1 Temmuz 2017 Cumartesi

Karamazov Kardeşler - Dostoyeski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Братья Карамазовы
Seri: Yok
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 1025
Baskı Yılı: 2017
Goodreads Puanı: 4.3 (175,925 Oy)


Yorum


  Herkese merhaba! Dün gece mükemmel bir kitabı bitirdim ve hala etkisindeyim, bu kitaba ayrı bir yorum yazmam kesinlikle gerektiğini düşünerek yazmaya başladım. Bir süredir uzun uzun yorum yazmaya vaktim olmuyordu, umarım Karamazov Kardeşler bu zinciri kırar.

 Herkes bir yana Dostoyevski bir yanadır benim için, onu ilk okuduğumdan beri hep ayrı bir severim, beni etkileyen çok farklı bir hali vardır onun ve bunun sebebini okudukça daha iyi anlıyorum ve Karamazov Kardeşler ile tamamen emin oldum. Öncelikle Dostoyevski mükemmel, yazım gücü, seçtiği özgün karakterler, olaylar hepsi ayrı ayrı değerli ama benim en sevdiğim tarafı insan ruhunun en derinlere kadar inebilmesi, çok çeşitli karakterleri konu alıyor ve hepsini öyle güzel sunuyor ki bize, onun kitaplarında insanın kendisini ve çevresini bulmaması imkansız!

  Karamazov Kardeşler'in Dostoyevski'nin zirvesi olduğuna inanılır ki gerçekten mükemmel bir kitap, Dostoyevski kitaba biraz yavaş başlıyor, karakterleri, felsefelerini okura aktarıyor ki bu bölümlerden acayip keyif aldım, kitabın ikinci yarısında ise kurgu ve olayı da ön plana çıkararak ortaya enfes bir edebiyat şöleni çıkarıyor. Sayfaların nasıl akıp gittiğini anlamadım, karakterler ve olaylar öyle yoğundu ki bazen sindirmek için kitabı bıraktığım oldu.

  Sözü fazla da uzatmak istemiyorum, edebiyatta sırf edebi değeri ile bile o kadar önemli bir roman ki okumadan ölmemek gerek bence. Freud'a ve nicelerine ilham veren bu kitapta herkesin kendinden ve Dostoyevski'den bulacağı bir çok şey var. Bu kitapla onu daha iyi tanıdım, ve ileride bir kaç kez daha okuyarak kaçırdığım noktaları yakalamak ve yaşadığım bu zevki yeniden tatmak istiyorum. Herkese öneririm.

9 Haziran 2017 Cuma

Yarıyıl Reading Challenge Kitap Listem


  Herkese merhaba! Yine bir challenge ile buradayım. Sevgili Öneri Makinesi, bu challengi başlatmış görünce çok hoşuma gitti bende katılmak istedim. Listeyi yapmakta biraz geciktim, hatta listenin bir kısmına yazıyı yazarken karar vereceğim. 

Yarıyıl Reading Challenge

Toplam 12 kategori var, benim kitaplarım ise şu şekilde;

1.2015'te Beş Yıldız Verdiğin Bir Kitabı Tekrar Oku
  Çok sevdiğim kitapları bir kaç kez okumayı seviyorum, okumak istediğim bazı kitaplar var. 2015 listeme baktıktan sonra ileride karar vermeyi düşünüyorum.

2.Kapağı Kırmızı Olan Bir Kitap
  Bağımlılık - Nevzat Tarhan bu kitap uzun bir süredir elimde, hala okuyamadım bu vesileyle okumuş olacağım. ^^ 

3.Başladığın Bir Seriyi Bitir
  Yarım kalan çok seri var elimde, buna da ileride karar versem daha iyi olacak gibi. 

4.Kendin İçin Seçmediğin Önerilen Bir Kitap
  Çok sık okuduğu için bir çok kitap önerisi alıyorum, şuan aklıma bir isim gelmedi ama gelince ekleyeyim.

5.2017'de Çıkan Bir Kitap
  Josh Mallerman'ın Gölün Dibindeki Ev kitabı dikkatimi çekmişti, Kafes gibi bu da güzel olur umarım.

6.Başlığında İsim Olan Bir Kitap
  Osman İkinci Kitap: Savaş, birinci kitabı okuduktan sonra araya uzun zaman girdi. Challenge sayesinde okumak iyi olacak.

7.Alışkanlıklarının Dışında Farklı Bir Kitap
  Sanırım bunu bir kitap rafının önüne geçince seçebileceğim, biyografi ya da gezi türü iyi olabilir.

8.Birleşik Krallıkta Bir Kitap
  Boğulmamak İçin - George Orwell, kitap bildiğim kadarıyla İngiltere'de geçiyor, yanlış biliyorsam okuyunca listeden çıkartırım.

9.Kapağında Kadın  Olan Bir Kitap
  Okumadığım kitaplarım arasında şimdilik böyle bir kitap yok, bu da ileriye kaldı.

10.Gelecekte Geçen Bir Kitap
  Steelheart - Brandon Saderson, bir süredir kitaplığımda bekliyor nihayet okuyabileceğim. ^^ 

11.Yeni Bir Seriye Başla
  Elantris - Brandon Saderson, kitabı geçenlerde aldım ve okumak için sabırsızlanıyorum.

12.Favori Yazarından Bir Kitap
  Bir sürü favori yazarım var ama benim. :D Sanderson, Orwell gibi çok sevdiğim yazarlardan kitaplar var listede, buraya da Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler'ini ekleyeyim.


Listem yarım oldu ama okumayı çok istediğim kitaplarımı okumak için iyi bir fırsat doğdu, zamanla listeyi tamamlarım artık. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim, eğer challenge ilginizi çektiyse sizde bize katılın, ne kadar çok kişi olursak o kadar keyifli oluyor. :) Bol kitaplı günler.:)

1 Haziran 2017 Perşembe

Mayıs Ayında Okuduklarım


Herkese merhaba! Nisan Ayık okuduklarım yazısı biraz gecikse de, Mayıs'ın yazısını geciktirmemeye çalıştım. Araya sıkıştırdım.

Mayıs'ta toplam 9 kitap okumuşum, genel olarak güzel bir ay olsa da hala 2017 Okuma Hedefi'min 6 kitap gerisindeyim.

Neyse Mayıs'ta okuduklarıma gelecek olursak;


1. Warcraft - Ejderhanın Günü - Richard A. Knaak

Warcraft oynamadım, sanırım filmi de var onu da izlemedim ama fantastik kitaplardan ve ejderhalardan hoşlandığım için kitabı okudum. Elfler, büyücüler, ejderhalar.. bir çok farklı ırkı bir arada toplayan bir evrende geçen bir kitap. Kolay okunan güzel bir kitap, sayfalar ilerledikçe kitap güzelleşti. Genel olarak fantastik kurgunun bir çok klişesini içinde barındırsa da ortaya hoş bir kitap çıkmış, devam kitapları Türkiye'de çıkacak mı bilmiyorum ama çıkarsa okurum. Fantastik kurgu sevenlerin zevk alacağı bir kitap.

Puanım: 3.5/5



2.Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin

Sanırım bu kitap benim için yanlış zamana denk geldi, okurken biraz sıkıldım açıkçası. Yazarın kurduğu dünya oldukça ilginç, çift cinsiyetli insanların olduğu farklı bir evren. Yazar tüm kitaplarında olduğu gibi bunda da yönetim şekilleri, cinsiyet ayrımı gibi konulara değişmişti, kitabın bu yönünü sevsem de içinde fazla politika barındırıyordu ve ben daha tam adapte olamadan kitap bitti.
Genel olarak sevsem de yanlış zamanda okuduğumu düşündüğüm için çok net bir fikrim yok.

Puanım: 3/5



3. Ses ve Öfke - William Faulkner

Dili ve kurgusu ile alışıldığın oldukça dışında bir kitap. Yazarın kendine has tarzı kitabın her satırında kendini hissettiriyordu. Olaylar ve karakterler arası geçişte zaman zaman kitaptan koptuğum oldu, özellikle de karakterlerin kimliklerine alışma süreci biraz uzun sürdü, bu benden mi kaynaklandı tam anlamadım. Farklı karakterlerin gözünden bir ailenin öyküsünü okuyor ve yaşadıklarına tanık oluyoruz. Karakterler oldukça çarpıcı ve ilgi çekiciydi. Kitapla ilgili çok net bir düşüncem yok yer yer sevdim, yer yer koptum bu yüzden puan vermeyi düşünmüyorum.

