Epik Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Epik Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2017 Pazartesi

Parlayan Sözler (Fırtına Işığı Arşivi #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Words of Radience
Seri: The Stormlight Archive #2
Önceki Kitap: Kralların Yolu
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 1016
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.76  (98,109 Oy)

Arka Kapak Yazısı


Parlayan Şövalyeler bir kez daha dayanmak zorunda.

Kadim yeminler en sonunda dillendirildi, sprenler geri döndü. Kayıp olanı arıyor herkes; korkarım ki bu arayış sonları olacak.

Ama büyünün doğasında var bu. Ne de olsa harap ruhların, içine başka bir şeylerin yer edebileceği defoları olur. Bizzat yaradılışın gücü olan Dalgabağlamalar, harap bir ruhu tamir edebilecekleri gibi derinliklerine sızıp yaralarını da genişletebilirler.

Rüzgârkoşucu, intikam ve onurun sınırları arasında dengelenmiş, mahvolmuş bir dünyada kayıp. Yavaş yavaş geçmişi tarafından yok edilmekte olan Işıkören, dönüşmekte olduğu yalanı aramakla meşgul. Kan ve ölümle doğan Bağdökümcü yok edilenleri yeniden var etmeye çabalıyor. İki insanın kaderleri arasında gidip gelen Kâşif ise yavaş bir ölüm ve tüm inandıklarına korkunç bir şekilde ihanet etmek arasında bir seçim yapmak zorunda.

Onlar için uyanış zamanı çoktan geldi geçti, çünkü Dinmezfırtına tepelerine binmek üzere.

Ayrıca Beyazlı Suikastçı da geldi.


Yorum

  Herkese merhaba! Bugün en sevdiğim yazarlardan birinin en sevdiğim serisi ile karşınızdayım. :) Fırtına Işığı Arşivi en sevdiğim ilk üç fantastik seri arasındadır. Yazar ilk iki kitapla bile yerini öyle sağlamlaştırdı ki.!

  Kralların Yolu, serinin ilk kitabı. Onu okuduğumda çok etkilenmiştim, bayılmıştım. O yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Seri bizim dünyamızdan çok farklı bir dünyada geçiyor ve bu dünyada bir çoğu şey çok farklı. Büyük ve güçlü fırtınalar, değişik bir büyü sistemi, büyük imparatorluklar ve bilinmeyen düşmanlar, öngörüler, gizemi aksiyon.. Fantastik kurgudan ne bekliyorsanız bu kitapta fazlasıyla, hatta baya fazlasıyla buluyorsunuz.



  Kralların Yolu'ndan sonra merakla bekliyordum ve çıkınca çok sevinmiştim. Okumakta biraz geciktim ama keşke okumasam da dedim, diğer kitabı beklemek çok zor. :( Neyse, kitabı özellikle yavaş okudum ki hemen bitmesin, ama son çeyrekte yazar olaylara öyle bir ivme kazandırdı ki kitabı elimden bırakamaz oldum, son sayfalara doğru bir gece kitabı bırakamadım ve çok geç yatmak zorunda kaldım, kitap sizi esir ediyor.

  Kitap okurken pek heyecanlanmıyorum artık, aksiyon sahneleri beni etkilemiyor ama Sanderson ne yapıyor ediyor bir ters köşe yapıyor ve beni şaşırtıyor ve hikayeyi öyle bir noktaya taşıyor ki heyecanlanıyor, yapma yapma, bu olmaz falan demeye başlıyorum.

  Kitabı övmek istiyorum ama pek kelime bulamıyorum. Zaten spoiler vermeden konuşmak da çok zor. Her sayfası ile, her karakteri ile, kurgusu, sistemi, anlatımı ile her şeyiyle mükemmel bir seri. Fantastik kurguya ilginiz varsa kesinlikle es geçmemelisiniz. Yazarın Sissoylu serisi de muhteşemdi, onu da çok seviyorum ama bu seri ondan bile iyi bence. :) Yalnız Sanderson okuduktan sonra çıtanız öylesine yükseliyor ki diğer yazarları beğenmek zor oluyor, baştan söyleyeyim. Bu seriyi okuyun. Sanderson'la ve evreniyle tanışın mutlaka. İyi kitaplarla kalın. :)

Alıntılar

Pis olmayan bir ölüm bulmak zor. 
Göçüp gitmiş olanları hatırlamak önemliydi ama hayatta olanları korumak için çalışmak daha önemliydi. 
Gerçek bazen bir yalandan daha şaşırtıcıdır. 
Olmasalar daha memnun olacağı pek çok hatırası vardı. 
İnsan olmak güzelliği aramaktır Shallan. Umutsuzluğa kapılma, yolunda dikenler büyümüş diye avı bitirme. 
Ne zaman umursayacağını öğrenmek zorundasın, oğlum. Ve ne zaman vazgeçmen gerektiğini. 
"Aşk çürümüş yemek gibidir."
"Hayatta kalmak için gerekli olabilir ama ayrıca mutlaka mideyi bulandırır." 
Gerçek zeka kontrollü zekaydı. Bir okun rastgele bir yöne doğru atılmamasının gerekli olduğu gibi, sözlerinde özgürce uçuşmalarına izin verilemezdi. 
Huysuz değilim ben, sadece aptallığa karşı tahammülüm az. 
Sık sık en basit cevap, doğru olanıdır. 
Hayat basit değildi. Hiçbir zaman olmamıştı. 
Bir kadının gücü seçmiş olduğu rolü her ne ise onda değil, o rolü seçme gücünde olmalıdır.

Puanım

30 Ocak 2017 Pazartesi

Elric: Ruh Hırsızı (Melnibone'un Son İmparatorunun Tarihçeleri #1) - Michael Moorcock | Kitap Yorumu

 
     Orijinal Adı: Elric: The Stealer Of Souls
Seri: Chronicles Of The Last Emperor Of Melnibone #1
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 528
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.77  (1,808 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   İthaki Yayınları, bildiğimiz kahraman tanımına hiç uymayan, kırmızı gözlü, hastalıklı, kendi türüne ihanet etmiş, tartışmalı insanlığının yıpranmış sınırlarında umutsuzca yaşayan albino dük Elric'in daha önceden anlatılmış ve hiç anlatılmamış maceralarını gururla sunar!

   Fantastik edebiyatta hiçbir karakterin yapamadığını yapan, takipçisi eserleri kökten etkileyen yegâne karakter: Moorcock'ın fiziksel olarak zayıf, zihinsel olarak sorunlu, bir uyuşturucu bağımlısı gibi kılıcına tutkun, rock'n roll tarzı anti-kahramanı Elric!

   Ejderha Mızrağı'nın Raistlin'i; Unutulmuş Diyarlar'ın Drizzt'i; Sandman'in ta kendisi olan Dream; Rivialı Geralt, nam-ı diğer Witcher… Hepsi bir şekilde Elric evreninden doğan kahramanlar…

   Bu benzersiz karakter ve onun sıradışı maceraları Türkçeye hiç olmadığı kadar güçlü bir dönüş yapıyor. Moorcock'ın "nihai edisyon" dediği Melniboné'nin Son İmparatorunun Tarihçeleri, Elric'in tüm maceralarını içermekle kalmayıp yepyeni önsöz ve çizimler, mektuplar, fantastik edebiyat üzerine denemeler, Elric'e ilham veren öyküler, senaryolar ve görsellerle zenginleştirilmiş eşsiz bir koleksiyon niteliğinde.


Yorum
      Evet arkadaşlar uzun süre sizleri ihmal ettim ve yeni yıla ne yazık ki kitap okuyarak değil ders çalışarak girdim. Hukuk üçüncü sınıf olmak kolay değil. 16 dersim var ve bunların 9'u ana ders olunca sınav dönemi diye kafamı derslerden kaldırıp hukuk kitapları dışında kitap okuyamadım. Hatta banyo yapma sürelerimden bile kısalttım o derece zamanım yoktu. Ama artık sınavları atlattığıma göre bir süre gönül rahatlığıyla blog işleri ve kitaplarla ilgilenebileceğim için öyle mutluyum ki.

