Öneri Atölyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öneri Atölyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2017 Çarşamba

Dizi Önerisi #3 : Shameless | Öneri Atölyesi

Orijinal Adı: Shameless
Yönetmen: Mark Mylod, Christoher Chulack, Mimi Leder
Yapımcı: Paul Abbott
Oyuncular: William H. Macy, Emmy Rossum, Ethan Cutkosky, Jeremy Allen White, Emma Kenney, Cameron Monaghan, Brenden Sims, Shanola Hampton, Steve Howey, Isidora Goreshter, Noel Fisher, Justin Chatwin
Mekanlar: South America, Chicago, Racine Ave, Illionis,
Kanal: Showtime
Yayın Tarihi: 9 Ocak 2011 - Halen Devam Ediyor
Sezon Sayısı: 7
Bir Sezondaki Bölüm Sayısı: 12
Bölümlerin Uzunuğu: 50 Dakika
IMDB: 8.7/10
  
   Herkese merhaba değerli arkadaşlar! Uzun zamandır ara vermiş olduğumuz ‘Öneri Atölyesi’ köşemize harika bir dizi ile devam ediyorum: Shameless. Hepiniz adını bir yerlerden duymuşsunuzdur muhtemelen. Zaten ülkemizde yeni çıkan bir dizi olan, başrollerini Hazal Kaya ile Burak Deniz’in paylaşmış olduğu “Bizim Hikaye” isimli dizi de bu filmin uyarlaması (güya) olarak çıkarıldı. Bundan sonra duymayanlarda diziyi duymuş oldular. Hazır yeni sezona da sayılı günler kalmışken bu diziyi sizlere tanıtmak için hazırlamış olduğum yazıyı sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Okuduktan sonra daha izlemeden seveceğinizden eminim. J


  Ben bu dizi ile lise dönemimde tanıştım. O zamanlar tam hatırlamıyorum ama CNBC-E veya E2 kanallarından birinde görmüştüm ilgimi çekmişti. Sonra internetten izlemeye kalkmıştım. Kesilmemiş sahneleri ile gördüğümde hoşuma gitmemişti, bana biraz ağır ve terbiyesizce gelmişti. İzlemeyi kesmiştim ilk 3-4 bölümden sonra. Başka dizilere devam etmiştim. Sonra nasıl olduysa üniversite döneminde içimdeki asi kız uyanıverdi ve bir kez daha izlemek istedim. Ben izlemek istediğimde 7 sezon birikmişti ve bunu yaklaşık 2 seneye yayarak izledim. Bu süreçte diziye bağlandım ve “zamanında neden bırakmışım bu dizi bir harika dostum!” deyiverdim içimden. Cidden izlemeye değer, her izlediğimde ayrı bir keyif aldığım diziydi.


    Bazılarınız bana kızabilirsiniz, özellikle dizinin içeriğini az çok biliyorsanız. Dizinin büyük çoğunluğunun (%85 gibi bir oranının) müstehcen sahnelerden ve cinsel içerikli olaylardan oluştuğunu biliyorum. Zaten adından da belli; Shameless.  Ama diziyi sırf bu yönüyle değerlendirmek çok sığ bir değerlendirme olacaktır. Bu dizi Türkiye’de yüksek oranda izleniyor ve bunu izleyenler sadece böyle cinsel içerikli dizilere düşkün, rahat insanlar diyemeyiz. Çünkü diziyi kim izlerse izlesin kendine bağlama kapasitesi var ve bu yönünü cinsellik falan sağlamıyor.  Dizinin doğallığı sağlıyor. Biz hepimiz Amerika’yı kitaplarda ve filmlerdeki gibi efsanevi bir yer olarak hayal ediyor olabiliriz ama bu dizi Amerika’nın “Getto” dediğimiz varoş yerlerinde yaşayan yoksul halkın çektiklerinden tutun da, Özgürlüklerin Ülkesi Amerika’nın çarpık, ahlaksız, düşkün yönlerini de gözler önüne sürüyor. Amerika’da gerçek yaşamda görebileceğiniz, köşe başı dilencilerinden fahişelere, uyuşturucu bağımlılarından çocuk annelere kadar her şey olduğu gibi yansıtılıyor. Genç-yaşlı herkesin bizim üç öğün çay içtiğimiz gibi içki içmesi, ergenliğe girer girmez seks hayatına girilmesi gerektiğinin düşünülmesi, gayrimeşru çocuklar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, fakirlikten ötürü hırsızlık ve fırsatçılık gibi kötü yollara başvurma veya çok düşük ücretli de olsa zor işlerde çalışma, eşcinsellik, ensest, aile sorunları gibi Amerika’nın bünyesini oluşturan olaylar da dizide olduğu gibi aktarılmış. Aynı zamanda kapitalizme yönelik sahneler, her yerde fakirlerin dışlanıp zenginlerin torpillerinin ön planda olması, ırkçılık, rehabilitasyona olan talep, göçmen kaçakçılığı, fakir mahallelerindeki yerlerin satın alınıp starbucks gibi zenginlerin gidebileceği yerlere dönüştürülerek fakir insanların mahallelerinden kovulmaları gibi güncel sorunlar dizide önemli bir yer kaplıyor.  Bu özelliklere daha da mükemmellik katan oyuncuların performansları aynı zamanda. Hepsi rollerini öylesine güzel oynuyorlar ki karakterler ile bütünleşiyor ve empati kurabiliyorsunuz.


   Kısaca konudan da bahsedelim. Amerika’nın Güney Yakası’nda küçük bir getto semtinde sefalet ve türlü kötülüklerin hüküm sürdüğü bir mahallede, aileleri tarafından terk edilmiş ve önemsenmeyen 6 kardeşin hikayesi konu ediniliyor.

  Bu altı kardeşin en büyüğü olan Fiona Gallagher, en büyük olan olduğu için, kendi hayatı ile ilgili okul-meslek-evlilik gibi hayaller kurmayı bırakıp kendini tamamen beş kardeşinin sorun ve ihtiyaçlarına adamış durumda. Dizide Fiona ile ilgili en sevdiğim şeylerden birisi çok doğal ve başarılı bir oyuncu olması. Duygusal ve bunu gereken sahnelerde çok iyi gösteriyor. Ağlamaları çok gerçekçi, bakışları duygularını yansıtıyor. Doğallığına ayrı bir bitiyorum. Öyle bizim dizilerdeki gibi beş kuruşu olmamasına rağmen her gün farklı kıyafet giymekmiş, yataktan kalktığında makyajlı ve saçları yapılı uyanmakmış böyle şeyler yok. Hatta çoğu bölümde makyajlı olduğunu bile düşünmüyorum. Zaten giydiği montu 5 sezondur üzerinde gördüğüme yemin edebilirim.

   
Fiona’nın bir küçüğü olan Phillip namı diğer Lip ise tamamiyle dâhi. Ama zekasını çok yanlış yerlerde kullanıyor ve harcanıyor resmen. Çevresindeki herkes onun neler başarabileceğinin farkında. Kendisi hariç. Aile sevgisi görmediğinden mi bilinmez çok duygusal bir yapısı var ve hemen bağlanmaya meyilli. Ama aynı zamanda hayata karşı güçlü bir duruş sergiliyor.



 Ian ise bizim tatlı homoseksüel kızılımız. O da hayatta başına gelebilecek en kötü şeylerden birisiyle mücadele ediyor. Annesinden ona geçen bir hastalık ve çevreden gelen eşcinsellik baskısı. Hayatta olduğu ve olmak istediği kişi arasında bir arayış içerisinde.



Debbie’ye gelince masum ama bir o kadar da kurnaz bir kız kendileri. Çevrenin dolduruşuna çabuk gelebilen, kararsız kişiliğine rağmen bir şeye tutunduğu zaman hakkını vererek işini yapıyor, fedakar bir karakteri var. Ergenlikten sonra biraz asi ve inatçı olmuş olsa da kalbimde ayrı bir yeri var.
   


