Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2017 Perşembe

Karanlık Zihinler (Karanlık Zihinler Serisi #1) - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Darkest Minds 
Seri: The Darkest Minds #1 
Sonraki Kitap: Buz Kapanı
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 576
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.25  (92,354 Oy)


Arka Kapak Yazısı
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, 
anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...


Yorum

   Evet sayın kitap severler! Harika bir distopya kitabının sonuna geldim. Uzun zaman olmuştu distopik bir eser okumayalı ve cidden özlemişim. Suzanne Collins’ten sonra distopik anlamda gerçekten başarılı bir kalemi olduğunu düşündüğüm hatta bazı noktalarda onu solladığı apaçık görülen bir bayan yazar tarafından yazılmış serinin ilk kitabıydı bu. Bayan yazarların da böyle başarılı kurgular ortaya çıkarabildiğini görmek çok hoşuma gidiyor doğrusu. Üstelik bu seriyi yazan bayan oldukça genç birisi.


   Karanlık Zihinler serisinin ilk kitabından kısaca bahsetmek istiyorum. Arka kitaptan öğrenebileceğiniz kadar basit ve spoiler sayılmayacak ufak tefek şeylerden bahsedelim. Normal insanlardan farklı zihinsel ve fiziksel yetenekleri olan 10-18 yaş arası gençler kitabın konusunu oluşturuyor. Bu gençler yeteneklerinin özelliklerine göre renklere ayrılıyor. Yeşil, mavi, sarı, turuncu ve kırmızı. Kimi karmakarışık bulmacaları çok kısa süreler içinde çözebilen ve 450 sayfalık koca kitabı tek okuyuşta ezberleyebilen dâhilerken, kimisi tek bir el hareketi ile araçları hareket ettirebiliyor, kimi ise başkalarının anılarını okuyup onları silebiliyor ve yerine istediğini koyarak kişileri yönetebiliyor. Yeteneklerinin tehlikeli ve etkililiğine göre bazı renkler diğerlerine göre daha tehlikeli olarak addedilerek ona göre muamele ediliyor. Bu insanüstü yeteneklerle donatılmış gençler konusunda herkesin farklı farklı planları var. Kimi onları bir kampa kapatarak ailelerinden ve sevdiği birçok şeyden uzak yaşatarak hatta bazen tabiri caizse “imha ederek” düzeni sağlamaya çalışırken kimileri onların bu yeteneklerini düşmanlara karşı savaşmak için kullanmak üzere kendi taraflarına çekecek vaatlerde bulunuyorlar. Bu çocukları gerçekte düşünecek ve onları kullanmak değil onların derdine çare olacak kimseleri yok. Hepsi aslında onları bir robota dönüştürmeye çalışan birer düşman. Kendileri dışında.


    Karakterlere gelecek olursak; baş karakterlerin hepsini çok sevdim ve benimsedim diyebilirim. Ruby zaten kitabın anlatıcısı olarak gönlümde taht kurdu. Yeteneklerini nasıl kullanacağını bilememek, sürekli birilerinin hafızasından istemeden kendini, kendiyle ilgili anıları silmekle başı dertte. Yeteneklerini nasıl kullanacağını bilmiyor ve ona bunu öğretecek düşmanları haricinde kimse yok. Düşmanlarına teslim olmayı mı seçmeli yoksa kendi kendine bir yolunu bulmayı mı öğrenmeli arada sıkışıp kalmış. Liam Stewart ise herkesin içinde bir iyilik görmeye meyilli, saf ve temiz bir yakışıklı. Yeteneklerine hakim ve lider karakterli. Çevresindeki herkese başarabileceklerine dair umutlar vererek onların yaşama sebebi olan bir gün ışığı gibi. Ahh ne çok sevdim seni bir bilsen. Mavi gözleri dışında onu kafamda canlandırırken Sam Claflin’in Açlık Oyunları serisinde ki Finnick Odair olan serseri hallerini hayal ettim. Tam bir Sam Claflin hayranıyımdır da. Bu da karakteri okurken onun jest ve mimiklerini ukala tavırlarını gözümde daha iyi canlandırmamı sağladı. Birde minik asyalımız Suzumi namı diğer Zu var ki onu öylesine sevdim öylesine sempatik buldum ki, kitaptaki karakterlerin yerine geçip onu koruma güdüsü gelişti içimde. Hikayesini ve gizemini merak ettiğim karakterlerden birisidir. Birde Chubs var ki ona olan duygularımı hala çözemesem bile genel olarak sempatik bulduğum ve zor bir insan olmasını takdir ettiğim birisi. Bazı özellikleri bana kendimi hatırlattı hele ki kolay arkadaş edinemeyen içine kapanık tavırları. Hatta biraz ileri gidecek olursak tehlikeli yakışıklımız Clancy Gray’e karşı bile bir sempati oluştu diyebilirim içimde.


