Fantastik Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2017 Pazartesi

Son Dilek (The Witcher #1) - Andrzej Sapkowski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Ostatnie Zyczenie
Seri: The Witcher #1
Sonraki Kitap: Kader Kılıcı
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2017
Goodreads Puanı:

Arka Kapak Yazısı



İngiltere için Tolkien,

Amerika için George R. R. Martin neyse

Doğu Avrupa için Sapkowski odur.

Rivyalı Geralt bir Witcher’dır. Henüz küçük bir çocukken seçilmiş, eğitilmiş, büyülerle donatılmış ve mutasyon geçirmiş bir canavar avcısı. Acımasız, tekinsiz, karanlık ve canavarlarla dolu bir dünyada yaşar.

Onun dünyasında peri masalları hiç de saf değildir. Pamuk Prenses bir haydut çetesinin başındadır. Güzel ve Çirkin’deki roller çok farklıdır. Üç dilek hakkı sunan cinlerle karşılaşmak bile istemezsiniz.

Masumların savunucusu Geralt, kızları canavara dönüşmüş ensest krallarla, intikam hırsıyla yanan cinlerle, âşık vampirlerle ve daha nicesiyle karşılaşıyor. Hepsi çok tehlikeli ve hiçbiri göründüğü gibi değil.

Yorum


Oyunu ile varlığını öğrendiğim bir kitap serisi The Witcher, oyununu oynamadım, uyarlamasından önce aslını tanımak istedim.

Fantastik kurguyu çok severim, bu seriden de biraz beklentim vardı, mükemmel konu, mükemmel karakterler olmasa da özgün bir seri beklentisi içindeydim ancak kitap bir çok mit ve eski masalların karışımı ile harmanlanmış, zeki, yetenekli ve biraz da muzip bir baş karakterle bize sunulmuş bir eser.
“İnsanlar, canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekârlık, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane’in onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır.”

Kitap özgün pek bir şey barındırmasa da okuması zevkli idi, sıkmadan sayfalar ilerliyor. Ancak kitaptaki olayların çoğu birbirinden bağımsız olduğu için bütünlük tam anlamıyla sağlanamamış, bu da eksi yönde etki etmiş kitaba. Giriş kitabı olarak fena değildi ancak diğer kitapların daha güçlü olması ve daha sağlam bir hikaye ile karşımıza çıkması gerekiyor. Şimdilik seriye devam etmek istiyorum ama Kader Kılıcı da böyle zayıf olursa devam etmem muhtemelen.


Puanım



5 Nisan 2017 Çarşamba

Çöl Mızrağı (İblis Döngüsü #2) - Peter V. Brett | Kitap Yorumu



Orijinal Adı:The Desert Spear
Seri: The Demon Cycle #2
Önceki Kitap: Dövmeli Adam
Sonraki Kitap: Günışığı Savaşı
Yayınevi: Epsilon Yayıları
Sayfa Sayısı: 783
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.24  (56,323 Oy)


Yorum

  Herkese merhaba! Dün gece uğraştım ve Kış Şenliği'nin son kitabını da yetiştirdim ve yorumu şimdi yazabiliyorum.

  İblis Döngüsü'nün ilk kitabı Dövmeli Adam'ı sevince ikinci kitaba başlamıştım ama ilk sayfalar o kadar sıkıcıydı ki ara ara okuyarak 250 sayfayı aylar içinde anca bitirdim, neden bu kadar sıkıldım bilmiyorum ama sanırım aşağıda değindiğim yazarın Arap'lara karşı olan tutumundan dolayı.


İyi Yanları Kötü Yanları
  • Genel kurgu ve hikaye güzel,  geceleri meydana çıkan iblislerin insanların düşmanı olması ve iki tür arasındaki sonsuz savaş
  • İyi kurgulanmış karakterler var, Arlen, Leesha, Jardir gibi baş karakterler hem güçlü hem de iyi kurgulanmış
  • İlk kitapta keşke yazar flashbacklerden yaralansa demiştim, bu kitapta yararlanmıştı bu iyi bir katkıydı
  • Yeşildiyarlılar ve Çöl insanları kitaba renk katan farklı insanlar
  • Büyü sistemi ilk kitapta hoşuma gitmişti ama bu kitapta yazar oluşturduğu sistemin tek yönlü olmadığını ve oldukça güzel bir şekilde kurguladığını gösterdi. Rünlere benzeyen muhafaza sistemi ve bunun geniş kullanım alanlarını gayet iyi kurgulamış, bu çok hoşuma gitti
  • Yazar hikaye için iyi bir çıkış noktası oluştursa da aynı şekilde devam ettiremiyor, hikayenin akışı sürekli aşk-entrika üçgenine bağlıyor
  • Yazar karakterleri iyi kurgulasa da kişilik özelliklerine sadık bir şekilde davranmalarını sağlayamıyor
  • Flashbacklerin olduğu ilk 250 sayfa çok sıkıcıydı, aylardır o sayfaları bitirmeye çalışıyorum
  • Çöl insanlarını sevmiyorum, yazar onları Araplara çok benzer bir şekilde yazmış ve genel olarak da kötü özellikleri ön plana çıkararak, giyim tarzları, bir çok kültürel özellikleri, dış görünüşleri itibari ile tamamen Araplara benzeyen bu insanları yazar çok kötü ve bağnaz olarak gösteriyor ki bu bana kültü saldırısı gibi geliyor ki böyle şeylerden nefret ederim
  • Yazar tüm kitaplarda aynı bir kaç karakteri kullanacak gibi görünüyor, kitap tüm dünyada geçiyor ama yazar sadece bir iki karaktere takılıp kalmış durumda, daha çok ve daha doğal karakterler gerekiyor

  Kitabın iyi yanlarıyla kötü yanları birbirine denk bir şekilde ilerliyor, seriye devam etsem mi etmesem mi karar veremedim. Genel olarak güzel bir seri olsa da yazar onu biraz boşa harcıyor bu yüzden kararsızım devam etmekte, yine de merakıma yenilip okuyabilirim, ileride ne olacak diye düşünmeden edemiyorum. Son olarak seri biraz pahalı, kitapları 25-30 tl arasında değişiyor, seri bu fiyata değer mi derseniz çok sanmıyorum.
  Son olarak yazarın ırklar arasındaki tutumu bu kadar rahatsız etmeseydi beni puanım daha yüksek olurdu.

Puanım



25 Mart 2017 Cumartesi

Anayurt (Kara Elf Üçlemesi #1) - R.A. Salvatore | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Homeland
Seri: The Legend of Drizzt / The Dark Elf Trilogy #1
Sonraki Kitap: Sürgün
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 328
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.27  (51.005 Oy)

Arka Kapak Yazısı

New York Times çoksatanı bu kitapta, fantastik edebiyatın en sıradışı karakterlerinden birinin hikâyesi anlatılmaya başlanıyor. Bu kara elfin yaşadığı yerin altındaki daha da karanlık dünyasında geçen macerası sizi benzersiz bir yolculuğa davet ediyor.
“Mevki benim toplumumun çelişkisidir, iktidar düşkünlüğü içindeki iktidarımızın kısıtlanmasıdır. İktidar ihanetle kazanılır ve iktidara sahip olana karşı ihanete davetiye çıkarır. Menzoberranzan’ın en kudretlileri, günlerini sırtlarına saplanacak hançere karşı arkalarını kolaçan ederek geçirirler. Ölümleri ise çoğunlukla önlerinden gelir.”

Drizzt Efsanesi bu kitapla başlıyor!

Yorum

  Herkese merhaba! Efsane bir seriyle karşınızdayım, en azından seri benim için bir ara efsaneye dönmüştü. Hiçbir yerde kitabını bulamıyordum falan. :D İthaki geçen yıl basınca ilk kitabı hemen almıştım ama yeni okuyabildim.

  Drizzt Efsanesi'nin ilk serisi Kara Elf Üçlemesi, Anayurt'ta bunların ilk kitabı. Drizzt Efsanesi'nde biraz seri içinde seri gibi bir durum var, okurken sıraya dikkat etmekte yarar var diye düşünüyorum.

  Seri Drizzt adlı bir Kara Elf'in yaşamını konu alıyor. Kara Elfler oldukça kötü bir ırk, herkes birbirinin sırtına bıçak saplamaya ve bir üst mevkiye geçmek için can atan bir şekilde yaşıyor. Yeraltında yaşayan bu Drowların dünyasında sadece kötü duygular hakim. tüm bunların arasında da Drizzt çok farklı bir drow ve bu dünyayı anlamaya çalışan ancak adapte olamayan bir kara elf.

  Başlangıç kitabı olarak gayet iyiydi, geçtiği dünya genel olarak farklıydı, kadınları erkeklerden daha yetkili ve güçlüydü, herkesin sadece hırs ve kötü duygularla dolu olması da genel olarak şaşılası olmasa da iyi duyguları bulamayınca farklı geliyor biraz. Onun dışında kurgusu ve hikayenin gidiş yönü çok farklı değil, hatta alışıldıktı. Yine de seri kendini okutturma potansiyeli ola bir seri. Şimdilik mükemmel değil belki ama diğer kitapları merak ediyorum, keşke alsaydım diyorum.

