Oscar Wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oscar Wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2016 Perşembe

Toplu Öyküler - Oscar Wilde | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Complete Shorter Fiction
Seri: Yok
Yayınevi: Mitra Yayınları
Sayfa Sayısı: 288
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.17   (1,826 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Alaycı üslubu ile geç Viktorya dönemi İngiltere'sinin en ünlü yazarları arasına girdi. Bir dava sonucu ahlaksızlıktan suçlu bulununca büyük bir düşüş ve dram yaşadı. Doğduğu ortamla tam bir zıtlık içinde Paris'te fakir bir otel odasında öldü.

Kitapta yer alan öyküler:


Lord Arthur Savile'nin Cinayeti
Bir Sırrı Olmayan Sfenks
Canterville Hayaleti
Model Milyoner
Bay W. H. Portresi
Genç Kral
Infanta'nın Doğum Günü
Balıkçı ve Ruhu
Yıldız-Çocuk
Mutlu Prens
Bülbül ve Gül
Bencil Dev
Sadık Dost
Göz Alıcı Roket


Yorum

  Dorian Gray'in Portresi'nden sonra bir Oscar Wilde eseri daha okumak istedim ve toplu öyküleri gözüme kestirdim. :) Dorian Gray'in Portresi yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.

  *Aslında kitabın adı Oscar Wilde Toplu Öyküler olarak geçiyor ama başlık destan gibi uzun olmasın diye ben bu şekilde yazdım bunu da belirteyim.

  Kitapta toplam 14 öykü yer alıyor. Öykülerin çoğunu sevdim, geneli topluma ve insanlığa dair eleştiriler barındırıyor, yazar sıkça yüksek sosyete ve fakir halk tabakası arasındaki uçurumu gözler önüne sermiş. Zaman zaman da başka yazarlara ve eserlere karşı üstü kapalı, alegorik eleştirilerle karşılaşıyorsunuz. Bu eleştiriler bazı yerlerde kendilerine çok zekice yer bulmuş.

  Kitaptaki hikayelerden bazılarını daha önceden biliyordum ama ne zaman ve nerede okuduğumu hatırlayamadım, özellikle kitabın son yarısı benim için sadece eski okuduklarımın bir tekrarı niteliğindeydi. Hikayelerden biri de Mutlu Prens'ti ve onu yeniden okumak da ayrıca hoşuma gitti. 



Oyuncular çok şanslıydı. Onlar trajedi mi komedi mi okynayacaklarını kendileri karar verebilirdi. Gülmeyi ya da ağlamayı kendileri seçebilirdi. Fakat gerçek hayat farklıydı. Pek çok insan kendilerinin seçmediği bir hatyatı yaşamaya mecbur kalıyordu. Dünya bir sahneydi fakat oyuncuların seçme hakkı yoktu.
  Toplu Öyküler genel olarak güzel bir kitaptı, bazı hikayeleri çok sevdim, bazılarını ise sevdiğimi pek söyleyemem. Benim öykü türü ile aram pek iyi değil, seviyorum ama uzunca roman okumak öncelikli tercihim. Kitap güzeldi, ince taşlamalar, zekice ayrıntılar vardı ancak çok iyi bulmadım ben, biraz eksik yönleri vardı öykülerin. Özellikle sona doğru yer alan hikayeler fazla masalsı ve çocuk yaştaki insanlara uygundu. Yine de Oscar Wilde'ın öykülerini okumak isteyenlere tavsiye ederim. Zaten kitabın dili çok akıcı, sayfalar hızla akıyor gidiyor.

Yazar bencilliği ve kibri kitapta çok güzel işlemişti;
"Mutlu olduğum için gülüyorum."
"Çok bencilce bir neden. Mutlu olmaya hakkın var mı? Başkalarını düşünmen gerekir. Daha doğrusu beni düşünmen gerekir. Ben daime kendimi düşünmekteyim ve başkalarından da benzer davranışlar beklerim. Duygudaşlık denen şey budur işte. 

