları yeniden kesişir.

Korumak için öldürmeye hazır biri…
Gerçeklerin birbirine dolandığı bir ağ…
Ve avının peşini asla bırakmayacak bir örümcek.

Millennium serisi dördüncü kitabıyla bomba gibi geliyor. Örümcek ağına düşmeye hazır olun!


Yorum

  Yoruma nereden başlayacağımı bilmediğim bir kitap daha. Kitabın çıkışıyla ilgili haber yazısında da belirttiğim gibi Örümcek Ağındaki Kız'ı merak ediyordum, Millennium gibi bir serinin devam edecek olması hem güzel hem de riskli işti. Steig Larsson efsanesinden sonra David Lagercrantz'ın işi gerçekten çok zordu ve ben nasıl bir iş çıkaracağını çok merak ediyordum.

  Kitabı katman katman yorumlamaya çalışacağım, Millennium serisini çok sevdiğim için objektif kalmam zor olacak belki ama deneyeceğim.

  Konu: Kitap Arı Kovanına Çomak Sokan Kız'dan yıllar sonrasında geçiyor. Lisbeth NSA'yi hacklemesi, Mikael'e gelen yeni bir haber sonrası yollarının kesişmesi etrafında dönüyor olaylar, konu hakkında fazla bilgi vererek spoiler vermek istemiyorum. Konusu genel olarak güzeldi, ilgi çekici ve sağlam bir konuydu, ben konusunu beğendim. 

Karakterler: Seriye yeni karakterler dahil olmuştu doğal olarak ve bir çoğu iyi karakterlerdi, eskiden kalma bir çok karakter de yer alıyordu. Sanırım herkesin en çok merak ettiği şey Lisbeth nasıldı? 
  Evet bunu bende çok merak ettim, Lisbeth gibi olağandışı bir karakteri yazmak çok zor özellikle Stieg Larsson değilseniz. David Lagercrantz, Larsson gibi anlatmaya çalışsa da bana biraz eksik geldi, sanırım Larsson olmadan Lisbeth bu kadar anlatılabilirdi, kötü değildi ama her zamanki Lisbeth hissini de alamadım ne yazık ki. Zaten bunu beklemiyordum da Lisbeth okuduğum en farklı karakterlerden biri kesinlikle.
  Onun dışında genel olarak karakterlerin anlatımı Larsson'un anlatımına benziyordu ve iyi yazılmış karakterlerdi.

Anlatım Tarzı ve Dili: David Lagercrantz, kitabı Stieg Larsson tarzında yazmak için epey uğraşmış, bunu karakterlerde de, konuda da, girişlerde de fark ediyorsunuz. Anlatım tarzının da Larsson'a uygun olması için uğraşmış belli, bunu hem takdir ettim hem de sevindim. Dili akıcıydı, okuması kolaydı ben baş ağrılarından dolayı kitabı bu kadar süründürdüm yoksa çok hızlı akıyor sayfalar. 

  Kitabı bitirdikten sonra şöyle düşündüm; kitap güzeldi ama bir Millennium değildi. Evet gerçekten güzeldi, akıcıydı, kurgusu güzel ve merak uyandırıcıydı ama bence Millennium'um diğer kitapları kadar iyi değildi, zaten olmasını beklemiyordum :D Millennium'un kitaplarını okuduktan sonra vay be diyordum ve doyduğumu hissediyordum ancak o hisler Örümcek Ağındaki Kız'da olmadı ne yazık ki.  

  David Lagercrantz çok zor bir işin altına girmiş bence altından iyi kalkmış, Stieg Larsson kadar olmasını zaten beklemiyordum ancak objektif bakınca iyi bir iş çıkardığını görebiliyorsunuz. Serinin devamını getirmeyi planlıyor (sonu ona göre bitti çünkü), devamında kendini geliştirip bu kitaptan daha iyi şeyler çıkarabileceğine inanıyordum.