  Kitabı genel olarak sevdim ve başarılı buldum ancak Parlayan Sözler gibi çok güçlü bir kitabın ardından okumuş olduğum için ister istemez tam keyif alamadım. :D
  Kitapta bazı yazım hataları ve iyi çevrilmemiş cümleler vardı ancak çok sorun olmuyor.
  Drizzt Efsanesi, efsane olabilecek nitelikte bir seriye benziyor. Kısa zamanda diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Fantastik kurgu seviyorsanız bir göz atın derim. :)

Alıntılar

Hiçbir şey, değerini gerçekten anlamadan yitirdiğimiz bir şeyin, bir kimsenin boşluğu kadar yanamaz yüreğinizde.  
Kendi yanlışlığınızın karşısında gerçeğin bir anlamı yok ve eğer kendi standartlarınıza göre yaşamıyorsanız, prensipler değersiz. 
Hayatta kalmaktan fazlasını yap, oğlum, benim hayatta kaldığım gibi değil. Yaşa! Yüreğinin çağrısına sadık kal.

Puanım


21 Mart 2017 Salı

Rüzgarın Adı ( Kralkatili Güncesi 1. Gün) - Patrick Rothuss | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Name Of The Wind
Seri: The Kingkiller Chronicle #1
Sonraki Kitap: Bilge Adamın Korkusu
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 736
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.55  (414,448 Oy)


Arka Kapak Yazısı
"Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur."

   Fantastik kurgu edebiyatının eşsiz bir masalı, bir kahramanın kendi ağzıyla anlattığı öyküsü işte böyle başlıyor. Bir keder öyküsü bu... bir kurtuluş öyküsü... bir adamın evrenin anlamını arayışının ve gerek o arayışın gerekse de onu sürdürmesini sağlayan gem vurulamaz iradenin bir efsaneye dönüşmesinin öyküsü.


Yorum
   Merhabalar sevgili arkadaşlar! Sizlere bu seferki yazımda harika bir kitaptan bahsedeceğim. Bu kitabı mutlaka bir kütüphane rafında ya da arkadaşınızın masasında görmüş, hakkında bir şeyler duymuş ya da en azından bir kitap mağazasında rastlamışsınızdır. Adının farklılığı, kalınlığı, arka kapak yazısı, yazarların o kitap hakkında söyledikleri, herhangi bir şey sizi kendine çekmiştir bu kitapta. Hangi kitaptan bahsediyorum:  Tabiki Rüzgarın Adı. Bu kitabı basit bir yorum yazısıyla tanımlamak bana çok yetersiz geliyor, okuduysanız sizlere de öyle gelecektir ama idare edin artık. Kuru kuruya da geçiştirsem hakkını vererek bir yorum yapmaya çalışacağım.

    Öncelikle kitabın konusu ile başlayalım. Türü fantastik-kurgu olan bu kitapta, ne ararsanız bulabilirsiniz. Macera-aksiyon yer yer kendini çok güzel gösterirken, öteki taraftan güzel bir aşk teması, fantastik ögeler, gerilim, gizem, şiirsellik derken kitabın bambaşkalığı içinde kayboluyorsunuz adeta. Bir kitabın size yaşatabileceği, yaşatması gereken tüm hisleri hakkını vererek yaşatıyor. Bir yandan öfkelenirken, bazı yerlerde durgun bir deniz misali huzur bulduğunuz, başka bir an meraktan çıldırırken, başka bir sayfada gözyaşlarınızı zor tuttuğunuz, çok yönlü bir dünya…


    Kitabın mükemmelliğini bir kenara bırakıp gerçekten konuya gelirsek; Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi okuyanlar bilirler. O tarz fantastik ögelerle yoğrulmuş bir dünya düşünün. Hogwarts gibi görkemli büyücü okulları, simya ve gizemcilik konusunda uzmanlaşmış öğretmenler ve tüm bunların ötesinde bu hikayenin Harry Potter’ı yani Kvothe. Olaylar işte bu baş kahramanın yaşadıklarının bizzat kendi dilinden anlatılması ile başlıyor. Yaşadığı aşklar, maceralar, gizemler, tutkular, savaşlar ve daha nice şey kitapta konu edilmiş. Masalsı dille süslenen ve fantastik ögelerle dolu bu kitap, içindeki gizemler, kötülükler, kederler ve aynı zamanda eğlendirici yönüyle okunmaya değer bir kitap.

    Baş kahramanımız Kvothe, kızıl saçlarıyla rengarenk bir giriş yapıyor romana. Elinde lavtası ile o büyüleyici ezgilerini duymuş kadar oluyorsunuz. Daha küçücük bir çocukken başlayan hikayesinde sizde onunla birlikte büyüyor, görüp geçiriyorsunuz. Öyle farklı bir dünyası, öyle farklı bir kafası var ki, çevresindeki herkesten daha zeki ve sorgulayıcı. Bu hayatı anlamlandırma evresinde ona pek çok kişi ışık tutuyor. Babası, Abenthy, Denna,öğretmenler ve daha niceleri. Onunsa yaşadıklarından sonra tek bir amacı var. Onu size elbetteki söylemeyeceğim. Söylersem büyüsü kaçar. ;) Karaktere öylesine ısındım ki dün gece rüyalarıma konuk oldu. Öyle tatlı, öyle kurnaz aynı zamanda öyle de yetenekli ki. Masumiyet ve iyi kalplilik de bu ince ruhtaki yerini alıyor elbette. Cesaret, kahramanlık, sinsilik derken binlerce çelişkili ama bir o kadar göze çarpan özelliğiyle kanlı canlı bir Kvothe oluşuyor zihinlerinizde. Yine bu karaktere Denna gibi yanıp sönen bir meşale ışığı, bir görünüp kaybolan gizemli kız eşlik ediyor. Ve birde Bast var vefakar ama hikayesini bir türlü öğrenemediğimiz arkadaş. Romandaki karakterler de romanın kendisi gibi ışık saçıyorlar.


    Romanın büyüleyici yanlarından birisi, hikaye içinde hikayeleri gizlemiş farklı bir kurgulanış tarzı olmasıydı. Bu kurguya, Rothuss’un yarattığı bambaşka bir dünya, a’larlar, sigaldriler, simyasal terimler, Taborlin’ler, Chandrealılar gibi fantastik ögeler eklenince, yazarın renkli ve bir o kadar özgün hayal gücüne “vay be!” demeden geçemiyorsunuz tabi. Adam efsane yazmış bence. Belki bana bazılarınız kızıyor, şaşırıyordur böylesine güzel bir kitabı neden bu kadar geç okudun diye. Bende okuduktan sonra düşündüm “Ah seninle neden bu kadar geç tanıştık? Neden bu kadar geç çıktın karşıma?” diye. Ama böyle muhteşem kitapları hemen okuyunca, çok nadir böylesi yazıldığı için boşluğa düşüyorsunuz, diğer okuduklarınızda hep bu kitaptaki tadı arıyor ve bulamayınca gerçekten üzülüyorsunuz. Bunu yaşamak istemedim. Çünkü en başından beri hissediyordum bu kitabı çok seveceğimi. Şimdi hangi kitabı okusam, bu kitabı aldatmak gibi gelecek bana. Cidden çok sevdim, hatta aşık oldum. Tadı damağımda kaldı. Umuyorum ki bunun gibi kitaplar dünyada var olmaya devam ederler.

   Bunca sözün ardından eleştirecek olumsuz bir yön var dersem olmaz heralde çünkü yok. Kitapta genel olarak aşırı aksiyon ve sürükleyicilik yoktu. Hatta bazı yerler yolculuk hikayesi gibi olaysızdı. Muhtemelen birçok düğüm ikinci kitapta çözüleceği için, bu kitap daha çok sorgulamalar, gözlemler, arayışlar ve gizem ile doluydu. Tüm bu durgunluğu ile bile bir saniye olsun sıkılmadan okutabilen yegane kitap oldu.


    Dili akıcı, üslup sade ve anlaşılırdı. Kitapta olaylar ağırlıklı olarak baş karakterin gözünden anlatılıyordu. Yazarın kalemi güçlüydü, iyi edebiyat yapıyordu. Kalın bir kitap olmasına rağmen sayfaların akıp gittiğini rahatlıkla hissedebilirsiniz. Ve kitapta birçok düğüm kaldı. Birçok soru işareti. Anlatılan hikaye, yaşananın sadece onda birisi gibiydi. Şaşırtıcı birçok olaya yer verilmişti. Bu nedenle sırları çözmek için ikinci kitabı iple çekeceğinizden eminim. Biraz kalın olsa da asla tereddüt etmeden piranalar gibi ikincisine neden saldırıyoruz biz okurlar sanıyorsunuz. J Mesela bu seriye neden “Kralkatili Güncesi” dendiği bile henüz ortaya çıkmış değil. Kitabın adının nereden geldiğine ufaktan değinilmiş olsa da bu bile hala gizemini koruyor. Bakalım bir sonraki kitapta neler göreceğiz. Başka bir yorumda görüşmek üzere. Herkese bol bol bol kitaplı günler! J


NOT:Kitap harika olunca alıntılar da bir o kadar harika ve boldu. Bu nedenler onları ayrı bir blogda yazdım. Linkine şuradan ulaşabilirsiniz.  

