DeliDolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DeliDolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2016 Çarşamba

Bu Ay Neler Okudum

Umut Bıçağı
   Yine severek okuduğum bir kitabın daha sonuna geldim. Herkesin birbirinin içsesini, aklından geçenleri duyabileceği bir kasaba düşünün. Soyu tükenmiş kadınlar, yok olmaya yüz tutmuş kentler, konuşan hayvanlar, bir çocuğa musallat olan büyük bir gizem. Küçük yaşta bir başlarına ve omuzlarına büyük yükler binmiş çocukların hikayesi. Hikayenin büyük bir kısmı yollarda geçiyor ve bu düşünüldüğü kadar sıkıcı değil. Hayvan sever okurlar için de ilgi çekici detaylardan birisi baş karakterlerden birisinin tatlı bir köpekçik olması. Onunla da kitabın birçok yerinde karşılaştığınız için sempati duyuyorsunuz ve sağlam bir bağ oluşuyor aranızda. 
   
   Kitap belli sayfalara kadar biraz olaysızdı. Bir macera filmi gibi olamasa da bir çizgi filmin saçma bulsanızda sizi eğlendirip kendini izleten büyüsü benzeri yerlerdi bu yerler. Bu durgun yerlere rağmen sizi saran bir tarafı vardı. 
   
    Hoş ve ilginç bir kurgusu vardı ama 13 yaşında bir oğlan uğruna yapılan bazı şeyler kitapta bir nedene bağlansa bile bana pek tatmin edici gelmedi bu neden. Sağlam bir zemine oturmuyordu. Yazar daha çarpıcı bir sebep bulabilirdi. Zayıf noktalarından biriydi bu kitabın. Birde kitaptaki kötü karakterlerden birinin mucize eseri sürekli başarılı olup hayatta kalabilmesi biraz uçuk geldi bana doğrusu. 
   
    Baş karakter Todd’a bazı yerlerde gerçekten fazlasıyla sinirlendim. Hatta bazı Todd diyalogları ve olaylarını la havle çekerek okudum. Olgun olmayan düşünceleri , inadından ve bencilliğinden dolayı etrafına verdiği zararlar okuyucuları gerçekten çileden çıkarabiliyor. Buna rağmen her şeyin altında masum bir çocuğun düşünceleri yatıyor ve ona sempati duymadan edemediğiniz yerler oluyor. Ama ben Viola karakterini daha çok sevdim. Mantıklı konuşmaları ve zekice planlarıyla Todd’a yol gösteriyor. Ona iyi bir yol ve kader arkadaşı. 

  “Nehrin daşıdığı higayeler. İnsannar gonuşuyo. Annasın ya. Higayeler. Bunu görmüştünüz mü?”
Bazen bazı kasabalılar cümleleri öyle bir kuruyor ki, her cümlenin sonuna “gaari” gelecek gibi bir beklenti içine giriyorum. Ege şivesine benzer şivelere rastlayabiliyorsunuz.
 
   Kitap belli yerden sonra çok sürükleyici hale geldi ve elimden bırakamadım. Kitaptan çok beklentim yoktu hatta biraz kasvetli bir kitap beklemiştim kapağına bakınca da ama beklentimin üzerinde sürükleyici bir eserdi. Ben kitaplarda dramatik yerlerde ne kadar üzülsem de genellikle pek ağlamam. Normal hayatımda da ağlamayı tercih ettiğim pek söylenemez. Ama bu kitapta hassas anıma geldiği için mi yoksa benim için önemli bir karakterle ilgili bir gelişme olduğu için mi bilemeyeceğim ama gözyaşlarımı tutamadığım yerler oldu. Bir çoğunuzun da benim gibi etkileneceğinden eminim. Yazar şaşırtmayı başarmıştı beni orada.

   Kitabın ismi de içeriğini büyük oranda yansıtıyordu ama okuduğumda ben kitaba Jonathan Safran Foer’in “Aşırı Gürültülü Ve İnanılmaz Yakın”ını yakıştırdım nedense. Kitabın verdiği mesajda çok güzeldi. Umut, her şey tükendiği zaman insanı hayata bağlayan ve devam etmesini sağlayan yegane şeydir. Ancak insana en çok acı veren şey de yine umuttur. “Umut acıtır.”