    Kitabın dili oldukça sadeydi. Kitap baş karakterlerden birisi olan Ruby’nin ağzından anlatılıyordu. Diyalogları okurken çok eğlendim hatta son sayfalarda Ruby ile Liam arasındaki diyaloğu okurken nefesim kesildi diyebilirim. Kitap oldukça akıcı ve heyecanlıydı. Sürekli macera dolu yerler oluyor ve heyecan içerisinde okuyordum. Her bölümün sonu heyecanlı bitiyor sonrakini okumak için acele ediyordum. Şimdiye kadar okuduğum çoğu distopik eseri sevmişimdir ve çoğuna olumlu yorumlar yapmışımdır çünkü distopya okumayı seviyorum. Bunu araya zaman koyup türü özleyerek yaptığım zaman birbirlerine benzer yönleri olsa bile beni sıkmıyor ve cidden severek okuyorum. Bu eseri de çok sevdim hatta bayıldım. Karakterleri ve kurgusu ile gerçekten çok başarılı buldum. Sonu da oldukça soru işaretleri ile dolu ve heyecanlı bitti. Diğer kitapları elimde yok sadece ilkini almıştım ve şimdi koşup diğerlerini de almam gerekecek. Araya zaman girmeden hepsini okumak istiyorum. Açlık Oyunlarında ilk kitabı diğerlerinden başarılı ve heyecanlı bulmuştum ve bunda da yazarın diğer kitaplarda ritmi düşürüp kalitesini bozmasından korkmuyor değilim. Umarım öyle olmaz. Çünkü seriye gittikçe bağlanmak ve bittiğinde üzülmek istiyorum bana bu duyguyu yaşatan pek seri olmuyor çünkü. Okumanızı tavsiye ederim. Seveceğinizden emin olduğum bir kitap. Herkese bol kitaplı günler. :)



Alıntılar
Hayal kurmak sonunda hayal kırıklığına, hayal kırıklığı da öyle kolay atlatılamayan sıkıntılı bunalımlara yol açardı. Siyaha yem olmaktansa grinin sınırlarında kalmak daha iyiydi.
-Hiçbir şey olmamış gibi davranamam.
-Davranmamalısın da. Asla unutmamalısın. Ama hayatta kalmanın önemli yanlarından biri de hayata devam etmektir. Bunun için bir kelime var. Bizim dilimizde tam bir karşılığı yok. Portekizce. Saudade. Hiç duydun mu?
(Başımı salladım ben kendi dilimdeki kelimelerin bile yarısını bilmiyordum ki.)
 -Şey gibi… tam bir tanımı yok. Bir duygunun tarifi gibi… çok büyük bir üzüntünün. Bir zamanlar kaybettiğin bir şeyin sonsuza dek kaybolduğunu ve bir daha asla senin olmayacağını anladığın an yaşadığın bir his.
Ama biliyor musun, her son bir başlangıçtır. Bir zamanlar sahip olduklarını geri alamasan da onları arkanda bırakabilirsin. Yeniden başlarsın. En baştan.
Bir fabrikayı yok edebilirsin ama hemen ardından bir yenisini inşa ederler. Ancak yok edilen şey bir hayat olduğunda bunun geri dönüşü yoktur. O insanı geri getiremezsin.
Bir insanın yalan söylediğini anlamanın binlerce yolu vardır. Beyinlerine girip en ufak bir güvensizlik ya da rahatsızlık emaresi aramanıza gerek yok. Yüzlerine bakmanız çoğu zaman yeterlidir. Sizinle konuşurken bakışlarını sola çevirir, bir hikayeyi fazla detaylandırır ve bir soruyu başka bir soruyla cevaplarlarsa bilin ki o kişi yalan söylüyordur.
İçimde tuhaf bir his vardı. Sanki henüz sahip olmadığım bir şeyi kaybetmiş gibiydim. Sanki artık eskiden olduğum kişi değildim. Olmam gereken kişi ise hiç olamamıştım. Bu hisle iliklerime kadar bomboş hissettim kendimi birden.
Dünyadaki en sinir bozucu duygu, söyleyecek çok şeyin olup da bunu kelimelere nasıl dökeceğini bilmemek olmalı.
Hayatta bir kez bile duysanız asla unutamayacağınız bazı sesler vardır. Kırılan bir kemiğin sesi. Bir dondurma kamyonetinden yükselen şarkı. Cırt cırt bandın sökülmesi. Bir silahın açılan emniyet kilidi…
Heves denilen şeyin en önemli yanı, bulaşıcı olmasıdır.

Puanım
 

22 Haziran 2016 Çarşamba

Jet (Dövmeli Adamlar Serisi #2) - Jay Crownover | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Jet
Seri: Marked Men  #2
Önceki Kitap: Rule 
Sonraki Kitap: Rome
Yayınevi: Aspendos Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı:  4.10  (30,866 oy)


Arka Kapak Yazısı
  Sımsıkı deri pantolonu ve tehlikeli vücut hatlarıyla Jet Keller her kızın Rock’n Roll rüyasını süslüyordu. Ancak Ayden Cross kötü çocukların vahşi dünyasında yorulmuştu artık. Bu yüzden Jet’in büyülü gözlerinde gördüğü tutku ateşine teslim olmak istemiyor ve Jet’in dokunuşlarında yanıp kül olmaktan korkuyordu.
  Jet ise, seksi kovboy çizmeleri içindeki sütun gibi bacakları olan Ayden’a karşı koyamıyor ve bu güneyli güzele yaklaştıkça onu daha az tanıdığını düşünüyordu.
İkisini yakan bu ateş ya aşka dönüşecek ya da onları yakıp kül edecekti.
  