Puanım: Yok



4.Kan Yemini - Brian McClellan

Kitap klasik fantastik kurgu eserlerinden biraz ayrılıyor, genelde bu türde barutlu silahlar pek bulunmaz, ama bu yazar hem barutlu silahları hem de büyüyü dahil ederek zor bir işe kalkışmış. Yazarın oluşturduğu büyü sistemini çok sevdim, birbirinden farklı çalışan bir kaç büyü sistemi var ve hepsi birbiri ile bir noktada hem etkileşiyor hemde birbirinden ayrılıyor, diğer kitaplarda bunu daha net anlayacağımızı düşünüyorum.
Kitap bir çok şeyi bir arada içinde barındırıyor aslında, politika, polisiye, büyü sistemleri, macera, ateşli silahlar.. Kitabın bu yönlerini çok sevdim, hatta genel olarak beklediğimden daha iyi çıktı. Yazar ortaya güzel bir kurgu çıkarmış, güçlü karakterleri ve karakterlerinde iyi hikayeleri var. Yazar olayları uzun uzun anlatmıyor ya da sizi bekletmiyor, bir türlü bitmeyen uzun dövüş sahneleri yok bu kitabın büyük artılarından biriydi bence. 
Hikayesi ve çıkış noktası ile kitap çok güzel ancak kurgusu ve anlatımı ile yazarın acemiliğini belli ediyor, giriş kitabı olarak seri için çok güçlü bir kitap olsa da yazarın kat etmesi gereken çok yol var. Diğer kitaplarının daha iyi olacağına eminim ve serinin diğer kitaplarını da merak ediyorum, çok bekletmeden çıksa.

Puanım: 4/5


5. Perili Ev - Charles Dickens

Yazarın kendi hayatından etkilenerek yazdığı öykü tarzında bir oturuşta okunabilecek hoş bir kitap. Klasik perili ev hikayelerinden ayrılan pek bir yönü yok ama yazarın kalemi kitabı okumak için iyi bir etken. Yine de kitap ne güzel ne kötü denebilecek orta kıvamda bir eser.
Puanım: 3/5


6. Gurmenin Son Yemeği - Muriel Barbery 

Kirpinin Zarafeti’ne bayıldıktan sonra yazarın bu kitabını da okumaya karar verdim. Yazar son günlerini yaşayan dünyanın en ünlü gurmesinin son günlerini, kendi gözünden ve hayatındaki diğer insanların gözünden okura aktarıyor. Kitabı okurken yemek yemenin benim bilmediğim apayrı bir boyutu olduğunu fark ettim, benim için yemek yaşamamızı sağlayan mecburi bir ihtiyaçken kitaptaki karakterler sayesinde bunun bambaşka bir dal olduğunu gördüm, -tabi görüşüm hala aynen devam ediyor, yemek bizi yaşama bağlayan bir araç sadece. :D
Genel olarak güzel bir kitap olsa da istediğimi bulamadım, yazar Kirpinin Zarafeti ile beklentimi çok yükseltmişti, ondan daha iyi bir şeyler bekliyordum. 
Puanım: 3/5


7. Kül Dağındaki Kütüphane - Scott Hawkins 

Kitabın ismi beni çekmişti, bir yorumda da oldukça farklı bir kitap olduğunu okuyunca merak edip listeme eklemiştim. Kitap okuduğum bir çok kitaptan farklı gerçekten de. Fantastik ögelerle donatılmış olsa da kitabı okurken fantastik bir şeyler okuyor gibi hissetmiyorsunuz, kitabın tarzı, büyü olmayan büyü sistemi ve özgün karakterleri bir araya gelince ortaya okuması çok zevkli bir eser çıkmış. Tüm bunların yanında yazar olay örgüsünü de gayet başarılı bir şekilde kurgulamış ve sizi yer yer şaşırtmayı da ihmal etmiyor. İçeriğiyle, diliyle ve karakterleriyle oldukça hoş ve başarılı bir kitap olmuş, yazarın tarzını sevdim, böyle farklı şeyler okumak insana iyi geliyor. Mükemmel bir kitap olmasa da, sizi kendine aşık etmese de farklı lezzetler arayanlar için oldukça iyi bir tercih olacaktır.
Puanım: 4/5


8. Ütopya - Thomas More

Uzun zamandır okumayı istediğim ama nihayet vakit bulabildiğim, mükemmel bir baş yapıt Ütopya. Özellikle de yazıldığı zamanı (1516) düşünürsek. Bugün bile güncelliğini koruyan, insanın ufkunu açan ve düşünmeye sevk eden bir kitap. More, Avrupa ve dünyadaki siyasi yapıyı, genel adaletsizliği ve sorunları inceledikten sonra Ütopya adası ile de bu sorunlara gayet incelikli, zekice düşünülmüş çözümler sunuyor. O
kurken insanın zihni boş duramıyor, More sizi her satırda düşünmeye teşvik ediyor, her satırda ona katılmasanız bile onun gösterdiği sorunlar ve çözümler ile kendi bilgi ve görüşlerinizi bir araya getirerek kendi düşüncenizi oluşturuyorsunuz. 
Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum, More ortaya çok iyi bir şaheser çıkarmış ve satır aralarında bir çok şey gizli, bir kaç kez okunsa daha iyi olur gibi. 

Puanım: 4.5/5


9. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü - Stefan Zweig

Bu kitabı çok uzun zamandır merak ediyordum, nihayet okuyabildim. İnsan Zweig  okurken bir başka hissediyor. Onun insan ruhunu irdeleyen en dip köşelerine girmesi ve bunu büyülü bir dille anlatması onu eşsiz kılan özelliklerinden, bu kitapta da yine bu özellikleri ile karşılaşıyorsunuz.
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'i sevdim ama istediğimi tam anlamıyla bulamadım, sanırım beklentim çok yükselmişti. Okurken aklım ister istemez Dostoyevski'nin Kumarbaz'ına gidip durdu. 
Bir Yüreğin Ölümü'nü çok naif buldum, bir babanın, bir yüreğin kısa zaman içinde nasıl çökebileceğini, ruhsal yıkımın insanda nasıl büyük bir etki bıraktığını çok güzel aktarmış yazar.
Zweig'ın sevdiğim eserlerinden bir tık geride kaldığı için 3.5 verdim.

Puanım: 3.5/5

Benim Mayıs ayım genel olarak güzel geçti, ya sizinki?

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Nisan Ayında Okuduklarım


  Herkese merhaba! Ne zamandır buralara uğrayamıyorum, özlemişim cidden. Blogger arayüzünü görmeyeli uzun zaman olmuş. Sevdiğim blogları da takip edemez oldum, arayı kapatabilirim umarım. :)

  Kitap okumaya bile istediğim kadar vakit ayıramadığım için blogu iyice aksattım, bende en azından aylık rapor gibisinden yazı eklemeye karar verdim.

  Nisan'da toplam  8 kitap okumuşum.



1. Bulantı - Jean Paul Sartre
Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.


2. Çöl Mızrağı - Peter V. Brett
Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.


3. Ruhsal Zeka - Muhammed Bozdağ
Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.


4. Parfümün Dansı - Tom Robbins
Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.



5. Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo
Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.


6. Dr. Jekyll ve Bay Hyde - Robert Louis Stevenson
Yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.



7.Kadınlar - Eduardo Galeano

Kitabın ismi beni çekince neymiş diye baktım ve ilgimi çekince okumaya başladım. Eduardo Galeano, Uruguay'lı bir gazeteci ve baya çalkantılı bir yaşamı olmuş. askeri darbe yüzünden hapse atıldığı olmuş, siyasi olaylar nedeniyle ülke değiştirmek zorunda kalmış. Zor bir hayat yaşamış ve bu kitabı yazmış.

Kitap kadınlarla ilgili küçük yazılardan oluşuyor, deneme türünde ve yazarın kendi kalemine özgü bir havası var. Tüm dünya tarihindeki yaşamış kadınlar ve efsanelerden topladığı olayları kendi kalemiyle okura aktarıyor ve kadının dünya tarihinde ne kadar zorluklar yaşadığını öyle güzel gözler önüne seriyor ki. Ve bir erkek olarak bu tutumunu her sayfa da takdir ettim. Kitapta ki yazılar öyle oku geç şeklinde okunmamalı, her yazı insana çok şey anlatabilecek nitelikte. Bende yavaş yavaş okudum, zaman zaman kanım dondu; kadınların çektikleri karşısında, zaman zaman da göğsüm kabardı; erkek egemen toplumlarda, zincirlere karşı çıkarak her şeyi göze alan, boyun eğmeyen kadınlar karşısında.

Yazarın düşüncelerine tamamen katılmasam da yazdığı kitap insana hem ilham verebilecek nitelikte hem de kadınların dünya da ne kadar hor görüldüğünü kanıtlayacak nitelikte. Zaman ayrılıp okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.


8.Gökdelen - J.G. Ballard


Uzun zamandır okuduğum en ağır kitaptı, hem akmadı hemde beni reading slump kıyılarında dolaştırdı.

