Fantastik - Genç Yetişkin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik - Genç Yetişkin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2017 Cumartesi

Buz Kapanı (Karanlık Zihinler Serisi #2) - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Never Fade
Seri: The Darkest Minds #2
Önceki Kitap: Karanlık Zihinler
Sonraki Kitap: Ateş Çemberi
Yayınevi,: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 552
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.32  (51,116 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   Turuncu… lider… Roo… Herkes farklı bir şekilde sesleniyor bana. Oysa bir tek ben gerçekte ne olduğumu Biliyorum: bir canavar. Ve şimdi beni bekleyen zorlu bir görev var: Virüsün kaynağını açık eden çok gizli Bir bilgiye ulaşmak… Ve bu… bir zamanlar bana nefesim kadar yakın olan birinin ellerinde… Şimdi bir tercih yapmak zorundayım. Ya kalbimi özgür bırakacak ya da Karanlık zihinleri aydınlığa Kavuşturacağım…


Yorum
   Merhaba sevgili kitap sever arkadaşlarım! Çok beğendiğim distopik serinin ilk kitabının yorumunu geçenlerde paylaşmıştım sizlerle. İşte şimdi de Karanlık Zihinler serisinin ikinci kitabı olan Buz Kapanı’nın yorumuyla karşınızdayım. Geçen Esma ile gitmiş olduğumuz kitap fuarında uygun fiyata gördüğüm için serinin diğer kitaplarını hemen edindim ve hemen de okuyuverdim.


    Heyecan tüm hızıyla devam ediyor. En son olaylar çok heyecanlı bir yerde sonlanmıştı. Herkesin akıbeti pusluydu. Bu kitapta yazar heyecan ve aksiyonun dozajını biraz daha yükseltmiş anlaşılan. Çünkü ilk kitapta ağırlıklı olarak Ruby’nin yaşadıklarından dolayı iç dünyası, değişik renklerdeki çocukların yetenekleri ve eğitimi üzerinde duruluyordu. Bu kitapta ise ortalık savaş alanına dönüyordu resmen. Herkes herkesin düşmanı olmuş. Kimi bu farklı yeteneklere sahip PSİ çocuklarını kötü emellerinde kullanmak isterken, kimi onların hastalıklı ve toplum için sağlıksız olduğunu düşünerek yok etmeye çalışıyor. Tüm bunlara karşı direnirken sevdiklerini koruma çabası içine giren fedakar Ruby, aldığı kararlar ile bizi daha fazla şaşırtmaya devam ediyor. Bu kitapta çok daha farklı ve olgun bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Artık o korkak, kararsız, ezik Ruby yok karşımızda. Üstelik bu kitapta yeni karakterler de çıkıyor karşımıza. Kıvırcık ve yerinde duramayan kıpır kıpır Jude, mavi saçları ve asi karakteri ile herkesin sinirini bozan alaycı Vida, Liam’ın ondan taban tabana zıt çekici kardeşi Cole da kitaba ayrı bir renk katmaya başladı. Tabi bu sırada eski karakterler de hala mevcudiyetini koruyor. Sürprizi kaçırmak istemiyorum ama içimden bir ses bu yeni karakterlerden birisi ile eskilerden olan bir karakter arasında bir aşk başlayacak diyor. Hatta belki de bu ara kitap olarak çıkarılan “Karanlığın İçinden” isimli kitap onları anlatıyor olabilir. Kitap hakkında fikrim yok, tamamen bir sürpriz olacak benim için.


   Kitapta eksik bulduğum tek nokta bazı noktalarda kafamın karışması ve olayları sayfalar sonra çözmemdi. Yazarın yazış tarzı ve amacı mı böyleydi yoksa ben mi kafam doluyken okuduğum için okuduğum anda anlamıyordum bilmiyorum ama bazı olaylar kafamı karıştırıyordu.

Kitapta Liam olarak canlandırdığım Sam Claflin
   Dili sade ve anlaşılırdı. Her şeyi Ruby’nin gözünden görüyor, onun anlattıkları ile dinliyorduk. Diyaloglar kimi yerde eğlenceli, kimi yerde heyecan verici, kimi yerde üzücü idi. Kitabın sayfaları akıp gidiyordu. Akıcı, farklı ve sıcak bir distopya isteyenler için bu seriyi öneririm. Herkese bol kitaplı günler! J



Alıntılar
İnsan karşısındakini tanıdıkça daha çok önemsemeye başlıyordu. Aradaki sınırlar giderek bulanıklaşıyor ve ayrılık zamanı gelip çattığında o hayattan kopmak büyük bir işkenceye dönüşüyordu.
Kimi düşünceler insanın zihnine kronik bir hastalık gibi yerleşir. Onlardan kurtulduğunuzu sandığınız an, aslında daha karanlık bir şeye dönüştüklerini fark edersiniz.
Yorgun olduğunu biliyordum. Yorgunluğun insana neler yaptığını da en iyi ben bilirdim. Kalkanların birer birer inerken zihnin sana oyunlar oynamaya başlardı. Hayaletler insanlara musallat olmazdı aslında; bunu yapan, insanların kendi anılarıydı.
Avını bulmak için bakacağın en son yer avcıların arasıdır.
Bir insanın sinirlerini bozmaya çalışarak istediğini almak için uzun süre uğraşabilirsin ama bir an gelir ve nihayet onu ele geçirirsin.


-Aslına bakarsan sizi bulmak için bundan çok daha kötüsünü bile yapabilirdim. Bu beni dehşete düşürüyor. Biri beni durdurmazsa daha neler yapabilirim, bilmiyorum.
Bu, benim de aşinâ olduğum bir duyguydu; karanlık bir kuyuya serbest dalış yapmak ve ne zaman dibe vuracağını bilememek.
Zihin ne ilginç bir şey. Benimki herkesinkinden daha da ilginç. Hatırladığı şeyler hakkında ne seçici. Hatta hangi anıların bir cam berraklığında anımsanacağı konusunda daha da seçici. Bunlar sizinle kalan ve tek bir koku ya da sesle kendilerini yeniden size hatırlatan türden anılar.     
Hayat böyledir Minik Arı. Bazen panik içinde oraya buraya koşuşturan, dikkatsizce davranan ve istemeden bir şeyleri yıkan sen olursun. Bazen de hayat yapar bunu ve bundan kaçamazsın. Seni ezip geçer; çünkü seni sınamak ister.
Hayat seni hep bir şekilde hayal kırıklığına uğratacak. Birilerini seveceksin ve ne kadar uğraşsan da elinden alıp götürecek onları. Bir şeyler için mücadele edecek ancak başaramayacaksın. Bunu anlamana gerek yok; bir şeyleri değiştirmeye çalışmana da. Sadece senin elinde olmayan şeyleri kabullenmeli ve kendi başının çaresine bakmalısın. Senin görevin bu.