Yorum
     Evet arkadaşlar! Birkaç gün önce bu serinin ilk kitabını yorumlarken de belirttiğim gibi ikinci kitap beni biraz daha heyecanlandırıyordu. Çünkü ikinci kitapta işlenen çocuk bir Rock prensiydi. Bende müzik tarzı olarak Rock-metali benimsediğim için bu kitabın baş karakterini okumak için oldukça sabırsızdım. Kitabın başları biraz sıkıcı ilerledi açıkçası. Jet ile Ayden’ın birbirinden uzak durmak için bahaneleri ve hayata bakış açıları bana biraz “zorlama” geldi. Özellikle bazı kavgalar ve zıtlaşmalar fazla gereksizdi. Yine de işin içine bir rock star girince kitabın ne kadar kötü özelliği olursa olsun büyülenmekten kendimi alamadım. Kitabın esas oğlanı Jet; ailesiyle ve özellikle babasıyla pek yüzü gülmemiş, kendini şarkılara ve arkadaşlarıyla eğlencelere vermiş bir star ve bir rock grubu var. Kendi hayatını arkadaşlarıyla ve tek gecelik kızlarla geçiren, konserden konsere koşan, etliye sütlüye karışmayan, biraz da tehlikeli bir tip olan Jet, hayat tarzını yansıtan tuhaf kıyafetleri, piercingleri ve ojeleriyle gerçekten oldukça “alışılmışın dışında” diyebiliriz. Buna karşı eski hayatının tüm kötülüklerinden sıyrılarak Güney Amerika’dan gelmiş, başarılı bir eğitim hayatı olan ve tam anlamıyla inek tiplerin giyebileceği süveterler giyen terbiyeli çocuklarla takılan, kovboy çizmeleri olan, ateşli bir hatun. İşte kitapta hayatları birbiriyle alakası olmayan bu ikilinin yollarının kesişmesi ve bir aşkın alevlenişi konu alınıyor.

    İlk kitaptaki gibi bu aşk da karakterlerin yaşam tarzı ve bakış açıları, dış görünüşleri gibi birçok sebepten dolayı imkansızmış gibi görünse de verdikleri mücadeleler ile aşklarını ayakta tutmayı başarıyorlar. Aslında seri olmasından da kaynaklı olarak, bu kitabın ve kitaptaki karakterlerin durumlarını düşünürsek iki kitabın neredeyse birebir paralel olduğunu söyleyebilirim. Her ikisinde de kötü erkekler ve onlardan uzak durması gereken uslu akıllı kızlar ve imkansız aşklar konu alınıyor. Hatta ilk kitapta eleştirdiğim gibi kötü çocukların iyi kızları elde etmek için bir anda değişmeleri ve melek çocuklar olmaları, kavgalar ve tatlı didişmeler ilk kitapla son derece benzerdi. Bazı noktalarda hala ilk kitaba devam ediyormuş gibi hissetmekten kendimi alamadım. Ama kıyasladığımda her noktanın da birebir aynı olduğunu söyleyemem. Burada tarafların hayatındaki sıkıntılar birbirinden farklı, ilk kitaptaki kavga nedenleri ikincisinden farklı ve ilk kitapta ağırlık bu ilişki üzerineyken ikinci kitapta ana karakterlerden biraz daha sıyrılıp yan karakterlerin hayatları ve bakış açılarına da yer veriliyor. Üstelik Jet, Rule’a göre bazı yerlerde romantizmi biraz daha geri plana atıp macerayı daha ön plana çıkarıp okuyucuyu heyecanlandırabiliyordu. Bu yönleri hoşuma gitti.

    Dili ilk kitapta olduğu gibi ikinci kitapta da son derece akıcıydı. Her iki karakterinde bakış açılarına ve bölümlerine yer verilmesi seri ile ilgili sevdiğim bir ayrıntı. Karakterler arasındaki sürtüşmeli diyalogları zevkle okudum. Kitap hiç sıkmıyor sizi ve sayfalar elinizden yağ gibi kayıp gidiyor. Bir bakıyorsunuz ki sonuna gelivermişsiniz. Okuması  ve ilerlemesi oldukça kolay, anlaşılması zor olmayan bir kitaptı. Keyifle okuyacağınızı umuyorum. Bol kitaplı günler J