  Hikaye türünü ya da Oscar Wilde'ı seviyorsanız kitaptan da zevk alırsınız muhtemelen. Bol kitaplı günler dilerim, iyi okumalar. :)

Alıntılar

"Mutlu olduğum için gülüyorum."
"Çok bencilce bir neden. Mutlu olmaya hakkın var mı? Başkalarını düşünmen gerekir. Daha doğrusu beni düşünmen gerekir. Ben daime kendimi düşünmekteyim ve başkalarından da benzer davranışlar beklerim. Duygudaşlık denen şey budur işte. 
Nereyi seversen orası senin dünyandır. 
Çok güzel çiçeklerim var fakat en güzel çiçekler çocuklardır. 
"Tuhaf şey" dedi, "İçim sıcacık oysa hava ne kadar soğuk!"
"İyi bir şey Yaptın da onun için." 
"Savaşta," diye yanıtladı dokumacı, " zayıflar güçlülerin kölesi olur. Biz yaşamak için çalışmak zorundayız ve onlar bize ancak ölmeyecek kadar ücret verirler. Biz gün boyu onlar için didinip duruyoruz ve onlar ise küplerini altınlar ile dolduruyorlar ve bizim çocuklarımız zamanından önce solup giderken onlar semiriyorlar. Biz üzüm yerken onlar şarap içiyorlar. Biz mısır ekiyoruz fakat bizim tabağımız bomboş. Hiç kimse görmese de bizim zincirlerimiz var; ve başkaları bizi özgür olarak adlandırsa da bizler köleyiz."
Oyuncular çok şanslıydı. Onlar trajedi mi komedi mi oynayacaklarına kendileri karar verebilirdi. Gülmeyi ya da ağlamayı kendileri seçebilirdi. Fakat gerçek hayat farklıydı. Pek çok insan kendilerinin seçmediği bir hayatı yaşamaya mecbur kalıyordu. Dünya bir sahneydi fakat oyuncuların seçme hakkı yoktu.

Puanım


21 Kasım 2016 Pazartesi

Dorian Gray'in Portresi | Çeviri İncelemesi

  Kitap okurken çeviri çok önemli bir unsur, özellikle de kitap kelime oyunları ve kelimelerin ahenkli dansı ile yazıldıysa. Kitap alırken çevirilere çok dikkat etmeye çalışıyorum, bu konuda en çok klasiklerde sıkıntı yaşıyor benim gibi tüm okurlar biliyorum. Bu yayınevi iyidir derken hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Bundan sonra elimden geldikçe -özelliklerde klasiklerde- farklı yayınevlerinin çevirilerini incelemeye çalışacağım.

  Bu serüvendeki ilk kitap Dorian Gray'in Portresi oldu. Üç farklı yayınevinin çevirisini incelemeye çalışacağım, seçtiğim cümleler alıntı olarak hoşuma gidenler. Alıntıları uzun tutmamaya çalıştım. Umarım kafanızda bir fikir oluşabilir. İleride kitabın farklı çevirisine denk gelirsem onu da yazıya eklemeye çalışacağım.

  İlk alıntılar Can Yayınları'ndan, ikinci alıntılar Antik Kitap'tan, üçüncü alıntılar Remzi Kitabevi'nden.

Can Yayınları;
"Kime ait?"
"Elbette ki Dorian’a," diye yanıtladı ressam.
"Çok şanslı çocukmuş."
Dorian Gray, "Ne hazin!" diye mırıldandı gözlerini kendi portresinden ayırmadan. "Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda... Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet, koca dünyada vermeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda!"
Lord Henry gülerek, “Basil, böyle bir pazarlık senin işine gelmezdi," dedi. "Yapıtına haksızlık olurdu." 

Antik Kitap;
"Kimin peki?"
"Tabii ki Dorian'ın" diye cevapladı ressam.
"Dorian çok talihli bir adam."
Gözleri hala kendi portresinde olan Dorian Gray, "Ne kadar hazin!" diye mırıldandı. "Ne kadar hazin! Yaşlanacak, berbat ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. Asla bu harika Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Keşke başka yürlü olsaydı! Ben sonsuza dek genç kalsaydım da bu resim ihtiyarlasaydı. İşte bunun için... Bunun için her şeyimi verirdim! Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yok! Hatta ruhumu bile verirdim!"
"Böylesi bir anlaşmayı hiç istemezdin Basil" diye bağırdı Lord Henry gülerek. "Bu, eserinin talihsizliği olurdu."

Remzi Kitabevi;
"Kimin malı öyle ise?"
Ressam "Şüphesiz Dorian'ın" diye karşılık verdi.
"Ne talihli adam!"
Dorian Gray, gözleri hala kendi resmine dikili, "Ne üzücü şey!" diye fısıldadı. "Ne üzücü!. Ben ihtiyarlayacağım, çirkin ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. İşte şu Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Aksine olsayı, ben genç kalsaydım da resim ihtiyarlasaydı. Bunun için - bunun için her şeyi verirdim. Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yoktue. Canımı verirdim ruhum için!"
Lord Henry gülerek "Böyle bir değişmeye razı olmazdım Basil" dedi. "Bu eserini biraz hor görmek olurdu."