   Şimdiki zamanlı anlatımı ve bozuk Türkçesi dışında pek bir şikayetim olmadı kitaptan. Kitapta sürekli gidek, yapıyom, yannış, diil, nıfıs gibi garip bir Türkçe ile karşılaşıyorsunuz. Ama bunlar öyle çok da göze batmıyor. Bazı yerlerde kitaba doğal bir hava kattığını söylemek bile mümkün. Kitabı çok sevdim ve ikinci kitabını da hemen alıp okumayı düşünüyorum. Herkese de önerebileceğim bir kitap. İyi okumalar. :)
Puanım
Sorgu Ve Yanıt
    Çok güzel bir kitabı daha bitirdim. Kitap gerçekten güzeldi. Özellikle de ilk kitaba kıyasla. Seri gittikçe hareketlenmeye başlıyor. Serinin bu kitabında, ilk kitapta çok kritik bir noktada kalan hikaye tüm hızıyla devam ediyor. 

   İlk kitapta ağırlıklı olarak yollarda geçerken bu sefer yolda değil ilk kitapta bolca değinilen bir şehirde geçiyor. Kitaptaki karakter kadrosu genişlemiş ve birçok yeni karakter kitaba dahil omuş. Bu da kitabı sıkıcılıktan uzaklaştırmış. Kitaptaki hiçbir şey siyah ve beyaz kadar net değil. Griler var. Hırsları gözlerini körleştirmiş iyilerle, gösteriş adına şefkatli davranışlar sergileyen kötüler iç içe geçmiş durumda. Kim gerçekten iyi, kim gerçekten kötü hangi taraf seçilmeli gibi birçok soru işaretleri var. Karakterlerin hissettiği duygular bile netliğe kavuşmamış. Bazı fedakarlıkların aşktan mı yoksa arkadaşlıktan mı yapıldığı bile anlaşılmayabiliyor. Bu detaylar kitabı daha gizemli ve okunası kılıyor. Karakterleri daha iyi tanıyıp onların zaaflarına, nefretlerine, zevklerine aşina olmaya başlıyorsunuz. Bir önceki kitapta ve bu kitabın başlarında nefret ettiğiniz karakterlere sempati duymaya başladığınız yerler oluyor. Kitapta en çok sempati duymaya başladığım ve en acıdığım karakterlerden biride Manklardı. Baş karakterler olan Viola ve Todd’un birbirleri dışında arkadaşlar edinmeleri de hoşlandığım bir diğer noktaydı. 

    Kitapta eleştirebileceğim olumsuz nokta olarak bazı olayların basit bir şekilde ve oldubittiye getirilerek, çarçabuk gerçekleşmesi ve bunun kitabın gerçekliğine gölge düşürmesiydi. Kitabın paranormal bir yönü olması ve türü nedeniyle birtakım gerçekdışı noktalara değinilse bile bu okuyucuyu rahatsız edecek kadar saçma ve ön planda değildi. İlk kitapta gözüme biraz batmasına rağmen bu kitapta tamamen alıştığım hatta kitabın olmazsa olmazı olarak gördüğüm konuşma dilinde yazılması, lağnetossun gibi kelimeler ve üslup artık olumsuz diye nitelendirmeyeceğim bir özellik. 

    Kitapta macera sürekli hakimdi ve bazı yerleri diken üzerinde okuyordunuz. Yazarın kurgulama tarzı ve olayların gidişatı gerçekten çok sarıyor. Yazarın hiç ummadığınız anlarda ummadığınız karakterleri elinizden alması, şaşırtıcı ve bir o kadar da trajik ölümler kitaba başka bir boyut kazandırıyor diyebilirim. Sonu da gerçekten heyecanlı bitti. Üstelik kitap feminizm, maskulizm, soykırım, savaş gibi güncel hayatla ilgili şeylerden güzel kesitler ve mesajlar da taşıyordu. Kadınların ezildiği ve damgalandığı yerlerde gerilimi sonuna kadar hissettim. Yani kitapta verilmek istenen mesajlarda güzel. Kitabın adının nereden geldiği ise gayet güzel bir temele dayandırılmış.