Puanım
 

19 Ekim 2017 Perşembe

Karanlık Zihinler (Karanlık Zihinler Serisi #1) - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Darkest Minds 
Seri: The Darkest Minds #1 
Sonraki Kitap: Buz Kapanı
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 576
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.25  (92,354 Oy)


Arka Kapak Yazısı
Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir, 
anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...


Yorum

   Evet sayın kitap severler! Harika bir distopya kitabının sonuna geldim. Uzun zaman olmuştu distopik bir eser okumayalı ve cidden özlemişim. Suzanne Collins’ten sonra distopik anlamda gerçekten başarılı bir kalemi olduğunu düşündüğüm hatta bazı noktalarda onu solladığı apaçık görülen bir bayan yazar tarafından yazılmış serinin ilk kitabıydı bu. Bayan yazarların da böyle başarılı kurgular ortaya çıkarabildiğini görmek çok hoşuma gidiyor doğrusu. Üstelik bu seriyi yazan bayan oldukça genç birisi.


   Karanlık Zihinler serisinin ilk kitabından kısaca bahsetmek istiyorum. Arka kitaptan öğrenebileceğiniz kadar basit ve spoiler sayılmayacak ufak tefek şeylerden bahsedelim. Normal insanlardan farklı zihinsel ve fiziksel yetenekleri olan 10-18 yaş arası gençler kitabın konusunu oluşturuyor. Bu gençler yeteneklerinin özelliklerine göre renklere ayrılıyor. Yeşil, mavi, sarı, turuncu ve kırmızı. Kimi karmakarışık bulmacaları çok kısa süreler içinde çözebilen ve 450 sayfalık koca kitabı tek okuyuşta ezberleyebilen dâhilerken, kimisi tek bir el hareketi ile araçları hareket ettirebiliyor, kimi ise başkalarının anılarını okuyup onları silebiliyor ve yerine istediğini koyarak kişileri yönetebiliyor. Yeteneklerinin tehlikeli ve etkililiğine göre bazı renkler diğerlerine göre daha tehlikeli olarak addedilerek ona göre muamele ediliyor. Bu insanüstü yeteneklerle donatılmış gençler konusunda herkesin farklı farklı planları var. Kimi onları bir kampa kapatarak ailelerinden ve sevdiği birçok şeyden uzak yaşatarak hatta bazen tabiri caizse “imha ederek” düzeni sağlamaya çalışırken kimileri onların bu yeteneklerini düşmanlara karşı savaşmak için kullanmak üzere kendi taraflarına çekecek vaatlerde bulunuyorlar. Bu çocukları gerçekte düşünecek ve onları kullanmak değil onların derdine çare olacak kimseleri yok. Hepsi aslında onları bir robota dönüştürmeye çalışan birer düşman. Kendileri dışında.


    Karakterlere gelecek olursak; baş karakterlerin hepsini çok sevdim ve benimsedim diyebilirim. Ruby zaten kitabın anlatıcısı olarak gönlümde taht kurdu. Yeteneklerini nasıl kullanacağını bilememek, sürekli birilerinin hafızasından istemeden kendini, kendiyle ilgili anıları silmekle başı dertte. Yeteneklerini nasıl kullanacağını bilmiyor ve ona bunu öğretecek düşmanları haricinde kimse yok. Düşmanlarına teslim olmayı mı seçmeli yoksa kendi kendine bir yolunu bulmayı mı öğrenmeli arada sıkışıp kalmış. Liam Stewart ise herkesin içinde bir iyilik görmeye meyilli, saf ve temiz bir yakışıklı. Yeteneklerine hakim ve lider karakterli. Çevresindeki herkese başarabileceklerine dair umutlar vererek onların yaşama sebebi olan bir gün ışığı gibi. Ahh ne çok sevdim seni bir bilsen. Mavi gözleri dışında onu kafamda canlandırırken Sam Claflin’in Açlık Oyunları serisinde ki Finnick Odair olan serseri hallerini hayal ettim. Tam bir Sam Claflin hayranıyımdır da. Bu da karakteri okurken onun jest ve mimiklerini ukala tavırlarını gözümde daha iyi canlandırmamı sağladı. Birde minik asyalımız Suzumi namı diğer Zu var ki onu öylesine sevdim öylesine sempatik buldum ki, kitaptaki karakterlerin yerine geçip onu koruma güdüsü gelişti içimde. Hikayesini ve gizemini merak ettiğim karakterlerden birisidir. Birde Chubs var ki ona olan duygularımı hala çözemesem bile genel olarak sempatik bulduğum ve zor bir insan olmasını takdir ettiğim birisi. Bazı özellikleri bana kendimi hatırlattı hele ki kolay arkadaş edinemeyen içine kapanık tavırları. Hatta biraz ileri gidecek olursak tehlikeli yakışıklımız Clancy Gray’e karşı bile bir sempati oluştu diyebilirim içimde.


    Kitabın dili oldukça sadeydi. Kitap baş karakterlerden birisi olan Ruby’nin ağzından anlatılıyordu. Diyalogları okurken çok eğlendim hatta son sayfalarda Ruby ile Liam arasındaki diyaloğu okurken nefesim kesildi diyebilirim. Kitap oldukça akıcı ve heyecanlıydı. Sürekli macera dolu yerler oluyor ve heyecan içerisinde okuyordum. Her bölümün sonu heyecanlı bitiyor sonrakini okumak için acele ediyordum. Şimdiye kadar okuduğum çoğu distopik eseri sevmişimdir ve çoğuna olumlu yorumlar yapmışımdır çünkü distopya okumayı seviyorum. Bunu araya zaman koyup türü özleyerek yaptığım zaman birbirlerine benzer yönleri olsa bile beni sıkmıyor ve cidden severek okuyorum. Bu eseri de çok sevdim hatta bayıldım. Karakterleri ve kurgusu ile gerçekten çok başarılı buldum. Sonu da oldukça soru işaretleri ile dolu ve heyecanlı bitti. Diğer kitapları elimde yok sadece ilkini almıştım ve şimdi koşup diğerlerini de almam gerekecek. Araya zaman girmeden hepsini okumak istiyorum. Açlık Oyunlarında ilk kitabı diğerlerinden başarılı ve heyecanlı bulmuştum ve bunda da yazarın diğer kitaplarda ritmi düşürüp kalitesini bozmasından korkmuyor değilim. Umarım öyle olmaz. Çünkü seriye gittikçe bağlanmak ve bittiğinde üzülmek istiyorum bana bu duyguyu yaşatan pek seri olmuyor çünkü. Okumanızı tavsiye ederim. Seveceğinizden emin olduğum bir kitap. Herkese bol kitaplı günler. :)