Puanım

20 Mart 2017 Pazartesi

Parlayan Sözler (Fırtına Işığı Arşivi #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Words of Radience
Seri: The Stormlight Archive #2
Önceki Kitap: Kralların Yolu
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 1016
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.76  (98,109 Oy)

Arka Kapak Yazısı


Parlayan Şövalyeler bir kez daha dayanmak zorunda.

Kadim yeminler en sonunda dillendirildi, sprenler geri döndü. Kayıp olanı arıyor herkes; korkarım ki bu arayış sonları olacak.

Ama büyünün doğasında var bu. Ne de olsa harap ruhların, içine başka bir şeylerin yer edebileceği defoları olur. Bizzat yaradılışın gücü olan Dalgabağlamalar, harap bir ruhu tamir edebilecekleri gibi derinliklerine sızıp yaralarını da genişletebilirler.

Rüzgârkoşucu, intikam ve onurun sınırları arasında dengelenmiş, mahvolmuş bir dünyada kayıp. Yavaş yavaş geçmişi tarafından yok edilmekte olan Işıkören, dönüşmekte olduğu yalanı aramakla meşgul. Kan ve ölümle doğan Bağdökümcü yok edilenleri yeniden var etmeye çabalıyor. İki insanın kaderleri arasında gidip gelen Kâşif ise yavaş bir ölüm ve tüm inandıklarına korkunç bir şekilde ihanet etmek arasında bir seçim yapmak zorunda.

Onlar için uyanış zamanı çoktan geldi geçti, çünkü Dinmezfırtına tepelerine binmek üzere.

Ayrıca Beyazlı Suikastçı da geldi.


Yorum

  Herkese merhaba! Bugün en sevdiğim yazarlardan birinin en sevdiğim serisi ile karşınızdayım. :) Fırtına Işığı Arşivi en sevdiğim ilk üç fantastik seri arasındadır. Yazar ilk iki kitapla bile yerini öyle sağlamlaştırdı ki.!

  Kralların Yolu, serinin ilk kitabı. Onu okuduğumda çok etkilenmiştim, bayılmıştım. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Seri bizim dünyamızdan çok farklı bir dünyada geçiyor ve bu dünyada bir çoğu şey çok farklı. Büyük ve güçlü fırtınalar, değişik bir büyü sistemi, büyük imparatorluklar ve bilinmeyen düşmanlar, öngörüler, gizemi aksiyon.. Fantastik kurgudan ne bekliyorsanız bu kitapta fazlasıyla, hatta baya fazlasıyla buluyorsunuz.



  Kralların Yolu'ndan sonra merakla bekliyordum ve çıkınca çok sevinmiştim. Okumakta biraz geciktim ama keşke okumasam da dedim, diğer kitabı beklemek çok zor. :( Neyse, kitabı özellikle yavaş okudum ki hemen bitmesin, ama son çeyrekte yazar olaylara öyle bir ivme kazandırdı ki kitabı elimden bırakamaz oldum, son sayfalara doğru bir gece kitabı bırakamadım ve çok geç yatmak zorunda kaldım, kitap sizi esir ediyor.

  Kitap okurken pek heyecanlanmıyorum artık, aksiyon sahneleri beni etkilemiyor ama Sanderson ne yapıyor ediyor bir ters köşe yapıyor ve beni şaşırtıyor ve hikayeyi öyle bir noktaya taşıyor ki heyecanlanıyor, yapma yapma, bu olmaz falan demeye başlıyorum.

  Kitabı övmek istiyorum ama pek kelime bulamıyorum. Zaten spoiler vermeden konuşmak da çok zor. Her sayfası ile, her karakteri ile, kurgusu, sistemi, anlatımı ile her şeyiyle mükemmel bir seri. Fantastik kurguya ilginiz varsa kesinlikle es geçmemelisiniz. Yazarın Sissoylu serisi de muhteşemdi, onu da çok seviyorum ama bu seri ondan bile iyi bence. :) Yalnız Sanderson okuduktan sonra çıtanız öylesine yükseliyor ki diğer yazarları beğenmek zor oluyor, baştan söyleyeyim. Bu seriyi okuyun. Sanderson'la ve evreniyle tanışın mutlaka. İyi kitaplarla kalın. :)

Alıntılar

Pis olmayan bir ölüm bulmak zor. 
Göçüp gitmiş olanları hatırlamak önemliydi ama hayatta olanları korumak için çalışmak daha önemliydi. 
Gerçek bazen bir yalandan daha şaşırtıcıdır. 
Olmasalar daha memnun olacağı pek çok hatırası vardı. 
İnsan olmak güzelliği aramaktır Shallan. Umutsuzluğa kapılma, yolunda dikenler büyümüş diye avı bitirme. 
Ne zaman umursayacağını öğrenmek zorundasın, oğlum. Ve ne zaman vazgeçmen gerektiğini. 
"Aşk çürümüş yemek gibidir."
"Hayatta kalmak için gerekli olabilir ama ayrıca mutlaka mideyi bulandırır." 
Gerçek zeka kontrollü zekaydı. Bir okun rastgele bir yöne doğru atılmamasının gerekli olduğu gibi, sözlerinde özgürce uçuşmalarına izin verilemezdi. 
Huysuz değilim ben, sadece aptallığa karşı tahammülüm az. 
Sık sık en basit cevap, doğru olanıdır. 
Hayat basit değildi. Hiçbir zaman olmamıştı. 
Bir kadının gücü seçmiş olduğu rolü her ne ise onda değil, o rolü seçme gücünde olmalıdır.

Puanım

18 Ocak 2017 Çarşamba

Sissoylu: Çağların Kahramanı - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Hero of Ages
Seri: Mistborn #3
Önceki Kitap: Kuşatma
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 592
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.45  (143,891 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Son İmparatorluk'u yıkmak için Lord Hükümdar'ı öldürmek gerekliydi… Acaba bu bir hata mıydı?

Dört bir yanı saran ölümcül sislerin, giderek artan kesif kül yağışlarının ve asla olmadığı kadar şiddetli bir şekilde yaşanan depremlerin yeniden ortaya çıkmasının ardından, Vin ve Elend Lord Hükümdar'ı öldürmenin iyi bir fikir olduğundan artık o kadar da emin değiller. Çok uzun zaman önce, dünyayı yaratan iki ana varlıktan biri olan Harap'a her şeyi yok etmesini mümkün kılacak nihai bir güç vadedilmişti. Oyuna gelen Vin Harap'ın Miraç Kuyusu'ndan kurtulmasına neden olmuştu ve şimdi, Harap bu gücü kullanmaya niyetli. Sissoylu üçlemesinin son kitabı, ilk iki cildin muştuladığı her şey sunuyor okuyucusuna. Kökleri dizinin önceki kitaplarında bulunan bağlantılar netleşiyor, sık sık rastladığımız gizemler birer birer aydınlığa kavuşuyor ve taşlar âdeta tek tek oturuyor yerlerine. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Çağların Kahramanı nefes kesici sürprizlere gebe. 

Çağların Kahramanı, bugüne kadar benzerini okumadığınız özgünlükte ve cesurca kaleme alınmış bir final kitabı.

Yorum

  Hüzünle bir seriyi daha bitirdim ama seri de beni bitirdi, bu nasıl bir kurgu nasıl bir kitaptır Allah'ım, her sayfası ayrı güzeldi ama son sayfaları çok başkaydı. İnsan Sanderson okuduktan sonra kolay kolay diğer kitapları beğenemiyor çünkü çıtanız öyle yükseliyor ki diğer her şey basit geliyor.



  Sissoylu en sevdiğim serilerden biriydi, artık Fantastik Kurgu'da ilk On'umda sarsılmaz bir yere sahip. Kitab yavaş yavaş okudum ki bitmesin ama son sayfaları yavaş okumak ne mümkün! Dünyadan kopuyorsunuz ve kitabı elden bırakamıyorsunuz, yazar ortaya öyle güzel bir kurgu çıkarmış size öylesine güzel sunmuş ki sizin kitaptan çıkasınız gelmiyor. Brandon beni şaşırtabilen nadir yazarlardan ve onun bu yönüne bayılıyorum.


  Yorumu uzun tutmak istemiyorum, bu seriyi okuyun Sanderson okuyun ve sizde sevin, diğer türlüsü zor zaten. :)

  Ben kitabı bitireli biraz oldu ama yeni yazabildim yorumu, zaten bu kitap yorum yazılacak değil okunacak bir kitap. :) Herkese iyi okumalar. :)

Serinin ilk iki kitabının yorumuna buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.

Dipnot: Kitap her ne kadar güzel olsa da baskısını hiç sevmedim, çevirmenin değişmesi ve çevirideki özensizlik kitap boyunca canımı oldukça sıktı. Özellikle diyalog cümlelerinin başında yer alan tırnak işaretleri çok özensizdi, zaman zaman atlanmış, zaman zamanda yanlış yere konmuş oluyordu. Ya da iki farklı karakterin cümlesi aynı satırda oluyordu bu da bazen kafa karışıklığına sebep oluyordu. Yayınevinin buna daha çok özen göstermesini beklerdim.