Aslında yazar çok iyi bir fikir ve mesaj kaygısı ile yola çıkıyor, modern kültürün ve tüketim toplumu yapısının insanlık üzerindeki etkisini ve ruhunda meydana getirdiği çürümüşlüğü anlatmak istiyor ve bunu küçük bir topluluk üzerinde anlatmaya çalışıyor.

İnsanlar kendi kendine yeten gökdelenlerde yaşamaya başlıyor, tek gökdelende ortalama iki bin kişi yaşamını sürüyor, içinde okul, alışveriş merkezi ne ararsanız var. Sistem öyle kurulmuş ki dışarıya hiç çıkmadan yaşamak mümkün. Gökdelende ise katmanlı bir toplum yapısı söz konusu, üst kata çıkıldıkça refah seviyesi artıyor ve en üst kasttakiler burjuvazi yaşamını temsil ediyor. Bu yaşam tarzı herkesin içinde çürümüşlüğe sebep olmuş ama herkes bunu maskesi ardına gizliyor. Aslında tüm bunları ilk 50 sayfa da anlıyorsunuz. Zaten yazar o 50 sayfadan sonra insanın içindeki o çürümüşlüğü dışarı çıkarıyor ve ortaya tam anlamıyla vahşetin hüküm sürdüğü bir kaos ortamı çıkıyor. Yazar vahşiliğe vurguyu biraz fazla yapmış bu da okuru rahatsız ediyor, iyi anlamda değil.

Kitap fikir ve mesaj açısından çok iyi bir noktadan çıksa da yazar nasıl yaptı bilmiyorum ortaya okunması çok zor bir kitap çıkarmış. Dili ağır değildi ama akmıyor kesinlikle, ben kitap okurken çok nadiren bu sorunu yaşarım ve kitapta okurken beni zorladı açıkçası.

Genel olarak iyi bir kitap olsa da yazarın vahşete olan (benim gereksiz bulduğum) fazlaca vurgusu ve kitabın bir türlü akmaması yüzünden düşük puan verdim. Şimdilik yazarın başka kitabını okumayı düşünmüyorum.




Blog da aktif olamasam da Goodreads'te gecikmeyle de olsa yorum ekliyorum, bu yorumları da oradan alıyorum. Mayıs yazımı da çok geçmede ekleyeblirim umarım. Herkese hayırlı ramazanlar. :)

12 Mayıs 2017 Cuma

Ne Okudum - Bilge Adamın Korkusu (Kralkatili Güncesi 2. Gün) | Patrick Rothuss

Orijinal Adı: The Wise Man's Fear
Seri: The Kingkiller Chronicle #2
Önceki Kitap: Rüzgarın Adı
Esmanın Yorumu: Bilge Adamın Korkusu
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 1142
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.57  (270,269 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   Her bilge adamın korktuğu üç şey vardır: fırtınalı bir deniz, aysız bir gece ve yumuşak başlı birinin öfkesi.,

   Bilge Adamın Korkusunda Kvothe kahramanlık yolundaki ilk adımlarını atıyor ve kendi
ömrü dahilinde efsane haline gelmenin hayatı bir adam için ne kadar zor kılabileceğini öğreniyor.

   Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurianla bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın alındığından daha küçük bir yaşta Üniversiteden atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım.

   Benim adım Kvothe. Belki beni duymuşsunuzdur.

Yorum
   Herkese merhaba kitap severler! Öyle uzun zaman olmuş ki yazmayalı, bir kitap yorumunun nasıl yazıldığını az kalsın unutuyordum. Blogu ve yorumları bu denli ihmal etmiş olmak beni fazlası ile üzüyor ama hayatta her zaman istediğimiz kadar boş zaman ve istek olmayabiliyor bu tarz işler için. Şu sıralar bir iki kitap okuyup bitirmiş olmama rağmen yorumunu giremeyecek kadar meşgul, yorulmuş ve hevessiz bir dönemden geçiyorum. Umarım yakında bu durumların hepsinden kurtulur ve blogla daha alakalı olduğum günlere dönerim. Her neyse ilk kitabını oldukça beğendiğim Kralkatili Güncesi serisinin ikinci kitabını da an itibari ile bitirdim ve sıcağı sıcağına yorumumu yapmayı ihmal etmeyim istedim.


    Kendisine “kissed by fire” lakabını yakıştırdığım kızıl kafa Kvothe’un maceraları son hızıyla devam ediyor. Hem de oldukça kalın ikinci kitabıyla. Bu kitabı çok kısa sürede ve oldukça kendimi kaptırarak okudum dersem bir miktar yalan söylemiş olurum. Kitap oldukça akıcı olmasına rağmen hem yoğun bir dönem geçirdiğim için hem her yere taşınabilir bir yapısı olmadığı için çoğu zaman okumayı ihmal ettim veya başka kitapları araya sıkıştırmak durumunda kaldım o nedenle biraz geniş zamana yayarak okudum ama yine de efsanevi tadını almaktan geri durmadım.

     Önceki kitap ardında bıraktığı birtakım gizemler ile ve oldukça güzel bir kurgu ile başlayıp sona ermişti, okuyanlar bilirler. Bu kitapta da son derece güçlü bir kurgu olduğu hemen gözüme çarptı. Zaten baş karakteri sevmiş ve benimsemişseniz, kurgu aşırı derecede saçmalaşmadıkça kitabın tadı size hep leziz gelir kanısındayım. Bende arka kapak yazısındaki gibi destanlara konu olan, Felurian ile bir gece geçiren, üniversiteden atılan, tanrılarla konuşan Kvothe’umu sevdiğim için bu kitapta da nefesimi kesen yerler oldu.


   Olaylardan önce karakterlerden bahsetmemiz gerekirse, ilk kitaptan çok da farklı bir kadrosu olmadığını görebilirsiniz. Yine başı Kvothe çekmekle birlikte, üniversitedeki öğretmenler, Denna, Kvothe’un yakın arkadaşları Fela, Simmon, Wil gibi karakterlerin yanı sıra yeni ve farklı karakterler de kadroya dahil oluyordu. Bazılarını gerçekten çok sevdim. Tempi’yi,  Vashet’i, Brendon’ı, Celean’ı ve daha birçoğunu. Sizin de tanıdıkça seveceğinizden şüphem yok. Tabi pek içimin ısınmadığı kişiler de var. Mesela Felurian karakteri ve kitaptaki yeri bana saçma ve gereksiz geldi. Felurian’ı arka kapak yazılarından ve resimlerdeki tasvirlerden yola çıkarak çok daha farklı ve büyüleyici hayal etmiştim. Hevesinizi kırmak gibi olmasın ama kitaptaki yerinin pek de öyle olmadığını görünce bir nebze hayal kırıklığına uğradığımı söylemeden geçemeyeceğim. Bölümü gereksiz yere uzatılmıştı ve fantastik bir eser olmasına rağmen bazı paranormal yerlere saçma şekilde yer verilmişti.

                                                                     [!!SPOILER!!]
Ademler ile ilgili yerler de bazen sıkıcı ve yavaş ilerlese bile kitaba farklı bir boyut kazandırıyordu. Kitabın hep üniversitede veyahut hep yollarda geçmesini beklemek saçmalıktı. Yazarın Kvothe’u sürekli bambaşka dünyaların içine sürüklemesi, kitaba hareketlilik katıyordu. Bir yandan Severen’de Maer’in yanında, bir yandan Trebon taraflarında ejderuslar ile boğuşurken, bir yandan dünyadan çok uzaklarda fey dünyasında, bir yandan ormanlarda kamp kurarken haydut peşinde, bazense Ademre denen topraklarda Adem fedaileri tarafından eğitilirken onu görmek size de bambaşka kitaplar okuyor, bambaşka dünyalara gidiyor tadı veriyordu. Bu tür gezinti ve maceraların daha ergenlik döneminde diyebileceğimiz küçük Kvothe’umuza deneyim ve hayata bambaşka bakış açıları kazandırdığı, aynı zamanda bizlere Kvothe’un sahip olduğunu görmediğimiz birtakım özelliklerini gösterdiği gerçeği hoşuma gitti. Yine de en çok Kvothe’un üniversitedeki hallerine, oradaki arkadaşlıklarına özlem duyduğumu söylemem gerekir.
                                                              [!!SPOILER SONU!!]

    Yazar yine bu kitapta da özgün kurgusu ile bizleri şaşırtmaya devam ediyordu. Zaten en baştan beri sevdiğim ve “3S”olarak isimlendirdiğim sigaldri, simya ve sempati durumlarını kitapta oldukça seviyorken bunun dışında isimler, haritalar, Ademlerin dili, tarih, mahremiyete bölgeden bölgeye bakış açılarının farklı olması gibi orijinallikler göze çarpıyordu kitapta.

    Yer yer hatta çoğu zaman Kvothe’un sigaldrisini, sempatisini, alarını, lavta çalmasını özlediğim yerler oldu çünkü kitap çok kalın olduğu için sevgili kahramanımızın bunlar dışında uğraştığı birçok şey de oluyordu.