Carl ise tam benim adamım. Tehlike seven psikopat bir karakter. Yangın çıkarmak, banka soymak gibi çılgınca fikirler ondan çıkıyor. Gangsterden uyuşturucu satıcısına, sadık bir sevgiliden soyguncuya, askerden hapishane mahkumuna kadar her türlü şekle büründü küçük zibidi. Ah kerata şey! En sonunda ne istediğini buldu ya önemli olan o.

Ve son kardeş, ailenin tek siyahisi şeker mi şeker Liam. Dizinin başından beri en masum ve beladan uzak duran, sessiz Gallagher’dır kendileri. Dizide bebekti şimdi koskoca adam oldu resmen.


 Birde bu ailenin sürekli içki içmek ve sadece çıkarları söz konusu olduğunda eve ve çocuklarına dönen ilgisiz babası ayyaş Frank var ki ona da bayılmıyor değilim. O kadar iyi bir oyuncu ki yaptığı tüm pislikliklere rağmen ona sizin de bayılacağınızdan eminim. Hiç çalışmamasına rağmen para kazanıp hayatını devam ettirmenin bir yolunu buluyor kerata. Kimi zaman bacağını kırıp sigortadan para alıyor, kimi gün uyuşturucu pazarlıyor, kimi zaman dilenci kılığına giriyor. Bu parayı elbette evlatlarına veriyor değil. İçkiye, eğlenceye veriyor. Anı yaşamak deyiminin somut hali, bu hayata bir kez gelmişsen bunu sonuna kadar yaşamalısın, ne istersen ne zaman istersen ve kiminle istersen yapmalısın felsefesi hâkim onda. Aynı zamanda zehir gibi kafası var.

  Frank’in eşi ve çocukların annesi Monica ise bipolar hastalığından muzdarip ve sabit bir hayata tutunamıyor. Çocukların ve Frank’in hayatında bir oluşup bir kayboluyor. Kimseye kasten zarar vermek istemese bile kişiliği ve hastalığı yüzünden çevresine sürekli ıstırap veren cinsten bir insan.



Daha Kev, Veronica, Mickey, Sheila, Svetlana gibi birçok karakter var ama onları da anlatırsak yazı uzayacak. Onları sizin hayal gücünüze bırakıyorum.


   İşte Shameless ailesini size pek de kısa sayılmayacak bir yazı ile tanıtmış oldum. Bir içine girdiğinizde bağımlısı olacağınız, bitirdiğinizde üzüleceğiniz, sizden bir parça olacak, her karakterde kendinizi bulacağınız bir aile. Bu Türkiye’deki versiyonu gibi tamamen dramdan oluşmuyor. Dram bayağı geri planda açıkçası. Daha çok komedi, aşk, macera ağırlıklı. Hem gülüp eğleneceğiniz, hem bir şeyler öğreneceğiniz, hem de yeri gelince ağlayıp üzüleceğiniz bir dizi arıyorsanız Shameless ile tanışmanızı öneririm. Aşağıya da hoşunuza gidecek bir fragman bırakıverdim. Sevgiyle kalın. J

1 Nisan 2017 Cumartesi

Yazar Önerisi #2 - Jodi Picoult | Öneri Atölyesi


  Evet arkadaşlar bu haftaki öneri köşemizde bir yazardan bahsedeceğim. Jodi Picoult'tan kısaca bahsettikten sonrasında okuduğum eserlerini de kısa kısa tanıtacağım. Okumadığım eserleri için bir fikrim olmadığından, onlardan bahsetmeyeceğim. 


 Jodi Picoult Kimdir?
İlgili resim   Amerika'nın New York kentinde doğan 50 yaşındaki yazar, Princeton Üniversitesi'nde yazarlık üzerine eğitim almıştır. Seventeen gibi ünlü dergilerde köşe yazıları ve hikayeler yazan yazarımız daha sonraları Harvard'da master da yapmıştır.

   Nineteen Minutes adlı eseri ile yazarlık kariyerine tam anlamıyla başlamış olan yazar, Kız Kardeşim İçin adlı romanı ile büyük bir çıkış yaparak, son yılların en çok satan yazarı haline gelmiştir.

   Biyografik bilgileri bir kenara bırakıp ben kendi tanıdığım Picoult'tan bahsedecek olursam, kaliteli dramlar ondan sorulur. Eserlerinde ağırlıklı olarak hastalıklarla ilgili teknik bilgiler yer alır. Bunun yanı sıra hukuk eğitimi görmüşçesine eserlerinde davalara ve avukatların savaşına bolca yer verir. Mutsuz sonlara ve şaşırtmacalara pek bir düşkündür. Kelime seçimleri güçlü, tasvirleri kaliteli ve kurgusu ilgi çekicidir. Üstelik de eserlerinde tüm karakterlerin gözünden yazarak bambaşka yönlerden kitabı okumanızı sağlar. Gelin şimdi de eserlerine bir göz atalım. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

1)Bir Daha Bak (Second Glance): Bir hayaletin gizemli öyküsü ve tarihte kaybolmuş birtakım sırların gün yüzüne çıkışını anlatan mükemmel bir roman. Gizemli Vermont kasabasında çeşitli efsanelerden kopup gelen bir tür gizem, kasabaya musallat olur. Tüm bu gizem ve gerilimin içinde aşkın büyüsü ve gerçekliği sizi çarpabilir. Sonu ise son derece şaşırtıcı. Severek okuyacağınızdan emin olduğum bir kitap. Jodi'nin ilk okuduğum romanı. Esma sayesinde okumuştum. O çok beğenmişti çünkü. Gizem, gerilim,  dram, aşk ne ararsan var bu kitapta. Ters köşeleri de bol bir kitap. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

2)Kız Kardeşim İçin( My Sister's Keeper): Üç güzel çocuktan oluşan mükemmel bir aile. Bu ailenin büyük kızı Kate, nadir görülen bir kan hastalığına sahip. Bu hastalığın kontrol altında tutulabilmesi içinse yapılması gereken tek şey uygun ilik ve kanın bulunması. Ona bunu sağlayabilecek tek şey ise onunla aynı genetiği taşıyan, özel üretim bir kardeş. Küçük kardeş Anna, ablası için türlü fedakarlıklar yapıp sayısız ameliyatlar geçirse de bu süreç onu eninde sonunda yıpratıyor ve tüm ailesini kökünden etkileyecek, herkesi yıpratıcı bir sürece sokacak kararlar alıyor. Ama kitabı okurken onu suçlayıp yargılayamıyorsunuz bile. Hastalığa tek bir kişi sahip olsa bile tüm ailenin bundan nasıl etkilendiğini, hayatlarının ne denli diken üstünde geçtiğini anlatan ve bunu yaparken de fedakarlıkları, bencillik kavramını ve daha nice şeyi sorgulatan bir kitap. Oldukça şaşırtıcı noktalar var ve sonu da oldukça şaşırtıcı. Eğer gerçekten kaliteli bir dram okumak istiyorsanız, en başta önerebileceğim kitaplardan birisidir. En sevdiğim ve en etkilendiğim Jodi Picoult romanıdır zaten. Ne kadar etkilendiğimi kitap yorumuma tıklayarak görebilrisiniz. Mutlaka okuyun derim.
 => Kız Kardeşim İçin Kitap Yorumu İçin


bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

3)Hikayeci (The Storyteller): Jodi Picoult'un hastalık ve aile dramı temalı kitaplarından sıyrılıp biraz daha tarihe uzanan, kaliteli bir savaş ve gerilim romanı diyebiliriz Hikayeci için. Yakın zamanda okumuş olduğum bu kitabında, Nazilerin zulümlerinden geçip hayata tutunmayı başarmış bir kadının öyküsü bir yandan bizi  tarihin o korkunç günlerine götürürken, diğer yandan modern dünyada kadının genlerini ve hatta kaderini taşıyan güzel torununun yaşadığı vicdan muhasebesini dile getiriyor yazar. Son derece sürükleyici ve gerçeklere dayalı olan bu roman bizlere birçok şeyi sorgulama fırsatı sunuyor. Affetmek kavramının özü, insanlık nedir sorusu, geçmişinle ve kendinle yüzleşme çabası, gerçek mutluluğa ulaşmanın bedeli gibi şeyler kitapta verilmek istenen mesajların başında geliyor. Geçmişle geleceğin iç içe geçtiği bu harika romanda aksiyon, dram, gizem ne ararsan var. En sevdiğim Jodi romanlarından birisidir. Kaliteli bir Nazi romanı arayanlar için ilk sırada önereceğim kitaplardan diyebiliriz. Daha detaylı yorumlar için buraya tıklamanız yeterli. :)

bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu
4)Cam Çocuk (Handle With Care) : Bir çocuk düşünün. Doğduğu andan beri çok nadir görülen bir hastalığa sahip. Kırılgan ve aşırı hassas kemikler. Anne karnında başlayan ağrılı süreç, hayatı boyunca onu attığı her adımda dikkatli olmasını gerektirecek yorucu bir yolculuk ile devam ediyor. Yaşıtı olan tüm çocukların yaptığı gibi top oynamak, buzda kaymak, okula gidip gelmek, tek başına yürüyüşe çıkmak, parka gitmek şurada dursun ani bir hareketle yatakta dönmenin veya yürürken bir adımı çok hızlı atmanın bile ona milyonlarca kırık kemiğe mal olacağı, hayatı hastanelerde geçen bir çocuk düşünün. Ve malesef ki bu hastalığın bir tedavisi yok. Tüm bu süreçte ihmal edilen ve bu yüzden psikolojik bazı sorunlar yaşayan bir diğer kardeşi düşünün. İlk başta Kız Kardeşim İçin'i hatırlatan bu eserde birçok farklılık var. Yinede hastalıklar, yargısal süreçler, aile sorunları, kitabın sonu, verilmek istenen mesajlar gibi birçok konuda ortak noktalara sahip. Yazar tekrara düşmüş bile diyebiliriz. Empati kurduğunuzda sizi göz yaşlarına boğacak, gerçeklerle iç içe geçmiş, güzel bir dram okumak isterseniz adresiniz bu kitap olabilir. Detaylı yorumlar için tık tık. :)


bir daha bak jodi picoult ile ilgili görsel sonucu

5)Eve Dönüş Şarkısı (Sing You Home): Eşcinsel eğilimlere sahip iki insanın kimliğine çıkan yolculuğu daha sonra birbirleri ile karşılaşmalarının ardından son derece hız kazanan bir hukuk mücadelesine çevriliyor. Toplumun belli kesimleri tarafından ezilen ve arka plana atılan eşcinsellerin haklarını arayışını anlatan bir kitap. Bu kitapta eşcinsellik konusunun yanı sıra aile düzeni, kilise ve toplum baskısı, hukuki sistemler gibi konulara da değiniliyor. Yine bir avukat ve dava sürecinden bahsedildiğini bu kitapta da söylemek mümkün. Pek ilgi alanıma giren bir konu olmamasına rağmen okumuş bulundum ve çok da rahatsız edici bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Okumak isteyen için bu konuya farklı bir bakış açısı getirecek cinsten bir kitap. Daha geniş bir yoruma şu linkten ulaşabilirsiniz. :)

 

   Bir Öneri Köşesi'nin daha sonuna geldik. Kısacası Jodi Picoult gerçekten okunmaya değer bir yazar. Bazı eserlerini daha çok sevdiğimi yukarıda belirttim. Eğer onu okumaya başlamak istiyorsanız daha çok sevdiğimi belirttiklerimi öneririm. Şimdiden iyi okumalar. Bir sonraki öneri haftasında görüşmek dileğiyle. :) 


25 Mart 2017 Cumartesi

Blog Önerisi #2 - Mutlaka Takip Edilmesi Gereken 10 Blog | Öneri Atölyesi

                       
   Yine bir öneri günü ve yine blog önerileri. Bloglar hakkında konuşmaktan, yazmaktan gerçekten hoşlanıyorum. Bu haftada önceki blog öneri yazımızda yer veremediğimiz için üzüldüğümüz bloglardan bahsedeceğiz. Bakalım hangi bloglarmış onlar?


KİTAP EYLEMİ
1)Kitap Eylemi
   Önceki blog önerisi yazımda yer veremediğim için bir hayli üzüldüğüm bloglardan birisiydi kendileri. Bu yazımda da yer vermezsem büyük bir haksızlık ve ayıp olurdu. Blog isminden de anlaşılacağı üzere bu blogumuz kitapların renkli dünyasını bize sunan, mütevazi bir kitap blogu. Her ne kadar karma blogları sevsemde, kitap eleştirisinin yanında filmlerden, dizilerden tanıtımlardan bahseden blogları takip etmekten hoşlansam da hatta bizim blogumuz ilk başta yola kitap blogu olarak çıkarken sonradan bizde çeşitli farklılıklar göstersek de istikrara çok ayrı bir saygım var. Kitap Eylemi bu blogu kitaplar için açmış ve amacından hiç şaşmaksızın tamamen kitaplarla ilgili, istikrarlı bir kütüphane oluşturmuş kendisine. Her türden kitap yorumu bulabilirsiniz. Macera kitapları, gerilim, aşk, gizem hepsinin yorumu işte bu blogda gizli ."Kitaplarım, bana yetecek kadar büyük bir krallıktır." diyerek noktayı koyuyor bloggerımız. Güzel kitap zevkleri ile bizi mest eden, hangi kitapları okuyup okumamamız gerektiği konusunda bize yol gösteren, seçtiği isabetli alıntılar ile içimizi okşayan bu bloggerın zengin kütüphanesini ziyaret etmek için şuraya tıklamanız yeterli. :)

Kağıt Salıncak
2)Kağıt Salıncak
   Daha bloguna ilk tıkladığımız anda içimiz ısıtan, rengarenk, huzur verici bir blogu var. Nasıl gözden kaçılabiliriz ki böyle bir blogu. Eğer klasiklerden, fantastiklere, gerilimden, aşka hangi kaliteli kitapları nerede bulacağınız cevabını arıyorsanız, adres işte bu blog diyebilirim. Hangi kitabı okusam diye düşündüğüm zamanlarda, bu blogdaki kitaplardan kopya çektiğim doğrudur. O derece zevkine güvendiğim bir bloggerdır. Zaten  baş köşesine koyduğu kitapların geneli benim zevklerim ile nasıl örtüşüyor inanamazsınız. Muhtemelen bir çoğunuz da öyle düşünecektir. Ne okuyorum köşesinden, kendi çekip koyduğu resimlerine, alıntılarından, seçtiği hoş resimlere, kitapları yorumlarkenki netliğine kadar bir blogun sonuna kadar hakkını verebilen bir blogger. Abarttığımı düşünüyorsanız tek yapmanız gereken tıklamak ve kendi gözlerinizle görmek. ;)
Bir Kitap Hırsızı
3)Bir Kitap Hırsızı
    Kitap Hırsızı pek sevdiğim kitaplardandır. Aynı ismi taşıyan bloggerını sevmemek ve takip etmemek olmaz heralde. Hemde son derece zengin bir kütüphanesi ve kitaplar konusunda engin tecrübeleri var. Bloguna girer girmez bunu anlıyorsunuz. Buram buram kitap aşkı kokuyor. Ben ona gıpta ediyorum ve bir parçada kıskanıyorum çoğu zaman o kadar çok okuyamadığım için. Neyseki hangi kitabı okuyup vakit kaybetmemem gerektiğini veya hangisini okuyup bir anda bitirebileceğim kadar harika olduklarını öğrenebileceğim bu blog gibi güzel bir adresim var. Peki sadece bu kadar mı? Tabiki hayır. Bu tatlı bloggerımız birde film, müzik, dizi ve oyun önerileri ile de blogunu renklendiriyor. En sevdiğim oyunlardan biri olan Assasins Creed-Brotherdood'u blogunda ilk gördüğümde "Bu kız tam benim kafada" deyivermiştim. Okuduğu ve sevdiği kitaplar, sevmediği kitaplar benimkilerle paralel olunca da bundan iyice emin oldum ve o gün bugündür severek takip ettiğim, yazılarını zevk ile okuduğum bir bloggerdır. Sizde kendisiyle tanışmak isterseniz işte adresi:http://birkitaphirsizi.blogspot.com.tr/