  Bu seriyi kim devam ettirse daha iyi olurdu diye düşündüm ancak ben bir isim bulamadım, bu seri Larsson'un ve en iyi o yazabilir bence, böyle bakınca David Lagercrantz iyi iş çıkarmış demeden edemiyorum. Bir de yazar Larsson'un notlarından falan yararlandı mı çok merak ediyorum, bazı şeyleri kendi mi kurguladı yoksa Larsson'un ürünü mü bilmeyi çok isterim.

  Son olarak her ne kadar Larsson kadar olamasa da Millennium'un devam etmesine sevindim ve bir kitap daha gelirse okurum ben. HD izlemeye başladığınız videonun sonunu izlemek için kalanını daha düşük bir kalitede izlemeye razı olmak gibi düşünün. Ben Lisbeth'i çok seviyorum ve onun geçtiği her şeyi okumam gerek gibi hissediyorum :)

  Puan vermesi de zor oldu ya, yazar iyi yazmış ancak Millennium kadar olamamış, güzel ama yeteri kadar değil, insiyatif kullanarak 3.5 veriyorum, en doğrusu bu gibi :)

  Fazla uzattım, beklentilerinizi yüksek tutmazsanız okuyabileceğiniz bir kitap olmuş. David Lagercrantz kutluyorum ve Stieg Larsson'u hüzünle anıyorum. Örümcek Ağındaki Kız'ı sever misiniz bilemem ama Millennium'u okumadıysanız mutlaka okuyun :) İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Dış dünya onu rahatsız ediyordu, kendi iç dünyasında mutluydu." 



"Benim dünyamda, demişti, yasa zayıfları deşen bir kılıçtan başka bir şey değil." 



"Keşke hayat hep böyle olsa.""Nasıl yani?""Mutluluk da acı kadar güçlü gösterebilse kendini."

Puanım


17 Kasım 2015 Salı

Ölümün Kimyası (David Hunter #1) - Simon Beckett | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Chemistry of Death
Seri: David Hunter #1
Sonraki Kitap: Kemiklerin Şifresi
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 4.07  (8,433)


Arka Kapak Yazısı

  Adli tıp uzmanı David Hunter kendisini mahvoluşun eşiğine getiren bir trajedinin üstüne eski hayatını terk edeli üç yıl olmuştur. Norfolk'un ücra bir köyünde doktor olarak çalışmakta ve geçmişini arkasında bıraktığına inanmaktadır. Ama sonra Sally Palmer'ın cansız bedeninden geriye kalanlar bulunur... Ceset vahşice kesilip biçilmiştir. Polis katili bulmak için Hunter'ın uzmanlığına ihtiyaç duymakta, o ise bu işe karışmamayı umutsuzca istemektedir. Sonra bir kadın daha ortadan kaybolur ve Hunter'a sığınaklık etmiş olan o birbirine bağlı toplum kocaman bir korku ve paranoya girdabında boğulur.
Herkes herkesten şüphelenmektedir. Bir anda, saklanacak hiçbir yer kalmaz...



Yorum

  David Hunter serisinin ilk kitabı olan Ölümün Kimyası son zamanlarda okuduğum en iyi polisiyelerden. Polisiye ve gizemin, antropolojiyle harmanlanmasından oluşan çok güzel bir kitap.

  Kitap başkarakter David'in ağzından anlatılıyor, ben polisiyelerde ilk ağızdan anlatımı sevmesem de bu kitapta bu durum beni çok rahatsız etmedi. Dili akıcı ve sade bir kitaptı, anlatılanların çoğuysa ilgi çekici. Kitabın antropolojiyle iç içe olması ve bu konuda ayrıntılı bilgiler bulundurmasını çok ilgi çekici buldum, bu özelliğiyle bir çok polisiyeden ayrılıyor kitap. Girişi de bu konuyla ilgili ve ben çok beğendim;


"İnsan bedeni ölümünden dört dakika sonra ayrışmaya başlar. Bir zamanlar yaşamı barındırırken, şimdi son başkalaşımlarını geçirmektedir. Kendi kendini parçalama sürecinde hücreler içten dışa doğru çözülür. Doku önce sıvıya sonra gaza dönüşür. Canlılığını yitiren vücut başka organizmalar için hareketsiz bir ziyafettir artık"

  İlk sayfalar biraz durgun ve yavaş geçse de son sayfalara doğru olaylar hız kazandı ve gerilim tırmandı. son sayfaları bir solukta ve beğenerek okudum. Genel olarak güzel bir polisiyeydi, gizem ve olayların ilerleyiş şekli güzel bir biçimde yazılmıştı. Cesedin çürümesi, çürüme evreleri vesairenin anlatılışı kitaba gerçekten güzel bir renk katmış. 