Alıntılar

Hayatta umuttan eser yok. Geride bırakabilmem gerek; ama yapamıyorum. 
İnanalar genelde imkansız olanı denemeye gönüllüdürler. 
Gölgelerde saklanan bir düşmandansa üzerine gelen bir düşman daha iyiydi. 
Son zamanlarda yaşamım bilmediğim bir dilde yazılmış bir kitap gibi geliyor. 
Sorunları görmezden geldiğinizde sizi etkilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? 
Her önderin bir zayıflığı vardır. Kazananlar ise bunları nasıl bastıracağını bilenlerdir. 
Tüm yaşamım boyunca güvendim ve incindim.

Puanım

Beş üzerinden on yok mu?

26 Ekim 2016 Çarşamba

Kuşatma (Sissoylu #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Well of Ascension
Seri: Mistborn #2
Önceki Kitap: Son İmparatorluk
Sonraki Kitap: Çağların Kahramanı
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 648
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.34  (145,907 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Kötülük alt edildi; savaş ise henüz başlıyor.

İmkânsızı başardılar ve acımasız iktidarı bin yıl boyunca devam eden Tanrı benzeri varlığı ortadan kaldırdılar. Bu toprakların en kudretli Sissoylusu hâline gelen Vin ve ona âşık olan genç, idealist bir soylu olan Elend Venture, şimdi yıkık bir imparatorluğun külleri üzerine sağlam, yeni bir toplum inşa etmek zorunda.

Üç farklı ordunun kuşatması altında kaldıkları sırada, Vin ve Elend bu zorlu amaç için çalışmaya başlayalı çok kısa bir zaman olmuştu. Kuşatmanın demir yumruğu geride kalan her günle birlikte giderek daha da kapanırken, kadim bir efsane bir umut ışığı sunmaya başladı onlara. Efsanede bahsedilen Miraç Kuyusu’nun ne tür bir güç bahşettiği belli değil, hatta bu kuyunun gerçekten de var olup olmadığını bile kimse bilmiyor.

Belki de Lord Hükümdar’ı alt etmek işin en kolay tarafıydı. Lord Hükümdar’ın yıkılışı sonrasında ortaya çıkan gelişmelere rağmen hayatta kalabilmek hiç de kolay olmayabilir.

Yorum

  Sissoylu... Efsane yazarın efsane serisinin ikinci kitabı; Kuşatma.
  Sissoylu serisini çok seviyorum, daha doğrusu ilk kitaptan çok sevdim ve ikinci kitabı okumayı uzun süredir istiyordum. Aslında alalı bir süre olmuştu ancak kitaba zaman ayırmak istediğim için başlayamamıştım ve sabırsızlanıyordum ki nihayet başladım ve bitirdim. :)

  Sissoylu ile henüz tanışmayanlar için yorumum da biraz spoiler olabilir baştan söyleyeyim ancak arka kapak yazısından fazla da spoiler yok, rahat olun. :)

  İlk kitapta yaşanan olayların bir yıl sonrasından başlıyor kitap. Som İmparatorluk'ta artık her şey farklıdır, yeni ve tutunmaya çalışan bir hükümet, ne yapacağını bilmeyen bir halk ve günden güne tehlikeli olmaya başlayan Zifir. Ve tüm bunların üstüne gelen Luthadel'i kuşatmaya çalışan ordular.. Tüm bunların içinde Vin ve Elend hem şehri korumaya hem de Zifir'le mücadele etmeye çalışmaktadır. Son İmparatorluk'ta tam bir kaos hakim ve Sanderson sizi bu kaosun merkezine yerleştiriyor ve muhteşem kurgusuyla sizi büyülüyor. En azından ben büyülendim, Sanderson okudukça ona hayran kalmamak diye bir şey olabilir mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. :)

  İlk kitaptan sonra bazı şeylerin (bu "bazı" şeyleri okuyanlar bilir) eksikliğini hissederim sansam da ben hissetmedim açıkçası. İlk kitapla bu kitap arasında oldukça farklar vardı, ilk kitap belli bir amaca adanmış umudun yüksek olduğu ve asil yaşantısının doruklarda olduğu bir kitapken bu kitap tam zıddı idi, şehir kuşatma altında, kaos hakim ve umutsuzluk hüküm sürüyor. Ancak yazar iki kitap arasındaki bu farkı hiç hissettirmedi, ilk sayfadan son sayfaya kadar okuması oldukça zevkli ve dolu dolu idi. Özellikle son 200 sayfa kadarı çok güzeldi, hele o son sayfalar. Nasıl okuduğumu hiç bilmiyorum, pozisyonumu bile değiştiremeyecek kadar donmuş bir şekilde okudum!


Normal herhangi bir kitaptan daha büyük gördüğünüz gibi :D

  Sanırım Sanderson kitaplarının en büyük sorunu büyüklükleri ve yazısının küçük oluşu. Okurken tutması ve okuması biraz zor oluyor, yatarken okumak zaten imkansız. Yine de yazanlara değer diyerek yorucu minik yazılarını da görmezden gelip okuyoruz tabii ki. :)

  Kitapta büyük olaylar yaşandı ve hepsi de birbirinden güzel kurgulanmış ve sunulmuştu. Düşman kim, hain kim, neler olacak, zifir ne? Bir çok soru vardı ve çoğu soru çözüme kavuştu ancak peşinde bir çok soruya yer açtı. Daha bir çok gizem var ve diğer kitapta neler olacak merak ediyorum.

  Bu seri hakkında uzun uzun konuşabilirim, hatta konuşmak da istiyorum ancak spoiler vermek istemediğim için susuyorum. :) Eğer fantastik kurgu seviyorsanız bu seriyi es geçmeyin, kurgusu, konusu ve kendine özgü büyü stili ile çok farklı ve güzel bir seri, bunu kaçırmayın ve mutlaka göz atın derim. :) Umarım sizde seriyi okur ve seversiniz, iyi okumalar. :)

Alıntılar

"İyi adamlar efsane olamazlar," dedi Elend sessizce.
"İyi adamlar efsane olmaya gerek duymazlar," Vin gözlerini açarak ona baktı. "Onlar her halükarda doğru olan şeyi yaparlar." 
Bazen, vazgeçmek başarısız olmaktan iyidir. 
Bir açıdan ona güvenerek yanılmayı, güvensizliğin endişesiyle başa çıkmaya tercih ederdi. 
Bir adamı tanımlayan şey onun kusurları değil, bunların üstesinden nasıl geldiği idi.
Sadece siz onları anlamıyorsunuz diye başkalarının inançlarını küçümsemeyin Hanımım.

Puanım



30 Temmuz 2016 Cumartesi

Büyük Av (Zaman Çarkı #2) - Robert Jordan

Orijinal Adı: The Great Hunt
Seri: Wheel of Time #2
Önceki Kitap: Dünyanın Gözü
Sonraki Kitap: Yenidendoğan Ejder
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 772
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.19  (157,909 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Terkedilmişler serbesttir. Valere Borusu bulunur ve Ölüler düşsüz uykularından uyanmaya başlarlar. Kehanetler gerçekleşmektedir...
Aes Sedailerin, Yeniden Doğan Ejder ilan ettiği Rand ak`Thor ise kaderinden ümitsizce kaçmaya çalışmaktadır.
Ancak bu kaçışın sonsuza dek sürmesi mümkün değildir.
Gücü her geçen gün artmakta olan Karanlık Varlık, kadim zindanından kaçkmak, Çark`ı kırmak, Zaman`a bir son vermek ve Desen`in dokusunu parçalamak için uğraş vermektedir.
Ve Desen, Ejder`in ortaya çıkmasını talep eder.

Yorum

  Ve nihayet Büyük Av'ı bitirdim. Evet nihayet diyorum çünkü biraz uzun sürdü ve kitapları uzuun sürelerde okuyunca sıkılıyorum ben biraz. Kitaba büyük bir hevesle başladım çünkü Zaman Çarkı sevdiğim ve merak ettiğim fantastik serilerden biridir, ancak başladığım hevesle okuyamadım. Neden hevesle okuyamadığıma birazdan değineceğim.

  Büyük Av, Işık ve Gölge'nin savaşında çok önemli bir yere sahip olan Valere Borusu'nun arayışına verilen isim. Kitapta da kahramanlarımız bu borunun peşinde, isteseler de istemeselerde. Rand ve arkadaşları borunun peşine düşmek zorunda kalıyor ve olaylar peşisıra gelişiyor. Spoiler vermemek için içeriğe daha fazla değinmeyeceğim.