4)Bücürük Ve Ben
   Hep kitap bloglarından bahsetmek olmaz. Birde siyasetten, şarkılara, kitaplardan, konserlere, hayvanlardan hayata dair yazılara her telden çalan, renkli bir blogdan ve bloggerdan da bahsetmeden geçmek olmaz. Hemde diğer yazımda yer veremediğim için bir parça da vicdan azabı duyduğumu eklemeden geçemeyeceğim. Bu da bir tür telafi gibi olur kanaatindeyim. Bücürük isminden ve biyografisinden anlayacağınız kadarıyla, sevgili bloggerımızın çok sevdiği arkadaşı, yoldaşı, sevimli bir kedicik. Bende kedileri pek bir severim ve insanların evcil hayvanlarıyla olan dostluğu hep gözümü doldurmuştur. Hayvan sevmeyen insan da sevmez derdi babam ve bu bloggerımızın bu enerjisi, sevecenliği, samimiyeti belki de bu sevgi doluluğu yüzündendir. Blogunda gezinirken bazen paylaştığı şarkılarla nostaljik bir ruh haline bürünürken bazen ise dünyaya, hayata karşı eleştirel yazıları ile tarihsel bilgiler içeren yorumları ile kültürel anlamda kendimi geliştirmiş oluyorum. Siyaset ve ülkenin gelişimi ile ilgilenen kişiler içinde uygun bir adres diyebiliriz. Ben pek siyaset sevmediğim için o yazılarını diğerleri kadar anlayıp yorum yapamasam da her aradığınızı bulabileceğiniz bir blog arıyorsanız buraya buyrun efendim. :)

Periodic Library
5)Periodic Library - Esseve Rin
   Daha bloggerda kendini tanıtım yazısında anlıyorsunuz ne kadar özgün bir yapısı olduğunu. Yazılarından, yorumlarından, kullandığı dilinden, samimiyetinden, blog arkadaşlığından son derece hoşlandığım bu bloggerı size tanıtmasam olur muydu hiç? Açıkçası güzel bir kitap blogu olmasına rağmen onunla ilgili ilk aklıma gelen kitaplar değil, kore dizileri oluyor. Nedenini blogunu ziyaret etmiş olanlar bilirler. Kore dizileri hayranı bu tatlı bloggerımız. Eğer benim gibi "Yahu şu herkesin övdüğü Kore dizileri de neymiş? Bir yerden başlasak" diye düşünenler varsa bu bloga bakmadan, başlamasınlar derim. En güzel adres burası çünkü. Tabi bir  de özgün zekasıyla tasarladığı Pazar Altılıları var ki gerçekten sorular da cevaplar da zevkle okunabilecek türden. Onun sayesinde blogumuzda her hafta olmasa da çoğu hafta Pazar Altılılarına katılarak blogumuzu renklendirebiliyoruz. Kitapları yorumlayışı, tanıtımı, sunumu, seçtiği rengarenk resimler, kitap yorumlarını zevkle okumanızı sağlıyor. Daha fazla lafı uzatmadan sizi şuraya alalım. :)

Persephone
6)Bahar Tanrıçası - Persephone
   Bahar da en sevdiğim mevsimdir. Bu blogu ilk gördüğümde içeriğini bilmeden, seçtiği isim içimi ısıttığı için sevmiştim. Blogunu ziyaret ettiğimde ise ismi dışında sevecek birçok sebebim daha olacağını anladım. Genellikle kültürel yazıları ile bilgi seviyemizi artırıyor. Psikolojik hastalıkların isminden, bir şeyin isminin nereden geldiğine, tarihsel güzelliklerin büyüsünden bir çiçeğin hikayesine kadar birçok şeyi öğrenmenizi sağlayan didaktik bir blog bu. Tabi bazen ruh halinizi veya günün anlam ve önemini yansıtan şiirler paylaşması da ayrı bir güzellik katıyor bloguna. Anneler gününde annelik duygularını kabartan, sevgililer gününde aşkı tanımlayan, cumhuriyet bayramında okuyanları vatan aşkına getiren güzel güzel şiirler. Düzenli olarak paylaşım yapan, takipçilerinin yorumlarına değer veren bu bloggerı tam olarak şu adresten takip edebilirsiniz: http://bahartanricasi.blogspot.com.tr/

ANNESİ'nin PRENSES'i
7)Annesinin Prensesi - Esilam
   Sıcacık bir anne blogu. Kendinizi çok rahat hissettiğiniz bir blog ve blogger. Bir sorununuz olduğunda bir abla, bir tavsiye alacağınız zaman akıl hocası, eğlendirici bir yazı okumak istediğinizde gülümsetecek bir blogger, herşeyin ötesinde evladını çok seven ve ondan aldığı yaşam enerjisi ile rengarenk yazılar yazan bir anne o. Onu geç keşfettim ama kısa zamanda çok sevdiğim blogger arkadaşlarımdan birisi oldu. Daha ilk anda samimi, sıcacık dili  ve yorumları ile tavlayıverdi beni. ;) Bir sabah uyandınız ve aklınıza bir soru mu takıldı? Ya da bir ayrıntıyı mı tüm çıplaklığı ile fark ettiniz. Onları blog yazılarına döküp farkındalık yaratan, blogunu sıcacık bir günlük olarak kullanan, samimi yazıları ile zevkle okutan bir bloggerdan bahsediyorum. Eğer annelik ile ilgili veya ev kadınlığının zorlukları konusunda bir şeyler öğrenmek istiyorsanız doğru adresin bu blog olmadığını kim söyleyebilir ki? Hemde sadece bunlarla kalmayıp blogları kaynaştıran etkinlikler de düzenlemesi yok mu? Yani tam bir melek anne. onu çok seviyoruz ve her yazısını okuyamasam da vakit buldukça asla gözden kaçırmayacak kadar takip ettiğim, önemsediğim bir blogger. Blogunu keşfetmek istiyorsanız işte şuraya tıklayın.
mayıs yağmuru blog ile ilgili görsel sonucu
8)Mayıs Yağmuru
   Bu en sevdiğim ve sürekli iletişim halinde olduğum blog arkadaşlarımdan birisini neden bu kadar geriye bıraktım diye düşündüm de bir önceki yazımızdaki bloglarında bu yazıdaki bloglarında belli bir sıralama ya da beğeni durumuna bağlı olarak yazılmadığını bir önceki yazımda belirtmiştim. Mayıs için söylenecek çok fazla şey var. Ama ben mümkün olduğunca özet geçerek onu size tanıtacağım. Sinemalarda bu ay neler olduğunu, hangilerine gidip gidemeyeceğinizi merak ettiğinizde ilk uğrayacağınız blog olabilir. Sanatsal bir bilgi edinip azcık kültürlenelim dediğinizde elinizin altında bulunması gereken bir blog olabilir mesela. Yeni çıkacak bir kitabın tanıtım yazısı hop önünüze düşüverir birden bu blogda. Bir kitap fuarının haberini ilk alacağınız muhtemel bloglardandır. Bazen içli bir yazıda da ya da hayata dair bir yorumda da görebiliriz Mayıstan esintiler. Kısacası son derece zengin bir blogu ve zengin bir kalbi de var bu bloggerın. Üstelik bir sorunuz, sorununuz olursa danışabileceğiniz sıcacık bir blog arkadaşıdır. Ben arada öyle yapıyorum mesela. Sizde tanırsanız seveceğinizden eminim. Tanımak isterseniz tık tık. :)