   Üslup ve yazılışına gelirsek önceden de belirttiğim gibi birçok karakterin yerel ağızla konuştuğu konuşmalar hakimdi. Kitabın önceki kitaba göre en büyük artısı ise ilk kitapta sadece Todd’un bölümleri varken bu kitapta hem Viola’nın hem Todd’un bölümleri olması olmuştu. Her iki karakterin de iç dünyasını görmemiz açısından bu büyük bir artıydı. Üstelik birçok yerde Viola’nın bölümlerini daha severek okuduğumu söylemem gerek. Bence seri gayet güzel gidiyor. Üçüncü kitabını da en kısa zamanda okuyacağımı düşünüyorum. Herkese de önerebileceğim bir seri. Üçüncü kitapta görüşmek üzere. :)
Puanım
İnsan Denen Canavar
   Merhaba sevgili okurlar! Yine çok güzel bir kitabın daha sonuna geldim. Üzülerek veda etmiş oldum seriye de. :( Kaos Yürüyüşü serisinin üçüncü ve son kitabı olan İnsan Denen Canavar kitabını biraz rötarlı olarakta olsa bitirdikten sonra ilk iki kitaptaki büyüsünü hala koruduğunu söylemem gerekiyor. Hatta seri ilk kitaptan bu yana gittikçe güzelleşiyordu ve bana göre en güzeli de son kitabı oldu. İkiden de fazlasıyla etkilenmiştim ve beğenmiştim ama üçüncü kitap gerçekten serinin nirvanası oldu.

   İlk kitap iki baş karakterin kötülüğün kendisinden kaçıp, huzurlu günlere gidişini konu edinen bir yolculuk hikayesi ile başlamıştı. Bu kaçış yerini ikinci kitapta iki karakterin ayrı dünyalara düşüp aynı amaç uğruna mücadele etmesiyle devam etmişti. Üçüncü kitapta ise işte bu mücadele son raddelere varmıştı. Öyle ki ilk kitabın sonunda bizi dehşete düşüren olay üçüncü kitabın tamamına hakimdi. Üçüncü kitapla ilgili spoiler vermeden kısacası savaş ve yıkımla, ölümler ve kötülükle dolu olduğunu söyleyebilirim. Zaten kitabın isminden ve arka kapak yazısından da bunu anlayabilmek kolay. Savaşla ve yıkımla geçen bu kitapta aynı zamanda karakterlerin değişimini ve kendi iç savaşlarını görebilmemiz de mümkün. İlk iki kitaba ve hikayenin başına kıyasla hem Viola hem de Todd yaş olarak olmasa da ruhen olgunlaşıp büyüdüklerini okuyucuya hissettiriyorlar. Kitabın başından itibaren onlarla beraber umutlandık, onlarla birlikte eğlendik, üzüldük, sevindik ve onlarla birlikte büyüdük. Tabi sadece o karakterler ile sınırlı kalmayıp birçok karakteri de sevdik, benimsedik. 

   Arka kapak yazısından da anlaşılacağı ve ikinci kitabı okuyanların hatırlayacağı üzere üç ordunun savaşı söz konusu. Bu üç ordudan birisi Yanıt ordusu yani Şifacı Coyle ile Viola’nın yandaşları, ikincisi Sorgu ordusu yani Başkan Prentiss ve Todd ve üçüncü ordu ise Feza ve topraklarından oluşan Mankların ordusu. Kitap bu üç gurubun çatışmalarını, yıkımlarını, anlaşmalarını, yok edişlerini, yok edilişlerini konu ediniyor. Aynı olayların üç grubun gözünden de anlatılması, bu olayların her üç gruptada oluşturduğu etkilerin ve hislerin aktarılması gerçekten başarılı bir anlatım tekniği olmuş. Savaştan ve savaşın insanları nasıl canavarlaştırdığından bahseden kitabın adı da gerçekten mantıklı bir temele dayandırılmış.

   Yazarın kurgulama tarzında birtakım orjinallikler çoğu zaman göze çarpıyor. Mankların kullandığı silahlar, yerleşimcilerin silahları etkileyiciydi. Bunun yanısıra özellikle Mankların “topraklar, külfet, feza, geri dönen, bana özel olan, ona özel olan, kaynak” gibi isimlendirmeler kullanması özgün bir detay olmuş bence.