Alıntılar
Hayal kurmak sonunda hayal kırıklığına, hayal kırıklığı da öyle kolay atlatılamayan sıkıntılı bunalımlara yol açardı. Siyaha yem olmaktansa grinin sınırlarında kalmak daha iyiydi.
-Hiçbir şey olmamış gibi davranamam.
-Davranmamalısın da. Asla unutmamalısın. Ama hayatta kalmanın önemli yanlarından biri de hayata devam etmektir. Bunun için bir kelime var. Bizim dilimizde tam bir karşılığı yok. Portekizce. Saudade. Hiç duydun mu?
(Başımı salladım ben kendi dilimdeki kelimelerin bile yarısını bilmiyordum ki.)
 -Şey gibi… tam bir tanımı yok. Bir duygunun tarifi gibi… çok büyük bir üzüntünün. Bir zamanlar kaybettiğin bir şeyin sonsuza dek kaybolduğunu ve bir daha asla senin olmayacağını anladığın an yaşadığın bir his.
Ama biliyor musun, her son bir başlangıçtır. Bir zamanlar sahip olduklarını geri alamasan da onları arkanda bırakabilirsin. Yeniden başlarsın. En baştan.
Bir fabrikayı yok edebilirsin ama hemen ardından bir yenisini inşa ederler. Ancak yok edilen şey bir hayat olduğunda bunun geri dönüşü yoktur. O insanı geri getiremezsin.
Bir insanın yalan söylediğini anlamanın binlerce yolu vardır. Beyinlerine girip en ufak bir güvensizlik ya da rahatsızlık emaresi aramanıza gerek yok. Yüzlerine bakmanız çoğu zaman yeterlidir. Sizinle konuşurken bakışlarını sola çevirir, bir hikayeyi fazla detaylandırır ve bir soruyu başka bir soruyla cevaplarlarsa bilin ki o kişi yalan söylüyordur.
İçimde tuhaf bir his vardı. Sanki henüz sahip olmadığım bir şeyi kaybetmiş gibiydim. Sanki artık eskiden olduğum kişi değildim. Olmam gereken kişi ise hiç olamamıştım. Bu hisle iliklerime kadar bomboş hissettim kendimi birden.
Dünyadaki en sinir bozucu duygu, söyleyecek çok şeyin olup da bunu kelimelere nasıl dökeceğini bilmemek olmalı.
Hayatta bir kez bile duysanız asla unutamayacağınız bazı sesler vardır. Kırılan bir kemiğin sesi. Bir dondurma kamyonetinden yükselen şarkı. Cırt cırt bandın sökülmesi. Bir silahın açılan emniyet kilidi…
Heves denilen şeyin en önemli yanı, bulaşıcı olmasıdır.

Puanım
 

8 Ekim 2017 Pazar

Başmeleğin Gözdesi (Lonca Avcısı #3) - Nalini Singh | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Archangel's Consort 
Seri: Guild Hunter #3 
Sonraki Kitap: Başmeleğin Kılıcı
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.24  (29,553 Oy)


Arka Kapak Yazısı
   Vampir avcısı Elena Deveraux ve sevgilisi, ölümcül Başmelek Raphael New York'a geri döndüklerinde yeni bir tehlikeyle karşı karşıya kalmışlardı... Bir okula saldıran vampirin geride bıraktığı manzara tamamen dehşet vericiydi; ve bu daha bir başlangıçtı. Kana susamış vampirlerin sayısı bir bir artarken şehrin sokakları kana bulanmıştı. Daha da kötüsü Raphael'in kendisi de yavaş yavaş kontrolünü kaybetmeye başlamıştı; gökyüzünü açıklanamayan kara bulutlar kaplamış, yeryüzü sarılmıştı.

   Kehânet ürkütücü bir şekilde gerçekleşiyordu: Hain ve kadim bir ölümsüz diriliyordu. Vahşi rüzgârlar onun adını fısıldıyordu: Caliane. O, oğlu Raphael için geri dönmüştü. Bunun için yolunun üzerinde ne varsa yok etmeye hazırdı, ve yolunun üzerinde tek birisi vardı: Elena, oğlunun yok edilmesi gereken gözdesi...


Yorum
   Serinin ilk kitabını okuduğumda fena değil devam ederim demiştim. Fantastik serilerde vampirlere, uzaylılara bile saygım var ama melek olunca itici geliyordu ve hep önyargılıydım. Önce Hush Hush serisini okudum. Tüm klişelerine rağmen onu ilk okuduğum zamanlar çok fazla benzeri fantastik-young adult okumadığım için sevmiştim. Bu serinin ilk kitabı da açıkçası önyargılı olduğum kadar itici gelmemişti. Ama ikinci kitapta ufaktan sıkılmaya başlamıştım. Yine de üçüncü kitabına bir şans vereyim dedim. Ben ilk iki kitabı satın almıştım art arda okudum. Tam o sırada üçüncü kitabı çıkmıştı ama ilgimi çekmiyordu, bir türlü elim gitmiyordu. Geçen haftalarım biraz yoğun geçtiği için, hızlı okunabilen, karışık olmayan bir roman düşünürken bir fantastik-young adult okuyasım geldi e-kitap önerilerinde görünce indirip okumaya başladım serinin üçüncü kitabını. Aman Allahım oda ne? Yazar serinin her kitabında gittikçe çamura bulanıyor sanki. İlk kitabını da öyle çok beğendiğim söylenemezdi ama üçüncü kitabı tam bir hayal kırıklığı idi benim için.



   İkinci kitap heyecanlı sayılabilecek bir noktada bitmişti. Bu kitabın başları aslında heyecanlı ve merak uyandırıcı şeyler oldu. Ama sonradan hevesler boşuna çıktı ve kitapta olması gereken gelişmeler bir türlü gerçekleşmedi. Kitap çok yavaş ilerledi, normalde bu tarz kitaplar okuduğunda akıp gider, 2-3 güne bitirirsin ama bu kitap neredeyse 1 hafta süründü. Birde sırf kitaba hareket katmak için yazarın araya farklı karakterler sokma çabası yok mu, beni deli ediyor. Kitapta bazı yerler çok karışık ve saçma geldi. Hepsine katlanılır da kitapta aksiyonun daha geri planda olup sürekli öpüşme-koklaşma, aşk pıtırcıklığı yerleri çok fazla idi atlaya atlaya okumamak için kendimi zor tuttum. Keşke Elena ilk kitapta tanıdığımız karakterinde kalabilse ve bunca taviz vermeseydi.