    Öncelikle bu kitaba yorum yazmaya nereden nasıl başlayacağımı inanın bilmiyorum. Kitapla ilgili kafam karışık ve şuan yorum yazarken bile hala yerine oturmayan taşlar var. Hani bazı kitaplar anlatılamaz bir türlü kelimelere dökülemez ya öyle bir şey. Bunu iyi anlamda demiyorum ama kesinlikle kötü anlamda da söylemiyorum. Sadece kelimelere dökülemeyecek tuhaf, alışılmışın dışında bir tarzı var kitabın. Belki de sırf bu tuhaf yapısı yüzünden diğer kitaplarını da okumaya ve bu kitabını bitirmeye karar verdim bazı yerlerde gerçekten içimi sıkması gerçeğine rağmen. Tuhaf bir etkiye sahip zira üzerimde. Hani Romeo ve Juliet kitabını okuyanlar bilirler bazı diyaloglar karmaşık, derin ve anlaşılması zor ancak sahnede görselleştirilmiş halini daha ilgi çekici buluruz bence bu kitabın da tiyatral tarzda sergilenmesi daha iyi olurdu bu yönden Romeo ve Juliet'i anımsatıyor çünkü bana.

     (Kitaptaki kılıcın ismini çağrıştıran bu şarkı ile uyumlu olarak, kitabı okurken dinleyebilirsiniz.)

Önsözden başlayacak olursak Alan Moore ilk bölümlerde yazarın kitabı yazarken hangi yazarlardan esinlendiğinden, yazmaya iten sebeplerden, yazma sürecindeki ruh hallerinden bahsediyor ve çok samimi bir havada kendi hayatıyla ve kendiyle ilgili bir takım bilgileri de bu önsöz yazısına serpiştirmiş durumda. Kitap zaten yazıldığı dönemde gazetelerde bölüm bölüm verilen parçalı bir hikayeden ibaretmiş. Bu nedenle kitapta da her başlığı ve her başlıkta anlatılan olayı farklı ancak kahramanı tek olan bir kurgu okumuş oluyoruz. Kitaba ilk başladığınızda birçok kitapta olduğu gibi olayların ya da kişinin hayatının en başından başlamıyor. Sanki seriye ortadan başlamışsınız gibi oluyor ama kolayca ayak uydurabiliyorsunuz.

    Her kitabın bir giriş-gelişme-sonuç ilerlemesi vardır mantığından hareket edersek bu kitapta buna en azından girişe uyulmadığı belli oluyor. Sonuç için konuşacak olursak kitabın büyük kısmında kitabın ve kitaptaki karakterlerin amaçlarını anlamaksızın, soru işaretleri ile okudum kitabı.

   Kitapta baş karakter hem fiziksel yönden hemde karakteristik olarak dört dörtlük değil. Kırmızı gözlü, albino, zayıf bir yapısı var ve çok da iyi birisi değil. Ben böyle karakterleri daha çok seviyorum. Daha doğal, hayatın bir parçası gibi hissettirişlerini seviyorum. Onların hata  yapabileceklerini görmek hoşuma gidiyor. Kitaptan çok Elric karakterini sevdim. Onu içimde öylesine bambaşka, öylesine orijinal, öylesine farklı ve eşsiz canlandırdım ki belkide yazarı bile bu denli hayal gücü sarf etmemiş olabilir diye düşünüyorum. Favori karakterlerimden birisi oluverdi.

    Yine karakter üzerinden devam edecek olursak; elimizde öyle bir karakter var ki iyi bir şey yapmak isterken bile kötülüğün etkisiyle kötü şeyler yapan ve bundan sonsuza dek pişmanlık duyan, nefret eden biri. Doğasında onu esir alan kötülükten nefret ediyor ama o olmadan da yaşayamıyor. Bayılırım böyle karakterlere. Hani iyi biri olmak iyi bir şeyler yapmak isterken bile başarısız olan, sakar bir doğası olan, yeri gelince çok zeki olsa da bazen çok saf olabilen, kararsızlık ve çaresizlik yumağına dolanmış, hayatın amacını arayan ama bir türlü bulamayan, başı beladan kurtulamayan, insan ilişkilerinde ve duyguları tahlilde başarısız, daima yalnız kahramanlar vardır ya işte tam olarak Elric'ten bahsediyoruz.

   Kitap fantastik bir eser olduğu için büyücülük,  tanrılar, şekli bozulmuş yaratıklar gibi paranormal ögelerle dolu. Kaos ve düzen çarpışması hoş bir kurgu olmuştu. Kitap bana bir nevi online oyunları hatırlattı. Özellikle de rappelz, 4 story gibi yaratıklara karşı mücadele ettiğimiz kılıçlarla vesaire sürekli kötülerle savaştığımız çar geliştirme oyunları gibiydi. Özellikle Elric'in sürekli belli görevleri yapması ve burada yaşadığı maceralar oyunda görevler verilmesini anımsattı mesela.(zamanında az oynamadım.:))

   Üslubu akıcı, kolay anlaşılır ve dili üçüncü kişi ağzından anlatılmıştı. Kitabı genel olarak sevdim ama çok fazla değil. Eserden puanı kötü olduğu için değil, beklentilerimin altında kaldığı için kırdım.  Kitabın anlam veremediğim bir noktası olayların çok hızlı olup bitmesiydi. Normal şartlarda belki tek bir serinin veya kitabın tamamına hakim olabilecek nitelikte bir olay, burada kısa bir bölümde hemen anlatılıp çözüme kavuşturuluyordu. Belki de bu kitabın ilk çıktığı zamanlar sayı sayı yayımlanan bir çizgi roman tarzında olmasından kaynaklanıyordur ya da yazarın tarzı budur diye kabullendim. Ama olayların giriş-gelişme-sonuç döngüsü içinde sürekli değişmesi ve kolayca neticelenmesi okuyucu açısından biraz heves kırıcı olabiliyor fikrimce. Belki çok fazla fantastik ve heyecanlı macera kitapları pek okumamış kişiler ya da lise çağındaki kişiler için biraz daha eğlenceli, onlara hitap eder şekilde basit kurgulanmıştı. Ancak daha kaliteli eserlerin tozunu yutmuş olanlar aradaki kalite farkını kolayca görebilirler. Bu nedenle herkese olmasa da 13-17 yaş aralığına daha çok tavsiye ederim. İyi okumalar :)

Alıntılar
Geçmiş, sürekli olarak yeniden yazdığımız bir senaryodur. Deneyim, yıllar içinde kendimiz ve arkadaşlarımız hakkında anlattığımız hangi hikayeye inandığımıza uygun olacak şekilde değişir.
Puanım

18 Ocak 2017 Çarşamba

Sissoylu: Çağların Kahramanı - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Hero of Ages
Seri: Mistborn #3
Önceki Kitap: Kuşatma
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 592
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.45  (143,891 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Son İmparatorluk'u yıkmak için Lord Hükümdar'ı öldürmek gerekliydi… Acaba bu bir hata mıydı?

Dört bir yanı saran ölümcül sislerin, giderek artan kesif kül yağışlarının ve asla olmadığı kadar şiddetli bir şekilde yaşanan depremlerin yeniden ortaya çıkmasının ardından, Vin ve Elend Lord Hükümdar'ı öldürmenin iyi bir fikir olduğundan artık o kadar da emin değiller. Çok uzun zaman önce, dünyayı yaratan iki ana varlıktan biri olan Harap'a her şeyi yok etmesini mümkün kılacak nihai bir güç vadedilmişti. Oyuna gelen Vin Harap'ın Miraç Kuyusu'ndan kurtulmasına neden olmuştu ve şimdi, Harap bu gücü kullanmaya niyetli. Sissoylu üçlemesinin son kitabı, ilk iki cildin muştuladığı her şey sunuyor okuyucusuna. Kökleri dizinin önceki kitaplarında bulunan bağlantılar netleşiyor, sık sık rastladığımız gizemler birer birer aydınlığa kavuşuyor ve taşlar âdeta tek tek oturuyor yerlerine. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Çağların Kahramanı nefes kesici sürprizlere gebe. 

Çağların Kahramanı, bugüne kadar benzerini okumadığınız özgünlükte ve cesurca kaleme alınmış bir final kitabı.

