23 Kasım 2015 Pazartesi

Martı Jonathan Livingston - Richard Bach | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Jonathan Livingstone Seagull
Seri: Yok
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 96
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 3.77  (122,947)


Arka Kapak Yazısı


  Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu...


Yorum

  Kısacık ama kocaman bir kitap Martı Jonathan Livingston. 
  Martıların öyküsünü anlatan kısa ama her kelimesi dolu dolu bir kitap.
  Richard Bach'ın Aforizmalar'ından sonra yazarın diğer kitaplarını okumak için büyük istek duymuştum ve yolculuğa yazarın en sevilen kitaplarından olan Martı ile başladım. 

  Kitap çok güzel, gerçekten çok güzel. Dolu mu dolu bir kitap, her sayfası her cümlesi birbirinden güzel içeriğe ve anlama sahip. Kitap martıları ve yaşamlarını konu alıyor gibi görünse de martıların temsiliyle insanlar anlatılıyor aslında.


  Martı bir kişisel gelişim ve felsefe kitabı olarak da kabul edilebilir çünkü içerisinde özgürlük, sürü psikolojisi, hırslar ve özümüzü kaybedişimiz öyle güzel yer alıyor ve anlatılıyor ki roman deyip geçmek kesinlikle haksızlık olur.


  Belki de özgürlüğü anlatan en güzel hikayelerden biri bu, özgürlüğün yitirilişi, önemi, kendimizi küçük şeyler uğruna kısıtlayarak asıl önemli olan şeyleri nasıl kaçırdığımız anlatılıyor. Zincirlerin zihnimizde olduğunu, özgürlüğümüzü engelleyen şeyin inançlarımız olduğu anlatılıyor. Kısacası Martı sizi, hayatınıza farklı bir bakış açısıyla bakabileceğiniz mükemmel bir yolculuğa çıkarıyor.


  Bir oturuşta okunabilecek bu kitabı okumadan geçmeyin, size katacağı çok şey var ve bunları kaçırmayın derim ben. İyi okumalar :)



 Alıntılar


"Ne kadar tatsız olursa olsunlar, başımıza gelenler, ne öğrenmemiz gerektiğini öğrenmemiz açısından gereklidirler."
"Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, gördüklerinin özeline geçmeye çalış."
"Oysa düşüncelerinize vurulan zinciri koparın, o zaman bedeninizin de özgürlüğe kavuştuğunu göreceksiniz."
"Bizler her ne isek, çaba ya da uyuşukluğumuz sonucunda oyuz. Neyi arıyorsak işte onu buluyoruz. Neyi amaç edinmekteysek, varabildiğimiz en uç nokta da orası."
"Kimileri uyanıkken bile uyumaktadırlar...Gönül gözlerini ve can kulaklarını açmadıkları sürece de uyanamazlar zaten. Özünü tanıyamayanlar, doğumu anlık bir olay gibi nitelendirenler, yetkinleşme istemlerini köreltenler doğmadan ölürler ne yazık ki!"
"Kanatlarınızı yere bağlayan, korkular, kuşkular ve kaygılardı."
"Keşke daha önceden... 
   “Geçmişini bütünüyle bir yana atıp bugünü doğum günü saymaya ne dersin?"  
  “Tamam,” dedi; “...tamam, tamam, tamam."
 "Her şey karşıtıyla değerlendirilebilir de ondan. Geceler olmasa, gündüzler bir anlam taşır mı sence? Tutsaklık ürküntüsüdür özgürlüğü anlamlı kılan. Yanlışa yandaşlık etme hakkı sunulmadığı sürece, doğruyu yeğlemenin tadı mı olur. Yanlış erklere hizmet edenlerin bungunluğudur kimilerini esenliği aramak için yollara düşüren."

"...Görebilişin gerçekleşmesi için salt görüntüler yeterli olamaz ki. Göz körse, görüntü boşunadır; kulak yoksa sesin, ayna kirliyse yansımanın boşuna oluşu gibi."

Puanım 


0 yorum:

Yorum Gönder