   Kitabın bambaşka, gizemli bir dünyası var. Siz de Kvothe ile birlikte birçok soru işaretinin ve gizemin peşinde sürüklenirken buluyorsunuz kendinizi. Kitap bu kadar kalın olunca ve seri üç kitaptan oluşacak olunca gizemin bir kısmının bu kitapta çözülüp bazı şeylerin açığa kavuşacağını düşünüyor insan ama 1200’e yakın sayfayı yalayıp yutmuş olmama rağmen en ufak bir soruma bile cevap bulamadım demekle kalmayıp bu kitap yeni soru işaretlerine sebep oldu diye de eklemek istiyorum. Biraz spoilerımsı bir şey söylemek istiyorum. O yüzden dikkatli okuyun bu satırları! Kitabın asıl gizemi hem Kvothe hem bizim için Chandrialılar olmakla beraber biraz fazla gizemli kalıp abartıldıklarını düşünmeye başladım. Herkesin onlar hakkında bir şeyler söylemekten kaçınması, onlarla ilgili hiçbir kaynakta yeterli bilgi bulunmaması abartıya kaçmış. Keşke bu kitapta biraz daha netleşen noktalar olsaydı düşüncesindeyim.



   Çok da uzatıp içinizi sıkmak istemiyorum. Zaten spoiler vermeden de tam layıkıyla yorum yapabileceğimden emin değilim. Şimdiye kadar istemeden de olsa arada spoilerlar kaçırdığım noktalar olduysa bağışlayın. Kitap tuğla gibi olsa da gözünüz korkmasın bakmayın benim biraz uzattığıma da oldukça akıcı ve muhteşem bir kitap. Şimdiden en sevdiğim ilk beş seri içine gözü kapalı girdi. Patrick Rothfuss’u ve yazım tarzını da oldukça beğendim. Üçüncü kitabı sabırsızlıkla bekliyorum ve herkese de mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. Canım kitabım. Herkese bol kitaplı günler!


  Alıntılar
Evet, kusurluydu. Fakat gönül meselelerinde bunun ne önemi var? Biz insanlar bir şeyi sevdik mi severiz. Mantığın bunda yeri yoktur. Hatta mantıksız sevgi pek çok açıdan gerçek sevgidir. Sevmek için bir sebep oldu mu herkes sevebilir. Böyle bir şey cebinize bir peni koymanız kadar doğaldır. Ama bir sebep olmadan sevmek… Kusurları bilip onları da sevmek… İşte bu nadir, saf ve mükemmel bir şeydir. 
Annemin saçlarımı okşaması. Bana sarılan kolları. Başımı boynundaki o kıvrıma kusursuzca yaslamam. Geceleri kamp ateşinin yanında kucağına oturup kendimi miskin, mutlu ve güvende hissetmem. En kötü anılar bunlardı. Kıymetli ve mükemmel. Ağız dolusu cam kırığı kadar keskin.
Müzik kendi kendini açıklar, o hem yoldur hem de yolu gösteren harita. İkisi birdendir.
Her açık bilgi aslında tercüme edilmiş bir bilgidir ve her tercüme kusurludur. 
Çok dikkatli baktığın için yeterince göremedin. Fazla bakmak görmeye mani olabilir, anlıyor musun?
Şarkılar kendi saatlerini ve mevsimlerini seçerler. Ezgin cılızsa bunun bir sebebi vardır. Ezginin tonu yüreğinin mizacıdır ve çamurlu bir kuyudan temiz su çekemezsin. Tek yapacağın artıkların dibe çökmesini beklemektir. Yoksa sesin kırık bir çanınkinden farksız olur. 
Hangilerini daha ilginç bulurdunuz? Kendilerini hemen kollarınıza atanları mı, yoksa daha zorlu, daha çekingen, hatta çabalarınıza karşı kayıtsız kalanları mı? Aynı durum kadınlar için de geçerlidir. Bazıları erkeklerin yılışıklığına katlanamaz. Ve kendi kararlarını vermek için rahat bırakılmak hepsinin hoşuna gider. Daima gözünüzün önünde olan bir şeyi özlemeniz güçtür.
Teccam, Tecelli adlı eserinde sırlardan bahsederek onlara zihnin ıstırap verici hazineleri der. Çoğu insanın sır zannettiği şeylerin aslında hiç de öyle olmadığını açıklar. Mesela gizemler sır değildir. Az bilinen gerçekler veya unutulmuş hakikatler de. Teccam’a göre bir sır, faal olarak bilinen gizli bir bilgidir. 
Çoğu sır ağız sırrıdır. Paylaşılan dedikodular ve fısıldanan küçük skandallar gibi. Bu sırlar dünyaya salınmak için can atmaktadır. Bir ağız sırrı çizmenizin içine kaçmış küçük taş gibidir. İlk başta onun farkında bile olmazsınız. Ama daha sonra rahatsız edici ve en sonunda katlanılmaz hale gelir. Ağız sırları tutuldukça büyürler, dudaklarınıza baskı yapana dek şişerler. Serbest kalmak için didinirler. Yürek sırları farklıdır. Bunlar mahrem ve ıstırap vericidir. Tek istediğiniz onları dünyadan saklamaktır. Ağzınızda şişip dudaklarınıza baskı yapmazlar. Yürekte yaşarlar ve saklandıkça ağırlaşırlar.    
Teccam ağız dolusu zehrin bile bir yürek sırrından daha iyi olduğunu iddia eder. Bir budalanın bile ağzındaki zehri tükürebildiğini, ama bizlerin bu ıstırap verici hazineleri sakladığımızı söyler. Onları her gün biraz daha yutkunarak içimizde daha da derine inmeye zorlarız. Orada otururlar, ağırlaşırlar, çürürler. Yeterince zaman geçerse kendilerini saklayan yüreği ezerler.
Dünyada hiçbir şey birini alışık olmadığı bir hakikate inandırmak kadar zor değildir.
Yabancı diller müzik enstrümanları gibidir: ne kadar çok dil bilirseniz yenilerini öğrenmeniz o kadar kolaylaşır.
En fazla şeyi cevap veremediğimiz sorulardan öğreniriz. Bunlar bizi düşünmeye sevk eder. Bir insana tüm cevapları verirsen elde ettiği tek şey bazı hakikatler olur. Ama ona bir soru verirsen kendi cevaplarını kendi arar.
Uyurken bir ateşin resmiydi. Uyanıkken ateşin ta kendisi.
Gurur ve akılsızlık; bu ikisi daima el ele gider.
Öykü dediğin ceviz gibidir. Bir budala onu bütün bütün yutup boğulur. Başka bir budala değersiz olduğunu sanıp atar. Ama bilge bir kadın kabuğu kırmanın ve içindeki meyveyi yemenin bir yolunu bulur.
Bazen bir insanın alabileceği en iyi yardım, başka birine yardım etmesidir.
Fakat sessizlik öncekinden de güçlüydü. O kadar yoğundu ki ekmeğinizin üstüne sürüp yiyebilirdiniz. Öyle sessizlikler vardır ki sözcükler bile bunları kovamaz.

Puanım
 

15 Nisan 2017 Cumartesi

Dr. Jekyll ile Bay Hyde - Robert Louis Stevenson | Kitap Yorumu



Orijinal Adı: The Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde
Seri: Yok
Yayınevi: Bordo Siyah
Sayfa Sayısı: 100
Goodreads Puanı: 3.79  (247,943 Oy)

Yorum

  Uzun zamandır merak ediyordum ama yeni okuyabildim ve çok sevdim. Yazar çağının ötesinde kısacık bir başyapıt yazmış, evet başlıyorsunuz ve tam tadını almaya başlarken kitap bitiyor, nasıl bitti anlamıyorsunuz. Biraz daha olsaydı dedirtiyor.

  Kitabın 19. yyda yazıldığına inanmak zor, yazar sanki bugünün psikoloji bilgisine sahipmiş de onu kurguya çevirmiş gibi. İnsanın içindeki iyi-kötüyü ve arasındaki bağlantıyı bulunduğu zamana göre çok farklı bir biçimde işliyor ve size çok güzel bir şekilde sunuyor. Kitabın dili çok akıcı, bir oturuşta bitecek kadar kısa ve sürükleyici, merak ediyorsanız durmayın okuyun derim. :)

Puanım


Bir İdam Mahkûmunun Son Günü - Victor Hugo | Kitap Yorumu - Ve Bir Duyuru!