Yorum

  Hüzünle bir seriyi daha bitirdim ama seri de beni bitirdi, bu nasıl bir kurgu nasıl bir kitaptır Allah'ım, her sayfası ayrı güzeldi ama son sayfaları çok başkaydı. İnsan Sanderson okuduktan sonra kolay kolay diğer kitapları beğenemiyor çünkü çıtanız öyle yükseliyor ki diğer her şey basit geliyor.



  Sissoylu en sevdiğim serilerden biriydi, artık Fantastik Kurgu'da ilk On'umda sarsılmaz bir yere sahip. Kitab yavaş yavaş okudum ki bitmesin ama son sayfaları yavaş okumak ne mümkün! Dünyadan kopuyorsunuz ve kitabı elden bırakamıyorsunuz, yazar ortaya öyle güzel bir kurgu çıkarmış size öylesine güzel sunmuş ki sizin kitaptan çıkasınız gelmiyor. Brandon beni şaşırtabilen nadir yazarlardan ve onun bu yönüne bayılıyorum.


  Yorumu uzun tutmak istemiyorum, bu seriyi okuyun Sanderson okuyun ve sizde sevin, diğer türlüsü zor zaten. :)

  Ben kitabı bitireli biraz oldu ama yeni yazabildim yorumu, zaten bu kitap yorum yazılacak değil okunacak bir kitap. :) Herkese iyi okumalar. :)

Serinin ilk iki kitabının yorumuna buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.

Dipnot: Kitap her ne kadar güzel olsa da baskısını hiç sevmedim, çevirmenin değişmesi ve çevirideki özensizlik kitap boyunca canımı oldukça sıktı. Özellikle diyalog cümlelerinin başında yer alan tırnak işaretleri çok özensizdi, zaman zaman atlanmış, zaman zamanda yanlış yere konmuş oluyordu. Ya da iki farklı karakterin cümlesi aynı satırda oluyordu bu da bazen kafa karışıklığına sebep oluyordu. Yayınevinin buna daha çok özen göstermesini beklerdim.

Alıntılar

Hayatta umuttan eser yok. Geride bırakabilmem gerek; ama yapamıyorum. 
İnanalar genelde imkansız olanı denemeye gönüllüdürler. 
Gölgelerde saklanan bir düşmandansa üzerine gelen bir düşman daha iyiydi. 
Son zamanlarda yaşamım bilmediğim bir dilde yazılmış bir kitap gibi geliyor. 
Sorunları görmezden geldiğinizde sizi etkilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? 
Her önderin bir zayıflığı vardır. Kazananlar ise bunları nasıl bastıracağını bilenlerdir. 
Tüm yaşamım boyunca güvendim ve incindim.

Puanım

Beş üzerinden on yok mu?

26 Ekim 2016 Çarşamba

Kuşatma (Sissoylu #2) - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Well of Ascension
Seri: Mistborn #2
Önceki Kitap: Son İmparatorluk
Sonraki Kitap: Çağların Kahramanı
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 648
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.34  (145,907 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Kötülük alt edildi; savaş ise henüz başlıyor.

İmkânsızı başardılar ve acımasız iktidarı bin yıl boyunca devam eden Tanrı benzeri varlığı ortadan kaldırdılar. Bu toprakların en kudretli Sissoylusu hâline gelen Vin ve ona âşık olan genç, idealist bir soylu olan Elend Venture, şimdi yıkık bir imparatorluğun külleri üzerine sağlam, yeni bir toplum inşa etmek zorunda.

Üç farklı ordunun kuşatması altında kaldıkları sırada, Vin ve Elend bu zorlu amaç için çalışmaya başlayalı çok kısa bir zaman olmuştu. Kuşatmanın demir yumruğu geride kalan her günle birlikte giderek daha da kapanırken, kadim bir efsane bir umut ışığı sunmaya başladı onlara. Efsanede bahsedilen Miraç Kuyusu’nun ne tür bir güç bahşettiği belli değil, hatta bu kuyunun gerçekten de var olup olmadığını bile kimse bilmiyor.

Belki de Lord Hükümdar’ı alt etmek işin en kolay tarafıydı. Lord Hükümdar’ın yıkılışı sonrasında ortaya çıkan gelişmelere rağmen hayatta kalabilmek hiç de kolay olmayabilir.

Yorum

  Sissoylu... Efsane yazarın efsane serisinin ikinci kitabı; Kuşatma.
  Sissoylu serisini çok seviyorum, daha doğrusu ilk kitaptan çok sevdim ve ikinci kitabı okumayı uzun süredir istiyordum. Aslında alalı bir süre olmuştu ancak kitaba zaman ayırmak istediğim için başlayamamıştım ve sabırsızlanıyordum ki nihayet başladım ve bitirdim. :)

  Sissoylu ile henüz tanışmayanlar için yorumum da biraz spoiler olabilir baştan söyleyeyim ancak arka kapak yazısından fazla da spoiler yok, rahat olun. :)

  İlk kitapta yaşanan olayların bir yıl sonrasından başlıyor kitap. Som İmparatorluk'ta artık her şey farklıdır, yeni ve tutunmaya çalışan bir hükümet, ne yapacağını bilmeyen bir halk ve günden güne tehlikeli olmaya başlayan Zifir. Ve tüm bunların üstüne gelen Luthadel'i kuşatmaya çalışan ordular.. Tüm bunların içinde Vin ve Elend hem şehri korumaya hem de Zifir'le mücadele etmeye çalışmaktadır. Son İmparatorluk'ta tam bir kaos hakim ve Sanderson sizi bu kaosun merkezine yerleştiriyor ve muhteşem kurgusuyla sizi büyülüyor. En azından ben büyülendim, Sanderson okudukça ona hayran kalmamak diye bir şey olabilir mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. :)

  İlk kitaptan sonra bazı şeylerin (bu "bazı" şeyleri okuyanlar bilir) eksikliğini hissederim sansam da ben hissetmedim açıkçası. İlk kitapla bu kitap arasında oldukça farklar vardı, ilk kitap belli bir amaca adanmış umudun yüksek olduğu ve asil yaşantısının doruklarda olduğu bir kitapken bu kitap tam zıddı idi, şehir kuşatma altında, kaos hakim ve umutsuzluk hüküm sürüyor. Ancak yazar iki kitap arasındaki bu farkı hiç hissettirmedi, ilk sayfadan son sayfaya kadar okuması oldukça zevkli ve dolu dolu idi. Özellikle son 200 sayfa kadarı çok güzeldi, hele o son sayfalar. Nasıl okuduğumu hiç bilmiyorum, pozisyonumu bile değiştiremeyecek kadar donmuş bir şekilde okudum!


Normal herhangi bir kitaptan daha büyük gördüğünüz gibi :D

  Sanırım Sanderson kitaplarının en büyük sorunu büyüklükleri ve yazısının küçük oluşu. Okurken tutması ve okuması biraz zor oluyor, yatarken okumak zaten imkansız. Yine de yazanlara değer diyerek yorucu minik yazılarını da görmezden gelip okuyoruz tabii ki. :)

  Kitapta büyük olaylar yaşandı ve hepsi de birbirinden güzel kurgulanmış ve sunulmuştu. Düşman kim, hain kim, neler olacak, zifir ne? Bir çok soru vardı ve çoğu soru çözüme kavuştu ancak peşinde bir çok soruya yer açtı. Daha bir çok gizem var ve diğer kitapta neler olacak merak ediyorum.

  Bu seri hakkında uzun uzun konuşabilirim, hatta konuşmak da istiyorum ancak spoiler vermek istemediğim için susuyorum. :) Eğer fantastik kurgu seviyorsanız bu seriyi es geçmeyin, kurgusu, konusu ve kendine özgü büyü stili ile çok farklı ve güzel bir seri, bunu kaçırmayın ve mutlaka göz atın derim. :) Umarım sizde seriyi okur ve seversiniz, iyi okumalar. :)

Alıntılar

"İyi adamlar efsane olamazlar," dedi Elend sessizce.
"İyi adamlar efsane olmaya gerek duymazlar," Vin gözlerini açarak ona baktı. "Onlar her halükarda doğru olan şeyi yaparlar." 
Bazen, vazgeçmek başarısız olmaktan iyidir. 
Bir açıdan ona güvenerek yanılmayı, güvensizliğin endişesiyle başa çıkmaya tercih ederdi. 
Bir adamı tanımlayan şey onun kusurları değil, bunların üstesinden nasıl geldiği idi.
Sadece siz onları anlamıyorsunuz diye başkalarının inançlarını küçümsemeyin Hanımım.