Acemidemirci
9)Acemi Demirci
   İlk blogger alemine katıldığım günlerden beri peşini bırakmadığım bir blogdan bahsedelim şimdi de. Tamamen samimi bir dili var, bloguna girdiğinizde asla kasılmıyor ya da sıkılmıyorsunuz. Her şeyden önce iyi bir fotoğrafçı. Kendisi bunu kabul etmiyor ismi gibi acemi olduğunu düşünüyor olabilir ama blog yazılarının aralarına serpiştirdiği ve bizzat kendi çektiği öyle güzel fotoğrafları var ki. Bu fotoğraflarını güzel yapan muhteşem bir açıdan çekilip, en güzel anların yakalanması değil sadece. Gerçekten toplumun içinden, insanı yansıtan sıcak manzaralara da yer vermesi blogunda. Bir yazısında hiç unutmam, bir feribotta rastladığı yaşlı bir teyzemin kınalı ellerini çekmişti . Bunun kadar içten bir fotoğraf olabilir mi? Hemde onu Anadolu insanının doğasını yansıtan harika bir yazı ile taçlandırmıştı. Çok sevmiştim o yazısını. Hala unutamam.  Bu ve bunun gibi Anadolu insanını, insanımızı yansıtan pek çok yazısı var bloggerın. Yemek tarifleri, özgün şiirleri, gezilecek ve görülecek doğa harikası yerlerle ilgili yazıları, mimari içerikli yazılar, hayata dair yazılar, öyküler, denemeler, anılar daha ne olsun ki. Resmen edebiyat kitabı gibi dolu doluya bir blog. Yaşamış, görmüş, geçirmiş, son derece kültürlü bir blogger. Böyle bir blogu kim keşfetmek, takip etmek istemez ki? O zaman sizleri buraya davet ediyorum. :)

Kitap Güneşim
10)Kitap Güneşim
   Kapanışı yine bir kitap bloguyla yapmadan edemeyeceğim. Her ne kadar diğer konularda yazan bloggerları çok sevsem de, kitaplar benim için ayrı bir dünya olduğundan onlarla ilgili blogları baş tacı etmeden duramıyorum tabiki. :) Bu blogger ismi gibi kitaplarıyla güneş gibi doğuyor blog dünyasına. Tıpkı bir güneş gibi aydınlatıyor yorumları ile bizleri ve kitaplar hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Birde kitap yazılarını kendi çektiği resimlerle süslemesi yok mu? :) Mimlere katılan, sürekli yazılar paylaşan aktif bir blogger hemde bir kitap kurdu. Sadece bu da değil. Kitaplarla ilgili etkinlikler, tanıtımlar bu bloggerın olmaza olmazlarından. Kitap yorumları ise konusu, yorumum şeklinde bölümlerle son derece sistematik ve düzenli olduğundan okuyup anlaması hem zevkli hem pratik. Neden böyle bir blogdan mahrum kalalım ki? Onu tanımak ve güneşinin ışığından yaralanmak isteyenler buraya. :)


   Şimdilik bize verilen kontenjanın sonuna geldik sevgili arkadaşlar. Gönül isterdi ki daha fazla bloggera yer verelim ama onlara da bir sonraki yazımızda yer veririz umuyorum. Tüm bloggerlar değerlidir ve hepinizi çok seviyoruz. :)

   

19 Mart 2017 Pazar

Yazar Önerisi: Kemal Sayar | Öneri Atölyesi



  Herkese merhaba! Bu hafta Öneri Atölyesi bir gün rötarlı, kusurumuza bakmayın. Sümeyye de ben de yoğun olunca yazı yazamadık ne yazık ki, bugüne sapma yaptı. :)

  Bu hafta size benim çok sevdiğim bir yazardan bahsedeceğim; Kemal Sayar. Kendisi psikiyatrist doktor ve profesör, alanında uzman ve naif bir ruha sahip, insan sever. İşte yazar bu özelliklerini topluyor ve kendine has kalemi ile bize kitaplarını sunuyor.

  Ben Sayar'ı çok severim, blogda sık sık bahsettim, okumayı düşünen herkese de öneriyorum. Psikolojik bilgisi ile hayatın içinden şeylerden bizden biri gibi bahsediyor ve ben kendimi satırlarda kaybediyorum. Okurken bu kadar huzur bulduğum, zihnimin bu kadar rahatladığı başka yazar tanımıyorum. Bir çok sevdiğim yazarı okurken bu tarz hislere kapılıyorum ama Sayar'ın hissettirdikleri bir başka.

  Konuşmasını da aynı şekilde severim, iki söyleşisine katıldım ikisinde de mest oldum. Sümeyye ile katılmıştık birine ve oda benim gibi çok etkilenmişti. :)

  Çoğu yazar dolaylı yoldan etkiler ya da etkilenmemiz için bir kapı aralar, Sayar beni direk olarak etkileyen nadide yazarlardan, (onu okumaya başladıktan sonra hayata ve insana bakışım da çok değişti gerçekten), bu yüzden onu gördüğüm herkese önermeye çalışıyorum. Eğer bir gün Kemal Sayar'a yolunuz düşerse okumadan geçmemenizi tavsiye ederiz, sevgiler. :)

  Son olarak yazarı okumaya herhangi bir kitabından başlayabilirsiniz tabii ama Yavaşla adlı kitabı başlamak için en uygun kitaplarından biri. :)

11 Mart 2017 Cumartesi

Bir Kitap - Bir Albüm Önerisi: Cesur Yeni Dünya | Öneri Atölyesi



Herkese merhaba! Bugün Cumartesi önerimiz baya geç saatlere kaldı, kusura bakmayın anca yazmaya oturabildim. :)

  Bu hafta önerimiz bir kitap ve bir albüm; Brave New World, Türkçe'si ile Cesur Yeni Dünya. Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley'in meşhur anti-ütopyası, baş yapıt niteliğinde bir kitap. Alanında en iyilerden ve Brave New World, kitapla aynı adı taşıyan Iron Maiden albümü, oda alanında en iyi albümlerden. En azından Sümeyye ve ben hem kitabı hem albümü çok severiz.

  Cesur Yeni Dünya, (kitap olan), Ford'dan yaklaşık 600 yıl sonrasını konu alıyor. Dünya tek devletin hakimiyetindedir, insanlar programlanarak ve kaderleri belli şekilde dünyaya gelmektedir. Aile yapısı ortadan kalkmış, insanlar yapay ortamda üretiliyor, programalanıyor ve baştan belirli olan hayatlarına adımlarını atıyorlar. Huxley, anti-ütopyayı çok farklı bir biçimde ele alıyor, alışkın olduğumuz baskıcı devlet ve özgür olmayan insanlar yerine, aşırı özgür, insani değerlerin çok farklı olduğu, kısıtlamaların olmadığı, hedonist bir yaşam biçiminin hakim olduğu bir distopya kurgulamış.

  İlk baş dünya şaşırtıcı ve uzak gelse de kitabı okudukça fark edşyorsunuz ki Huxley, yıllar önceden dünyanın gidişatını çok iyi gözlemlemiş ve doğacak sonuçları çok iyi analiz edebilip bunu kitabında belirtmiş. Kitabı okumak yetmiyor insana, bu kitap yavaş yavaş hazmedilip her sayfasına ayrı bir ilgi ile yaklaşılması gereken kitaplardan. Öyle sıradan bir roman hiç değil. Okuyup, hazmettikten sonra ise bir daha eskisi gibi olmuyorsunuz, kitap temiz havanın içinizi açması gibi beyininizi açıyor resmen. Kitabın her satırı planlanarak yazılmış, içindeki isimler, yaşam tarzı, karakterler... Tanıtımı yapılacak bir kitap değil bu alın okuyun, sevmeseniz de okuyun, yazarın anlattıklarının, öngörüsünün ne kadar doğru olduğunu kendi hayatınızda da göreceksiniz.