  Kitapta büyük bir arayış ve kovalamaca var, iyi kötü arasındaki savaş daha da kızışıyor ve her şey daha da tehlikeli bir hal alıyor. Buraya kadar her şey normal, kitabın konusu boru avı ve siz kitaptan bunu bekliyorsunuz. Öncelikle olaylara giriş biraz yavaş oldu, yine de gerekli bölümlerdi ve sıkıcı değillerdi. Olaylar başladıktan sonra yazar sık sık olayları dağıtarak konudan uzaklaşıyordu ve kitabın bu yönünü beğenmedim ben. Bazı bölümler sayfa sayısını arttırmak için yazılmış gibi hissettim ve bu da okurken biraz sıkılmama sebep oldu.

  Yolculuk hikayelerini pek sevmiyorum, fazla basmakalıp oluyorlar, bu önyargımı Yüzüklerin Efendisi kırmış olsa da hala çok tercih etmiyorum. Ve bu seride (sanırım geri kalan kitaplarda bu şekilde olacak) yolculuk hikayesi şeklinde işliyor ve beni sıkmaya başladı, çünkü benzeri olaylar yaşanıyor sürekli, bu da sıkıcı oluyor haliyle. İlk kitap da sürekli yollarda geçmişti ancak sıkılmamıştım hiç. Hatta ilk kitabı giriş kitabı olarak çok beğenmiş, diğer kitapların daha gümbür gümbür olacağını düşünmüştüm. Ne yazık ki Büyük Av öyle olmadı, biraz ara kitap havası vardı. Diğer kitaplar bu şekilde olmaz umarım, serinin daha çok aksiyona ve yeniliğe ihtiyacı var.

  Genel olarak çok akıcı olmasa da çok durgun da değildi, diğer kitaplarda yaşanacak olaylar için çok güzel tohumlar atıldı ve son sayfalardaki olaylar da beklentiyi yükselten cinstendi. Henüz üçüncü kitabı alamamış olsam da (serideki kitapların fiyatları insanı bir hayli zorluyor ne yazık ki), üçüncü kitabı merak ediyorum ve güzel olacağını düşünüyorum.

  Geçenlerde keşfettiğim bir şarkıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Blind Guardian'ın Ed The Edge of Time adlı albümündeki Wheel of Time bu seriden ilham alınarak yapılmış bir şarkı. Sözlerini çok beğendim, seriye çok uygunlar, metal müzik dinliyorsanız keyif alabileceğiniz bir şarkı. Ben şarkıyı beğensem de kitabı okurken dinlediğim de serinin ruhunu tam anlamıyla yansıtamadığını düşündüm, tabii kişisel bir düşünce bu. :)
  Altyazıyı açarsanız şarkının Türkçe sözlerini takip edebilirsiniz.


Büyük Av, Dünyanın Gözü'nden bir kaç tık geride olsa da gayet güzeldi, bir ara tıkanıp okumakta zorlansam da son sayfalar da yazar toparladı ve seriye devam etme isteğim yeniden canlandı. Zaman Çarkı, her fantastik severin şans vermesi gereken bir seri bence. Umarım sizlerde okur, beğenirsiniz. İyi okumalar. :)

Alıntılar

Yapmaman gereken şeyi yapmazsan, kimseyi incitmek konusunda endişelenmene gerek olmaz.
Ölüm tüyden hafif, görev dağdan ağır.

Puanım




  

29 Haziran 2016 Çarşamba

Hırsızlar Cumhuriyeti (Centilmen Piç #3) - Scott Lynch | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Republic of Thieves
Seri: Gentleman Bastard #3
Önceki Kitap: Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 688
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.22  (40,373 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Hırsızların en yeteneklisi, dolandırıcıların en eli çabuğu Locke ve yol arkadaşı Jean, hayatlarının en büyük soygununu yapacakları liman şehri Tal Verrar'dan canlarını zor kurtarmıştır. Artık akıllarında tek bir şeyle yola çıkarlar: Locke'un vücudunda gezinen ölümcül zehre çare bulmak. Umutlarının tükenmeye başladığı sırada pek de haz etmedikleri Bağlıbüyücülerden bir teklif gelir.

Büyücüler şehri Karthain'de yapılacak seçimlere hile karıştırmaları istenen Centilmen Piçler'in karşısında ise aynı amacı güden, Lamora'yla düzenbazlık ve üçkâğıtçılıkta baş edebilecek yegâne kişi vardır; Locke'un yıllar önce ilk görüşte kalbini kaptırdığı, aklından bir an olsun çıkaramadığı Sabetha…

İki sahtekâr sayesinde hiç olmadığı kadar dürüstlükten uzaklaşacak olan seçimler… Bağlıbüyücülerin yaptığı planlar içindeki planlar… Sabetha'ya karşı koyamayacak kadar ona tutkun bir Locke… Scott Lynch, Hırsızlar Cumhuriyeti'yle okurlarını büyülemeye devam ediyor.

Yorum

  Yorumu dün sıcağı sıcağına yazdım ancak bu akşam yayınlayabiliyorum, hislerimin çoğu hala taze. ^.^ 
   Ah bee! Ne kitaptı öyle! Son zamanlarda okuduğum en olaylı, en iyi, en eğlenceli kitaptı. Ve ah Locke Lamora ve Jean, ve Scott Lynch'in muhteşem dünyası. Nasıl da özlemişim anlatamam.


Kitapta Karthain haritası yer alıyor(pek işe yaramasa da)

  Fantastik kurgu en sevdiğim türlerin başında gelir ve bu türün en sevdiğim serilerinde biri kesinlikle Centilmen Piç. Aslında şu sıra kitap almamaya kesin kararlıydım ancak Hırsızlar Cumhuriyeti'nin çıkacağını öğrenince kesin kararım tuzla buz oldu. :D Serinin devam kitabı çıkar da ben durabilir miyim? Duramadım tabii ki, kararımı hiçe sayıp aldım kitabı. Okumaya yavaş yavaş başladım ki kitap bitmesin, ilk yarıyı yavaş yavaş okusam da kalanı uykularımı feda ederek kısa süre içinde bitirdim ve şuan tatmin olmuş bir durumdayım, böyle bir kitaba ihtiyacım varmış.

  Lafı fazla uzatmadan konuya geçeyim, bu kitap serinin başından beri merakla beklediğimiz Sabetha ve hepimizi sinir eden Bağlıbüyücüler ile kahramanlarımız Locke ve Jean üçgeninde şekilleniyor. Evet nihayet bu kitapta Sabetha ile tanıştık, bu konuya değineceğim. Kitap Karthain'de büyücülerin ininde, kimin hain kimin yandaş olduğunu bilmediğiniz bir ortamda geçiyor. Locke ve Jean Karthain'deki seçimlere hile karıştırmak için tüm yeteneklerini kullanmak zorundadırlar ve şartlar onlar için çok zor, spoiler vermemek için burada kesiyorum konuyu. :)

Kapağı diğer kitaplardan arklı olsa da güzeldi :)

  Şunu da söylemeliyim ki Sabetha gibi bir çok gizem aydınlanıyor bu kitapta, Camorr'un Belası'nın çıkışını dahi öğrenebiliyorsunuz. Tabii bir çok gizem de ekleniyor, kafanızı karıştıracak çok fazla bilgi kırıntısı serpip kitabı bitirdi yazar. Sonu fenaydı, diğer kitabı istiyorum. :D

  Hırsızlar Cumhuriyeti, Locke Lamora'nın Yalanları'ndan bir çok esinti taşıyordu. İlk kitapta çok sevdiğim ve ne yazık ki ikincide bulamayınca baya üzüldüğüm ara bölümler, Locke'un çocukluğu, bu kitapta bolca yer alıyordu. Hatta bazen öyle heyecanlı anlarda ara bölümler başlıyordu ki sinir oluyordum. :D Ve Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'de çok fazla yer almayan düzenbazlıklardan bu kitapta oldukça çok vardı.

  Sabetha'ya gelecek olursak, hiç sevmedim, sevemedim ne yazık ki. Çok merak ettiğim bir karakterdi ancak büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için. Özellikle de Locke'un Sabetha karşısındaki tavırlarını okurken çıl-dır-dım. Bazı bölümlerde Sabetha'yı boğma isteğim tavan yapsa da, sakin kalmaya çalışıyorum (karşıma gelse medenilikten oldukça uzak davranabilirim tabii).

  Serinin üç kitabını karşılaştıracak olursam hala en iyisi Locke Lamora'nın Yalanları'ydı. Scott Lynch ilk kitapta çıtayı öyle bir yere çıkardı ki kendi de o noktaya ulaşamıyor artık. Hırsızlar Cumhuriyeti, Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'den daha iyiydi, daha fazla entrika ve daha az denizcilik içeriyordu( ne yalan söyleyeyim ikinci kitaptaki denizcilik terimleri bazı yerlerde çok sıkmıştı). Yazar Hırsızlar Cumhuriyeti ile durumu toparlayınca ben bir sonraki kitaba umutla bakar oldum, daha iyi olacağını umuyorum. Sırası gelmişken Emberlain'in Belası yani dördüncü kitap 22 Eylül'de çıkacakmış.