Puanım



30 Temmuz 2016 Cumartesi

Büyük Av (Zaman Çarkı #2) - Robert Jordan

Orijinal Adı: The Great Hunt
Seri: Wheel of Time #2
Önceki Kitap: Dünyanın Gözü
Sonraki Kitap: Yenidendoğan Ejder
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 772
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.19  (157,909 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Terkedilmişler serbesttir. Valere Borusu bulunur ve Ölüler düşsüz uykularından uyanmaya başlarlar. Kehanetler gerçekleşmektedir...
Aes Sedailerin, Yeniden Doğan Ejder ilan ettiği Rand ak`Thor ise kaderinden ümitsizce kaçmaya çalışmaktadır.
Ancak bu kaçışın sonsuza dek sürmesi mümkün değildir.
Gücü her geçen gün artmakta olan Karanlık Varlık, kadim zindanından kaçkmak, Çark`ı kırmak, Zaman`a bir son vermek ve Desen`in dokusunu parçalamak için uğraş vermektedir.
Ve Desen, Ejder`in ortaya çıkmasını talep eder.

Yorum

  Ve nihayet Büyük Av'ı bitirdim. Evet nihayet diyorum çünkü biraz uzun sürdü ve kitapları uzuun sürelerde okuyunca sıkılıyorum ben biraz. Kitaba büyük bir hevesle başladım çünkü Zaman Çarkı sevdiğim ve merak ettiğim fantastik serilerden biridir, ancak başladığım hevesle okuyamadım. Neden hevesle okuyamadığıma birazdan değineceğim.

  Büyük Av, Işık ve Gölge'nin savaşında çok önemli bir yere sahip olan Valere Borusu'nun arayışına verilen isim. Kitapta da kahramanlarımız bu borunun peşinde, isteseler de istemeselerde. Rand ve arkadaşları borunun peşine düşmek zorunda kalıyor ve olaylar peşisıra gelişiyor. Spoiler vermemek için içeriğe daha fazla değinmeyeceğim.

  Kitapta büyük bir arayış ve kovalamaca var, iyi kötü arasındaki savaş daha da kızışıyor ve her şey daha da tehlikeli bir hal alıyor. Buraya kadar her şey normal, kitabın konusu boru avı ve siz kitaptan bunu bekliyorsunuz. Öncelikle olaylara giriş biraz yavaş oldu, yine de gerekli bölümlerdi ve sıkıcı değillerdi. Olaylar başladıktan sonra yazar sık sık olayları dağıtarak konudan uzaklaşıyordu ve kitabın bu yönünü beğenmedim ben. Bazı bölümler sayfa sayısını arttırmak için yazılmış gibi hissettim ve bu da okurken biraz sıkılmama sebep oldu.

  Yolculuk hikayelerini pek sevmiyorum, fazla basmakalıp oluyorlar, bu önyargımı Yüzüklerin Efendisi kırmış olsa da hala çok tercih etmiyorum. Ve bu seride (sanırım geri kalan kitaplarda bu şekilde olacak) yolculuk hikayesi şeklinde işliyor ve beni sıkmaya başladı, çünkü benzeri olaylar yaşanıyor sürekli, bu da sıkıcı oluyor haliyle. İlk kitap da sürekli yollarda geçmişti ancak sıkılmamıştım hiç. Hatta ilk kitabı giriş kitabı olarak çok beğenmiş, diğer kitapların daha gümbür gümbür olacağını düşünmüştüm. Ne yazık ki Büyük Av öyle olmadı, biraz ara kitap havası vardı. Diğer kitaplar bu şekilde olmaz umarım, serinin daha çok aksiyona ve yeniliğe ihtiyacı var.

  Genel olarak çok akıcı olmasa da çok durgun da değildi, diğer kitaplarda yaşanacak olaylar için çok güzel tohumlar atıldı ve son sayfalardaki olaylar da beklentiyi yükselten cinstendi. Henüz üçüncü kitabı alamamış olsam da (serideki kitapların fiyatları insanı bir hayli zorluyor ne yazık ki), üçüncü kitabı merak ediyorum ve güzel olacağını düşünüyorum.

  Geçenlerde keşfettiğim bir şarkıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Blind Guardian'ın Ed The Edge of Time adlı albümündeki Wheel of Time bu seriden ilham alınarak yapılmış bir şarkı. Sözlerini çok beğendim, seriye çok uygunlar, metal müzik dinliyorsanız keyif alabileceğiniz bir şarkı. Ben şarkıyı beğensem de kitabı okurken dinlediğim de serinin ruhunu tam anlamıyla yansıtamadığını düşündüm, tabii kişisel bir düşünce bu. :)
  Altyazıyı açarsanız şarkının Türkçe sözlerini takip edebilirsiniz.


Büyük Av, Dünyanın Gözü'nden bir kaç tık geride olsa da gayet güzeldi, bir ara tıkanıp okumakta zorlansam da son sayfalar da yazar toparladı ve seriye devam etme isteğim yeniden canlandı. Zaman Çarkı, her fantastik severin şans vermesi gereken bir seri bence. Umarım sizlerde okur, beğenirsiniz. İyi okumalar. :)

Alıntılar

Yapmaman gereken şeyi yapmazsan, kimseyi incitmek konusunda endişelenmene gerek olmaz.
Ölüm tüyden hafif, görev dağdan ağır.

Puanım




  

2 Haziran 2016 Perşembe

Dövmeli Adam (İblis Döngüsü #1) - Peter V. Brett | Kitap Yorumu

peter v brett
Orijinal Adı: The Warded Man
Seri: The Demon Cycle #1
Sonraki Kitap: Çöl Mızrağı
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 640
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.26  (63,950 Oy)

Arka Kapak Yazısı

BAZEN KARANLIKTAN KORKMAK İÇİN ÇOK İYİ BİR SEBEP VARDIR!
Üç genç insan bir araya gelerek insanlığa son bir kurtuluş şansı sunacak, karanlığa omuz omuza göğüs gerecektir.
On bir yaşındaki Arlen, küçük orman köyü Tibbet Deresi'nden yarım günlük mesafede bulunan çiftlik evlerinde ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Ne var ki Arlen'ın yaşadığı dünyada, akşam karanlığının bastırmasıyla birlikte yerden garip bir sis yükselir ve bu sis, yaşayan tüm canlılara saldırıp karınlarını vahşice doyurmak isteyen aç nüvelikleri de beraberinde getirir. Bu korkunç iblislerle, ölümlülerin silahlarını kullanarak mücadele etmek hemen hemen imkânsızdır. O yüzden, insanların, büyülü muhafaza sembollerinin arkasına sığınıp, yaratıklar şafağın sökmesiyle beraber tekrar Nüve'ye dönene kadar koruma düzeneklerinin saldırılara dayanması için dua etmekten başka hiçbir seçenekleri yoktur. Daimi bir korku içinde yaşamanın kader olmadığını düşünmeye başlayan Arlen ise, kendini farklı bir yol izlemek zorunda hisseder. Nüveliklere karşı savaşılmalıdır!
Küçük bir kasaba olan Ormancı Çukuru'nda, Leesha'nın geleceği basit bir yalan yüzünden paramparça olur. Kasaba ahalisinin gözünde küçük düşen Leesha, nüveliklerden bile daha korkutucu olan yaşlı bir Otacı Kadın'ın bakımını üstlenerek kendini kasabalıların imalı bakışlarından uzak tutmaya çalışır. Otacı'nın yanında geçirdiği uzun yıllar süresince de tehlikeli ve kadim bilgilerin koruyucusu haline gelir.
Bir iblis saldırısında hem öksüz hem sakat kalan minik Rojer ise, kendini Jonglörlük sanatında geliştirip keman çalmakta ustalaşarak hayattaki kimsesizliğini unutmaya çalışır. Ne var ki sahip olduğu eşsiz yetenek, ona, gecenin karanlığı karşısında beklenmedik bir üstünlük kazandırır.