Alıntılar
Seni elde etmek için ne gerekirse yapmaya hazır olduğumu hissediyorum ve olumsuz şartlar veya yoluma çıkan her neyse. Çünkü sen daha önce hiç kimsenin hissettirmediği gibi, geçmişte karıştığım yasal olmayan her türlü şeyden daha çok bağımlılık yaptın.
Bildiğim tek şey, seni nefes almaktan daha fazla istediğim.
Beni seyrediyordu ve bende onu seyrediyordum. Konu kimya olunca ben bir dâhiydim bu aramızda olan şey eninde sonunda patlayacaktı. Uzun zamandan beri baskı altında tutuyordum ve ancak yavaş ve istikrarlı bir kaynama bu tür bir ateşi söndürmeden hayatta tutabilirdi.
Sen, arkadaşım, bütün bir geceyi seni dinleyen herkese viski renkli gözleri olan kızın kalbini nasıl kırdığını anlatarak geçirdin.
Bir sabah uyanıyorsun ve farkına varıyorsun ki, her zaman öyle olan şeyler, her zaman öyle olacaklar anlamına gelmiyor.

Puanım

19 Haziran 2016 Pazar

Rule (Dövmeli Adamlar Serisi #1) - Jay Crownover | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Rule
Seri: Marked Men #1
Sonraki Kitap: Jet
Yayınevi: Aspendos Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2012
Goodreads Puanı: 4.17  (78,361 oy)


Arka Kapak Yazısı
İki zıt karakterin aşkı var bu kitapta!
Rule Archer gibi bir baş belası için Shaw Landon, kibirli ve kusursuz bir prensesti. Üstelik o, ölmüş ikizinin yakın arkadaşıydı. Shaw, başkalarının kurallarıyla yaşıyordu, Rule ise kendi kurallarını koyardı. Onun gibi bir iyi aile kızına vakti yoktu, bu kız onun gerçekte kim olduğunu görebilen tek kişi olsa bile…

Shaw Landon, Rule'u ilk gördüğü günden beri seviyordu. Oysa Rule, Shaw gibi başarılı bir tıp öğrencisinin istememesi gereken her şeye sahipti. Ama Shaw, Rule'un ürkütücü piercinglerinden, dövmelerinden ya da vahşi tavırlarından korkmazdı, ona uygun olmadığını bilse bile…

Tesadüf eseri unutulmaz bir gece geçirirler. Artık bir soruya cevap bulmaya çalışacaklardır: Bu iki zıt karakter büyük bir aşk mı yaratacaklar, yoksa birbirlerinin hayatını zindana mı çevirecekler?

Yorum
Merhaba sevgili okurlar!
 Sizler için güzel bir aşk kitabı hakkında söyleyeceklerim var. Bende diğer tüm kitap kurtları gibi ne zaman dışarı çıksam mutlaka bir kitap dükkanına girerim ve girdiğimde de eli boş çıktığım pek görülmemiştir. Yine bir gün ünlü bir kitap mağazasında gezerken gözüme ilişen ve ilgimi cezbeden bir kitabı henüz bitirmiş bulunuyorum. Bende henüz etkisinden çıkmadan yorumumu sizlerle paylaşmak istedim. O gün almış olduğum iki kitaptan birisiydi Rule. Diğer kitapta Rule'un da içinde olduğu dövmeli adamlar serisinin ikinci kitabı olan Jet'ten başkası değil elbette ki. Önce seriden kısaca bahsedecek olursam serinin her kitabında bu "Dövmeli Adamlar"dan birisi ele alınarak onun çılgın hikayeleri ve aşklarından bahsediliyor. İlk kitapta bu anlamda Rule için adanmış. Sevgili Rule Archer'ımız için. 
     
   Bir bayan olarak kapaktaki yakışıklı erkekler ve dövmelere olan tutkumdan dolayı raflarda görünce ilgimi çeken bu kitabı anında aldım ve başladım. Beklentilerim büyüktü açıkçası. Arka kapak yazısını da okuyunca ilgim katlanarak arttı. Kızların bayıldığı "kötü çocuk" niteliğindeki çapkın, hayatı boşvermiş, eğlenmeye düşkün, çılgın bir erkek ve onu elde etmekle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir kız ve bu ikilinin arasındaki didişmeler, zıtlaşmalar, tutku, aşk.. İşte bu tür beklentiler ile başladım kitabı okumaya kitabı. Aslında birçok şey beklediğim gibi de gitmişti. Ama yine de tamamen beklentilerime cevap verdi diyemem. Çünkü ben bu ikilinin kavuşmasını çok daha mücadeleli yollardan ve iki tarafında sürünmesi ile olmasından daha zevk alan acımasız bir okur olduğum için bunun mümkün olduğunca çabuk ve ilk seferde olması fena halde sinirlerimi bozuyor. Bu kitapta hayalkırıklıklarımdan birisi de tam olarak buydu. Bir de klişeler fazlaydı. Kız fazla mükemmel, erkek bildiğiniz kötü çocuk ve aşkları imkansız ama bir kıvılcımla tutkulu bir aşk. Sizce de fazla klişe değil mi? Önemli olan bu klişeyi yazarın size bambaşka bir şekilde aktarmasıydı. Başarılı bir yazarın elinde klişeler bile mükemmel kurgulara dönüşebiliyor biliyorsunuz ki. Ancak bu kitabın bu noktada bir örnek olduğunu söyleyemeyeceğim. Birde kötü çocuğun güzel kızın kalbini kazanmak için bir anda bir meleğe dönüşmesi ve alışkanlıklarını bırakması durumları biraz fazla hayalci geliyor bana ve böyle şeylerin daha yavaş olması ve kişi ne kadar değişirse değişsin yine özündeki o yaramaz çocuktan birşey kaybetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz okurlar -en azından ben- karakteri kitapta en başta tanıtıldığı halleriyle seviyorsak ve sonradan onun "cici çocuk" formatına bürünmesi çok da işimize gelmiyorsa kitabın tam tersini yapması pek de sevdiğimiz bir detay olamaz sanırım. Ben bu tür durumlarda iyi olan tarafın biraz daha "aykırı" olana ayak uydurup onu olduğu gibi kabul etmesinden yanayım. Çünkü zaten en başında onun bu aykırı hallerine aşık olmuyor mu? Kitaptaki zayıf noktalardan birisi de buydu zaten.