   Üsluba gelecek olursak; oldukça akıcı bir üsluba sahip. İlk kitaplardaki gibi geliyom, yapıyom gibi yeral ağız bu kitaptada mevcut ama artık öylesine benimsedim ki asla gözüme batmıyor. İkinci kitapta olduğu gibi Viola ve Todd’un bölümleri var ve bunun yanısıra üçüncü bir karakter olan Mankın da bölüme katılması çok iyi olmuş. Bir yandan Viola sayesinde Yanıt örgütlenmesinin neler yaşadığına tanık olup aynı zamanda yeni yerleşimciler hakkında bilgi edinirken öte yandan Todd sayesinde Başkan cephesinde nlere olduğunu görebiliyoruz. Son olarak da 1017’nin bölümünde Mankların dünyasında neler yaşandığına tanık oluyoruz. Herkesin bölümünün ayrı punto ve yazı stilleri ile yazılması görsellik açısından gerçekten hoş bir detay olmuş görüşündeyim. Kitap gerçekten heyecanlı ve her karakterin bölümünün sonu, her son cümle çok heyecanlı bitiyor ve bir sonraki bölüme geçmek için sabırsızlanıyorsunuz. Sonu ise etkileyici ama birazcık da buğulu sanki. Tam olarak ucu açık diyemem ama yine de tam zemine oturmadan bitirmişler. Top biz okuyuculara atılmış yani. Kitapta insanlarla ve insanlıkla ilgili verilmek istenen mesajda son derece güzel. Eğer macera dolu ve içine birazcık da fantastik ögeler serpiştirilmiş bir seri okumak istiyorsanız bence bu seriyi kaçırmayın derim. Gerçekten hoşuma giden bir seri oldu. Yazarın kurgusuna sağlık. Herkese bol kitaplı günler dilerim. :)
Puanım

13 Ekim 2015 Salı

İnsan Denen Canavar (Kaos Yürüyüşü #3) - Patrick Ness | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Monster of Men
Seri: Chaos Walking #3
Yayınevi: DeliDolu
Sayfa Sayısı: 603
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.27  (35,272)


Arka Kapak Yazısı

  Üç ordu Yeni Prentisstown'a doğru ilerliyor. Her birinin niyeti diğerlerini yok etmek. Todd ve Viola arada kaldılar, kaçma şansları yok. Savaş insanları canavarlaştırıyorsa, onları hangi korkunç seçimler bekliyor?


Yorum

  Vee Kaos Yürüyüşü serisi bu kitapla sona erdi. Açıkçası seriye başlarken pek bir beklentim yoktu fakat yazar okudukça beni şaşırttı. Patrick Ness her kitapta çıtayı yükseltmeyi başarmış, her kitap bir öncekinden daha iyi. Final kitabı da bu döngüye yakışacak bir şekilde çok güzel olmuş.

  Kitap Sorgu ve Yanıt'ın kaldığı yerden devam ediyor. Sorgu ve Yanıt çok kötü bir sonla bitmişti, insanı delirten cinsten, işte bu kitapta da o delirten şeylerden çok fazla var. Olayların ardı arkası kesilmiyor. 600 sayfa dolu dolu ve çok hareketliydi. Bu serinin en sevdiğim yönlerinden biri içinde aşk olmaması diğeriyse olayların hiç hız kesmeden sürekli devam etmesi.


  Karakterler ve karakterlerin ruhsal durumları bu kitapta da çok güzel yansıtılıyor, Ness'i tebrik etmek istiyorum. Karakterlerin duygu ve düşüncelerini sadece okumuyorsunuz sizde ortak oluyorsunuz ve sayfaların nasıl akıp geçtiğini, kitapla nasıl bütünleştiğinizi anlamıyorsunuz. 


  Serinin konusu, karakterleri, olayların ilerleyiş biçimlerini çok sevdim. Okurken halk ağzı beni rahatsız etmedi değil, düşünüyom falan, en çokta Jane konuşurken okumakta zorlandım, çok rahatsız ediciydi. Birde kitabın şimdiki zamanda anlatılması, bir türlü ısınamadım buna böyle kaç kitap okuduysam hepsi rahatsız etti.


  Kitap gerçekten çok güzeldi, yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermeden çok zor. Kitabın anlatmak istediklerini şu cümle çok güzel özetliyor bence;

İnsanlar ne kadar zavallı yaratıklar. Öyle güçsüzüz ki her şeyi berbat etmeden iyi bir şey yapamıyoruz. Başka bir şeyleri yıkmadan yenilerini inşa edemiyoruz.

  Bu seriyi okuyun derim, gerçekten çok güzel ve hızlı ilerleyen bir seri. Diğer YA kitaplardan çok farklı, onlarda sinir olduğum bir çok şey yok. Kısacası bu seriye mutlaka göz atın derim ben. İyi okumalar :)


Alıntılar

"Okulda kimya dersi almadın mı?""Okulu kapatıp bütün kitapları yaktırdın.""Ah, evet yaptım." 
"Bağlılığın takdire değer. Bu sende hep gördüğüm iyi bir özellik."
"Sende hiç olmadığı için görüyor olmayasın." 
"Nefret ettikleriniz bile gittiğinde içinizde bir boşluk bırakırlar."