Yorum

  Herkese Merhaba! :) Çok güzel bir fantastik serinin ilk kitabıyla karşınızdayım, henüz serinin tamamını okumasam da çok güzel diyorum çünkü gelecek vadeden bir seri. Kitabı iki gün önce bitirdim ama ancak bugün yazabildim yorumu.

  İblis Döngüsü, iblislerle insanlığın savaşını konu alan bir fantastik seri. Bu seriyle yeni bir fantastik dünyaya yolculuğa çıkıyorsunuz ve bu dünyada geceler iblislere ait! Her gün güneş battıktan sonra insanları öldürmeye gelen iblisler ve onlardan korunmak için muhafazaların ardına sığınan insanlar.. Kurtarıcı'larını bekleyen insanlar iblislerle baş edemeyeceklerini düşündükleri için geceleri dışarı çıkamıyor ve korku içinde yaşıyorlar. Kitabın dünyası bu şekilde ve bu dünyanın içinde kitabımızın üç başkarakteri; Arlen, Leesha ve Rojer. Birbirinden ayrı bu üç insanın iblisler yüzünden değişen hayatlarının birbiri ile nasıl kesişeceğini okuyoruz.



  Yeni dünyalar okumayı çok severim, bu yüzden fantastik kurgu en sevdiğim kitap türüdür. İblis Döngüsü ile de yeni bir dünyaya adım attım ve bu dünyayı çok sevdim, iblisler, muhafazalar, otacılar, aradaki binlerce yıllık savaş.. Kitabın dünyasını da karakterlerini de sevdim. Özellikle Arlen kütüphanedeyken onu daha çok sevdim, kitaplara karşı olan tutkusu ve öğrenmeye açlığı bana çok yakın geldi ve bir kez daha sevdim. :)



  Dili oldukça akıcı, ilk yarıda büyük olaylar olmasa da, durgun bir giriş havası hakim olsa da sıkılmadan okuyorsunuz. Kitabın son çeyreği ise oldukça hareketli ve güzeldi, kitabın ilk başları seriye giriş havası taşıyan bir sakinlik içindeyken sonları oldukça hareketli ve gümbür gümbürdü. Kitabı bitirdikten sonra serinin devamının çok daha iyi olacağına emin oluyorsunuz.



  Kitabın tek zayıf bulduğum yönü kurgusu oldu, kitapta gizem yok denecek kadar azdı ve bu tarz kitaplarda gizem büyük önem taşıyor bence. Olayları sıralı olarak değil, flashback ile karakterlerin eski yaşamlarına geri dönüşler yaparak sunsa kitap tadından yenmezdi bence. :D

  Dövmeli Adam genel olarak sevdiğim bir kitap oldu, kurgusu dışında oldukça başarılı ve güzel bir giriş kitabıydı, serinin devamını merak ediyorum ve bir an önce okumak istiyorum. Sonu güzel bitti, ikinci kitabı merak ettirdi. :D Fantastik kurgu seven bir okursanız, İblis Döngüsü hoşunuza gidecek bir seri olacaktır. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Kazanamayacağın bir muharebede savaşmak, cesur olmak demek değildir. 
Karanlığa meydan okumaya cesareti olanlar için dışarıda kocaman bir dünya var. 
İçimizdeki en iyiyi dışarı çıkaran, yaşadığımız en kötü zamanlardır. 
"Bizler ne olduğumuzu kendimiz seçeriz kızım," dedi. "Eğer diğerlerinin sana değer biçmesine izin verirsen, zaten kaybolup gidersin, zira hiç kimse diğerlerinin kendinden daha değerli olmasını istemez.." 
Umut ve mutluluk bugünlerde sık rastlanan şeyler değil. O kadar muhtaç olduğumuz halde ne yazık ki değil.

Puanım 


8 Şubat 2016 Pazartesi

Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler (Centilmen Piç #2) - Scott Lynch | Kitap Yorumu

Scott Lynch
Orijinal Adı: Red Seas Under Red Skies
Seri: Gentleman Bastard #2
Önceki Kitap: Locke Lamora'nın Yalanları
Sonraki Kitap: Hırsızlar Cumhuriyeti
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 696
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.22  (59.451oy)

Arka Kapak Yazısı

"Bizi tarih kitaplarında ararsan en fazla satır aralarında bulabilirsin. Yok eğer efsanelerde ararsan işte orada övüldüğümüzü görebilirsin."

Usta hırsız ve dolandırıcı Locke Lamora ile ölümcüllüğünden hiçbir şey kaybetmemiş Jean Tannen, evlerinin ve geçmişlerinin enkazından kaçmış, Camorr'un Belası ise Camorr'suz kalmıştır. Ancak oradan oraya sürüklenmek Centilmen Piçler için bile bir seçenek değildir, onlar da en iyi yaptıkları işe geri dönerler… Bu kez hedefleri Tal Verrar şehir devleti ve şehrin en korunaklı, görkemli binası Günahane'dir.

Görüp görülebilecek en büyük kumarhane olan ve oradan bir tek sikke çalıp hayatta kalanın olmadığı Günahane, Locke'un direnemeyeceği türden bir hedeftir…

… fakat Locke'un kusursuz suçunun beklemesi gerekmektedir.

Çoksatan serisi Centilmen Piç'in ikinci kitabında Scott Lynch, açık denizlerin ve en alçakçasından kurnazlıkların eksik olmadığı sürükleyici öyküsünü, kırılma noktasına kadar sınanan bir dostluğu anlatarak dokuyor ve sarsıcı kalemiyle okurların hayal dünyasını alabora etmeye devam ediyor.

Yorum

  Locke Lamora'nın Yalanları'na bayılmıştım, harika bir kitaptı ve hal böyle olunca Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler'i hemen okumak istemiştim. Kitabı aldıktan sonra başlamam biraz uzun sürdü çünkü hem kitabı okumayı çok istiyordum hem de serinin diğer kitabı çıkmadığından bu kitabı bitirip beklemekten delirmek istemiyordum, neyse dayanamadım başladım tabii zor bu seriden ayrı kalmak.

  Kitap çok güzel ve hareketli başladı, kahramanlarımız artık Camorr'da değil Tal Verrar'dadır. Yeni şehir, yeni vurgun, yeni düşmanlar... İlk bölümler çok güzeldi, bu seriyi okurken hissettiğim coşkuyu hissettim. Locke Lamora'nın Yalanları'nı okurken o coşkuyu neredeyse tüm kitap boyunca hissetmiştim, zekice kurgu, heyecan verici planlar ve  dolandırıcılığın harmanlandığı kendine özgün dünyası olan bir kitap. Bu bahsettiğim coşkuyu nadiren yaşarım ve Scott Lynch bana bir kaç bölüm değil tüm kitap boyunca bol bol yaşatmıştı, bu yüzden bende yeri ayrıdır. Kızıl Gökler Altında Kızıl Denzler'de o coşkuyu maalesef ki giriş ve sonuçta yaşadım, aradaki bölümlerde pek olmadı ne yazık ki.

  İlk bölümler soygunu ve nasıl olacağını anlamaya çalışırken işin içine başka kişilerin ve olayların girmesiyle her şey karmaşıklaşıp büyüdü. Çok iyi gitti o zamana kadar sonra ise kitabın adını aldığı deniz yolculuğu başladı. Açıkçası o bölümleri çok çok sevmedim, bu hoşlanmadım demek değil sadece Centilmen Piç serisinin genel halinden biraz farklı ve yavaştı, denizcilik terimleri de çok fazla olunca bozuldum açıkçası biraz. o bölümler kötü müydü derseniz kesinlikle değildi bir çok olay yaşandı, hepside gayet iyiydi sadece denizde ki süre bana biraz uzunmuş gibi geldi, kitapta daha az yer kaplasa iyi olurdu diye düşünüyorum.