    Normaldeki yorum sistematiğimin tersine bu sefer ilk olarak olumsuz yorumlar ile başladım. Ancak bu kadar yeter. Yazara da haksızlık yapıp okurları kitaptan soğutacak değilim. Çünkü kitapta hoşuma giden noktalarda oldu elbette. Kitapta hayatı boşvermiş, ailesiyle ve kendisiyle sorunları olan, alkolik ve her gece başka barda başka kızlarla, hayatı "carpe diem" modunda yaşayan, kimseye aldırış etmeyen, pervasız bir Rule var. Aşka inancı olmayan bu yakışıklı genç kızları her hafta farklı renklere boyattığı mohavkları ve tüm bedenini sarmalayan dövmeleri ile büyülüyor. Bu kızlar furyasına platin sarısı saçları olan güzel bir o kadar da başarılı ve asil olan, annelerin "örnek çocuk" diye nitelendirdiği, tüm notları "A" olan, düşünceli Shaw katılıyor. Ama onun diğer kızlardan farkı var. O Rule'u tanıdığı ilk andan beri mohavklarının, gözlerinin, dövmelerinin, kıvrak bedeninin çok ötesinde bir Rule görmüş ve ona aşık olmuş bir kız. Aşkına öylesine sahip çıkıyor ki sevdiği oğlanı yatakta başka kızların altından topluyor ve hayatına çekidüzen veriyor. Kısacası "annecik" rolünü çok iyi oynuyor. Rule'un gerek ailesine gerek hayata olan görevlerini yerine getirmesini sağlayan ve arasının pek parlak olmadığı ailesiyle bağlantısını sağlayan Shaw da sabrını son damlasına kadar tüketiyor. Bu adamı ya elde edecek ya da sonuza kadar gitmesine izin verecek. Arka kapakta da belirtilen unutulmaz bir gece geçirdikten sonra Rule "kırılmaz, hatalar yapmaz, başarı odaklı, asilliğinden ödün vermez, ulaşılmaz" gördüğü bu kıza bambaşka bir gözle bakıyor ve ilk aşk kıvılcımları doğmaya başlıyor. 
   Kitapta ikilinin kavgaları, mücadeleleri, aşklarına sahip çıkışları, maceraları etkileyici ve gerçekçi bir dille anlatılmış. İkisininde aşkları için katlandığı şeyler, verdiği tavizler, kendileri ile mücadeleleri aşk romanı sevenler için tam damağa göre diyebilirim. Olayların merkezinde bu ikili olsa bile serinin diğer kitaplarında da ana karakterler olarak göreceğimiz Nash, Jet, Rome, Ayden gibi karakterler de kitaba arkadaş çevresi olarak ayrı bir renk katıyor. Aşk kitaplarında en çok hoşuma giden yönlerden birisi karakterlerin birbiriyle tatlı didişmeleri ve muzur diyaloglardır. Bu kitapta da buna birçok yerde rastlamam kitabı zevkle okumamı sağladı. Bu ikilinin zıtlaşmasını ve aralarındaki çekimi sevdim gerçekten. İyi bir ikili oluşturmuşlardı. Rule'un Shaw'a "Casper" lakabını vermesi ve onu böyle çağırdığı yerler çok şekerdi mesela. 

    Kitap gerçekten oldukça akıcıydı. Bir çırpıda fazla uzatmadan bitirdim. Kitap Rule'a ve Shaw'a ait bölümlerden oluştuğu için ikisininde bakış açısından olayları ve karakterleri görmemizi sağladığı için, bu yönde de büyük bir artı puan kazandı. Sonunu da tahmin edilebilir ama hoş buldum. İkinci kitabı okumak için sabırsızlandığımı söylemem gerekir. Çünkü ilk kitapta da bazı yerlerde geçen "Jet" karakteri beni Rule'un bile heyecanlandıramadığı kadar heyecanlandırıyor. Şimdilik bu kadar yazıyorum. İkinci kitabı da bitirir bitirmez çok daha olumlu yorumlar ile döneceğim hissi var içimde. Bir sonraki kitapta görüşmek dileğiyle :)