  Ben kitabı genel olarak beğendim, son sayfalarda ki hareketlilik ve yaşananların bunda etkisi büyük. Serinin geri kalanını da merak ediyorum ve okumak istiyorum. Beckett'ın kalemini sevdim ve kaleminden daha güzel şeyler çıkacağını düşünüyorum. Umarım sizde okur ve seversiniz. İyi okumalar :)



Alıntılar

"İkinci şansa inanmaz mısın?""Onlar ikinci şans değildir, sadece farklı şanslardır. Hayatın, ilk seferinde farklı bir karar almış olduğunda yaşayacağın hayatla asla aynı olmaz." 
"Bazı yaralar uyuşturulamaz, denerseniz daha kötüleşir." 
"Hayat hiçbir zaman bizim istediğimiz gibi gitmez." 
"Ama bazen yapabileceğin bir şey olmaz işte, sen ne kadar aksini dilesen de."


Puanım 

4.25

22 Ekim 2015 Perşembe

Baskerville'lerin Köpeği (Sherlock Holmes #5) - Arthur Conan Doyle

Orijinal Adı: The Hound of the Baskervilles
Seri: Sherlock Holmes #5
Yayınevi: Bilge Karınca
Sayfa Sayısı: 192
Baskı Yılı: 2005
Goodreads Puanı: 4.05  (130,088)

Yorum

  Yoruma şu noktaya değinerek başlamak istiyorum, Sherlock Holmes kitapları çok karışık basılmış ve ben seriye göre ilerleyemiyorum, daha doğrusu hangi seriye? Goodreads'teki seri sıralamasına göre gideyim dedim üçüncü kitabı bulamadım. Bende merak ettiğimi okuyayım dedim ve Baskerville'lerin Köpeği'ne başladım. Biri Sherlock'un tüm kitaplarını sırayla tek kitapta toplasa da rahatlasak! Neyse bu kadar şikayet yeter kitaba geçelim.

  Konu ve ilerleyiş açısından güzel bir kitaptı. Kitapta bir çok gizem yer alıyor ve çözülüyor. 
Okurken sıkılmadım, merak ederek ve hızlıca geçtim sayfaları. Konu kurguyla bir araya gelerek güzel bir uyum yakalamış, yazar yine güzel bir cinayet kurgulamış ve kendi tarzıyla bunu çok güzel süslemiş.

  Bu kitapta Holmes'ü az gördük ki ben daha çok yer almasını dilerdim, onu okumayı seviyorum. Davranışları ve cümlelerini seviyorum, özellikle Watson'la olan diyalogları hoşuma gidiyor, bu kitapta bunlar azdı üzüldüm biraz :) Birde Sherlock dehasını yeterince hissedemedim sanki, ya biraz azdı ya da bana öyle geldi.

  Genel olarak beğendim, serinin geri kalanını yakalayabildiğim yerden okumak istiyorum ama sıralama konusu hala beni sinir ediyor. Umarım bir yayınevi çıkıp bu sorunu gerçekten çözer. Yorumumu okuduğunuz için teşekkürler, iyi okumalar :)

Puanım


18 Eylül 2015 Cuma

Kehanet - John Kilgallon | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Prophecy
Seri: Yok
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 464
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 2.82  (34)
Benim Puanım: 1/5