Can Yayınları;
Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.

Antik Kitap;Şu günlerde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar; fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.

Remzi Kitabevi;
Alem bugün her şeyin fiyatını biliyor ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor.




Can Yayınları;
Saat üçü vurdu, sonra dördü, yarım saatlerin çifte vuruşu duyuldu, ama Dorian Gray yerinden kıpırdamıyordu. Hayatın kızıl ipliklerini bir araya getirip örerek bir örnek çıkarmaya, içinde dolaştığı şu kan renkli tutku labirentinde çıkar bir yol bulmaya çabalıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bildiği yoktu. En sonunda masa başına geçti, sevdiği kıza, af dileyen, kendi kendini zırdelilikle suçlayan ateşli bir mektup yazdı. Birbiri ardına birçok sayfaları üzüntüsünü dile getiren çılgın ve acısını dile getiren daha da çılgın sözcüklerle doldurdu. Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil. Dorian mektubu bitirdiği zaman bağışlanmış olduğunu duyumsuyordu.

Antik Kitap;Saat üçü, sonra dördü ve nihaet dört buçuğu çaldı; fakat Dorian Gray yerinden kıpırdamadı. Hayatının kırık dökük parçalarını bir araya getirmeye, içinde dolaştığı ihtirasın kanlı dhlizinde yolunu bulmaya çalışıyordu. Ne yapacağını ve ne düşüneceğini bilmiyordu. Sonunda, masaya oturduğu ve sevdiği kıza, bir delilik yaptığını ve bunun için kendini bğiışlamasını dileyen bir mektup yazdı. Acı ve kahır yüklü cümlelerle dolu, sayfalarca yazı, yazdı. Yaptığı şey kendi kendisini kınamaktı. Yakışıksız bir şey yaptığımız ve kendimizi suçladığımızda, başkalarının bizi kınamaya hakkı olmadığını düşünürüz. Hakikatte bizi beraat ettiren papaz değil, onun önünde yaptığımız itiraftır. Bu yüzden Dorian Gray mektubu tammaladığı zaman kendini bağışlanmış hissetti.

Remzi Kitabevi;
Saat üçü vurdu, dördü vurdu, ve yarım saatin ikiz vuruşu çaldı. Dorian Gray kımıldamadı. Yatıyor ve hayatın kızıl ipliklerini toplamaya ve onlardanbir örnek dokumağa, içimdde dolaştığı ihtirasın kanlı labirentinde yolunu bulmağa çalışıyordu. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bilmiyordu. Nihayet masaya gitti. Sevdiği kıza ihtiraslı bir mektup yazarak kendini affetmesi için yalvardı. Ve kendini delilikle suçlandırarak pişmanlığın vahşi ve azabın bundan daha vahşi kelimeleriyle sayfaları doldurdu. Kendini alçaltmanın bir hazzı vardır,. Kendimizi suçlu çıkarırken başkalarının bize suç bulmağa hakkı olmadığını hissederiz. Günahlarımızı affettiren papas değil, itiraftır. Dorian mektubu bitirince affedilmiş olduğunu hissetti.




Can Yayınları;
Dorian irkilerek yüzünü buruşturdu; çevresine, eski püskü şiltelerin üzerinde, olmayacak biçimlerde serilip yatmış duran biçimsiz şeylere baktı. Çarpılmış bacaklar, açılmış ağızlar, boş bakan fersiz gözler onu büyülüyordu sanki. Onların hangi garip cennetlerde azap çektiklerini, hangi nursuz cehennemlerin yepyeni zevklerinin gizini öğrendiklerini biliyordu. Onların durumu kendisininkinden iyiydi. Kendisi düşüncelerinin zindanı içindeydi çünkü. Anılar, korkunç bir hastalık gibi ruhunu kemirip bitirmekteydi. Durup durup Basil Hallward’ın ona bakan gözlerini görür gibi oluyordu. Gene de burada kalabileceğini sanmıyordu. Adrian Singleton’un varlığı tedirgin ediyordu onu. Kimsenin kendisini tanımayacağı bir yerde olmak istiyordu. Kendi kendisinden kaçmayı istiyordu.