Duyuru
Herkese merhaba! Şu sıra Sümeyye de bende blogla çok ilgilenemiyoruz, mesela bugün Cumartesi ve normalde bugün bir öneri yazısı yazmış olurduk. Ama işte bu sıra ikimizinde pek zamanı olmadığı için yazılarımız aksıyor ve bizde bir süreliğine Öneri Atölyesi'ne yazı çıkaramayacağız. Bunu söyleyelim istedik ve blog genel olarak eskisi kadar aktif olmayacak muhtemelen. Yine de her fırsatta buralarda olmaya çalışacağız. :)


Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

Orijinal Adı: Le Dernier Jour D'un Condamne
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 3.95  (6,576 Oy)

Yorum

  Kitabı bir kaç gün önce bitirdim ama yeni yorum yazabiliyorum.

  Victor Hugo, çok sevdiğim yazarlardan biridir, zaten Fransız edebiyatının en güçlü ve tanınmış isimlerinden biri. Notre Dame'ın Kamburu ve Sefiller'i okumuş ve çok sevmiştim, Sefiller'in etkisi yıllardır üzerimdedir. 

  Victor Hugo bu kitabında o zamana kadar kimsenin yapmamış olduğu bir şeyi yaparak, idama ve giyotine karşı olan düşüncelerini anlatmak için bir mahkûmun ağzından son gününü ve düşüncelerini kaleme alıyor. Kitap çıkış noktası ile bile kan dondurucu iken okurken iliklerinize kadar titriyorsunuz, bir insanın ölüme, giyotine gitmeden önce yaşadığı şeyleri, düşüncelerini, korkularını okumak ve etkilenmemek mümkün değil. Hele de yazan Victor Hugo olunca. 

  Kitabın başında Victor Hugo'nun idamla ilgili düşüncelerinin bulunduğu bir önsöz vardı ki en az roman kadar etkileyiciydi. Yazar tüm benliği ile idama karşı, o suçluların idam edilmesini değil iyileştirilerek topluma kazandırılmasını savunan ve bunu kitap haline getirecek kadar tutkulu bir insan. Kitap her satırı ile etkileyici ve önemli bir eser, mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.

Puanım


14 Nisan 2017 Cuma

Parfümün Dansı - Tom Robbins | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Jitterbug Perfume
Seri: Yok
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı: 432
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.24  (54,047 Oy)

Arka Kapak Yazısı

"Oyunculuk uçarılık değil, bilgeliktir" diyerek çılgınlık derecesinde "oyuncul" romanlar yazan Tom Robbins, bu romanda hayatımızı var eden en temel kavramlar hakkında düşünmeye ve insanın doğayla ilişkisinin kopma sürecinin anlatıldığı düşsel / tarihsel bir yolculuğa çağırıyor bizi.

Batı'dan Doğu'ya, oradan da Yeni Dünya'ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. Batı acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. Yeni Dünya'da ise sadece "başarı" ve hırs vardır. Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı, zevk ve bereket tanrısı Pan'dır. Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri, yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa Eni İyisini Bilir...dir.

Pan'ın en yakın arkadaşları ise 'insanın kalbiyle yaşamasını' savunan kendi kendinin kralı Alobar ve Kama-Sutra'yı bütün incelikleriyle bilen koku bilgesi Kudra'dır.

Bugün Pan'ın, Alobar'ın ve Kudra'nın izleyicileri günahlarından pişman olmayan günahkârlar, inançsızlar, şehvetli kadınlar, müzisyenler, âşıklar, asiler, şairler ve delilerdir.

Bu kitapta hayatlarını bir 'deney' olarak yaşayanlar anlatılmaz. Onların okumalarına da gerek yoktur!..

Yorum

  Herkese merhaba! Bu sıra yoğunluktan bloga pek uğrayamadım, pek fazla zamanım olmadı ve bende bulduğum zamanları okumak için kullandım. Parfümün Dansı'da Pazartesi bitti ama ben daha yeni yorum yazabiliyorum.

  Parfümün Dansı'nı okuduğum bir kaç yorum sonrasında okumaya karar vermiştim ama kitabın içeriği ile ilgili hiçbir bilgim yoktu, iyi ki de yokmuş, her şeyin tamamen sürpriz olması kitabı okurken daha çok zevk veriyor.

Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın. 

  Kitap birbirinden farklı bir kaç karakterin etrafında dönüyor, her karakter ayrı ayrı düşünelerek yazılmış ve hepsi de iyi kurgulanmış karakterler. İşte bu karakterlerimiz aracılığı ile yazar hayatı, ölümsüzlüğü, aşkı ve insanın yaşam yolculuğunu irdeliyor. Yazar bir çok açıdan oldukça etkileyici ve dikkat çeken çıkarımlar yapıyor ve kitabın karakterleri aracılığı ile size bir çok şeyi sorgulatabiliyor.

Tabii... Hayatatta üzüntü pek boldur. Ölüm de ek bir üzüntüdür. Korku, kaygı, suçluluk, hatta biraz nevroz, hayatın kabul etmesi zor gelen bu sonucunda doğal tepkilerdir. Ama seçilecek yol, bu tepkileri fazla ciddiye almamaktır. 

  Parfümün Dansı'nı genel olarak beğendim, güçlü bir karakter tablosu var ve hikaye örgüsü de oldukça iyi hazırlanmış, işin içine yazarın hayat-ölüm gibi konular üzerine düşünceleri de girince kitap okuması çok zevkli bir edebiyat şölenine dönüşüyor. İlk yarıda bunu çok güçlü hissetsem de sona doğru o kadar zevk almadığımı da belirteyim ve en sondaki öte dünya ile ilgili bölümü de hiç sevmedim, bir de yazar cinsel ilişkilere sanki gereğinden fazla yer ayırmış gibiydi. Yazarın kendine özgü tarzını sevdim, kitaptaki bağlantılar oldukça hoşuma gitti, üzerine çalışılmış bir kitap olduğunu oldukça iyi gösteriyor. Okuduğunuza pişman olmayacağınız, güçlü bir kitap.

Alıntılar

Doğmak ve ölmek kolaydı. Zor olan hayatın kendisiydi. 
Kendi gemine kaptanlık edemiyorsan hangi yanlış limana vardığına şaşırmamalısın. 
Eğer dünyanın gündüz kadar geceye de ihtiyacı varsa, ruhun da aydınlığı dengelemek için karanlığa ihtiyacı olması gerekmez miydi? 
Küçük mucizeleri kabul ettiğimiz zaman kendimizi büyük mucizeleri hayal edebilecek yeterlilikte hissederiz. 
İnsanları sınırlayan insanlardır. 
Galiba ölüm insanı birden fazla yolla mahvedebiliyor. Yaşarken bile yenebiliyor insanı. 
Tabii... Hayatatta üzüntü pek boldur. Ölüm de ek bir üzüntüdür. Korku, kaygı, suçluluk, hatta biraz nevroz, hayatın kabul etmesi zor gelen bu sonucunda doğal tepkilerdir. Ama seçilecek yol, bu tepkileri fazla ciddiye almamaktır. 
Sırf uzun ömür için, uzun ömür istemek insanı sınırlayan bir tutkudur.

Puanım


9 Nisan 2017 Pazar

Okumak İstediğim 6 Seri | Pazar 6'lısı


 
Geçen hafta da zaman olmayınca katılamamıştım, bugünse ne zaman buldum ne de hatırlamıştım. Ta ki Esseve Rin'in yazısını görene kadar. :D Onun yazısına da buradan ulaşabilirsiniz.

  Serileri Nisan başlıklarını gördüğüm sıralar belirlediğim için bugün sadece yazıyı derliyorum, işte okumak istediğim serilerden 6 tanesi (okumak istediğim çook seri var, 6 ne ki? :D);

1- Lightbringer - Brent Weeks

Türkiye'de henüz çıkmadı seri, ne zaman çıkacak bilmiyorum ama merakla bekliyorum. Yayınevlerinin fantastik kurguya ağırlık vermeleri lazım bence. :D

2- Reckoners - Brandon Sanderson

Serinin ilk kitabı Steelheart'ı daha önce aldım beni bekliyor, umarım kısa zamanda okuyabilirim çok merak ediyorum.

3- Kuzgunun Gölgesi - Anthony Ryan

Beğeneceğime inandığım serilerden biri, hakkında hiç fikrim yok ama sezgilerim beğeneceğimi söylüyor. Umarım yanılmam. :D

4- Jason Bourne - Robert Ludlum

Satışta kitabını bulamadığım ve bir kaç yıldır peşinden koştuğum bir seri, ne zaman okuyabilirim bilmiyorum da okuyabilirim bir gün umarım.

5- Gölgelerin Efendisi - John Flanagan

Fantastik kurguyu çok seviyorum, bu türde hangi kitabı görsem merak ediyorum. Bu seriyle ilgili yorumlar da güzel, bakalım ne zaman okuyabilirim.