Alıntılar
Sen hep böyle mükemmel miydin?
İşte kalbim, Shaw. Onu ellerinde tutuyorsun ve söz veriyorum ki ona dokunan ilk ve son kişi sen olacaksın.
Sensiz de yaşayabilirim ama tercihimi senden yana kullanmak istiyorum. 
O şey kalçanın yarısını kaplıyor, Casper, gören tek kişi ben olsam iyi olur.
Zıt kutuplar sadece birbirini çekmekle kalmıyor; alev alıp tüm şehri yakıp kül ediyorlar.
Kaybolduğumda benden vazgeçmeyeceğine söz vermelisin.Yolumu bulana kadar bekleyeceğine söz vermelisin. Herşey karardığında tünelin ucundaki ışığın sen olduğunu bilmeliyim.


Puanım

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Bir Artı Bir - Jojo Moyes | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The One Plus One
Seri: Yok
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 464
Goodreads Puanı: 3.93  (78,115 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Sen ve beni toplasak sonuç ne olur?

Tatlı bela bir kadın…
İki çocuğuna bakmak için deliler gibi çalışan ve baharın gelmesini dört gözle bekleyen Jess Thomas bugüne kadar hayatındaki tüm zorlukların üstesinden tek başına gelmiş. Ama artık birinin ona yardım istemenin kötü bir şey olmadığını anlatması gerekiyor…

Ve hayatı alt üst olmuş bir yabancı…
Yıllar boyunca çalışıp kazandığı her şeyi kaybetmesine neden olabilecek inanılmaz bir hata yapan Ed Nicholls bir uçurumun eşiğinde. Hatasını telafi edebilmesi için tek bir kurtuluş yolu var ve o yol da büyük bir maceranın içinden geçiyor…

Sonuç…
Jess birine borçlu kalmak istemeyecek kadar gururlu, Ed ise kendi sorunlarından başka hiçbir şeyi görmüyor… Peki, apayrı dünyalara ait bir kadın ve bir adam yan yana geldiğinde beklenmedik bir sürpriz gerçekleşebilir mi?

Yorum

  Herkese Merhaba! :) Uzun zaman sonra ilk kez bu türde bir kitap okudum, aşk-aile ilişkilerini konu alan romantik bir kitap Bir Artı Bir. Aslında aşk okumayı sevdiğim türlerden değil, çok hoşlanmıyorum, arada bu türden kitaplar okusam da bir türlü çok sevemedim. Bir Artı Bir'e zaten öneri ile başladım.

  Jojo Moyes bir çok kişi gibi benimde Senden Önce Ben ile tanıdığım bir yazardı, Senden Önce Ben'i okumuş ve fena bulmamıştım, aslında benim hoşuma giden kısmı sonuydu. İkinci kitabı çıkınca ben durum saçma bulmuş okumamıştım. Girişi çok uzattım :D Demek istediğim yazarın tarzı ve kitapları beni çekmiyordu, öneri olunca bende okumaya karar verip başladım Bir Artı Bir'e.

  Kitap birbirinden çok farklı dünyaları olan iki kişiyi anlatıyor, bir tarafta 2 çocuk sahibi ve hayatın tüm zorluklarına tek başına göğüs geren bir anne, diğer tarafta başarılı bir kariyeri olan ancak yaptığı hata ile tüm hayatı dağılmış bir adam. Jess ve Ed'in yolları tesadüfen birleşiyor ve birbirlerinin hayatına daha yakından bakma imkanı buluyorlar, böylece olaylar gelişiyor.

  Öncelikle kitabın dili çok akıcıydı, sanırım yazarın dili öyle çünkü Senden Önce Ben'in de dili çok akıcıydı. Kitabı 2-3 günde bitirdim ve okurken pek sıkılmadım. Her ne kadar kitabın dili akıcı ve güzel olsa da konusu oldukça sıradandı, yalnız iki insan, hayatları zor ve karşılaşmaları birbirlerine çok şey katıyor falan filan. Hikayenin iskeleti oldukça bilindikti, yazar karakterleri farklılaştırarak ve bir kaç olay daha ekleyerek ayrı bir biçime büründürmeye çalışmışsa da olmamış bence. Kitaptaki olaylar, karşılaşmalar ve tesadüfleri oldukça basit buldum, 460 sayfa okuyorsunuz ama cidden o kadarlık olay yok içinde. Dili akıcı olmasaydı sıkılarak yavaş yavaş okurdum sanırım, zaten dili akıcı olunca bir an önce kitap bitsin diye buna ağırlık verip başka kitap okumadım.