  Son bölümlere doğru ise kitap yeniden kendini buldu ve nasıl okuduğumu anlamadım, yazar ondan beklediğim her şeyi verdi o bölümlerde, okuması gerçekten çok güzeldi, evet coşkuyu fazlasıyla hissettim o bölümlerde. Hele sonu, çok güzeldi, bir an önce diğer kitap diğer kitap dedirten ve kitaba fazlasıyla yakışan bir son oldu.

  İlk kitaptan farklı olarak bu kitapta harita yer alıyor, aslında ilk ve sonda olmak üzere iki harita var ve ben ikinciyi en arka sayfada oluğu için çok sonra gördüm. O harita Tal Verrar'ın ve sizde benim gibi sonradan değil, Tal Verrar bölümlerini okurken bakın :D

  Kitabın ortamı değişince birçok yeni karakter de dahil oldu doğal olarak. Başarılı karakterlerdi, sevdiklerim de gıcık olduklarımda oldu (bkz. Arhon Stragos (adam çok gıcıktı, hiç sevmedim :D)). Locke ve Jean ise onları gerçekten çok seviyorum ve onları okumak gerçekten çok zevkli.

Locke Lamora'nın Yalanları Scott Lynch


Locke Lamora'nın Yalanları mı Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler mi derseniz? Ben Locke Lamora'nın Yalanları derim, bu kitabı da çok sevdim ama ilk kitap tartışmasız çok iyiydi, bu sanki bir tık geride kalmış. İlk kitabın en sevdiğim yönlerinden biri geri dönüşlerdi, bu kitapta yok denecek kadar azdı, buna üzüldüm biraz çünkü geri dönüşleri normalde de bu seride de seviyorum.
 

  Puan konusunda çok kararsız kaldım, özellikle son bölümlerden sonra tam puan tam puan diyor bir tarafım ancak objektif bakınca kitabın denizde geçen bölümlerinin serinin bir tık gerisinde kaldığını düşünüyorum, bu yüzden 5 üzerinden 4.5'te karar kıldım.

  Kitap çok güzeldi, fantastik severler için mükemmel bir seri. Okumadıysanız hiç durmayın başlayın derim. Üçüncü kitap The Republic of Thieves bir an önce çıkar umarım. İyi Okumalar :)

Puanım


12 Ocak 2016 Salı

Sissoylu: Son İmparatorluk - Brandon Sanderson | Kitap Yorumu

Son İmparatorluk
Orijinal Adı: Mistborn: The Final Empire
Seri: Mistborn #1
Sonraki Kitap: Sissoylu: Kuşatma
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı: 530
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.48  (168,347oy)

Arka Kapak Yazısı

  Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.Yenik düştü.
  O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.
  Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.

Gecenin sahibi sisler.
Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.



Yorum

  Sissoylu uzun zamandır merak ettiğim kitaplardan biriydi, özellikle de Kralların Yolu'nu (yorum için tıklayın) okuduktan sonra daha çok ilgimi çekmişti çünkü Kralların Yolu'ndan sonra Brandon Sanderson'ı hem çok sevmiştim hem de çok hayran olmuştum. Sissoylu'yu çok daha önce okuyacaktım ama kargoda sorun çıkınca kitap çok geç gelmişti ve bende Bilge Adamın Korkusu'na (yorum için tıklayın) başlamıştım falan derken araya bir sürü kitap girdi ve okumam çok gecikti ne yazık ki.

  Güzel olacağına emin olarak başladığım kitaplardan biriydi bende hem öneri üzerine hem de kitaptan ayrılmamak için yavaş yavaş okudum. Aslında bir çok yerde bırakmak için kendimi zorladım :D

Harita çok güzel hazırlanmıştı çok beğendim
  Tüm dünya tek bir hükümdarın yönetiminde ve o da ölümsüz, gaddar bir hükümdar. Bin yıllık bir imparatorluk ve bu imparatorluğun karşısında duranlar... Konu çok güzeldi, biraz alışılageldik gibi olsa da hikayenin akışı, kurgu gibi ögelerle çok başka bir kitap olmuş.

  Karakterleri ve kurgusu gerçekten çok şahaneydi ve okurken bunu sürekli hissediyorsunuz. Kitabı okurken hayal gücü ve zekanın birleşiminin muhteşemliğini somut bir şekilde hissediyorsunuz. Sanderson hem bir dünya kurmuş, çok farklı bir büyü stili geliştirmiş, yepyeni kavramlar katmış ve sonra bunları öyle zekice kurgulayıp kullanmış ki okurken bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz ve sürekli hayran kalıyorsunuz yazara.

  En azından ben kaldım, aynı hisleri Kralların Yolu'nda da yaşamıştım ve Sissoylu'nun da böyle olması beni çok mutlu etti. Bu kitabı okurken Sanderson çıtayı öyle güzel yükseltiyor ki başka kitapları beğenmek zorlaşıyor.

  Karakterleri de çok sevdim ve onları okuması çok zevkliydi, Kelsier'i ve felsefesini özellikle çok sevdim. Aynı şekilde diğer karakterleri de sevdim, hepsi çok güzel yazılmıştı.

  Kitap hakkında söylenecek çok şey yok aslında, üzerine uzun uzun konuşulabilir ama yorum yapmak zor. Çünkü şahane bir şey bu kitap ya :D Böyle çok fazla övgü okuyunca beklentiler yükseliyor ve hayal kırıklığına uğruyor insan bence beklenti içinde olmayın ama beklentileri de fazlasıyla karşılayabilecek bir kitap var karşınızda bunu bilin.

  Kitaptaki büyü teknikleri beni çok hoşuma gitti, alışılageldik büyü tarzından çok farklı ve çok güzel. Böyle yeni şeyler okumanın keyfiyse bir başka tabii.

  Son bölümler her şey çok daha heyecanlıydı ben fark etmeden bir oturuşta 120 sayfadan fazla okuyup kitabın sonuna gelince çok bozulmuştum ama elimden de bırakamamıştım.

  Fantastik dünyalar içinde Sanderson'ın dünyaları kendine hep çok ayrı yer bulacaktır çünkü olağandışı güzel dünyalar bunlar. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum ama bir anda hepsini bitirip ortada kalmak istemiyorum.

  Aralık 2015'te çıkan ve serinin ikinci kitabı olan Kuşatma'yı çok merak ediyorum. Umarım kısa zamanda alıp okuyabilirim.

  Sissoylu okumananızı kesinlikle önerdiğim muhteşem bir fantastik kurgu. Umarım okumuşsunuzdur ya da okumayı düşünüyorsunuz ve beğenirsiniz. Benden küçük bir tavsiye her sayfanın tadını çıkara çıkara okuyun çünkü böyle kitaplar çok az. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Yeni tatlar da yeni fikirler gibidir genç adam, ne kadar yaşlanırsan, hazmedilmeleri de senin için o kadar zor hale gelir." 

"Doğru inanç iyi bir pelerin gibidir diye düşünüyorum ben. Eğer üstünüze iyi uyuyorsa, sizi sıcak tutar ve korur. Ancak tam oturmayanı boğucu olabilir." 

"Bizim inancımız çoğu zaman en zayıf olması gereken yerde en güçlüdür. Umudun doğası budur." 

"Sırf seni incitti diye birisini sevmeyi bırakamıyorsun" dedi Kelsier. "Eğer yapabilseydin her şey kesinlikle daha kolay olurdu." 

"Kimi sevdiğini seçemiyorsun. İnan bana gerçekten de sevmemiş olmayı tercih edeceğim insanlar var. Onlar bunu hak etmiyordu."

Puanım



  

17 Aralık 2015 Perşembe

Dünyanın Gözü (Zaman Çarkı #1) - Robert Jordan | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Eye of the World
Seri: The Wheel of Time #1
Sonraki Kitap: Büyük Av
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 817
Baskı Yılı: 2003
Goodreads Puanı: 4.16  (209,478)


Arka Kapak Yazısı


Zaman çarkı döner
Ve Çağlar Gelir Gider
Olmuş Olan. Olacak Olan
Ve Olmakta Olan
Her An Gölgenin Altında Ezilebilir.

Bırakın Ejder Bir kez daha zamanın Rüzgarlarına Binsin.