   Dil sade ve anlaşılırdı. Eğlendiren, sempatik diyaloglar da oldu ama kitap serinin ilk iki kitabına kıyasla biraz yavaş ilerledi. Bundan sonraki kitaplar Elena-Raphael’i değil başka karakterleri işleyecekmiş diye bir bilgi öğrendim kitabı araştırırken aslında merak ettiğim karakterler var. Bu iki karakter yüzünden geri planda kalmış ama yazarın onları da iyi işleyeceğini düşünmediğim için seriye devam etmeyi düşünmüyorum. Zaten gereksiz yere uzatılmış bir seri. Kitaplara düşük puan verince kendimi kötü hissediyorum ama öyle kitaplar var ki onlarla kıyaslandığında yüksek puan versem o kitaplara haksızlık olacak. Beni affet Nalini ama cidden hayal kırılığı idin. Okumanızı tavsiye etmem. Bol kitaplı günler. :)



Puanım

24 Eylül 2017 Pazar

Cennet Ateşi Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #6) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

   Orijinal Adı: City Of Heavenly Fire
Seri: The Mortal Insruments  #6
Önceki Kitap: Kayıp Ruhlar Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 800
Baskı Yılı: 2014 
Goodreads Puanı:4.48  (206,247 Oy)


Arka Kapak Yazısı
Siyah, gece boyu avlanmanın rengi

Beyaz, ölümün ve yasın

Altın rengi, gelinlikler içindeki bir gelinde güzel

Ve kırmızı, büyüyü tersine çevirmeye özel

- Gölge Avcısı Çocuk Şiiri

    Dünyayı sarsan kült seri “Ölümcül Oyuncaklar”ın merakla beklenen bu baş döndürücü finalinde, Clary ve arkadaşlarışimdiye dek karşılarına çıkan en acımasız düşmanla savaşacak: Clary’nin ağabeyi.Sebastian Morgenstern çoktan harekete geçti. Cehennem Kupası’nın gücüyle Gölge Avcıları’nı karanlık avcılara dönüştürüyor. Aileleri ve âşıkları birbirinden ayıran bu karanlık yaratıklarla Sebastian’ın ordusu gitgide genişliyor.

   Köşeye sıkışan Gölge Avcıları, Idris’e çekilse de Alicante’nin meşhur iblis kuleleri bile onları Sebastian’ın gazabından uzak tutacak güçte değil. Üstelik Ne filimler, Idris’te kapana kısılmışken dünyayı iblislerden kim koruyacak?

   Ne flimler’in hayal bile edemeyeceği kadar büyük bir ihanet açığa çıkarken Clary, Jace, Isabelle, Simon ve Alec’in kaçmaktan başka çaresi yok. Daha önce hiçbir Gölge Avcısı’nın ayak basmadığı ve giden hiçbir canlının geri dönemediği iblis topraklarının derinliklerine yolculuk etmek zorunda kalsalar da...


Yorum
   Nihayet sürünerek de olsa koskoca seriyi çok şükür ki bitirdim. Normalde bunun gibi fantastik aşk romanları hemen akar gider ama ben sadece otobüsten otobüse e-kitap olarak okuduğum için bitirmem biraz zaman aldı. Belki de sırf böyle süründürerek okuduğum için çok da tadını alamadım kitabın. En azından serinin diğer kitapları kadar sevemedim. Serinin ilk kitabından sonuna doğru beğenme oranım düzenli bir şekilde azaldı diyebilirim.

   Kitapta çok fazla olay sığdırılmaya çalışılmış ama bu kurgu kargaşasına sebep olmuş. Sürekli kitabı aksiyonlu yapayım derken yazar biraz fazla abartmış diye düşündüğüm yerler oldu. Spoiler vermek istemiyorum ama kitabın gidişatı ve sonunda olanlar beni pek şaşırttı diyemem. Öngörülebilir sonlardan nefret ediyorum! Ama yazarın birtakım şaşırtmacalar yaptığı noktalar oldu. En azından herkes mutlu ve amacını elde etmiş diyebileceğimiz bir klişe yoktu. Simon’ı bu kitap daha çok sevdim. Çekici bulduğum Sebastian’a yani Jonathan’a ya da adı her neyse ona biraz daha sempati duyduğum yerler oldu. Özellikle kitabın son sayfalarına doğru bir an Jace’ciliği bırakıp Sebastian’cı olmama ramak kalmıştı. Jace’in özgüvensiz halleri ve ezilmiş çocuk psikolojisi artık feci sıkmaya başlamıştı beni ve Sebastian bir kaçış olmuştu bana. :)


     Kitaba farklı farklı çok fazla karakter katıldı. Etraftan aldığım duyumlara göre bazıları yazarın önceki serisi Cehennem Makineleri içinde yer alan karakterler olduğu için iki seri arasında bir köprü kurulmuş oldu. Ama onlarla ilgili bazı yerlerin çok fazla uzatıldığı ve içimi sıktığı gerçeğini göz ardı edemem. Belki bu Ölümcül Oyuncaklar Serisi’ni okumadan önce diğer seriyi okuyanlar için sorun olmamıştır ama ben onlar kadar severek okumadım o karakterlerin bölümlerini. Yani tavsiyem bu kitabı henüz okumamış olanların bu seriyi beklemeye alıp daha kısa bir seri olan Cehennem Makineleri serisini araya sıkıştırmaları. En azından bunu yapmak kitabın azımsanamayacak kadar bir kısmını daha çekilir kılacaktır.


   Kitap akıcı ve üslup güzeldi. Diyalogların doğallığı hoşuma gidiyordu. Özellikle Magnus Bane’in alaycı ve sempatik konuşmaları cidden haz alarak okuduğum yerlerdi. Ancak çeviri de yadırgadığım yerler olmadı değil. 5 kitaptır “stel” olarak okuduğum şey bu kitapta “mızrakçık” olarak çevrilince onun farklı bir şey olduğunu düşündüm ve uzun süre adapte olamadım. Sessiz Biraderler gibi başka birtakım çeviri hataları da olmasa gerçekten daha iyi olurdu. Gereksiz yere uzatılmış olsa bile, son 3 kitap biraz ağır ilerlese de yine de okuduğuma değdiğini düşünüyorum. Bu tür serileri sevenler hemen okumalılar. Bende ne zaman kısmet olur bilmiyorum ama Cehennem Makineleri’ni de yakın zamanda okumayı düşünüyorum. Herkese bol kitaplı günler. :)


Alıntılar
Zamanın silemediği anılar vardır. 
Sonsuzluk kaybı unutturmaz, sadece daha katlanılır kılar. 
Silahlar kırılıp tamir edildiği zaman, tamir gördükleri yerler daha güçlü olabilir. Belki kalpler de aynıdır. 
Bazen bir şeyleri yeniden kazanmak için her şeyini kaybetmen gerekir ve kaybetmenin verdiği acı ne kadar büyükse yeniden kazanmak da bir o kadar tatlıdır. 
Tuhaf, diye düşündü. Kendini hep cesur bir insan olarak düşünmüştü. Ölümsüz bir hayat yaşamak ve yüreğinle zihnini yeni deneyimlere, yeni insanlara kapatmamak cesaret gerektirirdi. Zira yeni olan şey hemen hemen hep geçiciydi. Ve geçici olan insanın kalbini kırardı. 
Düştüğün zaman olan budur. Sende pırıl pırıl olan her şey karanlık bir hal alır. Bir zamanlar ne kadar zekiysen o kadar kötü olursun. Uzun bir düşüştür bu. 
Bildiğim ve sevdiğim her şeyi terk ettim. Belki tam olarak terk etmedim ama kendimle daha önceki hayatım arasına bir cam duvar ördüm. Onu görebiliyor, fakat dokunamıyordum, bir parçası olamıyordum.