  Hepsinin dışında kitapta Jess'in yaşadıkları çok gerçekçi ve hayattandı, çocukları için göstediği çaba, çektiği sıkıntılar, maddi problemleri ve bu problemlerle başa çıkma tarzı.. oldukça gerçekçi ve güzel işlenmişti. Kitapta beni en rahatsız eden şey köpek oldu, kokusu ve salyalarıyla ilgili kısımları okudukça rahatsız oldum, aynı şeyi Hiç Kimse Sıradan Değildir adlı kitaptaki köpekte de hissetmiştim. :D

  Kitabı biraz sert eleştirmiş gibi hissettim, ancak düşüncelerim bunlardı. Muhtemelen türü sevmediğim için Bir Artı Bir'i de çok sevemedim, kötü değildi ama unutup gideceğim kitaplardan biri oldu. Türü seven okurların bu kitabı sevebileceğini düşünüyorum. Okurken sıkılmadım ve okuduğuma pişman olmadım, çok sevmesem de güzel bir kitaptı. Türü ve ya yazarı sevenler için uygun bir kitap olabilir. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Okulu seviyorum," dedi. "Biliyorum... arkadaşlarımın çoğu sıkıcı olduğunu düşünüyor. Ama ben okulu eve tercih ederim." 
Mutlu bir hayatın anahtarı, geçmişi çabuk unutmaktır. 
Bazen kafandakileri çözmek için biraz uzaklaşmak gerekir. O zaman her şey daha da netleşir. 
Çünkü bütün dünya karşında dursa bile eğer annen arkandaysa sana bir şey olmazdı. 
... bariz bir şekilde doğru olanı yapıyor olmasına rağmen neden bu kadar kötü hissettiğini düşündü. 
Nicky'nin pek konuşmadığı doğruydu. Söyleyecek bir şeyi olmadığından değildi. Sadece bunları gerçekten söylemek istediği kimse yoktu. 
Seni istemeyen birine tutunmaya çalışmanın anlamı yoktu. 
Eğer başka seçeneğin yoksa aslında her şey basittir.

Puanım


7 Aralık 2015 Pazartesi

Yakut Çember (Kanbağı #6) - Richelle Mead | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Ruby Circle
Seri: Bloodlines #6
Önceki Kitap: Gümüş Gölgeler
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.20  (22,179)


Yorum


  İyi kötü bir seri daha bitti. Aslında Kanbağı benim çok sevdiğim serilerden biriydi özellikle genç yetişkin türündeki seriler arasında. Ve Kanbağı'nın bitmesi hem güzel hem hüzünlü bir duygu.

  Vampirler ve vampirlerle ilgili kitaplardan hoşlanmasam da vampirli bir kitap okumak istiyordum -çünkü sevmeyeceğimi bilsem de denemeyi severim- karşıma Kanbağı serisi çıktı ama Vampir Akademisi'nin devam serisi olunca onu da okumak zorunda kalmıştım ve seriyi sevmiştim. Aslında iki seriyi okumamda ki en büyük etkenlerden biri vampirlerin kan peşinde koşmaları ve bol ısırıklı kitaplar olmaması. Bu serilerde vampirler vahşi olmaktan çok uzaklar. Neyse fazla  uzatmayayım kitabın yorumuna geçeyim.


  Yakut Çember güzel bir kitaptı ancak Kanbağı'na yakışır bir final kitabı olamadı, hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Kitap Adrian ve Sydney den çok başka olaylar etrafında şekillendi, çok alakasız fazla olay yaşandı ve tüm kitap bunlarla geçti. Bir çok olayı gereksiz buldum ne yazık ki.


  Gereksiz olayların dışında kitapta her şey çok hızlı gelişti ve çözüme kavuştu, sihirli değnek değmiş gibi ki bu çok rahatsız ediciydi. Richelle Mead Vampir Akademisi'nin finalinde de çuvallamıştı, ben sevmemiştim finalini ve aynı şeyi bu seriye de yaptı. Belki de serileri bu kadar uzun tutmamalı.



 !!!Spoiler İçerir!!!
  Spoiler vermeden bu kitaba yorum yapmak zor. Kitapta her şeyin mükemmel mutlu sona ulaşmasını hiç sevmedim, tamam mutlu sona karşı değilim ama böyle masalvari olanı da fazla. Herkes gerçek aşkını buldu, Jill kurtuldu, Simyacılar hemen rahat bıraktı Sydney'i... Özellikle de bu sorunların çözüme kavuşması çok ani oldu, herkes bir anda çok mutlu, her şey çok iyi. Son bölümü okurken bir ara okurken Strigoi'lar kendilerine gümüş kazık saplayacak ve kötülükten vazgeçecekler sandım. Böylesi de abartı belki ama çok aşırı mutlu sonlu kitaplardan hoşlanmıyorum. Ve Declan ve Olive'in hikayesini de gereksiz buldum, keşke onlar yerine Adrian ve Sydney'le daha çok ilgili olaylar olsaydı.
!!!Spoiler Bitti!!!

  Genel olarak güzel bir kitap olsa da seri için yeterli bir final kitabı değildi. Seriyi sevdiğim için puan konusunda kararsız kaldım ama puan daha çok serinin geneli için ve hak ettiğinden yüksek. Bu türde bir seri daha okuyacağımı sanmıyorum yine de Kanbağı güzel bir seriydi, hala karakterleri ve diğer kitaplarını seviyorum. 


