29 Temmuz 2016 Cuma

Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı:City Of Glass
Seri:The Mortal Instruments #3
Önceki Kitap: Küller Şehri
Sonraki Kitap: Düşmüş Melekler Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 610
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.34  (549,883 oy)


ArkaKapak Yazısı
 Vampirler, kurtadamlar, periler ve gerçek ask.
Soluğunuzu kesecek bir gerilim ve heyecan.
"Ölümcül Oyuncaklar"da aksiyon tam gaz!

 Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri'ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri'nde biraraya gelmişti. Clary'nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.

Clary'nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!


Yorum
    Merhaba sevgili okurlar! Etkileyici bir serinin üçüncü kitabını da bitirmiş bulunuyorum. Yorumlamak için günün bu saatlerinden  daha iyi bir vakit var mı? Zihnim böylesine berrakken. Serinin ilk iki kitabının yorumunu eski gönderilerimde bulabilirsiniz. Bu seferki yorumumu da o yorumlara bağlı kalarak ve kıyaslamalar yaparak aktarmak istiyorum.

   Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kitap ilk iki kitaba kıyasla çok daha sürükleyiciydi ilk üç kitabın hatta tahminim o ki serinin nirvanasıydı.  Seriyi okuduğuma pişman olmadığıma emin olacak kadar zevk aldım kitaptan. İlk kitapları eleştirirken birçok şeyi tahmin edilebilir bulduğumu söyleyerek bu yönüyle eleştirmiştim kitabı ama bu kitapta bazı yeni gelişmelerle bu olumsuzluk kırılmış oldu. Her kitapta gelişen karakter kadrosu kitaba ayrı bir renk katıyordu. Özellikle ilk kitaplara kıyasla bu kitapta karakter kadrosu en geniş halindeydi. Kitapta gerek Merkez’in yer aldığı şehirden yani Idris’ten bahsedildiği için birçok Merkez üyesi, bunun yanısıra birçok aşağı dünyalı karakter ve iblis sürüleri gibi çok geniş çapta hareketlilikler vardı. Karakterlerin birçoğunu seride ilerledikçe benimsemeye başladım. Bu kitapta ise iyice bağlandım onlara. Clary’nin olayları anlamlandırmaya çalışan pısırık ve korunması gereken kız çizgisinden sıyrılarak güçlü ve savaşçı kız haline geçişi bir yandan hoşuma gitti ama bunda da klişeler bulmak canımı sıktı. Jace’in dışarıdan özgüvenli tavırlarının arkasındaki kendini ezen, yaralı çocuk oluşu biraz sinirimi bozmadı değil. Ben onun egoist bir hergele gibi hareket edişine vurulmuştum bu yüzden bu kitapta beni biraz üzdü kendileri ama yine de Jace, Jace işte. J Kitaba yeni giren bazı karakterlere başta da Sebastian’a ısınır gibi oldum ama daha birçoğunu tam çözemeden kitap sona erdiğinden henüz tam olarak bir şey söyleyemiyorum. Onları benimseyebilmem için tanımam gerektiğini düşünüyorum. 
     
    Kitapta ilk kitaplarda ısrarla eleştirdiğim gibi burda da eleştirmekten kaçınmayacağım bir nokta ise yazarın bazen aksiyonu ve olayları anlatmaya aşırı yoğunlaşmaktan o olayların karakterler üzerindeki etkilerini anlatmayı es geçmesiydi. Bunu en çok bu kitapta hissettim. Özellikle Clary’nin kitabın sonlarına doğru yaşadığı bir olay aslında onun felaketi gibi olması gerekirken Clary’nin duygularına neredeyse hiç değinilmeden olay bir anda seyrini değiştirdi. Ortaya çıkan bazı sırlara verilmesi gereken tepkiler son derece sönük kaldı fikrimce. Bu seriye benzer okuduğum diğer serilerde buna benzer şeylerde karakterlerin hislerine daha fazla yer verilerek kitabı ve karakterleri anlamamız sağlanıyordu ama o bu seride o kadar güçlü değildi ve bence kitabı anlamak ve sevmek için karakterleri ve yaşadıkları dehşeti, mutluluğu, üzüntüyü, heyecanı hissetmek son derece önemlidir bu yüzden yazarın duygu tasvirlerine çok abartılı olmasa da mutlaka yer vermesi gerektiğini düşünüyorum.
   