Puanım

22 Kasım 2016 Salı

Mercek Altında | Fantastik-Genç Yetişkin Türü Kitapların 12 Klişesi

       Merhaba arkadaşlar. Daha öncede tanıtım yazısında bahsettiğimiz gibi bu bölümde ilginiz çekebilecek birçok konuyu mercek altına alacağız. Benim seçtiğim ilk konu ise fantastik-genç yetişkin kitapların belli başlı klişelerinden bahsetmek olacak. Birçoğunuz muhtemelen en az bir ya da iki fantastik-genç yetişkin tarzda kitaplar okumuşsunuzdur. Bu konuda en çok karşımıza çıkan seriler Lux serisi, Melez Sözleşmeleri serisi, Ölümcül Oyuncaklar, Ateş serisi, Hush Hush serisi, Vampir Akademisi serisi gibi serilerdir. Ben şahsım adına bazılarını tabiri caizse fazla “ergence” bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Yine de bazen kafamı çok yormayacak, hızla okuyup geçebileceğim, çerezlik bir kitap aradığımda ilk kaçış yolunu yine de bu tür kitaplarda buluyorum. Klişeleri bol, sonu oldukça tahmin edilebilir bile olsa yine de bazen kendimi bir anda bir genç-yetişkin seriye başlamış olarak buluyorum. Sebebi belki gerçek dünyada bulamadığımız, bulacağımıza inanmadığımız yakışıklı erkekleri veyahut güzel kızları, orada yaşanan yoğun tutku ve aşkı, maceraları, belki de orada dövüş sahnelerindeki aksiyonları sevmemiz ve bir anlığına da olsa dünyadan kopmamızdır. Sebebi her ne olursa olsun her okuduğumda bazı klişeler gözüme batmadan okuyamıyorum ve bazen bu o kadar yoğun oluyor ki, bu tür kitaplar için “ben bunu daha önce benzer bir kitapta okumuştum.” veya “ya şu olay hangi seride yaşanıyordu.” gibisinden cümleler kullanmadan edemiyorum. Çoğunuzunda bundan muzdarip olduğunu düşünerek böyle bir yazı yazmak istedim. Şimdi gelin elimden geldiğince özetlemeye çalıştığım bu genç-yetişkin klişelerini madde madde inceleyelim.

  1. Geneli aşk temalı olduğu için mutlaka asıl karakterler bir kız ve bir oğlandır. Oğlan daima acayip yakışıklı olur. Uzun boyludur, kaslıdır, teni mükemmel bakışları ise çarpıcıdır. Hep bir gizemli havaları vardır ve esas kız bu gizemi çözmeye çalışır. Aynı zamanda oldukça flörtöz ve çapkın olup genç kızların hayalindeki erkek olma potansiyeline de sahiptirler. Varlıklıdırlar. İstedikleri her şeyi elde edebilirler.
  2. Esas kız ise oğlan hayatına girene kadar kendi halinde yaşayan, aslında oldukça güzel ama bunun farkında olmayan, saf, temiz, temkinli bir prensestir.
  3. Bu tür kitaplarda genellikle oğlan kurt adam, vampir, melez, dampir, melek, avcı ya da ona benzer bir paranormal varlıktır ve kimliğini gizleyerek topluma karışmıştır. 
  4. Kız da genellikle bir vampir, kurt adam, melek, koruyucu, melez veya buna benzer bir varlıktır ama bunun farkında olmadan kendi halinde yaşayıp gittiği hayatına öyle birisi girer ki büyü bozulur. Aslında bambaşka bir varlık olduğunu öğrenir ve olaylar başlar. 
  5. Esas oğlan ile esas kız daima birbirlerine aşık olurlar. Bu aşkların yüzde doksan beşi ise ilk başta zıtlaşma, birbirinden uzak durma, temkinli olma, nefret etme gibi olaylar sonrasında başlar. Birbirlerine ne kadar tutulurlarsa tutulsunlar aşkları imkansızdır. Ya kızın kimliği ya oğlanla farklı klanlarda olması, ailelerin karşı çıkması, üçüncü bir kişi, karakterlerin inat ve gururları gibi aşklarının önünde mutlak bir engel vardır. Bir yandan hayat mücadelesi verirken bir yandan da bu engeli aşma ve kavuşma gayretindedirler.
  6. Bu tür kitapların diğer klişesi bu esas karakterlerin ırkına düşman bir ırkın olmasıdır. Serinin herhangi bir kitabında mutlaka bu ırkla bir savaş olacaktır ve herkes var gücüyle bu savaşa hazırlanırlar.

  7. Esas oğlan ve tüm bu gizemler ve anormallikler hayatına girmeden öncesinde boks eldiveni bile takmayı bilmeyen kızlar bir anda kısacık bir antremanla mükemmel savaşçılar haline gelir. Özündeki savaşçı ortaya çıkmıştır, o artık durdurulamazdır.
  8. Büyük savaşın veya ırkların kurtarılmasının kaderi, esas oğlanla esas kızın evvela esas kızın elindedir. Onlar öyle bir şey yapar ki herkesin kaderi değişir. Her şey dengeye kavuşur. Bu tür kitaplarda asla son darbeyi bir yan karakterin indirdiğini ya da devasa dokunuşu bir alt karakterin yaptığını göremezsiniz.
  9. Esas kızın kafasını karıştıran, onu etkisi altına almaya çalışan başka bir yakışıklı daha kadraja dahil olur. Kız genellikle bu iki karakter arasında gitgel halindedir. Ve bu ikinci oğlan genellikle kötü tarafın ateşli temsilcisidir ve kızı çıkarları uğruna kullanma isteği muhtemeldir. Yine de çoğu zaman sebepsizce bu karakterlerin fanı olur çıkarız. (Bkz. Melez Sözleşmeleri-Seth, Bkz. Vampir Akademisi-Adrian)
  10. Kitapta esas kız ile esas oğlandan birisi mutlaka ölür. Genellikle de esas oğlan. Ama öyle mucizevi bir şey bulunur ki ölen kısa süre sonra hayata döner. Tabiki bu mucizevi çözümü de genellikle aşık olunan taraf bulur. 
  11. Esas oğlan genellikle yenilmezdir. Çok iyi bir savaşçıdır ve yıllarca savaşlarda başarı göstermiş bir dövüş ustasıdır. Genellikle de esas kıza dövüşü ustalıkla öğretirken yakınlaşmalar bir diğer klişedir.
  12. Kitabın sonu daima mutludur. Bu türün yazarları ya çok merhametli ve öldürmelere mutsuz sonlara dayanamıyorlar ya da aralarında anlaşmışlar ve bu türün simgesi niteliğinde hepsi mutlu sonla bitsin diye anlaşmışlar sanki. Kızla oğlan aralarındaki tüm engelleri ve imkansızlıkları aşarak birbirlerine kavuşurlar hatta onlarla kalmayıp çevrelerindeki tüm sevenler birbirine kavuşur, kötüler ölür, dünyaya(ya da hangi gezegense) barış hakim olur. Çok yumuş yumuş bir son değil mi sizce de? 
     Benim şuanlık size aktarabileceğim klişeler bunlar. Atladığım daha pek çok klişe vardır onları da yazıyı çok uzatmamak adına ve sizlerinde tahmin edebileceğinizi düşündüğüm için atlıyorum. Belirttiğim klişelerden rastlamadığınız, farklı tarzda bir genç-yetişkin elbetteki olabilir ama istisnalar kaideyi bozmaz diyerek onu da mazur görmenizi temenni ediyorum. Şuana kadar okuduğum bu türden kitaplarda daima rastladığım klişeler bunlar. Şimdilik bu kadar. Bir sonraki inceleme de görüşmek üzere :)