Antik Kitap;
Dorian irkilerek kaba minderler üzerine fantastik biçimde uzanmış garip varlıklara baktı. Burkulmuş bacaklar, bir karış açıkağızlar, dik dik bakan donuk gözler kanını dondurdu. Nasıl garip bir cennette acı çektiklerini ve nasıl donuk bir cehennemde yeni heyecanların sırlarını öğrendiklerini biliyordu. Hepsi de kendinden daha iyi durumdaydılar. O ise düşüncenin zindanındaydı. Hafıza bir hastalık gibi ruhunu kemirmekteydi. Zaman zaman Basil Hallward'ın kendisine dik dik bakan gözlerini görüyor gibi oluyor, buna dayanamadığını hissediyordu. Adrian Singleton'un varlığından rahatız olmuştu. Kendisini hiç kimsenin tanımayacağı yerlerde olmak istiyordu. Kendisinden bile kaçmak istiyordu.


Remzi Kitabevi;
Dorian irkildi. Ve yırtık pırtık şiltelerin üzerinde öyle fantastik hallerle uzanmış acayip şekillere baktı. Sarkmış el ayaklar, açık ağızlar, fersiz, donuk gözler onu büyüledi. Hangi garip cennetlerde işkence çektiklerini, hangi karanlık cehennemlerin onlara yeni bir keyfin sırrını öğrettiğini biliyordu. Onlar bu bakımdan kendinden daha iyi durumda idiler. O, düşünce ile zehirlenmişti. Olanı hatırlama korkunç bir hastalık gibi, ruhunu kemiriyordu. Zaman zaman Basil Hallwar'ın gözlerini üstüne dikilmiş sanıyordu. Buna rağmen burada kalamayacağını hissetti. Adrian Singlton'un varlığı onu tedrgin ediyordu. Hiç kimsenin kendisini tanımadığı bir yerde olmak istiyordu. Kendinden kaçmak istiyordu.





Can Yayınları;
"Ben yarının doğrularını bildiririm."
Genç kadın, "Ben bugünün yanılgılarını yeğlerim," diye yanıtladı.

Antik Kitap;
"Size yarının gerçeklerini gösteriyorum."
Düşes, "Bugünün hatalarını tercih ederim" dedi.

Remzi Kitabevi;
"Yarının gerçeklerini söylüyorum."
Kadın, "Bugünün yanlışlarını tercih ederim" diye cevap verdi.




Can Yayınları;
Bu resmin salt anısı bile nice keyifli dakikanın tadını kaçırmıştı. Portresi başına vicdan kesilmişti sanki. Evet, vicdanı olmuştu onun. Dorian portreyi ortadan kaldırmalıydı. 
Antik Kitap;
Bu resim, pek çok keyifli zamanını mahveden bir hatıra idi. Onun için bir nevi vicdan hükmündeydi. Evet, o vicdandı. Onu yok etmeliydi.

Remzi Kitabevi;
Onu yalnız hatırlamak bile bir çok neşeli anlarını zehirlemişti. O, sanki vicdan yerine geçmişti. Evet, o vicdan oluştu. Onu yok edecekti.


  Çeviriler gördüğünüz şekilde, ben Can Yayınları ve Antik Kitap'ın çevirisini sevdim, bazı yerlerde biri bazı yerlerde diğeri daha iyi iş çıkarmış. Bence ikisi de rahatlıkla tercih edilebilir. Ancak ben Remzi Kitabevi'nin çevirisin, sevemedim, akışkan ve iyi bir çeviri hissi uyandırmadı bende. Hangisini seçeceğiniz size kalmış tabii ki. :)

  Ben Antik Kitap'tan okudum kitabı ve memnun kaldım, kitabın yorumu için buraya tıklayabilirsiniz.

  Sağlıcakla ve sevgi ile kalın. :)

Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Picture of Dorian Gray
Seri: Yok
Yayınevi: Antik Kitap
Sayfa Sayısı: 282
Baskı Yılı: 2007
Goodreads Puanı: 4.05  (608,225 Oy)

Arka Kapak Yazısı

"Gerçek miydi? Portre gerçekten değişmiş miydi? Yahut sadece kendi muhayyilesi mi neşeli bir bakışı şeytanca bir bakış olarak görmesine neden olmuştu? Boyanmış bir tablo gerçekten değişebilir miydi? Böyle bir şey saçmaydı. Bu, bir gün Basil'e anlatılacak bir hikâyeydi."

Çok yakışlıklı bir genç olan Dorian Gray, ressam Basil Hallward tarafından çizilen portresinden o kadarnir ki geçen günler taze bedenini yaşlandıracakken tablonun daima genç ve güzel kalacak olmasına esef eder. Acaba gerçekten öyle mi olacaktır?