6- Diskdünya - Terry Pratchett

Ne çok seri var ya. :D Bu seriyi de sürekli görüyorum, kısa zamanda okuyabilirim umarım. :)

Benim listem bu şekilde, aslında uzatabilirim ama olsun böyle de güzel. Umarım çok bekletmeden bu kitapları okuyabilirim. :)

5 Nisan 2017 Çarşamba

Kış Şenliği Sonuçları


Bugün Kış Şenliği'nin sonuna geldik, güzel bir şenlik oldu benim için. Okumadığım kitapları okumuş oldum, ama listeye göre  davranmakta zorlandım, liste dışında dört kitap okumuşum mesela. :D


1. Kategori(10 puan): İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların kışın geçtiği bir kitap 
Kitap Hırsızı - Marcus Zusak /Martı Yayınları (574 sf.)

2. Kategori(10 puan): Mektuplardan veya anılardan oluşan bir kitap 
Milenaya Mektuplar - Franz Kafka /Panama Yayınları (400 sf.)

3. Kategori(10 puan): İsminde bir şehir adı olan bir kitap 


5. Kategori(10 puan): Beyazperdeye aktarılmış bir kitap 
Baba - Mario Puzo /E Yayınları (488 sf.)

6. Kategori(10 puan): Bir şiir kitabı
Fuzuli ve Türkçe Divanı'ndan Seçmeler - Hasibe Mazıoğlu /Kültür Bankası Yayınları(247 sf.)

7. Kategori(10 puan): İsminde bir hayvan ismi olan bir kitap 
Yarasa - Jo Nesbo /Doğan Kitap (392 sf.)

9. Kategori(10 puan): 100 Temel Eser listesinden bir kitap
Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev /Can Yayınları(264 sf.)

10. Kategori(10 puan): Kategorilerden bağımsız canınızın istediği bir kitap
Çağların Kahramanı - Brandon Sanderson /Akılçelen Kitaplar(592 sf.)

11. Kategori(10 puan): Klasik Eserlerden bir kitap 
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf  /Kırmızı Kedi Yayınevi (128 sf.)

12. Kategori(10 puan): Korku/Gerilim türünde bir kitap 
Tek Başına - Lisa Gardner  /Martı Yayınları (500 sf.)

13. Kategori(10 puan): En Sevdiğiniz yayın evinden bir kitap
Şimdi ve Daima - Ray Bradbury /İthaki Yayınları(312 sf.)

15. Kategori(10 puan): 200 sayfadan kısa bir kitap 
Vahşetin Çağrısı - Jack London /İthaki Yayınları(107 sf.)

17. Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap  [Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı]
Kitap Kahve Kırmızı Kalem - Ferdi Bişkin /Elma Yayınevi (224 sf.)
Kirpinin Zarafeti - Muriel Barbery /Turkuvaz Kitap (280 sf.)
Tüm İnsanlar Ölümlüdür - Simone de Beauvoir /Turkuvaz Kitap (428 sf.)
Ruhsal Zeka - Muhammed Bozdağ /Nesil Yayınları (306 sf.)

18. Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan): Baş harfleri alfabeye göre sıralanan 4 kitap 
Anayurt - R.A Salvatore /İthaki Yayınları (328 sf.)
Bulantı - Jean-Paul Sartre /Can Yayınları (264 sf.)
Can Dostum - Philippe Pozzo Di Borgo /Tukuvaz Kitap (224 sf.)
Çöl Mızrağı - Peter V. Brett /Epsilon Yayınları (783 sf.)

19. Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 40 puan): Aşağıdaki ülkelerde doğmuş yazarlardan birer kitap  [Çin, Amerika, Japonya, Almanya ]
Parlayan Sözler - Brandon Sanderson /Akılçelen Kitaplar (1016 sf)

20.Kategori(10 puan/hepsini okuyana ekstra 30 puan): Türk yazardan bir üçleme veya aynı seriye ait üç kitap.
Berserk 1-2-3 /İnternetten Okudum/ (244-233-233 sf.)


Puanlama:
Kitap: 24 x 10 = 240
Ekstra: 40 + 40+ 30 = 110
Sayfa Sayısı: 8795 = 87
Toplam =  437 Puan

Şenliğe katılamak güzeldi, kazanma gibi bir umudum yoktu çünkü listelere göre davranamıyorum ben. Okuduklarımı listeye uydurmak bile zor oldu. :D


Çöl Mızrağı (İblis Döngüsü #2) - Peter V. Brett | Kitap Yorumu



Orijinal Adı:The Desert Spear
Seri: The Demon Cycle #2
Önceki Kitap: Dövmeli Adam
Sonraki Kitap: Günışığı Savaşı
Yayınevi: Epsilon Yayıları
Sayfa Sayısı: 783
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.24  (56,323 Oy)


Yorum

  Herkese merhaba! Dün gece uğraştım ve Kış Şenliği'nin son kitabını da yetiştirdim ve yorumu şimdi yazabiliyorum.

  İblis Döngüsü'nün ilk kitabı Dövmeli Adam'ı sevince ikinci kitaba başlamıştım ama ilk sayfalar o kadar sıkıcıydı ki ara ara okuyarak 250 sayfayı aylar içinde anca bitirdim, neden bu kadar sıkıldım bilmiyorum ama sanırım aşağıda değindiğim yazarın Arap'lara karşı olan tutumundan dolayı.


İyi Yanları Kötü Yanları
  • Genel kurgu ve hikaye güzel,  geceleri meydana çıkan iblislerin insanların düşmanı olması ve iki tür arasındaki sonsuz savaş
  • İyi kurgulanmış karakterler var, Arlen, Leesha, Jardir gibi baş karakterler hem güçlü hem de iyi kurgulanmış
  • İlk kitapta keşke yazar flashbacklerden yaralansa demiştim, bu kitapta yararlanmıştı bu iyi bir katkıydı
  • Yeşildiyarlılar ve Çöl insanları kitaba renk katan farklı insanlar
  • Büyü sistemi ilk kitapta hoşuma gitmişti ama bu kitapta yazar oluşturduğu sistemin tek yönlü olmadığını ve oldukça güzel bir şekilde kurguladığını gösterdi. Rünlere benzeyen muhafaza sistemi ve bunun geniş kullanım alanlarını gayet iyi kurgulamış, bu çok hoşuma gitti
  • Yazar hikaye için iyi bir çıkış noktası oluştursa da aynı şekilde devam ettiremiyor, hikayenin akışı sürekli aşk-entrika üçgenine bağlıyor
  • Yazar karakterleri iyi kurgulasa da kişilik özelliklerine sadık bir şekilde davranmalarını sağlayamıyor
  • Flashbacklerin olduğu ilk 250 sayfa çok sıkıcıydı, aylardır o sayfaları bitirmeye çalışıyorum
  • Çöl insanlarını sevmiyorum, yazar onları Araplara çok benzer bir şekilde yazmış ve genel olarak da kötü özellikleri ön plana çıkararak, giyim tarzları, bir çok kültürel özellikleri, dış görünüşleri itibari ile tamamen Araplara benzeyen bu insanları yazar çok kötü ve bağnaz olarak gösteriyor ki bu bana kültü saldırısı gibi geliyor ki böyle şeylerden nefret ederim
  • Yazar tüm kitaplarda aynı bir kaç karakteri kullanacak gibi görünüyor, kitap tüm dünyada geçiyor ama yazar sadece bir iki karaktere takılıp kalmış durumda, daha çok ve daha doğal karakterler gerekiyor

  Kitabın iyi yanlarıyla kötü yanları birbirine denk bir şekilde ilerliyor, seriye devam etsem mi etmesem mi karar veremedim. Genel olarak güzel bir seri olsa da yazar onu biraz boşa harcıyor bu yüzden kararsızım devam etmekte, yine de merakıma yenilip okuyabilirim, ileride ne olacak diye düşünmeden edemiyorum. Son olarak seri biraz pahalı, kitapları 25-30 tl arasında değişiyor, seri bu fiyata değer mi derseniz çok sanmıyorum.
  Son olarak yazarın ırklar arasındaki tutumu bu kadar rahatsız etmeseydi beni puanım daha yüksek olurdu.

Puanım



4 Nisan 2017 Salı

Ruhsal Zeka - Muhammed Bozdağ | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Ruhsal Zeka 
Seri: Yok
Yayınevi: Nesil Yayınları
Sayfa Sayısı: 306
Baskı Yılı: 2002
Goodreads Puanı: 3.77  

Arka Kapak Yazısı

Maddi güzelliğinizin arkasında gizlenen muhteşem mananızı keşfettiniz mi? Görünmez bir El'in, şans, kaza, içgüdü, ilham görüntüsüyle hayatınızı yönlendirdiğinin farkında mısınız? Neler oluyor?

Evrene hükmeden gizli bir El, damlalardan bebekler, kelebekler, çiçekler, dağlar, denizler, gözler, gönüller tasarlıyor. O'nu tanıdınız mı? Hayata gülümsediğiniz günden beri kalbinizle konuşan o gizli El size ne diyor olabilir?