19 Ekim 2016 Çarşamba

Kayıp Ruhlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #5) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: City Of Lost Souls
Seri: The Mortal Instruments #5
Sonraki Kitap: Cennet Ateşi Şehri
Sayfa Sayısı: 636
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.31  (297,746 oy)


Arka Kapak Yazısı
   New York Times çoksatarı "Ölümcül Oyuncaklar" serisi devam ediyor.

Tabii Jace, Clary ve Simon'ın başındaki tehlikeler de...
Jace'le Clary yeniden karşılaştığında, Clary korkunç gerçekle yüzleşti. İblis Lilith'in büyüsü altındaki Jace, kötülüğün hizmetkarı olmuştu.
Gölge Avcıları şimdi ne yapacaktı?
Kaybedilen geri istenebilir miydi?
Aşk için ödenecek bedel, ne olabilirdi?
Günah ve kurtuluş işbirliği yaptığında, kime güvenmek gerekirdi?


Yorum
Merhaba sevgili okurlar! 
      Görüşmeyeli, bloğa yazmayalı hayli zaman oldu. Okulların açılması, derslerin yoğunluğu, yurda yerleşme çabası derken uzun süre yazamadım ve yazamamanın verdiği sancı artık dayanılmaz olmuştu ve bugün nihayet kavuştum. İlk dört kitabını okumuş olduğum Ölümcül Oyuncaklar Serisinin beşinci kitabını da bitirdim. Seriyi biran önce bitirerek başka kitaplara gömülmek için sabırsızlanıyorum. 6 kitaplık serilerin sıkıntısı bu oluyor maalesef ki. Araya zaman koyarak okursan diğer kitaplardaki olayları karıştırabiliyor ve hatta unutabiliyorsun ve başka kitaplar girince kopukluk oluyor serinin tadını alamıyorsun. Aralıksız olarak tek bir seriyi bitirme gayretine girince de hep aynı türü ve benzer kitapları okuduğun için biran önce bitirip farklı türler okumak istiyorsun. En azından serinin bitmek üzere olduğuna seviniyorum.

     Öncelikle seri için şunu söylemem gerekiyor. Üçüncü kitabın yorumunda olayların sonuçlandığını söylemiştim. İlk kitaplardaki olaylar çözülmüş ve her şey yoluna girmişti ama yazar seriye doyamamış olacak ki başka bir olay örgüsü oluşturarak seriyi devam ettirmişti. Dördüncü kitaba yorum yaparken yazarın seriyi uzatmak için çaba içine girerek yeni olaylar ve karakterler kurgulamasından ancak buna rağmen serinin vitesi düşmeden heyecanla devam etmesinden ve kendini okutmasından bahsetmiştim. Ancak dördüncü kitap bitip beşinci kitaba geçtikten sonra fikirlerim birazcık olsun değişti. Çünkü üçüncü kitabın sonunda ortaya çıkan olay dörtte son buldu ama yine bir tür zorlama ile seri 2 kitap daha uzatılmış oldu. Bu artık biraz kasıntı görünmeye ve olaylar birbirini tekrar etmeye başladı. Bu seri ile ilgili zayıf bir özellik ve önceki kitapların kalitesine de gölge düşürdü diyebilirim.

    Karakterler genel olarak bir önceki kitaplarla ve özellikle de 4.kitapla benzerdi. Clary, Jace, Sebastian, Jocelyn, Luke, Maia, Magnus, Alec, Isabelle, Simon gibi her kitap görmeye alışık olduğumuz karakterler bu kitapta da hakimdi. En baş karakterlerin değil neredeyse tüm karakterlere ufak da ola bölüm ayrılmış hepsinin duygu ve düşünceleri o bölümlerde anlatılmıştı. Ağırlık yine baş karakterlerde olsa da bu güzel bir detaydı. Serinin başından beri tabiri caizse “mıymıntı” bulduğum Simon’ı artık öyle bulmuyorum demeyi çok isterdim ama maalesef 5 kitap geçmesine rağmen hâlâ bu özelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Bu ezik çocuk tavırlarıyla serinin başından beri bir türlü ısınamadığım bir karakter ve hatta bir mucize olsa ve Cassandra Clare en azından bir karakteri öldürse ve o karakter de Simon olsa diye çok da dilekte bulundum ama iyi karakterlerden asla vazgeçemediği, onları öldüremediği ortada. Simon’ın bölümlerini okurken çoğu zaman uykum geliyordu.



    Serinin ilk kitaplarına kıyasla bazı yerlerde (her yerde değil!) duygu tasvirleri konusunda yazarın aşama kaydettiğini düşünüyorum. Serideki donukluk bu kitapta daha az hissediliyordu. Her şeyin paranormal bir zemine oturtulmaya çalışılması kitabı anlaşılması zor kılmıştı ve akılda kalmayan detaylar çoktu. Kitapta seçilen mekanlar hoştu. Savaşma sahneleri biraz kısır anlatılmıştı. Ama yine de kitapta güzel kurgulanan yerler vardı. Bazı detaylar gerçekten kitabın sıkıcılığını kırıyor ve okunabilir kılıyordu.