Yorum

  Siyah Damar'ı okuduktan sonra benzeri kitaplar araştırırken bir listede Dorian Gray'in Portresi'ne denk gelmiş ve okuma listeme eklemiştim. Bunun üstünden uzun zaman geçti ama nihayet okudum, iyi ki de okumuşum. :)

  Oscar Wilde'la ilk Mutlu Prens'i okurken tanışmıştım, güzel kitaptır, o zamanlar çok sevmiştim tabii bu yıllar öncesiydi. Yıllar sonrada Dorian Gray'in Portresi'ni okudum ve onu da çok sevdim.

  Dorian Gray oldukça yakışıklı ve ilgi çekici bir gençtir, ressam Basil onun bu duru güzelliğinden çok etkilenir ve onun portresini yapar. Bu portre çok muhteşemdir, ve portreyi gören Lord Henry portreden çok etkilenince Dorian Gray'le tanışmak ister. Lord Henry Dorian'la tanışır ve ona hedonizmi ve güzelliğinin büyüleyiciliğini anlatır, bunlardan çok etkilenen Dorian'ın hayatı ve düşünceleri tamamen değişir. Güzelliğinin farkına varır ve bunu kaybetmekten ölesiye korkar ve şu sözleri sarf eder.

Gözleri hala kendi portresinde olan Dorian Gray, "Ne kadar hazin!" diye mırıldandı. "Ne kadar hazin! Yaşlanacak, berbat ve korkunç olacağım. Fakat bu resim daima genç kalacak. Asla bu harika Haziran gününden daha yaşlı olmayacak. Keşke başka yürlü olsaydı! Ben sonsuza dek genç kalsaydım da bu resim ihtiyarlasaydı. İşte bunun için... Bunun için her şeyimi verirdim! Evet, bunun için dünyada veremeyeceğim hiçbir şey yok! Hatta ruhumu bile verirdim!"

  Lord Henry ile tanıştıktan sonra hayatı değişen  Dorian arık hayatı zevk almak için yaşamaya başlar ve sıkıntı, keder gibi hayattan alacağı zevki engelleyen her şeye arkasını döner.

  Kitap Dorian'ın hedonizm ile tanışmasını ve hayatının bu yönde değişmesini çok güzel bir şekilde konu alıyor. Sadece haz için yaşayan Dorian hayattaki diğer önemli hiçbir şeyi umursamaz, ruhu git gide kararmaktadır, herkes onun ruhunu şeytana sattığını düşünmektedir. Ki öyledir de, sonsuz güzellik için ruhunu satmış biridir artık o.

  Roman hedonizm başta olmak üzere hayatla ilgili bir çok şeye değiniyor, hedonist bakış açısını ve bu yaşam tarzının insanda yol açtığı tahribatı çok net görebiliyorsunuz. Kitapta eşcinsellikle ilgili ögeler de bulunmakta ki ben o zamanlar böyle net bir şekilde ifade edilebilmesine pek şaşırdım, zaten o zamanlar da oldukça yankı uyandırmış.

  Velhasılı kelam, Dorian Gray'in Portresi'ni ben oldukça beğendim, farklı ve güzel bir kitaptı. Özellikle son bölümler her şey daha net ve çarpıcıydı. En çok da son bir kaç sayfayı sevdim, gerçekten çarpıcı ve etkileyici yazılmıştı. İnsan ruhunun çirkinleşmesi ve zevk peşinde ki bir hayatın yıkıcı etkisini çok iyi anlatan bir kitap bu. Ben bu kitabı sevdim, okumayan herkese de öneririm. :)

  Dorian Gray'in Portresi'nin üç ayrı çevirisini inceledim ve o yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Alıntılar

Müşterek bir şey, eğer onu saklayan biri varsa büyüleyici hale gelir. 
Hislerin yönlendirmesiyle çizilen her portre aslında ressamın portresidir, poz veren kişinin değil. 
Hepimiz bütün bu acıları bizi daha fazla olgunlaştırsınlar diye çekiyoruz. 
Şu günlerde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar; fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar. 
Yakışıksız bir şey yaptığımız ve kendimizi suçladığımızda, başkalarının bizi kınamaya hakkı olmadığını düşünürüz. Hakikatte bizi beraat ettiren papaz değil, onun önünde yaptığımız itiraftır. 
Kendisini hiç kimsenin tanımayacağı yerlerde olmak istiyordu. Kendisinden bile kaçmak istiyordu. 
"Size yarının gerçeklerini gösteriyorum."
Düşes, "Bugünün hatalarını tercih ederim" dedi. 
Bu resim, pek çok keyifli zamanını mahveden bir hatıra idi. Onun için bir nevi vicdan hükmündeydi. Evet, o vicdandı. Onu yok etmeliydi.

Puanım