    Kitabı bitirdikten sonra ilk düşündüğüm “Vay be!” den de önce “Serinin hala devam ettiğine inanamıyorum!” oldu çünkü gerçekten bu kitapta ilk iki kitapta gizemli kalan her şey çözümlenmiş, soru işaretleri giderilmiş ve birçok sorun da çözülmüştü. Hatta öyle ki kitaplar incelenip ilerleyişe ve olay örgüsüne bakılırsa yazarın seriyi üç  kitaptan oluşturmak için tasarladığı gibi bir izlenim edinmiyor değilim. Ancak üç kitap daha var ve ben yolun yarısındayım. Sanki dördüncü kitap ilk üç kitabın küllerinden yeniden alevlenecek bir macerayı başlatıyor. Aslında serinin devamını hangi olaylar üzerinden devam ettireceklerini düşününce tahmin etmek de pek zor değil. Yine de gerek var mıydı bundan emin değilim.
     
      Kitabın üslubu da son derece akıcıydı. İlk kitaplar gibiydi. Ancak ilk kitaptan bu yana şu açıkça fark edilebiliyor ki, ilk kitapta sadece Clary’nin zaman zaman da Jace’in düşüncelerinden aktarılan yerler ikinci kitapta biraz daha genişledi ve üçüncü kitapta birçok karakterin nerede ne düşündüğünü aktarması yönünden de kitap başarılı bir anlatış sergilemişti. Kitabın ilgili bölümleri anlatan başlıkları ve araya giren şiirlerde etkileyici detaylardandı. Kitapta hiç durulmayan bir hareketlilik, bir canlılık vardı. Sayfalar elimden kayıp gitti. Kalın bir kitap olmasına rağmen akıcı olduğundan hemen bitirdim ve gerçekten macera filmi izler gibi oldum çoğu zaman. Serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum, yazarın olayları nasıl devam ettireceğini merak ediyorum. Umarım yazar seriyi devam ettirebilmek uğruna serinin kalitesini düşürmemiştir. Çünkü içimden bir ses üçüncü kitabın zirve olduğunu söylüyor  ve zirveden sonra gidilecek daha yüksek yer olmadığından mecburen diğer kitapların zirvenin daha altında kalması riski var. Umarım öyle olmaz. Güzel bir genç-yetişkin okumak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiyem. Keyifle okumanız dileğiyle J


Alıntılar
İnsanlar sana kendileri hakkında tatsız bir şey söylediklerinde, bu genellikle doğrudur.
Sempatik, şefkatli ve nazik kişiliği artık sinirine dokunmaya başlamıştı. Hiçbir şeye sinirlenmiyor gibi görünen erkeklerden hoşlanmazdı. Isabelle’in dünyasında öfke tutkuya, tutku da iyi zaman geçirmeye eşitti.
İnsanlar iyi ya da kötü olarak doğmaz. Belki her iki yönde de eğilimlerle doğabilir ama önemli olan hayatını nasıl yaşadığın ve tanıdığın insanlardır.
Ama Tanrı biliyor ya, senden başkasını istemiyorum. Senden başkasını istemek bile istemiyorum.
Onu bir daha görmeyeceğini bildiğin birine istediğin her şeyi söyleyebilirdin.
Bilmek, bilmemekten daha iyidir. Daima.
Bana kendimi korumayı öğretmedin. Bana aslında hayatın ne kadar tehlikeli olabileceğini hiç anlatmadın. Ne sanıyordun ki? Kötü şeyleri göremediğimde, onların da beni göremeyeceğini mi?
Seni o kadar sevdim ki insanların kaderlerini ellerime aldım ve isteğimi gökyüzündeki yıldızlara yazdım.
Zaten yaşamak istemiyorsan, neden hayatını riske atmayasın ki? Ne yaparsan yap mutlu olmayacaksan, neden hayatını riske atmayasın ki?
Risk almadan bir şey kazanılmaz.
Kızların nasıl olduğunu bilirim. Erkek arkadaşlarının en iyi arkadaşının kız olmasından nefret ederler.
-Çok farklı görünüyorsun.
-Elbiseden dolayı. Genellikle bu kadar…güzel şeyler giymem.
-Ama daima güzel görünürsün. Fakat şimdi…uzak görünüyorsun. Sanki sana dokunamazmışım gibi.
Bir adı önemli ve sana ait kılan tek şey, seni seven biri tarafından verilmiş olmasıdır.
Hep aşkın insanı aptallaştırdığına inanmıştım. Zayıflattığına. Sevmek, yok etmektir. Buna inanmıştım.
İyi şeyler beklemeyi bilenlere gelir.

 Puanım

6 yorum:

  1. gerilim içinde aşk felan çok hoşuma gitti doğrusu ☺️

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğunuzda daha çok seveceğinizden eminim o halde :)

      Sil
  2. Severek okuduğum bir seriydi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben seriyi henüz bitirmedim ama şu zamana kadar okuduğum kadarıyla çok sevdim umarım devamından da zevk alırım :)

      Sil
  3. Mütləq bu yazıdan sonra bu kitabları oxumalıyam.

    YanıtlayınSil