[SPOILER!]
    Duyguya tam veremeyen yerler vardı ve bence bir kitapta kurgu, macera, akıcılık kadar duyguyu vermesi de önemlidir. Bu duygu aşk olsun, öfke olsun, acı olsun fark etmez. Özellikle Clary’nin Jace’e kılıç sapladığı yerde duyular çok yüzeysel anlatılmıştı. Daha ne olduğunu anlamadan okuyup geçmiş oldum. Oysa Vampir Akademisinde Rose’un köprüde Dimitri’yi öldürdüğü yer ya da Ateş Serisinde MacKayla’nın Jerricho’yu öldürdüğü yerde duygu çok yoğundu ve içimde hissetmiştim. Tür olarak ve diğer açılardan bu serilere çok benzediği için özellikle onlarla kıyasladım ve bu konuda türdeşlerine kıyasla ne yazık ki sınıfta kalıyordu. :(

    Üsluba gelince serinin genel üslubu gibi akıcıydı. Karakterlerin ruh hali üçüncü kişi ağzından tasvir ediliyordu. “Clary heyecanlanmıştı, Simon dehşete düşmüştü” gibisinden bir anlatımdı kısacası. Heyecanlı ve akıcı bir kitaptı. Derin bir mesajı ya da size katabileceği pek bir şey olmasa da zaman geçirmek için tercih edilebilirdi. En azından çabuk okunan ve kolay anlaşılan bir yönü var ki zamanınız olmadığında araya sıkıştırabileceğiniz bir kitap. E-kitap şeklinde indirip okulda ders aralarında veya toplu taşıma araçlarında rahatlıkla okuyabilirsiniz. Ben tabiki her zaman kitap halini okumanızı tercih ederim ama hem para vermemek adına hem taşıması kolay olduğundan hem sanki suç işliyormuşsunuz gibi insanların sürekli kitabınızı dikizlemesinden kurtulmak açısından bu pratikliği düşünebilirsiniz. Ben genelde kütüphaneden temin edip okudum seriyi ama bu kitabı “e-kitaptan okudum ve gayet rahattı. Hoşunuza gidebilecek bir fantastik kitap. İyi okumalar dilerim.:)

Seri Kitapları
5)Kayıp Ruhlar Şehri
6)Cennet Ateşi Şehri


Alıntılar
Hiç kimse kötülüğü kötü olduğu için seçmez. Kötülüğü seçen iyiyi aradığını, sonunda mutluluğu bulacağını zanneder.
Tanrı biliyor ya hepimizin güzel ve kırılgan olan her şeye zaafı var. Fakat bazı insanlar değiştirilemez. Değiştirilebilseler bile kendini feda edeni mahveden büyüklükte bir aşkla olur bu.
Seni bazı karanlık şeyleri sever gibi seviyorum.
Bir ilişkide sırlar olmalı. Henüz okunmayan bir kitap, ezberlenen bir kitaptan çok daha heyecan vericidir.
Her şeyin fazlası zarar, diye düşündü Simon. Fazla karanlık insanı öldürebilir, fazla aydınlık insanı kör edebilir.
Bazı anıları silmeye zamanın gücü yetmez.
İnsanları kendileri olmalarına izin vererek sevmek gerekiyor.

Puanım
 

4 Eylül 2016 Pazar

Unutuluş (Lux #1.5) - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Oblivion
Seri: Lux #1.5
Önceki Kitap: Obsidiyen
Sonraki Kitap: Oniks
Yayınevi: Dex Yayınevi
Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.46  (7,333 Oy)

Arka Kapak Yazısı

LUX serisinin efsanevi aşk hikâyesi Obsidiyen'i, bir de büyüleyici kahramanı Daemon Black'ten dinleyin!

Katy Swartz'ın yan eve taşındığını öğrendiğim an, belanın geldiğini anladım. Dünya denen bu yerde, bela en son istediğim şey. Halkım buraya 13 milyar ışık yılı uzaktaki Lux gezegeninden geldi ve bildiğim tek şey varsa, o da insanlara güvenilmeyeceğidir.

Ama Kat'in çekiciliğine karşı koyamadım… Onu sevmekten ya da korumak için özel güçlerimi kullanmaktan kendimi alamadım. Türümüzün en güçlüsü benim, yine de bu kız karşısında zayıf düşüyorum. Ahh bu basit, insan kız...

O bizim sonumuzu getirebilir. Çünkü onu kurtarmaya çalışırken bıraktığım iz, yeteneklerimizi çalmak isteyen can düşmanlarımızı çağırıyor: Arumları. Katy'ye âşık olmak, sadece onu tehlikeye atmadı. Bu, hepimizin ölümü demek... Ama ben buna asla izin vermem.

Yorum

  Lux, genç yetişkin-fantastik serilerde benim için yeri ayrı olan bir seri, iki buçuk yıl önce okuduğumda seriyi ve karakterleri sevmiştim. Unutluş'un çıktığını bilmiyordum ama e-kitap olarak görünce okuyup seriyi bir anımsamak istedim. :)

  Öncelikle bilmeyenler için Lux serisinden bahsedeyim, paranormal fantastik bir seri ve içinde bol miktarda uzaylı var ve merak etmeyin yeşil ve çirkin değiller, insan formundalar ve Daemon gibi bazıları da oldukça yakışıklı. Seri toplam beş kitaptan oluşuyor ve sonradan yazar bir kaç ara kitap ekledi Unutuluş'ta bunlardan biri. Seri insan olan Kat'in uzaylı Daemon'la tanışması ve beraber büyük olaylar içine çekilmelerini anlatılıyor, uzaylılar ve insanlar arasında baya olay yaşanıyor ve her kitapta olaylar giderek ilginç bir hal alıyor.

  Serinin en sevdiğim yanlarından biri karakterleriydi, karakterler arasındaki tatlı atışmalar ve mizahi yönü iyi diyaloglar seriyi oldukça keyifli bir hale getiriyor ve okuması oldukça keyifli. Okurken seriyi çok sevmiştim, son kitap hariç ki son kitabı beğenememiştim pek. Neyse seriyi okuduğum sıralar çok sevmiştim, Unutuluş serinin çizgisini bozmuyordu ancak eskisi kadar keyif alamadım, sanırım büyüdüm ya da kitap zevkim değişti.

  Unutuluş'ta Obsidiyen'de yaşanan olayları Daemon'un gözünden okuyoruz, aslında Obsdiyen'den pek farkı yok ama bazı bölümler ve Daemon'un hareketlerinin arkasındaki sebepleri okumak oldukça güzeldi. Okurken seriyle ilgili bir çok şeyi unuttuğumu fark ettim, okudukça bazı şeyleri hatırlasam da bir çok ayrıntı gitmişti ne yazık ki. Unutuluş sayesinde serinin atmosferini bir kez daha yaşamış oldum, bazen hoşuma gitse de bazen ergen halleri beni oldukça sinir etti. Zaten genç-yetişkin türünü pek okumamamın sebebi bu, 16-18 yaş aralığındaki ergenlerin dünyayı kurtarması ve sonsuz aşklar yaşamasını saçma buluyorum.