Puanım


18 Ekim 2015 Pazar

Günlerin Sonu (Meleğin Düşüşü #3) - Susan Ee | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: End of Days
Seri: Penryn & the End of Days #3
Yayınevi: DEX
Sayfa Sayısı: 388
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.14  (19,514)


Arka Kapak Yazısı


Penryn ve Raffe kaçıyorlar. Ümitsizce bir doktor bulmaya çalışıyorlar.

-Pagie'in kaderi nasıl değişecek? Tehdit nereden gelecek? 
-Hangi tarafta olmak güvenli?
-Penryn, canavarlardan ve meleklerden önce cevaplarla savaşmak zorunda. Apokaliptik kâbus başlıyor.

Hazır mısın?



Yorum


  Düşmüş meleklerden hoşlanmama rağmen sevdiğim düşmüş melek serisiydi, Meleğin Düşüşü. İlk iki kitabı severek ve keyif alarak okumuştum. Konuyu saçma bulsam da yazarın işleyişi çok hoşuma gitmişti, Penryn'in sıradışı ailesi, aksiyon, mizah ögeleri.. İlk iki kitap gerçekten güzeldi, yazar aksiyonu bol tutmuş ve olaylar sürekli büyüyerek devam ediyordu. İkinci kitabı okuduktan sonra vay final kitabı nasıl da çarpıcı olur falan diye düşündüğümü hatırlıyorum.

 İlk başta 5 kitap olarak tasarlanan serinin sonradan üçlemeye çevrilmesini başta hoş karşılamamıştım ama şuan iyi ki beş kitap olmamış diyorum. İlk iki kitabı bir buçuk yıl kadar önce okumuştum ve bir çok ayrıntıyı unutmuş olarak başladım bu kitaba, bu yüzden bir çok şeye yabancı olarak başladım ve okudukça hatırladım. Ne zaman olmuştu bu olay, bu kimdi diyerek okudum, diğer kitaplara bakıp hafızamı tazelemeye de üşendim açıkçası :D


  Kıyamet Sonrası etkileyici bir şekilde bitmişti, insana hemen diğer kitabı okumalıyım dedirten cinsten ama Günlerin Sonu o bitişi sönük bir şekilde devam ettirmiş maalesef.  Kitaptan aksiyon bekliyordum çünkü diğer kitaplar hareketliydi ancak bu kitap çok hareketsiz, çok sönüktü ya. Okurken çoğu zaman sıkıldım, olaylar sürekli tekrarlıyor gibi hissettim. Spoiler vermeden olmayacak sanırım.



  Spoiler!!
  Diğer kitaplarda  da hoşuma gitmiyordu ama bu kitapta iyice gözüme battı. Meleklerin kanatlarını kesip birbirlerine takmaları, kanatların solması falan. Meleklerin insanlardan tek farkı kanatlı olması, saçmalıkların ardı arkası yok gibi. Kitaptan çok hoşlanmadığım için içerisindeki tüm saçmalıklardan rahatsız oldum ve sevmedim. Neyse, cehennem-çukur sahneleri çok saçma ve sıkıcıydı. Yazar sanki yazacak bir şey bulamamış sürekli yeni bir yaratık icat etmiş, madem ettin bırak bir kavga bir aksiyon olsun ama yok yazar her sorunu çok hızlı çözmüş. Yüzlerce yıllık meleklerinde kılıçlarındaki yeteneklerden haberdar olmamaları da cabası! Okurken bu ayrıntılar hem sıktı hem sinirlendirdi.
  Spoiler Bitti!!

  Kitaptan beklediğim hiçbir şeyi bulamadım, okurken sıkıldım. Bir çok kişiden de bu kitabın güzel olmadığına dair yorumlar okumuş ve okumasam mı acaba diye düşünmüştüm yine de seriyi tamamlamak adına okudum ve haklılar yazar gerçekten seriyi mahvetmiş. Son kitap, aksiyon durmaz, olaylar çok büyük olur derken her şey sönüktü. Ara kitap gibiydi sanki yazar asıl final kitabına hazırlık yapmış.


  Spoiler!!
  Melekler ve insanlar arasında çok büyük bir savaş bekliyordum ben, bu savaşta final darbesini vuracak falan ama savaş öyle dandikti ki! Keşke olmasaymış dedirtti, hele sondaki Raffe'nin kanatlarından vazgeçişi ve 'insan kızıyla' hayat kurmaya karar verişi! Bu konuyu kelimelerle ifade edemeyeceğim.
  Spoiler Bitti!!

  Neyse daha fazla konuşasım yok, ben kitabı beğenemedim, özellikle serinin ilk kitapları da düşünülünce bu hiç hoşuma gitmedi. Belki benim zevklerim değişti belki de kitap gerçekten kötü bilmiyorum ama ben bunu beğenemedim. Aslında iki puanı uygun görsem de serinin geneli adına üç puan veriyorum. Bundan sonra da melekli bir kitap daha okumam muhtemelen. Serinin ilk kitapları güzeldi, bu kitaptaki düşüşe razıysanız okuyabilirsiniz. İyi okumalar. :)


Puanım