Ruhsal Zekâ'yı okudukça, kalbinizde yükselen bir güneş, çevrenizde gülümseyen siluetleri gecenin karanlığından kurtaracak. Çalışkan, ümitli, heyecanlı, huzurlu, kanaatkâr, ısrarlı, zeki, sevimli bir sonsuzluk yolcusu olduğunuzu hatırlayacaksınız.
İnancın, iyi niyetin, olumlu duygunun, ısrarın, kanaatkârlığın, ruhsal etkileşimin gücünü ve ilahî iradeyi keşfetmeye hazır mısınız? Ruhsal Zekâ, gizli bir El'in görünmez planının, maddeci bilimin göremediği sırrını açıklıyor. O gizli El'e dost olmayı seçerseniz, evrenin kalbine girersiniz.

İşte bazı okuyucu yorumları:
- "Hiçbir kitabı bu kadar meraklanarak okuduğumu hatırlamıyorum."
- "Başarı yolcularının aklına kıvılcımdan öte bir ateş bırakıyor."
- "İnsanı öyle anlatıyorsunuz ki kendime hayran kaldım."
- "Bir kitaba böylesine bağlanacağımı düşünemezdim."

Hayat bilgeliği sizi bekliyor. Bu kitaba, basıldığından beri gösterilen muhteşem ilginin sırlarını siz de keşfedin. Engelleriniz merdivenleriniz olsun. Kale gibi bir nur çevrenizi kuşatsın. İnanıp direnin ki, ıssız çölün sessiz kuyusuna da düşseniz, ilahî yardım size gönderilsin.

Yorum

  Kitabı henüz bitirdim ve sıcağı sıcağına yazıyorum. Bir kaç yıl önce kitabın adını görünce ruhsal zeka neymiş daha önce duyamamıştım diyerek almış bir türlü de okumamıştım. Kitaplıkta oradan oraya da savruldu ama nedense elim gitmemişti. Kış Şenliği için hangi kitabı okuyayım derken bu gözüme çarptı ve okumaya başladım.

  Kitap Ruhsal Zeka'yı, bizim Yaratıcı ile olan bağlantımızı irdeliyor ve 7 maddede onu nasıl verimli kullanacağımızı açıklıyor. İçindekilerin çoğu zaten gündelik hayattan bildiğimiz şeyler, yazar bunların ruhsal zeka  ile olan bağlantısını açıklıyor. Geri kalanı da yine bildiğimiz ama çoğunlukla gözden kaçırdığımız bilgilerdi.

  Bu konularda, daha önce çok fazla şey okumuş olduğum için kitap beni okurken baya sıktı diyebilirim. Ruhsal Zeka başlığı altında olmadan içindeki yazılara benzer kitaplar ve makalelerden bolca okuduğum için bu kitabı okurken neredeyse hiç yeni bir şeyle karşılaşamadım, hem bu durum hemde yazarın dili yüzünden kitabı sevemedim. Bir an önce bitse isteğiyle okuduğumu da itiraf etmeliyim. Sanırım kitaptan daha fazla bilimsel araştırma verisi bekliyordum ama hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım, bu da etkileyiciliğini azaltıyor ne yazık ki.

  Bugün olsa bu kitabı muhtemelen almazdım ama daha önce aldığım için okumuş oldum. Kitap kötü değil ve insana ilham verecek çok fazla noktaya parmak basıyor, kitaba kulak verirseniz oldukça faydalı sonuçlar alınabilir. Ancak ben yazarın dilinden hoşlanmadım, neden bilmiyorum ama rahatsız etti beni, belki de sürekli kendinden örnekler vermesinden dolayıdır. Yazarın başka kitabını okumayı düşünmüyorum.
 

Alıntılar

Başaranlar, önce inandılar, sonra yaptılar; başaramayanlar ise, önce yapıp sonra inanmayı deniyorlar. 
Hayatınız, yapamayacağınıza inandıklarınızla hapsedilecektir. Hayali sınırlarınızı aşamayacaksınız. 
"Yapamazsın, başarılamaz" derler. Çünkü onlar pek çok başarısızlık yaşadılar, kendi sınırlarını biliyorlar ve herkesi o sınırların içine hapsetmek istiyorlar. 
Mantık size engellerinizi, inançsa desteklerinizi gösterir. 
Ne kadar eminseniz, sezgileriniz, tahminleriniz veya rastgele tercihleriniz o kadar isabetli olacaktır. 
Nereye gideceğini bilmeyen kişinin nereden gideceğini sorması anlamsızdır.

Puanım


Bulantı - Jean Paul Sartre | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: La Nausee
Seri: Yok
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 264
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 3.91  (58,492 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Jean-Paul Sartre, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş bir yazar. Bulantı, bu büyük yazarın başyapıtı sayılıyor. Bu önemli kitabın başarısını, biçim ve teknikle getirdiği öz arasında ustaca sağlanmış denge ve bireşimde aramak gerekir. Geleneksel roman anlayışından ayrılan bu roman, Varoluşçu düşüncenin de temel kitabıdır.


Yorum

  Varoluşçuluk felsefesine ilgi duyduktan sonra, bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan biri ve Sartre ile tanışmak için mükemmel bir fırsat olunca bu kitabı almıştım.

  Bulantı öyle oturayım okuyayım biraz kitaplardan değil, oturup yoğunlaşılması gereken, okudukça üstüne düşünülmesi gereken kitaplardan. Kitabın anlatıcısı ve baş karakteri olan Bay Roquentin'in ağzından onun hayata olan bakışını ve bulantısını  okuyoruz, yazar bu sayede hem hayatı ve oluşu irdeliyor hemde sizi varoluşçuluğa hazırlıyor.

  Sartre'ın hayat ve varoluşla ilgili incelemelerini genel olarak zevkle ve katılarak okudum ve okurken sürekli sonunu nasıl bağlayacağını merak ettim. Yazar kitabın sonunu da kitaba yakışır bir biçimde getirdi ve ne eksik ne fazla, felsefesi ile ilgili aktarmak istediklerini aktardı ve bıraktı.

  Her ne kadar bir varoluşçu olmasam da kitabı okumaktan büyük zevk aldım, kitap su gibi akmadı ama okudukça Roquentin karakteri ile bende hayatı ve varoluşu inceledim, kendi penceremden de baktım ve kendime göre sonuçlar çıkardım. Kitabı ne geç ne de erken okudum, tam zamanında okumuş gibi hissediyorum ve merak eden hereksin de okumasını tavsiye ederim. İyi okumalar. :)

Alıntılar

Özgürüm: Hiçbir yaşama nedeni kalmadı artık bana denediğim bütün nedenler beni bıraktı; başkalarını da tasarlayamıyorum. 
Yalnızken insanın içinden gülmek gelmiyor pek. Gördüklerim benim için keskin, hatta yırtıcı, ama katışıksız bir anlam taşıyordu. 
Bu sevinçli, akıllı uslu insan sesleri arasıda yalnızım. Bütün bu adamlar, vakitlerini dertleşmekle, aynı düşüncede olduklarını anlayıp mutluluk duymakla geçiriyorlar. Aynı şeyleri hep birlikte düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar. Bakışı içe dönük, balık gözlü, kimsenin kendisiyle uyuşamadığı adamlardan biri aralarına karışmaya görsün, suratları hemen değişir. 
Yaşarken başımızdan bir şey geçmez. Dekorlar değişir, kişiler girer çıkar yalnız. Başlangıçlar da yoktur; günler anlamsız bir şekilde birbirine eklenir durur. Başlangıç olmadığı gibi son da yoktur. 
Hiçbir şey değişmedi, ama yinede her şey başka bir biçimde var olup gidiyor. Anlatamıyorum. Bulantıya benziyor bu, ama aynı zamanda onun tam tersi. 
Dünya mı böyle dertop oldu, yoksa şekiller ve sesler arasında bu kadar güçlü bir birlik kuran ben miyim bilmiyorum. Çevremdeki nesnelerin neyseler ondan başka bir şey olduklarını bile kavrayamıyorum. 
Yalnızdım, ama bir kente yürüyen ordu gibiydim... 
İnsanların küçücük renkli dünyalarında bir olay, ancak başka bir gerçeğe göre saçmadır; yani kendisine eşlik eden durum ve koşullara göre saçmadır. 
Varoluş uzaktan uzağa düşünülebilecek bir şey değildir. Sizi birden kaplaması, üzerinizde duraksaması, kıpırdamaz koca bir hayvan gibi yüreğinizin üstüne çökmesi gerekir... Ya da hiçbir şey yoktur artık. 
Varoluş, insanın sıyrılamadığı bir doluluktur. 
'Ben' deyince bir boşluk duygusuna kapılıyorum. Öyle unutulmuşum ki, kendimi iyice hissetmek elimden gelmiyor. Benden kalan bütün gerçeklik, var olduğunu hisseden varoluş sadece. 
Geçmişim, uçsuz bucaksız bir delikten başka bir şey değil artık.