  Hırsızlar Cumhuriyeti genel olarak çok sevdiğim bir kitap oldu, diyaloglarıyla olaylarıyla genel olarak çok güzeldi, son zamanlarda oluşan bol olaylı fantastik kitap ihtiyacıma da ilaç gibi geldi. Bir Locke Lamora'nın Yalanları kadar olamasa da eksileriyle, artılarıyla gayet okunası bir kitap. Eğer düzenbazlıklarla, hileler ve zekice manevralarla dolu bir seriye ihtiyaç duyuyorsanız Centilmen Piç'i es geçmek büyük hata olur. İyi okumalar. :)

Locke Lamora'nın Yalanları yorumum için tıklayınız.
Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler yorumum için tıklayınız.

Alıntılar

Zorluklar çok sıkıcı. Sarhoş olamayacaksan gülecek bir şey bulmaya mecbursun. 
Keyfin çattığında koskoca krallıkları devirebilirsin. İhtiyacın olan şey karşıdan karşıya geçerken bir at arabasının altında kalmamanı sağlayacak biri. 
-"Tanrılar aşkına ne kadar iğrenç gözüküyor!"
-"Siz ikinizi doğurtan ebe gibi konuşuyorsun." 
"Adil bir imtihan değildi! Kazanmanın yolu yoktu.!"
"Hayat böyledir," dedi Zincir. "Etten kemikten bir canlı olarak sana kalan tek miras budur. Hiç kimse sürekli kazanamaz Locke." 
Doğduğunun farkına vardığında çabucak çıktığın yere gir, çünkü hayat sonu gelmeyen bir bok şöleni. 
"Zincir hayatın esasen kafana bok dökülmesi için bir kuyrukta beklemek olduğunu söylerdi. Herkesin sırada bir yeri vardır, sıradan çıkamazsın ve tam kendi payına düşen bok miktarını atlattığına sevinmeye başlarken kuyruğun aslında dairesel olduğunu keşfedersin."

Puanım


2 Haziran 2016 Perşembe

Dövmeli Adam (İblis Döngüsü #1) - Peter V. Brett | Kitap Yorumu

peter v brett
Orijinal Adı: The Warded Man
Seri: The Demon Cycle #1
Sonraki Kitap: Çöl Mızrağı
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 640
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.26  (63,950 Oy)

Arka Kapak Yazısı

BAZEN KARANLIKTAN KORKMAK İÇİN ÇOK İYİ BİR SEBEP VARDIR!
Üç genç insan bir araya gelerek insanlığa son bir kurtuluş şansı sunacak, karanlığa omuz omuza göğüs gerecektir.
On bir yaşındaki Arlen, küçük orman köyü Tibbet Deresi'nden yarım günlük mesafede bulunan çiftlik evlerinde ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Ne var ki Arlen'ın yaşadığı dünyada, akşam karanlığının bastırmasıyla birlikte yerden garip bir sis yükselir ve bu sis, yaşayan tüm canlılara saldırıp karınlarını vahşice doyurmak isteyen aç nüvelikleri de beraberinde getirir. Bu korkunç iblislerle, ölümlülerin silahlarını kullanarak mücadele etmek hemen hemen imkânsızdır. O yüzden, insanların, büyülü muhafaza sembollerinin arkasına sığınıp, yaratıklar şafağın sökmesiyle beraber tekrar Nüve'ye dönene kadar koruma düzeneklerinin saldırılara dayanması için dua etmekten başka hiçbir seçenekleri yoktur. Daimi bir korku içinde yaşamanın kader olmadığını düşünmeye başlayan Arlen ise, kendini farklı bir yol izlemek zorunda hisseder. Nüveliklere karşı savaşılmalıdır!
Küçük bir kasaba olan Ormancı Çukuru'nda, Leesha'nın geleceği basit bir yalan yüzünden paramparça olur. Kasaba ahalisinin gözünde küçük düşen Leesha, nüveliklerden bile daha korkutucu olan yaşlı bir Otacı Kadın'ın bakımını üstlenerek kendini kasabalıların imalı bakışlarından uzak tutmaya çalışır. Otacı'nın yanında geçirdiği uzun yıllar süresince de tehlikeli ve kadim bilgilerin koruyucusu haline gelir.
Bir iblis saldırısında hem öksüz hem sakat kalan minik Rojer ise, kendini Jonglörlük sanatında geliştirip keman çalmakta ustalaşarak hayattaki kimsesizliğini unutmaya çalışır. Ne var ki sahip olduğu eşsiz yetenek, ona, gecenin karanlığı karşısında beklenmedik bir üstünlük kazandırır.

Yorum

  Herkese Merhaba! :) Çok güzel bir fantastik serinin ilk kitabıyla karşınızdayım, henüz serinin tamamını okumasam da çok güzel diyorum çünkü gelecek vadeden bir seri. Kitabı iki gün önce bitirdim ama ancak bugün yazabildim yorumu.

  İblis Döngüsü, iblislerle insanlığın savaşını konu alan bir fantastik seri. Bu seriyle yeni bir fantastik dünyaya yolculuğa çıkıyorsunuz ve bu dünyada geceler iblislere ait! Her gün güneş battıktan sonra insanları öldürmeye gelen iblisler ve onlardan korunmak için muhafazaların ardına sığınan insanlar.. Kurtarıcı'larını bekleyen insanlar iblislerle baş edemeyeceklerini düşündükleri için geceleri dışarı çıkamıyor ve korku içinde yaşıyorlar. Kitabın dünyası bu şekilde ve bu dünyanın içinde kitabımızın üç başkarakteri; Arlen, Leesha ve Rojer. Birbirinden ayrı bu üç insanın iblisler yüzünden değişen hayatlarının birbiri ile nasıl kesişeceğini okuyoruz.



  Yeni dünyalar okumayı çok severim, bu yüzden fantastik kurgu en sevdiğim kitap türüdür. İblis Döngüsü ile de yeni bir dünyaya adım attım ve bu dünyayı çok sevdim, iblisler, muhafazalar, otacılar, aradaki binlerce yıllık savaş.. Kitabın dünyasını da karakterlerini de sevdim. Özellikle Arlen kütüphanedeyken onu daha çok sevdim, kitaplara karşı olan tutkusu ve öğrenmeye açlığı bana çok yakın geldi ve bir kez daha sevdim. :)



  Dili oldukça akıcı, ilk yarıda büyük olaylar olmasa da, durgun bir giriş havası hakim olsa da sıkılmadan okuyorsunuz. Kitabın son çeyreği ise oldukça hareketli ve güzeldi, kitabın ilk başları seriye giriş havası taşıyan bir sakinlik içindeyken sonları oldukça hareketli ve gümbür gümbürdü. Kitabı bitirdikten sonra serinin devamının çok daha iyi olacağına emin oluyorsunuz.



  Kitabın tek zayıf bulduğum yönü kurgusu oldu, kitapta gizem yok denecek kadar azdı ve bu tarz kitaplarda gizem büyük önem taşıyor bence. Olayları sıralı olarak değil, flashback ile karakterlerin eski yaşamlarına geri dönüşler yaparak sunsa kitap tadından yenmezdi bence. :D

  Dövmeli Adam genel olarak sevdiğim bir kitap oldu, kurgusu dışında oldukça başarılı ve güzel bir giriş kitabıydı, serinin devamını merak ediyorum ve bir an önce okumak istiyorum. Sonu güzel bitti, ikinci kitabı merak ettirdi. :D Fantastik kurgu seven bir okursanız, İblis Döngüsü hoşunuza gidecek bir seri olacaktır. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Kazanamayacağın bir muharebede savaşmak, cesur olmak demek değildir. 
Karanlığa meydan okumaya cesareti olanlar için dışarıda kocaman bir dünya var. 
İçimizdeki en iyiyi dışarı çıkaran, yaşadığımız en kötü zamanlardır. 
"Bizler ne olduğumuzu kendimiz seçeriz kızım," dedi. "Eğer diğerlerinin sana değer biçmesine izin verirsen, zaten kaybolup gidersin, zira hiç kimse diğerlerinin kendinden daha değerli olmasını istemez.." 
Umut ve mutluluk bugünlerde sık rastlanan şeyler değil. O kadar muhtaç olduğumuz halde ne yazık ki değil.

Puanım 


8 Şubat 2016 Pazartesi

Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler (Centilmen Piç #2) - Scott Lynch | Kitap Yorumu

Scott Lynch
Orijinal Adı: Red Seas Under Red Skies
Seri: Gentleman Bastard #2
Önceki Kitap: Locke Lamora'nın Yalanları
Sonraki Kitap: Hırsızlar Cumhuriyeti
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 696
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.22  (59.451oy)

Arka Kapak Yazısı

"Bizi tarih kitaplarında ararsan en fazla satır aralarında bulabilirsin. Yok eğer efsanelerde ararsan işte orada övüldüğümüzü görebilirsin."

Usta hırsız ve dolandırıcı Locke Lamora ile ölümcüllüğünden hiçbir şey kaybetmemiş Jean Tannen, evlerinin ve geçmişlerinin enkazından kaçmış, Camorr'un Belası ise Camorr'suz kalmıştır. Ancak oradan oraya sürüklenmek Centilmen Piçler için bile bir seçenek değildir, onlar da en iyi yaptıkları işe geri dönerler… Bu kez hedefleri Tal Verrar şehir devleti ve şehrin en korunaklı, görkemli binası Günahane'dir.