Arka Kapak Yazısı

Yayımlatılmayan Bir Kitap... Kadim Bir Kehanet... Zamana Karşı Bir Yarış
Kehanet gerçekleşiyor mu? Saldırıları durdurmak ve bu saldırıların ardındaki gizli güçleri ortaya çıkarmak için zaman gittikçe daralıyor...
 Yayımlatılmayan Bir Kitap
 Olay yaratacak yeni romanı bilgisayarından çalınan ve silinen Sam, vahşice bir saldırıya maruz kalır. Yayımlanmamış kitabındaki olaylar bir bir gerçekleşmeye başlayıp, Antalya'daki bir camiye terör saldırısı düzenlendiğinde yazar, hayatının hâlâ tehlikede olduğunu anlar.
 Kadim Bir Kehanet
 Hayatı boyunca Nostradamus kehanetlerini tutkuyla inceleyen bir araştırmacı, o zamana kadar bilinmeyen bir kehaneti keşfeder. Tüm dünyayı yakından ilgilendiren bu kehanetle ilgili kime güveneceğiniyse bilememektedir.
 Zamana Karşı Bir Yarış
Her yerde aranan azılı bir suçlunun izini süren bir ajan, beklemediği bir anda gizli planları olan yeni düşmanlarla karşı karşıya gelmiştir. Kaybedecek zamanı yoktur ve çok fazla şey feda etmesi gerekecektir.

Yorum

  Bu kitabı nasıl beğendiğimi hatırlamıyorum ama bir ara ilgimi çekmişti ve aklımın bir köşesine not almıştım, geçen görünce de okuyayım dedim. Aslında görünce kapağı falan ilgimi çekmedi nedense  pek güzel olmayacağını hissettim ama yine de okumaya karar verdim. Neyse fazla uzatmadan yoruma geçelim :)
  Kitabın konusu güzel, bir yazar bir kitap yazıyor ve kitabı çalınıyor, aradan zaman geçtikten sonra yazarımız yani Sam kitaptaki olayların gerçek hayatta gerçekleştiğini fark ediypr ve olaylar başlıyor. Olaylar dünya çapında ve etkileri çok büyük.
  Tek kelimeyle anlatacak olursam eğer yazar konuyu mahvetmiş diyebilirim. Nasıl anlatacağımı pek bilmiyorum ama okurken  bir çok şeyi anlamadım, yazar çok garip anlatmış. Yazarın anlatım tarzını ve dilini hiç sevmedim gerçekten berbattı.
  Karakterler arası geçişler hep sorunluydu. Bir karakterden başka karaktere geçerken araya boşluk koyulur ya da işaret falan bu kitapta? hayır. Pegasusla mı ilgiliydi yoksa yazarla mı bilmiyorum ama ben hala Sam'in bölümünü okuyorum sanırken bir bakıyorum yazar başka olaylara ve karaktere atlamış. Sorun bunun bir çok kez olmasıydı.
  Kitabın girişi fena değildi ama geri kalanı da hep giriş gibiydi, olaylar başlayacak falan derken kitap bitti. Karakterlerin bazıları kitapta neden yer aldı? Kim ne yaptı? Kim kime çalışıyor? hepsini anlamadım bazı boşluklar var ve beğenmediğim içinde dönüp dönüp boşlukları doldurmakla uğraşmadım. 
  Eğer Kehanet'i Dan Brown yazsa tek kelimeyle mükemmel bir kitap olurdu ama John Kilgallon konuyu batırmış :D Kitaba çok yüklendim ama cidden kötü olmuş, anlatımı, olay sırası hiç güzel değildi. En büyük sıkıntı anlatımdaydı ve oda böylesine berbat olunca kitap çekilmez olmuş, son sayfaları artık bitse diyerek okudum.
  Okumakla zaman kaybetmeyin derim ben, Goodreads puanını görünce şaşırmıştım hem çok az kişi okumuş hemde puanı çok düşük (2.82) ki hak ediyormuş gerçekten :D Bu tarz bir kitap okumak istiyorsanız Dan Brown okuyun derim okuduysanız bir kez daha okuyun ama bununla uğraşmayın bence.
  Kitaplara çok düşük puan vermeyi sevmem, sonuçta bir emek var ve bende emeğe saygı gösterme tarftarıyım ama bu kitaba daha fazlasını veremiyorum maalesef.

Puanım