  Brave New World adlı albüme gelirsek, metal müzik seven herkes az çok Iron Maiden'ı bilir. Yazar gibi İngiliz olan grup yazarın kitabından ilhamla Brave New World şarkısını yazmış ve albümlerine bu ismi vermiştir. Sizi bilemeyiz ama albüm kesinlikle dinlenmeye değer. :) Umarız hoşunuza gider. :)

Albümün tamamını da buradan dinleyebilirsiniz;



  Bir önerinin daha sonuna geldik dostlar, albümü bilemem ama kitabı mutlaka okuyun, okuduysanız bir kez daha okuyun. Bizde ikinci kez okumayı istiyoruz ve kitap kesinlikle buna değecek nitelikte. :)

4 Mart 2017 Cumartesi

Blog Önerisi #1 - Mutlaka Takip Edilmesi Gereken 10 Blog | Öneri Atölyesi

 

    Herkese iyi hafta sonları! Bugün günlerden cumartesi ve bizim öneri günümüz. Öneri yazıları yazmaya da ayrı bayılıyorum yahu. Hele ki bu hafta Esma ile öyle güzel bir konu seçtik ki bayılmamak elde değil: Bloglar. Diğer bloglarda da özellikle Deep Tone'un blogunda rastladığınız "Bloglardan Seçmeler" temalı bir yazıyı bizde yazalım dedik. Bu hafta önerilerimizde takip edilesi, çok güzel blog ve bloggerlardan bahsedeceğiz. Şimdilik 10 adet blogu ele aldık. Zamanla diğer haftalarda teker teker diğer bloglardan da bahsedeceğiz. Ancak bu hafta yazımızda yer veremediğimiz bloggerlar lütfen alınmasın, hepsini seviyor ve emeklerine saygı duyuyoruz. Ama 10 tane diyince aklımıza gelen en çok takip ettiğimiz 10 taneyi seçerken bayağı zorlansak da şimdilik bu 10 blog ile başlayalım dedik. Bu bloglar hangileri imiş gelin hep birlikte görelim o halde:

Sule Uzundere Blog
1)Hayata Dair Herşey - Şule Uzundere
  Sevgili Şule ablamızın blogunu duymayan görmeyen kalmamıştır herhalde. Kendisi son derece aktif bir blogger. Blogunda hayata dair her şeyi bulabilirsiniz. Ağırlıklı olarak kitap yorumları paylaşsa da blogunda bundan çok daha fazlası var. Üstelik her ay yaptığı çekilişler ile takipçilerine 5'er kitap gönderiyor. Böyle de gönlü geniş, cömert bir insan. Sizde bu kültürlü, kitap sever ve cömert blogger ablamızın blogu ile tanışmadıysanız tek yapmanız gereken tıklamak. :)

öneri makinesi ile ilgili görsel sonucu
2)Öneri Makinesi
  Bu blog ile ilgili denilecek o kadar çok şey var ki nereden başlayacağını bilemiyor insan. Bloguna tıkladığınız anda kendinizi onun rengarenk, cıvıl cıvıl dünyasında buluveriyorsunuz. Blogunu belli bir konu ile de sınırlandırmamış üstelik. Sinema ve filmlerden kitaplara, eleştiri yazılarından challangelara, kişisel yazılardan hikayelere, konser ve vizyonda neler var haberlerine dek her şeye blogunda genişçe yer veriyor. Birde kaliteli müzikler ve harika gifleri ile o yazıları taçlandırması yok mu? Daha fazla anlatmayacağım buraya tıklayın da neyden bahsettiğimi kendiniz görün isterseniz. ;)

Devrik Cümleler
3)Devrik Cümleler
   Severek takip ettiğim, yazılarını severek okuduğum, kitaplar ve filmler hakkındaki görüşlerini oldukça önemsediğim, bir etkinlik /mim vs olsa aklıma ilk gelen bloglardan birisi de Devrik Cümleler. Nedenini blogunu takip edenler bilirler. Kitaplar konusunda çok güzel tespitleri var, filmler konusunda tam bir seçici geçirgen ve kaliteli ile kalitesiz eseri çok güzel ayırt edip yorumlayabiliyor. Takipçilerine de oldukça önem veren, yorumlarıyla da sıcacık bir blogger kendileri. Mutlaka takip edilmesi gereken bir bloga sahip. Kaçırmayın derim. İşte bu da blogu; https://devrik-cumleler.blogspot.com.tr/

Fotoğrafım
4)Sadece N.G
  Aslında onun "Gazeteci N.G" blogundan bahedecektim çünkü onu ilk o blogla tanıdık ama o sayfayı kapatıp yeni bir blog açtığı için bu bloguna ithafen yazmayı daha uygun buldum. Ama o bloguna da mutlaka uğrayın derim çünkü mutlaka okunması gereken harika yazıları var. Bu bloggerımızı takip etmeye karar vermek için rastgele bir yazısını okumanız yeterli. Orada olaylara, güncel konulara, dünya gerçeklerine bakışını, bunları güçlü edebi kalemiyle gündelik dilin samimiyetini harmanlayarak okuyucuya aktarışını görüp de blogunu beğenmeyecek kişi tanımıyorum. Zaten özgün bir blogger ve kendine özgü bir dili, kendine özgü bir dünyası var. Bazen karamsar, bazen kasvetli ama bir o kadar da gerçekçi, bazen eğlenceli bazen ise düşündürücü yazıları ile insanın iç dünyasını sorgulatan cinsten bir blogger. Hatta bence yazar filan olsa kitapları deli gibi okunurdu. Üstelik her yazısının sonuna serpiştirdiği mükemmel şarkıları var ki, bir parça da o şarkılar eşliğinde okuduğum için bu kadar takip ediyorum diye bir itirafta bulunsam ayıp olmaz umuyorum. :) Lafı fazla uzatmadan sizi şuraya alalım. :)

hikaye kalpli kadın ile ilgili görsel sonucu
5)Hikaye Kalpli Kadın
   Ölmeden önce mutlaka en az bir kez de olsa okunması gereken bloglardandır kendileri. Şahsen ben geçen sene tanıştım. Bu kadar geç tanıştığım için bir hayli üzülüyorum vaktim de olmuyor ki taa en eski yazılarına kadar okuyabileyim. Kitaplarımı zor yetiştiriyorum. :( İsminden de anlaşılacağı gibi bu güleryüzlü bloggerımızın çok güzel bir kalbi var ve bu kalbinden çıkan düşünceler kalemine öylesine güzel dökülüyor ki hikayelerini okumaya doyamıyorsunuz. Bizzat kendi ilham perileriyle yazdığı güzel hikayeleri, şiirleri var. Hikayelerini bölüm bölüm yayınlıyor ve öyle heyecanlı oluyorlar ki sonraki bölümü bir an önce yayınlasa da okusak diye sabırsızlanıyor, hikayelerin devamını merakla bekliyorsunuz. Sadece bu mu? Elbette ki değil. Aynı zamanda dizi yorumları, film yorumları, kitap eleştirileri, blog önerileri, denemeler ne ararsan var bu blogda. Çok işlevsel ve özgün bir blog kısacası. Buraya tıklayarak Hikaye Kalpli Kadın'ı tanıyıp, hikayeleriyle kendinize yeni bir kapı açabilirsiniz. :)