Görüp görülebilecek en büyük kumarhane olan ve oradan bir tek sikke çalıp hayatta kalanın olmadığı Günahane, Locke'un direnemeyeceği türden bir hedeftir…

… fakat Locke'un kusursuz suçunun beklemesi gerekmektedir.

Çoksatan serisi Centilmen Piç'in ikinci kitabında Scott Lynch, açık denizlerin ve en alçakçasından kurnazlıkların eksik olmadığı sürükleyici öyküsünü, kırılma noktasına kadar sınanan bir dostluğu anlatarak dokuyor ve sarsıcı kalemiyle okurların hayal dünyasını alabora etmeye devam ediyor.

Yorum

  Locke Lamora'nın Yalanları'na bayılmıştım, harika bir kitaptı ve hal böyle olunca Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i hemen okumak istemiştim. Kitabı aldıktan sonra başlamam biraz uzun sürdü çünkü hem kitabı okumayı çok istiyordum hem de serinin diğer kitabı çıkmadığından bu kitabı bitirip beklemekten delirmek istemiyordum, neyse dayanamadım başladım tabii zor bu seriden ayrı kalmak.

  Kitap çok güzel ve hareketli başladı, kahramanlarımız artık Camorr'da değil Tal Verrar'dadır. Yeni şehir, yeni vurgun, yeni düşmanlar... İlk bölümler çok güzeldi, bu seriyi okurken hissettiğim coşkuyu hissettim. Locke Lamora'nın Yalanları'nı okurken o coşkuyu neredeyse tüm kitap boyunca hissetmiştim, zekice kurgu, heyecan verici planlar ve  dolandırıcılığın harmanlandığı kendine özgün dünyası olan bir kitap. Bu bahsettiğim coşkuyu nadiren yaşarım ve Scott Lynch bana bir kaç bölüm değil tüm kitap boyunca bol bol yaşatmıştı, bu yüzden bende yeri ayrıdır. Kızıl Gökler Altında Kızıl Denzler'de o coşkuyu maalesef ki giriş ve sonuçta yaşadım, aradaki bölümlerde pek olmadı ne yazık ki.

  İlk bölümler soygunu ve nasıl olacağını anlamaya çalışırken işin içine başka kişilerin ve olayların girmesiyle her şey karmaşıklaşıp büyüdü. Çok iyi gitti o zamana kadar sonra ise kitabın adını aldığı deniz yolculuğu başladı. Açıkçası o bölümleri çok çok sevmedim, bu hoşlanmadım demek değil sadece Centilmen Piç serisinin genel halinden biraz farklı ve yavaştı, denizcilik terimleri de çok fazla olunca bozuldum açıkçası biraz. o bölümler kötü müydü derseniz kesinlikle değildi bir çok olay yaşandı, hepside gayet iyiydi sadece denizde ki süre bana biraz uzunmuş gibi geldi, kitapta daha az yer kaplasa iyi olurdu diye düşünüyorum.

  Son bölümlere doğru ise kitap yeniden kendini buldu ve nasıl okuduğumu anlamadım, yazar ondan beklediğim her şeyi verdi o bölümlerde, okuması gerçekten çok güzeldi, evet coşkuyu fazlasıyla hissettim o bölümlerde. Hele sonu, çok güzeldi, bir an önce diğer kitap diğer kitap dedirten ve kitaba fazlasıyla yakışan bir son oldu.

  İlk kitaptan farklı olarak bu kitapta harita yer alıyor, aslında ilk ve sonda olmak üzere iki harita var ve ben ikinciyi en arka sayfada oluğu için çok sonra gördüm. O harita Tal Verrar'ın ve sizde benim gibi sonradan değil, Tal Verrar bölümlerini okurken bakın :D

  Kitabın ortamı değişince birçok yeni karakter de dahil oldu doğal olarak. Başarılı karakterlerdi, sevdiklerim de gıcık olduklarımda oldu (bkz. Arhon Stragos (adam çok gıcıktı, hiç sevmedim :D)). Locke ve Jean ise onları gerçekten çok seviyorum ve onları okumak gerçekten çok zevkli.

Locke Lamora'nın Yalanları Scott Lynch


Locke Lamora'nın Yalanları mı Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler mi derseniz? Ben Locke Lamora'nın Yalanları derim, bu kitabı da çok sevdim ama ilk kitap tartışmasız çok iyiydi, bu sanki bir tık geride kalmış. İlk kitabın en sevdiğim yönlerinden biri geri dönüşlerdi, bu kitapta yok denecek kadar azdı, buna üzüldüm biraz çünkü geri dönüşleri normalde de bu seride de seviyorum.
 

  Puan konusunda çok kararsız kaldım, özellikle son bölümlerden sonra tam puan tam puan diyor bir tarafım ancak objektif bakınca kitabın denizde geçen bölümlerinin serinin bir tık gerisinde kaldığını düşünüyorum, bu yüzden 5 üzerinden 4.5'te karar kıldım.

  Kitap çok güzeldi, fantastik severler için mükemmel bir seri. Okumadıysanız hiç durmayın başlayın derim. Üçüncü kitap The Republic of Thieves bir an önce çıkar umarım. İyi Okumalar :)

Puanım


28 Ocak 2016 Perşembe

Hayaletin Savaşı (Wardstone Günlükleri #4) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Spook’s Battle
Seri: Wardstone Chronicles #4
Önceki Kitap: Hayaletin Sırrı
Sonraki Kitap: Hayaletin Hatası
Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.19  (14,552oy)

Arka Kapak Yazısı

  Tom ve Hayalet, düşünmek dahi istemeyecekleri bir tehlikeden Pendle'ı korumak için hazırlanmalıydılar. Ama gitmeden önce Hayalet, Tom'a annesi tarafından kendisine bırakılan sandıkları almasını söylemişti...

Yorum

  Serinin  4. ve şimdiye kadar ki (bence) en iyi romanı. Hayaletin Savaşı'nı önceki üç kitaptan daha çok sevdim. Kitap Pendle'da Hayalet ve Tom'un cadılara karşı olan savaşını konu alıyor ve her sayfası dolu doluydu.

  Tom'un annesin bıraktığı sandıklar, Pendle cadıları, cadılar arasındaki savaş ve cadılar arasında kurulmaya çalışılan ittifak... Kısacası dolu mu dolu bir kitap oldu. Yazar nabzı hep yüksek tuttu ve son sayfalara kadar tempo hiç düşmedi. Kitaba yeni karakterlerde eklenmişti ve bunların bazılarını serinin devamında da göreceğiz muhtemelen. Serinin dokuzuncu kitabına (Hayalet: Benim Adım Grimalkin) da adını veren Grimalkin'le bu kitapta karşılaşıyoruz ve karakter dikkatimi çekti, onu ve hikayesini okumak istiyorum.

  Bu paragraf biraz spoiler içerebilir.  Sandıkların içeriğini nihayet bu kitapta öğreniyoruz, bu beni çok rahatlattı çünkü baya merak ediyordum. Açıkçası beklemediğim bir içeriğe sahiptiler ancak sonucu sevdim. Kesinlikle güzel bir içeriğe sahiptiler, belki de ürkütücü :D

  Wardstone Günlükleri'nin en sevdiğim yönlerinden biri kitap adları ve kitap kapakları. Ahenkli, güzel bir halleri var ve ben beğeniyorum. Böyle uyumlu isim ve kapağı olan serileri de çok sevdiğimi belirtmeliyim. :)

  Hayaletin Savaşı kesinlikle güzel bir kitaptı, ben beğendim, diğer kitaplardan daha çok sevdim ve serinin geri kalanını da merak ediyorum. Özellikle kitabın sonunda yaşanan son olaylardan sonra ki o son bölümleri çok sevdiğimi de belirtmeliyim. Genç yetişkin- korku türü için bu seri okunmaya değer ve çok güzel, tavsiye ederim. İyi Okumalar :)

Puanım


22 Ocak 2016 Cuma

Hayaletin Sırrı (Wardstone Günlükleri #3) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Spook's Secret
Seri: Wardstone Chronicles #3
Önceki Kitap: Hayaletin Laneti
Sonraki Kitap: Hayaletin Savaşı
Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 328
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 4.11  (17,020oy)

Arka Kapak Yazısı

 Hayaletler, cadılar, hortlaklar, şeytani yaratıklar, karanlık ve dehşet. ‘Hayaletin Sırrı’ okuyucularının tüylerini diken diken etmeye hazırlanıyor!.. Havanın gitgide soğuduğu ve karanlığın çöktüğü bir anda Hayalet istenmeyen bir ziyaretçi ile karşılaşır. Tom ise bu yabancının varlığının ustasını neden bu kadar endişelendirdiğine bir anlam verememektedir. Hayaletin geçmişi onu yakalıyor olabilir mi? Ustasının tüm dünyadan saklamaya çalıştığı sırlar sonunda ortaya çıkınca Tom’un başı ne tür bir belada olacak? Bu yıl, tüm dünyada milyonlarca genç hayranı bulunan serinin yedinci kitabının yayımlanması şerefine, özel bir yarışma düzenlenmiş ve yedi Wardstone hayranı belirlenerek Hayalet’in yedi yeni çırağının seçilmesine karar verilmiş.