Puanım 

   

10 Ekim 2015 Cumartesi

Sorgu ve Yanıt (Kaos Yürüyüşü #2) - Patrick Ness | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Ask and The Answer
Seri: Chaos Walking #2
Yayınevi: DeliDolu
Sayfa Sayısı: 512
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.21  (40,608)


Arka Kapak Yazısı


  Aklınızdan geçen tüm düşünceler başkaları tarafından duyulsa neler hissederdiniz? Hiçbir sırrın saklanamadığı bir yer gerçekten var mı? Todd'un yaşadığı kasaba işte tam da böyle bir yer. Nüfusu sadece erkeklerden oluşan bir kasabayı etkisi altına alan "ses" virüsü yüzünden kimsenin huzuru kalmadı. Zihinlere sinsice sızan düşünceler yaklaşmakta olan büyük bir savaşın habercisi sayılabilir mi? Kasabada kalan son çocuk olan Todd için tek kurtuluş yolu kaçmak görünüyor. Peki ama nereye?..


Yorum


 Sorgu ve Yanıt serinin ilk kitabı Umut Bıçağı'ndan kesinlikle çok daha iyiydi. İlk kitapta başlayan olaylar bu kitapta büyük bir ivme kazanıyor ve daha heyecanlı bir hal alıyor. Okurken sayfalar aktı gitti, kitaba Viola'nın da bölümleri dahil olunca okuması daha zevkli oldu. Bu kitapta Viola ile diğer olayları ve yaşananları da okuduk ki bu bence çok iyi olmuş.

  İlk sayfalardan itibaren yazar sizi alıyor bir o köşeye bir bu köşeye savuruyor. Kim iyi kim kötü, böyle olsun böyle olmasın derken büyük bir duygu karmaşası yaşıyorsunuz. Yazar bunu gerçekten iyi becermiş, sınırların muğlak olduğu, iyi ve kötünün ayırdının tam yapılamadığı bir dünya içerisinde buluyorsunuz kendini. 


  Yazar ilk kitapta da insanların kötü yanlarına değiniyordu, istekleri için neler yapabileceğini irdeliyordu ve bu Sorgu ve Yanıt'ta daha yoğundu. Okurken karakterleri, karmaşaları hissediyorsunuz ve aynı karmaşaları sizde yaşıyorsunuz.

 Kitabın akışı, kurgusu güzel ve karakterler cidden iyi, özellikle Başkan. Adamı anlayamıyorsunuz, sürekli düşüncenizi değiştirecek bir harekette bulunuyor. 


  Ve kitabın sonu... Son sayfalar öyle dehşet verici ki, okurken ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Yazar her yandan bir darbeyle karşılıyor sizi. Son sayfaları nasıl okudum anlatamam. Tam her şey az çok düzene girdi derken en son ki bölüm her şeyi yeni baştan alt üst etti. Eğer diğer kitap elimde olmasa çıldırırdım, sonu çok fena bitti. Sonu bile kitabı okumak için başlı başına bir sebep. 


  Lafı daha fazla uzatmayacağım, bu seriyi okuyun, mutlaka seveceğiniz bir nokta bulacaksınız. Son kitapta olaylar hiç durulmayacak gibi, göreceğiz. :) İyi okumalar..



Alıntılar

"Yaşamak zaten savaşmaktır. Hayatı korumak insanın temsil ettiği her şeye karşı savaşmaktır." 
"Tanıdığın düşman tanımadığın düşmandan iyidir." 
"Ve gözlerinin içine, görebildiğim kadar derine bakıyorum çünkü beni duymasını istiyorum; söylediklerimi, hissettiklerimi ve söylemek istediklerimi duymasını istiyorum." 
"İnandığım iki ilke vardır, sevgili kızım. Bunlardan ilki, eğer kendini kontrol edebilirsen başkalarını da kontrol edebileceğindir. İkincisiyse, eğer bilgiyi kontrol edebilirsen başkalarını kontrol edebileceğin." 
"Ben sadece emirleri uyguluyordum. Zamanın başlangıcından bu yana alçakların sığınağı." 
"Asla bir şeyi çok sevme, yoksa seni kontrol etmek için kullanılabilir."