İyinin ve kötünün sonsuz bir savaşa tutuştuğu, ışığın ve gölgenin dünyası; Zaman Çarkı'nın dünyası...
Bugüne dek yazılmış en görkemil fantastik kahramanlık öyküsü.


Yorum

  Hani bazı kitaplar vardır daha başlamadan bilirsiniz seveceğinizi, işte benim için Zaman Çarkı öyle bir seri, Dünyanın Gözü de öyle bir kitaptı. Uzun süredir okumak istediğim ama okuyamadığım bir seriydi, hacmi göz korkutuyor evet bunun da etkisi var tabii.

  Dünyanın Gözü'nü alalı bayağı bir zaman olmuştu ancak başlayacağım, şu kitaptan sonra şöyle böyle derken bir türlü okuyamamıştım. Kitap rafa dururken sürekli göz kırpıp duruyordu ve en sonunda başladım. 


  Seriyle ilgili yorumları okursanız genel kanının serinin dilinin ağır olduğu yönünde olur ama ben hiç öyle hissetmedim. İlk bölümler biraz yavaş olsa da -ki giriş için gayet uygunlardı- 80lerden sonra olaylar başladı ve kitap çok sürükleyici oldu. Dili ise bence hiç ağır değil, seriye gayet uygun. Betimlemeler, anlatım, akıcılık çok iyiydi.



  Kitabın kurgusuna gelecek olursak, o gerçekten şahaneydi. 14 kitaplık dev bir seri için çok güzel bir başlangıç kitabı olmuş. Serinin konusunu ve dünyasının genel hatlarını anlıyorsunuz, tabii ki güzel bir macera eşliğinde. Kitap diyor ki seri gümbür gümbür gelecek hazır olun!


  Karakterler ise gayet güzel kurgulanmıştı. Bir çoğunu yüzeysel tanısak da serinin geri kalanında karakterleri daha yakından tanıyacağımızı düşünüyorum ve merakla bekliyorum. Karakterlerin hikayelerini merak ediyorum, özellikle Rand, Thom Merrilin ve Lan'inkini. 


  Dünyanın Gözü'nü çok sevdim, serinin geri kalanında hikayenin daha iyi olacağını düşünüyorum ve merakla bekliyorum. Sanırım seriyle tek sorunum kitaplarını almak olacak :D Çevirisi de güzeldi ancak daha iyi olabilirdi sanki. 


  Kurgusuyla, anlatımıyla çok güzel bir kitaptı, fantastik severler için çok uygun ve mükemmel bir seri. Dili ağır ya da sıkıcı değil hikayenin içine girdikten sonra sayfalar çok hızlı akıp gidiyor. Seri böyle devam ederse Zaman Çarkı kesinlikle favori serilerimden biri olacak. Ve serinin en iyi taraflarından biri hemen bitecek diye üzülmemek :D

  İyi okumalar :) 


Alıntılar

"İnsanlar tuhaftır, Rand. En iyileri bile öyledir."


"Ama umut, sen boğulurken eline geçen bir parça ip gibidir; kendi kendine seni sudan çıkarmaya yetmez."
"Hiçbir insan bir diğerine, herhangi bir sebepten zarar vermemeli, demek. Şiddet için hiçbir bahane yoktur. Hiç."
"Bazı insanlar diğerlerinden faydalanır ve eğer bunu yapamayacaklarını göstermezseniz, kendilerinden zayıf olanlara zorbalık edip dururlar."
"Bazı insanlar," dedi Aram büyük bir üzüntüyle, "hayvani içgüdülerini asla bastıramazlar."
"Dünya, ait oldukları yerde kalmayı bilmeyen aptallarla dolu. Bu kadar soruna sebep olan da bu işte. İnsanlar ait oldukları yerde kalmıyor." 
"Zaman Çarkı Çağların Deseni'ni dokur ve kullandığı ipler yaşamlardır. Desen sabit bir şey değildir. Biri yaşamının yönünü değiştirmeye çalışırsa ve Desen'in uygun bir boşluğu varsa, Çark dokumaya devam eder ve o değişikliği içine alır. "
"Küçük değişiklikler için her zaman yer vardır, ama bazen Desen, ne kadar denersen dene, büyük bir değişimi reddeder."


"Bana fısıldayan ses, en iyi yalanın genelde yalan olduğu düşünülemeyecek kadar saçma olduğunu fısıldıyor ... "
"Konukları kapıya kadar geçirmek, ama gidişini izlememek geleneğimizdir. Hatırlanması gereken, konuğun eşliğinin zevkidir, gidişinin hüznü değil. "
"Birisi korumanıza ihtiyaç duyarken cesur olmanın daha kolay olduğunu anlamıştı."

Puanım 


28 Ekim 2015 Çarşamba

İlkabahar Şafağı Ejderhaları (Ejderha Mızrağı #3) - Margaret Weis & Tracy Hickman | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Dragons of Spring Dawning
Seri: Dragonlance: Chronicles #3
Yayınevi: Laika Yayınları
Sayfa Sayısı: 390
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 4.11  (39,018)


Arka Kapak Yazısı


Dünyanın, Kraliçe Takhisis'in ejderhalarına karşı direnişi devam ediyor. Gizemli ejderha küreleri ve parlayan ejderha mızrakları ile silahlanmış yol arkadaşları dünyaya umut getiriyor. Savaş tüm şiddeti ve acımasızlığıyla sürerken; yeni günün şafağında, yol arkadaşlarının kalbini gölgeleyen karanlık sırlar ışığa çıkıyor.

Yaşadıkları ihanetler ve zayıflıklar, bir cephe de kendi içlerinde açar; ama kahraman olmak, bir destan yazmak hiç de kolay değildir...



Yorum


  Vee Ejderha Mızrağı Destanı'nı bu kitapla bitirmiş oluyorum. Bu yorum hem son kitabın hem de serinin genel yorumu gibi olacak. 

  İlk kitap ve ikinci kitap güzeldi, hareketliydi ama bazen durgunlaşıp aksiyondan çok uzak oluyordu ancak bu kitap.. Gerçekten çok güzel bir kitaptı, okurken diğer kitaplarda ki gibi sıkılmadım, açıkçası ilk iki kitap okurken bazen sıkıyordu ve bir oturuşta uzun uzun okuyamıyordum, bu kitapta bu sorun çok olmadı. Özellikle son 50 sayfayı nasıl okuduğumu bilmiyorum, olaylar müthiş bir ivme kazandı ve heyecan doruktaydı. 

  İlk kitaplarda başlayan olayların bir çoğu bu kitapta açıklığa kavuştu. Bir çok gizem aydınlandı, bir çok sorun çözüldü. Çok fazla olay vardı ve bu okurken çok keyif verdi. Aksiyonu bol bir kitaptı ve gizemde güzel bir ölçüde olunca gerçekten çok güzel bir kitap olmuş. Seriye uygun ve çok iyi bir final kitabı olmuş.

  Hüzün, heyecan, gizem, ölüm, umut.. Bu kitapta hepsi vardı ve kesinlikle çok güzeldi. Bu seriden sonra Efsaneler Üçlemesi geliyor ve onu çok merak ediyorum. Raistlin benim favori karakterimdi ve Efsaneler Üçlemesi o ve ikizinin çevresindeki olaylar konu aldığı için daha çok merak ediyorum. Umarım kısa zamanda okuyabilirim. 

  Güzel bir seriydi, final kitabı kesinlikle çok iyiydi. Fantastik kurguyu seviyorsanız bu seriye mutlaka göz atmanızı öneririm. İyi okumalar :)


Alıntılar



"En çok sevdiklerimiz genellikle en az güvendiklerimizdir." 

"Tesadüfleri yeterince takip edebilirsen bunların kaderle bir bağları olduğunu görürsün." 

"Karanlık istila edebilirdi ama umudu hiçbir zaman yok edemezdi. Bir tek mum -veya daha fazlası- alevlenip sönebilirdi ama eski mumlardan yenileri yanacaktı.İşte böyle tutuşurdu umudun alevi hep, gelen güne kadar karanlığı aydınlatarak."