  Dikkat: Karanlık Bastıktan Sonra Okunmamalı!
  Korku dolu dakikalar… İngiliz yazar Joseph Delaney’in, yedi kitaplık Wardstone Günlükleri Serisi’nin bu üçüncü kitabında geceler uzuyor, Tom ve ustası için Anglezarke’ta bulunan ‘kış evi’ne taşınma zamanı geliyor… Tom, bu evin korkutucu ve tehlikelerle dolu olduğunu duymuş olsa da hiçbir şey onun buna tam olarak hazır olmasını sağlayamayacaktı… Hem bu ev hem de genel olarak tüm Anglezarke Fundalığı, Hayalet’in gençliğine ait sırlarla doluydu. Bu sırlar gün ışığına çıkmak üzereydi. Ve tüm bölgede huzur kaçıracağa benziyordu… Türkiye’de de büyük beğeni kazanan serinin ilk kitabı ‘Hayaletin Çırağı’ 2011 yılında beyazperdeye de uyarlanarak geniş bir kitleyle buluşmaya hazırlanıyor!..

Yorum

  Wardstone Günlükleri'ne hızlı bir giriş yapmış ve beğenmişken seriye devam edeyim dedim, ilk iki kitabı; Hayaletin Çırağı ve Hayaletin Laneti'ni sevince seriye ara vermeden devam etmek istedim. Büyük gizemler ya da dehşet verici bir sonla olmasa Hayaletin Laneti'nden sonra bu kitabı beğendim, yazar açıklanmamış şeyler bırakmıştı ve bunları da merak ediyordum, merakımı gidermek için Hayaletin Sırrı'na beklemeden başladım.

 Artık mevsim kış ve Tom ve Hayalet kışı Hayaletin kışlık evinde geçirecekler. Tabii bu yolculuk ve kışlık ev Hayalet'in sırlarına, geçmiş yaşamına ışık tutacak. Önceki kitapta çok az değinilen Meg'in kim olduğunu, hayatının ayrıntılarını bu kitapta öğreniyoruz. Çok beklemeden öğrenmek hoşuma gittiyse de Meg hakkında daha çok bilgiye sahip olmak isterdim, özellikle de Hayalet ile olan bağlantısına daha çok değinilseydi mutlu olurdum.

  Diğer kitaplardan bir nebze daha az olsa da hareketli ve ürkütücü öğelerle dolu bir kitaptı. Yazarın tek bir konuya takılıp kalmamasını çok seviyorum, kitabı mümkün olduğunca dolu dolu yazıyor ve farklı farklı hikayelerle donatıyor. Sadece Hayalet'in sırrını okumuyorsunuz, beraberinde bağlantılı ve bağımsız olaylar da okuyorsunuz ki bu da kitabı hiç sıkılmadan, sayfaların nasıl geçtiğini anlamadan okumanızı sağlıyor. 

  Ben bu kitapta Tom'un annesiyle ilgili gizemler çözülecek tamam  dedikçe yazar bir gizem daha ekleyip diğer kitaba bırakıyor ve ben çıldırıyorum :D Evet küçücük bir spoiler verecek olursam hala Tom'un annesiyle ilgili gizemler kaldı, sandıklar açılmadı :( Çok bozuldum açılacaktı onlar, açılmalıydı :D

  Hareketli, güzel bir kitaptı. Seriyi gerçekten sevdim ve Hayaletin Şavaşı'nı merak ediyorum, bir an önce okumak istiyorum. Seriyi ben hep geceleri okudum ve bu onu daha etkileyici kıldı, gündüz aynı tadı alamadım. Serinin asıl okunma zamanı gece geç saatler ve size de tavsiyem o saatlerde okumanız. Bence güzel bir seri okumadıysanız başlayın derim. İyi Okumalar :)

Puanım


12 Ocak 2016 Salı

Sissoylu: Son İmparatorluk - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Son İmparatorluk
Orijinal Adı: Mistborn: The Final Empire
Seri: Mistborn #1
Sonraki Kitap: Sissoylu: Kuşatma
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 530
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.48  (168,347oy)

Arka Kapak Yazısı

  Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.Yenik düştü.
  O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.
  Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.

Gecenin sahibi sisler.
Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.



Yorum

  Sissoylu uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biriydi, özellikle de Kralların Yolu'nu (yorum için tıklayın) okuduktan sonra daha çok ilgimi çekmişti çünkü Kralların Yolu'ndan sonra Brandon Sanderson'ı hem çok sevmiştim hem de çok hayran olmuştum. Sissoylu'yu çok daha önce okuyacaktım ama kargoda sorun çıkınca kitap çok geç gelmişti ve bende Bilge Adamın Korkusu'na (yorum için tıklayın) başlamıştım falan derken araya bir sürü kitap girdi ve okumam çok gecikti ne yazık ki.

  Güzel olacağına emin olarak başladığım kitaplardan biriydi bende hem öneri üzerine hem de kitaptan ayrılmamak için yavaş yavaş okudum. Aslında bir çok yerde bırakmak için kendimi zorladım :D

Harita çok güzel hazırlanmıştı çok beğendim
  Tüm dünya tek bir hükümdarın yönetiminde ve o da ölümsüz, gaddar bir hükümdar. Bin yıllık bir imparatorluk ve bu imparatorluğun karşısında duranlar... Konu çok güzeldi, biraz alışılageldik gibi olsa da hikayenin akışı, kurgu gibi ögelerle çok başka bir kitap olmuş.

  Karakterleri ve kurgusu gerçekten çok şahaneydi ve okurken bunu sürekli hissediyorsunuz. Kitabı okurken hayal gücü ve zekanın birleşiminin muhteşemliğini somut bir şekilde hissediyorsunuz. Sanderson hem bir dünya kurmuş, çok farklı bir büyü stili geliştirmiş, yepyeni kavramlar katmış ve sonra bunları öyle zekice kurgulayıp kullanmış ki okurken bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz ve sürekli hayran kalıyorsunuz yazara.

  En azından ben kaldım, aynı hisleri Kralların Yolu'nda da yaşamıştım ve Sissoylu'nun da böyle olması beni çok mutlu etti. Bu kitabı okurken Sanderson çıtayı öyle güzel yükseltiyor ki başka kitapları beğenmek zorlaşıyor.

  Karakterleri de çok sevdim ve onları okuması çok zevkliydi, Kelsier'i ve felsefesini özellikle çok sevdim. Aynı şekilde diğer karakterleri de sevdim, hepsi çok güzel yazılmıştı.

  Kitap hakkında söylenecek çok şey yok aslında, üzerine uzun uzun konuşulabilir ama yorum yapmak zor. Çünkü şahane bir şey bu kitap ya :D Böyle çok fazla övgü okuyunca beklentiler yükseliyor ve hayal kırıklığına uğruyor insan bence beklenti içinde olmayın ama beklentileri de fazlasıyla karşılayabilecek bir kitap var karşınızda bunu bilin.

  Kitaptaki büyü teknikleri beni çok hoşuma gitti, alışılageldik büyü tarzından çok farklı ve çok güzel. Böyle yeni şeyler okumanın keyfiyse bir başka tabii.

  Son bölümler her şey çok daha heyecanlıydı ben fark etmeden bir oturuşta 120 sayfadan fazla okuyup kitabın sonuna gelince çok bozulmuştum ama elimden de bırakamamıştım.

  Fantastik dünyalar içinde Sanderson'ın dünyaları kendine hep çok ayrı yer bulacaktır çünkü olağandışı güzel dünyalar bunlar. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum ama bir anda hepsini bitirip ortada kalmak istemiyorum.

  Aralık 2015'te çıkan ve serinin ikinci kitabı olan Kuşatma'yı çok merak ediyorum. Umarım kısa zamanda alıp okuyabilirim.

  Sissoylu okumananızı kesinlikle önerdiğim muhteşem bir fantastik kurgu. Umarım okumuşsunuzdur ya da okumayı düşünüyorsunuz ve beğenirsiniz. Benden küçük bir tavsiye her sayfanın tadını çıkara çıkara okuyun çünkü böyle kitaplar çok az. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Yeni tatlar da yeni fikirler gibidir genç adam, ne kadar yaşlanırsan, hazmedilmeleri de senin için o kadar zor hale gelir." 

"Doğru inanç iyi bir pelerin gibidir diye düşünüyorum ben. Eğer üstünüze iyi uyuyorsa, sizi sıcak tutar ve korur. Ancak tam oturmayanı boğucu olabilir." 

"Bizim inancımız çoğu zaman en zayıf olması gereken yerde en güçlüdür. Umudun doğası budur." 

"Sırf seni incitti diye birisini sevmeyi bırakamıyorsun" dedi Kelsier. "Eğer yapabilseydin her şey kesinlikle daha kolay olurdu." 

"Kimi sevdiğini seçemiyorsun. İnan bana gerçekten de sevmemiş olmayı tercih edeceğim insanlar var. Onlar bunu hak etmiyordu."

Puanım