Seri: Yok
Yayınevi: Sel Yayınları
Sayfa Sayısı: 106
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 3.62 (55 Oy)
Arka Kapak Yazısı
Magdelana Van Beyeren varlıklı bir adamın kızı olmasına rağmen o dönemde kadınların ticaretle uğraşması hoş görülmediği için çalışma hayatına giremez. Evlendiğinde kendisini eve hapsolmuş bulur. Yaşamı artık çocuklarını yetiştirmek ve bireyselliğini gizlemekten ibarettir. Tekdüze geçen günleri eşinin bir gün kendisine yaptığı açıklamayla farklı bir boyut kazanır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Yorum
Herkese merhaba! Şu sıra bilgiayarımla ilgili bazı sıkıntılar yaşadığım için ne blogla uğraşabildim, ne de takip ettiğim bloglara bakabildim. Sorunun artık çözüldüğünü düşünüyorum ve hemen klavyenin başına geçtim. :)Sessiz Saatler, Emmanuel De Witte adlı bir ressamın çizdiği bir resmin Gaelle Josse tarafından "acaba bu resmin hikayesi nedir" fikri ile yola çıkarak yazıya dökülmüş bir kısa roman. Resimde gördüğünüz gibi sırtı dönük klavsen çalan bir kadın oturuyor. Yazar bu kadına bir hayat kurgulamış ve kadının ağzından kelimelere dökmüş.
Fikir çok hoşuma gitti, zaten kitaba beni çeken de bu oldu. Daha önce bu şekilde yazılmış bir kitabı okuduğumu hatırlamıyorum. Yazar klavsenli kadına oldukça iyi bir hayat kurgulamış. 17. yüzyılın Avrupası da bu hikayenin satırlarında kendine yer bulmuş.
Yazarın dili ve kurguladığı hayat fena değil, zaten yazarın ilk romanı imiş, çok ustaca şeyler beklemeye de gerek yok. Bir kadının, çalışma hayatından koparılıp çocuklarına ve evine kendine adayan bir kadının hayatını okuyoruz ve yazar bunu genel olarak çok güzel aktarmış. Yalnız sona doğru yazarın hikayeye kattığı unsurları hem gereksiz hemde hikayeyi bozan küçük detaylar olarak gördüm.
Ben kitabı bir oturuşta okudum, kitabın pek ara ara okunacak havası yok bir seferde okursanız daha etkileyici olacağını sanıyorum. Zaten 100 sayfa kadar, çok zorlamayacaktır. Hoş ve biraz da farklı bir şeyler okumak istiyorsanız tercih edebileceğiniz bir kitap. İyi Okumalar. :)
Alıntılar
İçimizde nice anılar, nice düşünceler barındırıyoruz ama bunları duyan yok, yüreğimiz de içinde bunları taşımaktan tıkanacak gibi oluyor.
İnsanın yazgısı bir anda belirlenir ve bir yaşamın tüm akışı buna bağlı olur.
Çoğu zaman sözcükler düşüncenin önüne geçer ve onları durdurmakta çok geç kalırız; okları yaralamıştır yaranın kapanması da zaman alır.
Zamanla dünyanın acıları insanın yüreğine dert oluyor, öyleyse var olan acılar için bir şey yapamıyorsak, hiç olmazsa bunlara başka acılar eklememeye çalışalım.