Puanım


1 Nisan 2017 Cumartesi

Yazar Önerisi #2 - Jodi Picoult | Öneri Atölyesi


  Evet arkadaşlar bu haftaki öneri köşemizde bir yazardan bahsedeceğim. Jodi Picoult'tan kısaca bahsettikten sonrasında okuduğum eserlerini de kısa kısa tanıtacağım. Okumadığım eserleri için bir fikrim olmadığından, onlardan bahsetmeyeceğim. 


 Jodi Picoult Kimdir?
İlgili resim   Amerika'nın New York kentinde doğan 50 yaşındaki yazar, Princeton Üniversitesi'nde yazarlık üzerine eğitim almıştır. Seventeen gibi ünlü dergilerde köşe yazıları ve hikayeler yazan yazarımız daha sonraları Harvard'da master da yapmıştır.

   Nineteen Minutes adlı eseri ile yazarlık kariyerine tam anlamıyla başlamış olan yazar, Kız Kardeşim İçin adlı romanı ile büyük bir çıkış yaparak, son yılların en çok satan yazarı haline gelmiştir.

   Biyografik bilgileri bir kenara bırakıp ben kendi tanıdığım Picoult'tan bahsedecek olursam, kaliteli dramlar ondan sorulur. Eserlerinde ağırlıklı olarak hastalıklarla ilgili teknik bilgiler yer alır. Bunun yanı sıra hukuk eğitimi görmüşçesine eserlerinde davalara ve avukatların savaşına bolca yer verir. Mutsuz sonlara ve şaşırtmacalara pek bir düşkündür. Kelime seçimleri güçlü, tasvirleri kaliteli ve kurgusu ilgi çekicidir. Üstelik de eserlerinde tüm karakterlerin gözünden yazarak bambaşka yönlerden kitabı okumanızı sağlar. Gelin şimdi de eserlerine bir göz atalım. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

1)Bir Daha Bak (Second Glance): Bir hayaletin gizemli öyküsü ve tarihte kaybolmuş birtakım sırların gün yüzüne çıkışını anlatan mükemmel bir roman. Gizemli Vermont kasabasında çeşitli efsanelerden kopup gelen bir tür gizem, kasabaya musallat olur. Tüm bu gizem ve gerilimin içinde aşkın büyüsü ve gerçekliği sizi çarpabilir. Sonu ise son derece şaşırtıcı. Severek okuyacağınızdan emin olduğum bir kitap. Jodi'nin ilk okuduğum romanı. Esma sayesinde okumuştum. O çok beğenmişti çünkü. Gizem, gerilim,  dram, aşk ne ararsan var bu kitapta. Ters köşeleri de bol bir kitap. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

2)Kız Kardeşim İçin( My Sister's Keeper): Üç güzel çocuktan oluşan mükemmel bir aile. Bu ailenin büyük kızı Kate, nadir görülen bir kan hastalığına sahip. Bu hastalığın kontrol altında tutulabilmesi içinse yapılması gereken tek şey uygun ilik ve kanın bulunması. Ona bunu sağlayabilecek tek şey ise onunla aynı genetiği taşıyan, özel üretim bir kardeş. Küçük kardeş Anna, ablası için türlü fedakarlıklar yapıp sayısız ameliyatlar geçirse de bu süreç onu eninde sonunda yıpratıyor ve tüm ailesini kökünden etkileyecek, herkesi yıpratıcı bir sürece sokacak kararlar alıyor. Ama kitabı okurken onu suçlayıp yargılayamıyorsunuz bile. Hastalığa tek bir kişi sahip olsa bile tüm ailenin bundan nasıl etkilendiğini, hayatlarının ne denli diken üstünde geçtiğini anlatan ve bunu yaparken de fedakarlıkları, bencillik kavramını ve daha nice şeyi sorgulatan bir kitap. Oldukça şaşırtıcı noktalar var ve sonu da oldukça şaşırtıcı. Eğer gerçekten kaliteli bir dram okumak istiyorsanız, en başta önerebileceğim kitaplardan birisidir. En sevdiğim ve en etkilendiğim Jodi Picoult romanıdır zaten. Ne kadar etkilendiğimi kitap yorumuma tıklayarak görebilrisiniz. Mutlaka okuyun derim.
 => Kız Kardeşim İçin Kitap Yorumu İçin


bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

3)Hikayeci (The Storyteller): Jodi Picoult'un hastalık ve aile dramı temalı kitaplarından sıyrılıp biraz daha tarihe uzanan, kaliteli bir savaş ve gerilim romanı diyebiliriz Hikayeci için. Yakın zamanda okumuş olduğum bu kitabında, Nazilerin zulümlerinden geçip hayata tutunmayı başarmış bir kadının öyküsü bir yandan bizi  tarihin o korkunç günlerine götürürken, diğer yandan modern dünyada kadının genlerini ve hatta kaderini taşıyan güzel torununun yaşadığı vicdan muhasebesini dile getiriyor yazar. Son derece sürükleyici ve gerçeklere dayalı olan bu roman bizlere birçok şeyi sorgulama fırsatı sunuyor. Affetmek kavramının özü, insanlık nedir sorusu, geçmişinle ve kendinle yüzleşme çabası, gerçek mutluluğa ulaşmanın bedeli gibi şeyler kitapta verilmek istenen mesajların başında geliyor. Geçmişle geleceğin iç içe geçtiği bu harika romanda aksiyon, dram, gizem ne ararsan var. En sevdiğim Jodi romanlarından birisidir. Kaliteli bir Nazi romanı arayanlar için ilk sırada önereceğim kitaplardan diyebiliriz. Daha detaylı yorumlar için buraya tıklamanız yeterli. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu
4)Cam Çocuk (Handle With Care) : Bir çocuk düşünün. Doğduğu andan beri çok nadir görülen bir hastalığa sahip. Kırılgan ve aşırı hassas kemikler. Anne karnında başlayan ağrılı süreç, hayatı boyunca onu attığı her adımda dikkatli olmasını gerektirecek yorucu bir yolculuk ile devam ediyor. Yaşıtı olan tüm çocukların yaptığı gibi top oynamak, buzda kaymak, okula gidip gelmek, tek başına yürüyüşe çıkmak, parka gitmek şurada dursun ani bir hareketle yatakta dönmenin veya yürürken bir adımı çok hızlı atmanın bile ona milyonlarca kırık kemiğe mal olacağı, hayatı hastanelerde geçen bir çocuk düşünün. Ve malesef ki bu hastalığın bir tedavisi yok. Tüm bu süreçte ihmal edilen ve bu yüzden psikolojik bazı sorunlar yaşayan bir diğer kardeşi düşünün. İlk başta Kız Kardeşim İçin'i hatırlatan bu eserde birçok farklılık var. Yinede hastalıklar, yargısal süreçler, aile sorunları, kitabın sonu, verilmek istenen mesajlar gibi birçok konuda ortak noktalara sahip. Yazar tekrara düşmüş bile diyebiliriz. Empati kurduğunuzda sizi göz yaşlarına boğacak, gerçeklerle iç içe geçmiş, güzel bir dram okumak isterseniz adresiniz bu kitap olabilir. Detaylı yorumlar için tık tık. :)


bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

5)Eve Dönüş Şarkısı (Sing You Home): Eşcinsel eğilimlere sahip iki insanın kimliğine çıkan yolculuğu daha sonra birbirleri ile karşılaşmalarının ardından son derece hız kazanan bir hukuk mücadelesine çevriliyor. Toplumun belli kesimleri tarafından ezilen ve arka plana atılan eşcinsellerin haklarını arayışını anlatan bir kitap. Bu kitapta eşcinsellik konusunun yanı sıra aile düzeni, kilise ve toplum baskısı, hukuki sistemler gibi konulara da değiniliyor. Yine bir avukat ve dava sürecinden bahsedildiğini bu kitapta da söylemek mümkün. Pek ilgi alanıma giren bir konu olmamasına rağmen okumuş bulundum ve çok da rahatsız edici bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Okumak isteyen için bu konuya farklı bir bakış açısı getirecek cinsten bir kitap. Daha geniş bir yoruma şu linkten ulaşabilirsiniz. :)

 

   Bir Öneri Köşesi'nin daha sonuna geldik. Kısacası Jodi Picoult gerçekten okunmaya değer bir yazar. Bazı eserlerini daha çok sevdiğimi yukarıda belirttim. Eğer onu okumaya başlamak istiyorsanız daha çok sevdiğimi belirttiklerimi öneririm. Şimdiden iyi okumalar. Bir sonraki öneri haftasında görüşmek dileğiyle. :)