Puanım



20 Ekim 2015 Salı

Kış Gecesi Ejderhaları (Ejderha Mızrağı #2) - Margaret Weis & Tracy Hickman | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Drogons of Winter Night
Seri: Dragonlance: Chronicles #2
Yayınevi: Laika Yayınları
Sayfa Sayısı: 431
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 4.12  (30,847)

Arka Kapak Yazısı

Artık insanlar Takhisis'in; Karanlıklar Kraliçesi'nin ejderhalarının yeryüzüne döndüğünü biliyordu... Ansalon halkları; evlerini, hayatlarını ve özgürlüklerini korumak için savaşa hazırlanırken, ejderhaların yaydığı dehşet ve korku hissi altında bu hiç de kolay değildi. Tüm bu kargaşanın ortasında ‘kapıkulbu' beyinli bir kender, solgun kış güneşi altında tek başına duruyordu. 

Yorum

  Güz Alacakaranlığı Ejderhaları'nı okuduktan sonra çok ara vermeden seriye devam etmek istemiştim, araya bir kaç kitap girse de uzun zaman geçmeden okuyabildim. İlk kitabı beğenmiştim aynı şekilde bu kitabı da beğendim.


  Güz Alacakaranlığı Ejderhaları'nda keşke haritası olsa diye düşünmüşüm ve bu kitapta harita vardı, keşke başka bir şey isteseymişim :P Kitabın haritası ayrıntılı ve çok iyi olmasa da idare eder bir biçimde hazırlanmış. Keşke internette bulduğum ayrıntılı haritayı kullansalarmış.


  Bu kitapta ilk kitapta olmayan farklılıklar var, yukarıda bahsettiğim harita, kitabın girişindeki türlerin kısa açıklaması ve her bölümden önce yer alan illüstrasyonlar. İllüstrasyonlar güzel olsa da üzerindeki yazılar Türkçe'ye çevrilmeden olduğu gibi bırakılmış, aslında bazıları çevrilmiş bazıları bırakılmış. Bu özensizlik beni rahatsız etti, biraz daha önem verilmeliymiş.


  Kitabın konusuna gelirsek ilk kitapta ki olayların bir ay sonrasından başlıyor, konuya hızlı bir giriş yapılıyor ve olaylar gelişiyor. İlk sayfalar hızlı ve olaylı başlayınca tüm kitabın aksiyon dolu olacağını düşünmüştüm fakat pek öyle olmadı. Olaylar genel olarak ilk kitaptaki gibi gelişti, zaman zaman durağan zaman zaman aksiyon dolu.


  İlk kitap gibi bunu da çok hızlı okuyamadım, kitap akıcı ama yeterince değil. Bazen dilinden dolayı sıkabiliyor ve bir oturuşta çok fazla sayfa okumanızı zorlaştırıyor. Bunun dışında anlatımın çok sorunu yok, sadece her bölümün tek karakterin bakış açısıyla anlatılmasını tercih ederdim.


  Genel olarak kitap güzeldi, bir çok olay yaşadı ve bir çok şey ortaya çıktı. Hatta bir detay bayağı şaşırtıcıydı ki hiç beklemiyordum. Sona doğru olaylar ivme kazandı ancak beklediğim gibi olmadı, serinin son kitabını merak ediyorum, olaylar nasıl ilerleyecek son bulacak? Özellikle Raistlin'in hikayesini öğrenmek istiyorum.

  Şimdilik benden bu kadar, bir daha ki yoruma görüşürüz. İyi okumalar :)


Puanım


15 Ekim 2015 Perşembe

Dikenlikler Prensi (Parçalanmış İmparatorluk #1) - Mark Lawrence | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Prince of Thorns
Seri: The Broken Empire #1
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 3.86  (42,146)


Arka Kapak Yazısı

  Dikenlikler Prensinden Sakının 
  Dokuz yaşında annesinin ve kardeşinin gözleri önünde öldürülmelerini izledi. On üç yaşında kana susamış bir haydut çetesinin başındaydı. 
  Prens Honorous Jorg Ancrath'ın sırt çevirdiği şehre dönme vakti gelmiştir. Kont Renar'ın annesini ve kardeşini öldürmesini dikenliklerde kapana kısılmış bir şekilde izlediği günden beri intikam ateşiyle yanmaktadır. Hayat ve ölüm onun için bir oyundan ibarettir ve kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.
  Ancak babasının hisarında onu başka bir ihanet beklemektedir. Kalleşlik ve kara büyü. İradesi ne kadar güçlü olursa olsun, genç bir adam hayal bile edemediği kadar güçlü düşmanlarını alt edebilir mi?


Yorum

  Kesinlikle harikaydı! Türkiye'de çıkmadan önce beğendiğim ve merak ettiğim bir kitaptı. Başlarken bir beklentim yoktu ama okudukça vay dedim. İlk sayfalara adapte olmam biraz zor oldu ancak konu açıldıktan ve anlaşılır hale geldikten sonra kitap aldı götürdü beni.

  Kitap bir çok fantastik eserden çok farklı, en büyük farkı baş karakteri diyebilirim. Baş karakter Jorg kötü, su katılmamış bir kötü. Okurken çok etkilendim, yaptığı şeyler berbat ve 'şeytani' de olsa ben çok sevdim. Yazarı takdir etmek istiyorum, kötü çocuğu yazarken haklı çıkarmaya acındırmaya çalışmamış, okudukça bunu daha çok takdir ettim.

  Bir çok kitapta 'o kötülerin tarafına geçmişti çünkü çok acı olaylar yaşamıştı' ya da 'kötü ola da kalbi iyi' gibi bir tutumla karakterler haklı çıkarılmaya çalışırken Mark Lawrence bunu hiç yapmıyor. Ve kötü çocuğu öyle güzel anlatıyor ki Jorg içinize işliyor.

 Kitabın kurgusu ve anlatımını da çok beğendim. Sayfalar ilerledikçe konuyu anlamaya başlıyorsunuz ve bitirmek acı verici oluyor. Keşke serinin diğer kitapları çıksaydı, elimde olsaydı diğer iki kitabı beklemeden bitirirdim. Pegasus Yayıncılık üçlemenin tüm haklarını almış, umarım çok bekletmeden çıkarır.


  Diyalogları da çok beğenerek okudum, bir çoğunu işaretlemek hatta alıntı olarak paylaşmak istedim fakat spoiler olmasın diye paylaşamadım.


  Kitapta fantastik ögeler çok güzel bir şekilde kullanılmıştı ve alışık olduğumuzdan farklı fantastik yaratıklar vardı ve bunları çok sevdim. Diğer kitaplarda daha çok ön plana çıkacak gibi.


  Kitabın sonu çok güzeldi, yazar olayları çok güzel bir sona bağladı ve diğer kitapların dolu dolu olacağına dair işaret vererek bitirdi. Kitabın bittiğine üzüldüm ben ya, kitap hem güzel hem etkileyiciydi.


  Farklı bir fantastik eser okumak istiyorsanız ve olaylara kötü çocuğun gözünden dahil olmak istiyorsanız Dikenlikler Prensi'ni   kesinlikle öneririm. İyi okumalar! :)



Alıntılar

"Bazı insanlar sizin bam telinize basmak için doğarlar." 
"En sakin dille yerine getirilen tehditler en derine ulaşırlar." 
"Meraktaydım, acaba kötü biri mi olmam gerekiyor, diye. Şeytanın iş yükünü alayım diye Tanrı tarafından bana bir mesaj gönderildiğini sanıyordum." 
"Hepimiz parçalanması kolay, tamiri zor oyuncaklardan başka bir şey değiliz." 
"Bir şeye uzun süre tutunmaya görün, bir sırra, bir arzuya, ya da bir yalana, sizi biçimlendirir." 
"Bellek tehlikelidir. Anıları evirip çevirirsin, her köşesini ve ayrıntısını bildiğlni sanırsın ama yine de seni yaralayacak keskin bir tarafına rastlarsın." 
"Bence her gün ölüyoruz. Her şafakta yeniden doğuyoruz, birazcık değişerek, kendi yolumuzda birazcık daha ilerliyoruz. Eskiden olduğun kişi ile dönüştüğün kişi arasına yeterince mesafe girdiğinde yabancılaşıyorsun. Belki de büyümek budur."


Puanım