6)Daha Mutlu Yaşam 
   Bu blogger ablamız da severek takip ettiğim ve yazılarını, kalemini çok beğendiğim bir blogger. En güzel tarafı bir ablamız olarak yazılarında bize yol göstermesi, deneyimleriyle bizlere örnek olması, yazılarındaki kültürel güzellikler ile her yazısını okuduğunuzda eskisine nazaran daha bilgili ve bir şeyler öğrenmiş biri olarak blogdan ayrılmanız. Ağırlıklı olarak bilimsel ve kültürel, bilgilendirici yazılar paylaşıyor bloggerımız. Gerçek hayatla iç içe, bilimsel gerçeklerle örülü, her okuduğunuzda size bir şeyler katacak yazılar arıyorsanız bu blogu ziyaret etmeden geçmeyin derim. Blogda insan psikolojisinden, günümüz toplumunda bozulmalara, hastalıklardan, insanın iç dünyası ile ilgili gerçekliklere dair her alandan güncel bilgiler veren yazılar mevcut. Üstelik bunları yaparken bloggerımız zaman zaman kendi hayatıyla ilgili tecrübelerden  bahseden yazılar veyahut insanı düşündüren felsefik düşünce yazıları da paylaşarak bloguna ayrı bir renk katıyor. Blog yazılarında kullandığı resimler ve karikatürlerde ayrı bir renk, bir büyü katıyor bloguna. Bir yandan kültürlenip, öğrenirken diğer taraftan eğlenmek istiyorsanız ne duruyorsunuz? Tık Tık :)
mürekkep izleri.
7)Mürekkep İzleri - River
    Çok tatlı, hayat enerjisi dolu bir bloggerdır kendileri. Tam bir anime hayranıdır. Eğer bir anime izlemek ister de kararsız kalırsanız şüphesiz tek adres bu blogdur. Demedi demeyin! Yazılarında, challangelarında anime aşkını, onları yorumlayış biçiminden anlarsınız zaten. Üstelik mangalar ve çizgi romanlar içinde vazgeçilmez bir adres olduğunu söyleyebilirim. Şahsen o tür bir eser okumak veya izlemek istediğimde onun blogundan kopya çektiğim doğrudur. Asla da yanıltmaz, hayal kırıklığına uğratmaz önerdikleri. Kaliteli diziler izler, film önerileri isterseniz yine güzel bir adrestir. Üstelik çekinmeden istediğiniz konuda danışabileceğiniz, yorumlarda bile insana değer verdiğini gösteren, eğlenceli, kafa dengi bir arkadaştır da. Öyle de bir blogger. Şımartılmayı hak ediyor bu anime canavarı. :) Neyse kendisiyle tam şuradan tanışabilirsiniz sevgili arkadaşlarım. :)


8)Belle'nin Kütüphanesi
   Öhöm öhöm! Bakın burada kimler varmış? Rengarenk dünyası ve kendinizi bambaşka bir yerde hissedeceğiniz pırıl pırıl bloguyla sevgili Belle'mizi unutmak olur mu? O adeta bir sanal kütüphane, adeta bir kitap kurdu. Onu görünce ben kendime kitap kurdu demeye utanıyorum. Çerez gibi yutuyor kitapları kendileri maşallah. :D Bir yazar tanımak isterseniz, yahut bir yayınevi, yahut bir kitap hakkında bir fikir edinmek isterseniz gözünüz kapalı güvenebileceğiniz bir blogdur. Benim okumadığım bir kitap olup da yorumları merak edersem, ilk onun arama çubuğunda aratırım mesela. İsabetli görüşleri vardır kitaplar hakkında. Üstelik yeni çıkacak kitaplardan, çevirisi tamamlanmış kitaplardan bu blog sayesinde haberim oluyor. Romantik kitaplar konusunda zaten ilk adres olarak belirtmeme bile gerek yok. Üstelik iyi de bir blog arkadaşıdır. Yorumlarda sıcaklığını, samimiyetini hissetmemek mümkün değildir. Sevilesi bir blog ve sevilesi bir blogger. İsterseniz buyrun kendiniz bakın. =>http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/


9)Kağıttan Dünyam - İlkay Özgür
   İsmi gibi peri masalları tadında bir blogu var. Rengarenk, cıvıl cıvıl, eğlenceli, yönlendirici. Kağıttan dünyasında öyle güzel kitap koleksiyonu var ki her kitap yorumunda kitapları okumuş kadar oluyorsunuz. Yazılarında samimi diliyle insanın okudukça okuyasını getiriyor. Blog yazılarını hiç sıkılmadan, keyifle okuyorum İlkay'ın.  Üstelik de vefalı bir blogger kendi yazılarına verdiği önem kadar sizin yazdıklarınıza da önem verir, yazdığım yazılardan yorumlarını eksik etmedi şimdiye kadar sağolsun vefalı kuzum benim. :) Ve cidden kaliteli yazarların kaliteli eserlerini okur, öyle boş kitap okumaz. Ne bileyim Jack London'lar, Marquez'ler falan. Üstelik eğlendirici hoş filmler, diziler arıyor da ne olsa diye kara kara düşünüyorsanız film ve dizi önerileri konusunda da İlkay'a güvenebilirsiniz. Şahsen ben öyle yapıyorum. Kısacası göz alıcı bir bloga sahip. İnanmıyorsanız tıklayıp kendi gözlerinizle görün. ;)

SADE VE DERİN
10)Sade Ve Derin - Deep Tone
   En sona bıraktım diye kızmayın. Bitiriş vuruşunu iyi yapmak istedim. Onu ve blogunu ve kitaplarını tanımayan yoktur heralde. Zaten biz bloggerlar birbirimizi keşfetmeden birçoğumuzu birbirimize kazandıran da işte tam bu bloggerımızdı. Öylesine cıvıl cıvıl, öylesine enerjik, öyle eğlenceli bir blogger ki sadece tek bir yazısını okumanız içinizdeki kara bulutların dağılması için yeterli. Üstelik oldukça insan canlısı. Tüm takipçilerini çok seviyor ve her birine verdiği değeri de açıkça gösteriyor. Eğlenceli, sempatik olduğu kadar da zekidir kendileri. Kalemi de kuvvetlidir. Öyle ki bir sürü kitabı var piyasada. Hemde "Deep Tone" takma adıyla. Gerçek kimliği gizemini koruyor hala. Coolluğunu yesinler. :D  Bloguna gelirsek öyle renkli ki, her şey var içinde. Bambaşka bir dünya gibi. Film önerileri, dizi önerileri, kitap önerileri, şarkı önerileri, blog önerileri ne ararsan var. Hepsini de kısa ve öz, okuyucuyu sıkmadan yazıyor. Zevkle takip edebiliyorsun. Ama şaşırmıyor değilim bazen bunca şeyi izlemeye, dinlemeye, okumaya, araştırmaya birde bunları yaparken kitap yazmaya nasıl fırsat buluyor, vakit yaratıyor diye. Çalışkan ve tutkulu olmak böyle bir şey herhalde. Tanıdığınız veya tanımadığınız diğer bloglarda neler olduğunu, ne etkinliklerin dolaştığını da bu blogdan öğrenebiliyorsunuz. Her blogu, her bloggerı onlara değer verip blogunda konuk ediyor, vefalı, tatlı bloggerımız. Takipçileriyle olan samimiyeti ve konuşmalarından sonra onu sevmemek elbette ki mümkün değil. Deep konusunda daha anlatacağım milyonlarca şey var ama susmayı ve sizi şuraya yönlendirmeyi tercih ediyorum. :)

   Şimdilik bu kadar. Bir sonraki öneri haftalarımızda yine blog ve blogger önerilerimize devam edeceğiz. Daha keşfedilmeyi bekleyen öyle güzel bloglar var ki. Şimdilik sadece 10 tanesini ele almak ile yetinebildik. (NOT: Sıralamanın bir önemi yoktur. Yukarıdaki tüm bloggerların yeri kalbimizde apayrı.) Beğendiğim bir şarkı ile de yazıyı sonlandırıyorum. Tüm bloggerlara gelsin. :) :)

25 Şubat 2017 Cumartesi

Kitap Önerisi #4: Robert Langdon Serisi | Öneri Atölyesi


  Bir Öneri Atölyesi'nden daha herkese merhaba! Bu hafta köşemizde Dan Brown'ın Robert Langdon serisine yer ayırıyoruz.