Puanım 


  

23 Eylül 2015 Çarşamba

Umut Bıçağı (Kaos Yürüyüşü #1) - Patrick Ness | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Knife of Never Letting Go 
Seri: Chaos Walking #1
Yayınevi: DeliDolu
Sayfa Sayısı: 472
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 3.95  (85,443)
Benim Puanım: 3,5/5

Arka Kapak Yazısı

  Aklınızdan geçen tüm düşünceler başkaları tarafından duyulsa neler hissederdiniz? Hiçbir sırrın saklanamadığı bir yer gerçekten var mı? Todd'un yaşadığı kasaba işte tam da böyle bir yer. Nüfusu sadece erkeklerden oluşan bir kasabayı etkisi altına alan "ses" virüsü yüzünden kimsenin huzuru kalmadı. Zihinlere sinsice sızan düşünceler yaklaşmakta olan büyük bir savaşın habercisi sayılabilir mi? Kasabada kalan son çocuk olan Todd için tek kurtuluş yolu kaçmak görünüyor. Peki ama nereye?..

  ABD doğumlu, İngiliz gazeteci, yazar Patrick Ness tarafından kaleme alınan Kaos Yürüyüşü serisi, umutla umutsuzluğun, iyiyle kötünün, savaşla barışın iç içe geçtiği, egemen olma hırsının yol açtığı savaşların ve bombaların gölgesinde masum bir aşkın yeşerdiği nefes nefese okunacak güçlü bir distopya...

Yorum

  İnsanların birbirinin iç sesini duyduğu farklı bir dünyada geçen bir kitap. Konusu hakkında çok bilgi sahibi olmadan başladım ve okudukça ilgimi çekti. İnsanların birbirlerinin iç seslerini duymalarını ilgi çekici buldum, yazarda bunu güzel işlemiş bence. 

 Kitap genç yetişkin (YA) türünün bir çok örneğinden farklı, hem güzel bir roman hemde bir şeyler anlatan bir roman. İnsanlara ve hırslarına çok güzel değinilmiş ve bunların diğer kitaplarda daha baskın işleneceğini düşünüyorum. 

  Genel olarak yollarda geçen kitap beni sıkmadı çok hızlı ilerledi, bazen kendini tekrar eden yerler olsa da genel olarak akıcı bir anlatıma sahipti. Kitaptaki dile alışmam uzun sürdü, konuşma diliyle yazılmış geliyom, yannız, lağnetossun, söylemicem.. gibi. 

  Kitap baş karakterimiz Todd'un ağzından ve şimdiki zamanda anlatılıyor. Normalde şimdiki zaman beni rahatsız etse de bu kitapta pek sorun yaşamadım.

  Puan kırmamın diğer sebeplerinden biri mantık hataları, spoiler yada isim vermek istemiyorum ama karakterlerden biri Polat Alemdar gibi ölmüyordu :P Sinir oldum. Birde kitaptaki büyük sır beni çok etkilemedi biraz anlamsız buldum açıkçası. 


  Kitap distopya ve bilim kurgu türünde olarak tanıtılmış ancak pek distopya gibi bir hali yok, sakın bu beklentiyle başlamayın. Bilim kurgu da çok öne çıkmıyordu aslında, iki türden de esintiler var ancak geri planda.


  Genel olarak güzel bir kitaptı, zevk alarak okudum, diğer kitapları arayı fazla açmadan okumak istiyorum ve diğer kitapların daha iyi olmasını bekliyorum. Yazar  ortaya güzel bir kitap çıkarmış, iyi vakit geçirmek ve hızlı okunan bir şeyler istiyorsanız es geçmeyin derim. Ve de kitabın benim en çok hoşuma giden taraflarından biri içinde aşk olmamasıydı sizde içinde aşk olmayan bir YA okumak istiyorsanız bir bakın derim :)



Alıntılar


"Söyleyecek ne var ki? Her şey ve hiçbir şey. Her şeyi söyleyemeyeceğin için hiçbir şey söylemezsin." 
"Şans sizden yana değilse karşınızdadır." 
"Kimse senin için bir şey yapmıyor. Eğer sen değiştirmezsen hiçbir şey değişmiyor." 
"Belki de herkes düşmeye mahkumdur. Hepimizin bunu yaşadığını düşünüyorum. Sorunun bu olduğunu düşünmüyorum.Bence sorun yeniden ayağa kalkıp kalkmamamız."

Puanım