  Özellikle gizem-macera kitabı sevenlerin muhakkak duyduğu bir seridir Robert Langdon.
Seri toplam dört kitaptan oluşuyor. Sıralama şu şekilde;

  1. Melekler ve Şeytanlar
  2. Da Vinci Şifresi
  3. Kayıp Sembol
  4. Cehennem

  Seri Robert Langdon isimli bir simge bilim profesörünün başına gelenleri anlatıyor. Langdon her kitapta kendini ayrı bir maceranın içinde buluyor ve her macera birbirinden farklı gizemlere ev sahipliği yapıyor. Gizemleri kitabın içindeki o bulmacaları en güzel kılan kısım hiç kuşkusuz yazarın gerçekte var olan ögelerden yararlanması. Okurken hem tarihi bir yolculuğa çıkabiliyor, hem de bir çok tarihi eserin-mitin harmanlandığı bulmacalarla karşılaşıyorsunuz. 

  Serinin, ve tabii ki Brown'ın kendine has bir tarzı var tabii bu da kitaplar ilerledikçe olayların tahmin edilirliği açısından pek iyi olmasa da yazarın sunuş yeteneği bunu tolere etmenizi sağlayabiliyor. Özellikle de bu tarz kitaplardan henüz çok okumadıysanız, bu türde yeni iseniz kitapları çok seversiniz. Biz Sümeyye ile bu seriyi oldukça severiz. 

  Ve Dan Brown sevenlere güzel haber: Robert Langdon serisinin devam kitabı yani beşinci kitap; Origin adı ile Eylül 2017'de çıkacakmış. Türkiye'de ne zaman çıkar bilmiyorum ama Brown sevenlerin sayısı hayli fazla olduğu için bizi bekletmeyeceklerini umuyorum. 

  Eğer macera-tarih ve gizemin harmanlandığı bir şeyler okumak istiyorsanız Robert Langdon serisinden oldukça hoşlanabilirsiniz. Hızla kendini okutan ve sıkmayan bir seri, merak ediyorsanız bir şans verin deriz. :) İyi okumalar. :)

18 Şubat 2017 Cumartesi

Dizi Önerisi #2 : Sherlock | Öneri Atölyesi

Orijinal Adı: Sherlock
Yönetmen: Mark Gattis
Yapımcı: Steven Moffat
Oyuncular: Benedict Cumberbatch, Morgan Freeman, Ruperts Graves, Una Stubbs, Amanda Abbington
Mekanlar: İngiltere
Kanal: BBC
Yayın Tarihi: 25 Temmuz 2010 - Devam Ediyor
Sezon Sayısı: 4
IMDB: 9.2/10

   Merhaba arkadaşlar! Öneri köşemizde bu hafta harika bir dizi önerimiz var. Sherlock. Birçok yabancı dizi izliyorum. Ama hiçbiri bir Sherlock olamadı benim için şu ana kadar. Esma için de öyle. Bu diziyi bu kadar farklı kılan ne derseniz; zekice kurgulanmış olması, Arthur Conan Doyle'un çok sevilen eserlerine dayanması, başrolde oynayan Benedict Cumberbatch başta olmak üzere oyunculukların ve karakterlerin mükemmel olmasını sayabiliriz.Geçen gün Esma ile son sezonu da bitirdik ve bu hafta eleştiri yazısı yazmaya karar verdik.

   Kitaplarını okumamış olanlar ve dizi hakkında bir fikri olmayanlar için kısaca konusuna değinmek istiyorum. İngiltere'de kendisini "danışman dedektif" olarak tanıtan başrolümüz Sherlock'un başından geçen olaylar ve çözülemeyen tuhaf adli vakalar zinciri konu alınıyor. Tüm bu olaylarda Sherlock'a en yakın arkadaşı Dr. Watson eşlik ediyor.


   Sherlock; IQ'su aşırı yüksek, duygusal ilişkilerden uzak, danışman dedektiflik yapan, normal insanların anlaşamayacağı asosyal tiplerden olan, biraz da çılgın bir karakter. Ya da kendi deyimiyle "yüksek fonksiyonlu sosyopat". :) Dr Watson da zamanında orduda görev almış ve burada birçok zorluk atlattıktan sonra uzun süre doktorluk yapmış, Sherlock kadar olmasa bile son derece zeki olan, olgun, iyi ve fedakar bir karakter. Bu ikilinin yolları hiç ayrılmamak üzere kesiştiğinde kendilerini tuhaf olayların içinde buluyorlar ve hikayeleri de böylece başlamış oluyor. Tabi bu karakterler dışında Sherlock'u etkisi altında bırakmayı başarabilen nadir karakterlerden gizemli kadın Irene Adler, çok güzel çay yapabilen sevimli kadın Bayan Hudson, adli tıp vakalarını çözüme kavuşturan laboratuvar uzmanı Molly Hooper, Sherlock ile zeka konusunda aşık atabilecek ve FBI da dahil tüm devlet teşkilatına sözü geçen yetkin adam Mycroft gibi karakterler de var. Ha bir de Sherlock'un ebedi düşmanı ve aynı zamanda aşırı sempatik bulduğum Jim Moriarty karakterine değinmeden geçemeyeceğim.


   Karakterlerimiz her sezon hatta her bölüm farklı olaylarla uğraşıyor, birbirinden tuhaf vakaları çözüyorlar. Korkunç gelinler, seri katiller, mutfaktaki filler, tuhaf intihar vakaları. Birçok farklı olay var. Bunları yaparken Sherlock'un çıkarımlar yapışı, olayları çözüş tarzı sizi büyülüyor elbette. Mesela ben en favori bölümlerinden biri olan 3. sezon 3. bölümde bölümün kurgulanış tarzına bayıldım. Sherlock'un zihin sarayına yolculuk etmesi, bunu yaparken herkesin donması, zihninin içinde karakterler ile konuşması falan çok hoşuma gidiyordu. Tüm bölümleri ilgi ile izledik. Son sezonu da. Ancak son sezon da özellikle de son bölümde Esma'yı ve beni (özellikle de Esma'yı) hayalkırıklığına uğratan şeyler oldu. Biz bunu gizem, zeka ve kurgu dizisi olarak seviyoruz ama son sezon vaka çözmek üzerine değil de daha çok hisler ve gerilim/korku üzerine bir sezon olmuştu. Bu hoşumuza gitmedi. Kitaptan daha kopmuş bir sezon olması da biraz üzücü oldu açıkçası. Ama yine  de bu demek değil ki artık favori dizimiz değil. Hala çok seviyoruz ve sonuna kadar devam etmeye kararlıyız. Çünkü  Sherlock'ta şu şeytan tüyü denen şeylerden bol miktarda var ve onu izlemeden duramıyoruz. Öyle ki Benedict Cumberbatch'i Sherlock ile özdeşleştiriyorum.


    Herkesin şikayet ettiği nokta dizinin bölümlerinin çok az olması ve yeni bölümlerin en az 2 yıl aralıklar ile yayınlanması. Ama birçok açıdan bu daha iyi bir şey. Öncelikle kitapla bağlı kalıyor ve kitaptaki farklı olayları birleştirip bir bölümde izleyiciye sıkmadan sunabiliyor. Hem de 1,5 saat uzunlukta olduğu için diziden çok, kaliteli bir film serisi gibi. Üstelik de onu daha çok özleyip, daha heyecanlı izlememizi sağlıyor. Yinede bazen bu kadar az bölüm olmasına bende sinir olmuyor değilim.

   Eğer sizde harika şekilde kurgulanmış, bol miktarda IQ içeren, gizem dolu, fedakarlıkları ve gerçek arkadaşlığı da arka planda görebileceğiniz harika bir dizi izlemek istiyorsanız bunu yaparken de aynı zamanda gülmek, eğlenmek, öğrenmek niyetindeyseniz bu diziyi kaçırmayın derim. Tabi daha ilk bölümü izldikten sonra dışarıda gördüğünüz birinin üzerindeki tüylerden kedisi olduğunu anlayabilecek, bir ortama girdiğinizde bardağın kulpunun durduğu yönden kişinin solak olup olmadığını anlayabilecek ya da bir kişinin gömleğindeki kırışma yerlerinden işe/okula bisiklet ile gelip gelmediğini tahmin edebileceksiniz. Ne dediğimi diziyi izlemeden anlamayacağınızı düşünüyorum. İyi seyirler :) :)