  Lux, bu türü sevenler ve eğlenceli zaman geçirmek isteyenler için uygun bir seri, hatta türü seviyorsanız seriyi çok sevedebilirsiniz. Kat ve Daemon eğlenceli bir çift ve bu ikiliyi okumayı seviyorum. Unutuluş ilk kitabın neredeyse aynısı olsa da seriye yakışmış bence, seriyi sevenlerin zevkle okuyacağını düşünüyorum. Herkese iyi okumalar. :)

Alıntılar

İnsanların arasında yaşıyorduk ama milyonlarca nedenden dolayı onlara yaklaşmıyorduk. 
İnsanlar asla burunlarının dibindekini görmüyor, yalnızca görmek istediklerini görüyordu. 
Ne zaman geri çekileceğini bilmek savaşı kazanmaya yardım ederdi. 
Ne dilediğine dikkat et.

Puanım

 Seriyi sevdiğim için 3.5 

2 Ağustos 2016 Salı

Düşmüş Melekler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #4) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: City Of Fallen Angels
Seri: The Mortal Instruments #4 
Önceki Kitap: Camlar Şehri
Sonraki Kitap: Kayıp Ruhlar Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 496
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.16  (330,593 oy)


Arka Kapak Yazısı
 Aşk. Kan. İhanet. İntikam. İşler artık her zamankinden de karışık!

Ölümcül Savaş sona erdi. On altı yaşındaki Clary Fray de nihayet New York'taki evine döndü ve halinden memnun. Gölge Avcısı olmak için eğitiliyor. Annesi hayatının aşkıyla evleniyor ve Aşağı Dünyalılar'la Gölge Avcıları sonunda barış ilan etti. En önemlisi de Jace artık Clary'nin sevgilisi. Ancak her güzelliğin bir bedeli var. İşler tam yoluna girdi derken biri Gölge Avcıları'nı öldürmeye başlıyor. Şimdi, Aşağı Dünyalılar'la Gölge Avcıları arasında yeni bir savaş başlaması an meselesi. Jace de birdenbire uzaklaşmaya başlayınca Clary, büyük bir gizemin içine dalıp en korkunç kabusuyla yüzleşecek. Sevdiği her şeyi, Jace'i bile kaybetmesine yol açabilecek olaylar zincirinin başlamasının ise tek bir nedeni var. Bizzat Clary.



Yorum
    Merhaba sevgili okurlar! Gördüğünüz üzere seriye tam gaz devam ediyorum ve dördüncü kitabını da bitirmiş bulunuyorum. Kitabı dün bitirdim ama yorumlarımı sabaha sakladım, en azından kitabı birazcık sindireyim istedim.

     Serinin en son okumuş olduğum üçüncü kitabı olan "Camlar Şehri"ne yapmış olduğum yorumda hikayenin bittiğini, olayların ve gizemlerin çözüldüğünü ve serinin üç kitap daha devam etmesine şaşırdığımı söylemiştim. Yazarın hikayeyi nasıl devam ettireceğini merak ediyordum ve ilk üç kitabı çok beğendiğim için -özellikle de 3. kitabı- seriyi devam ettiren yazar serinin değerini düşürürse diye de endişelenmiştim. Okuyunca bu endişelerim geçti büyük oranda. Okuduğumda ilk üç kitaptaki olaylardan biraz farklı boyutlara sürüklenen ve çizgisini değiştiren bir kitapla karşılaştım. Dördüncü kitabın bazı yönlerden ilk üç kitaptan sıyrıldığı açıkça görülebiliyordu. Hatta bazı yerlerde sanki serinin devam kitaplarını Cassandra Clare değil başkası yazmış da devam ettirmiş gibi olan yönler de vardı. Ama yine de bence serinin devam etmesi iyi olmuş. Çünkü ilk üç kitapta olayların bir çoğu çözümlense ve her şey açığa kavuşsa bile karakterlerin gelişimi, değişimi, bundan sonra ortaya çıkabilecek bazı sorunlar gibi konular da kitap biraz açık uçluydu ve bu kitapta bunların bir kısmı açığa kavuşmuş oldu. Örneğin; Clary bir gölge avcısı ve yeteneklerini geliştiremeden seri bitseydi bazı yönlerden saçma olurdu. Bir kitabın devam etmesi için öncelikle karakterlerin uğraşması gereken olaylar ve sorunlar olması gerekir. Üçüncü kitapta sorunlar büyük oranda çözülse de dördüncü kitapta yazar daha farklı sorunlar üretmeyi başarmış ve seriyi devam ettirmek için aradığı taze kanı bulmuş gibi görünüyor. Ancak bence ilk kitaplardaki mücadeleler ve sorunlarla kıyaslandığında bu kitapta ortaya çıkan sorunun daha zorlama ve gereksiz olduğunu düşünmeden edemedim. Hatta saçma bulduğumu bile söyleyebilirim. Ben olsam daha farklı bir problem ortaya çıkmasını isterdim.

    Kitapta olaylar yine farklı mekanlarda geçiyordu. Karakterlere ise yenileri katılmıştı. Üçüncü kitapta ön planda olan bazı karakterler biraz arka planda kalmıştı merkezdekiler olsun Lightwood'lar olsun kısacası yetişkinler biraz daha geri plandaydı. Buna kıyasla diğer kitaplarda daha sönük kalan bazı karakterler ise bu kitapta daha ön plana geçmeyi başardı. Üstelik bazı karakterlerin geçmişlerine ışık tutulması da seri için önemli bir detaydı. 

     Kitapta beni gerçekten sinirlendiren şey kitapta sevdiğim baş karakterlerden birisinin sürekli ezik tavırlar içine bürünmesi ve melankolik ve karamsar halleriyle beni sıkmasıydı. Bu durum üçüncü kitapta da mevcuttu ama bu kitapta daha da yoğunlaştı. Bu karakter de Jace'ten başkası değil elbette. Ama yazara bir yandan hak vermeden de edemiyorum çünkü Jace'in önceki kitaplarda özellikle de üçüncü kitapta yaşadığı olaylardan sonra her şeyi düzelterek hiç bir sorun yokmuş gibi devam etmesi saçma olurdu. Bu olayların karakterini etkilemesi, hayatına olumsuz etkilerde bulunması ve onun bunlarla mücadele etmek zorunda kalması kitabı daha gerçekçi kılıyordu. Sadece bunu yaparken yazar Jace'i ilk baştaki Jace'liğinden sıyırdıkça bende gerçekten soğumaya başladım. Umarım bu bir sonraki kitaplarda da böyle devam etmez. Clary içinse sürekli kendini geliştirmesi ve özgüveninin oturması yönünden takdirle baksam da bazı yönlerde onun da Jace'ten aşağı kalır yanı olduğunu düşünmüyorum. Yine de onun Jace'ten daha fazla umut vaat ettiği çok açık.


     Üslubu serinin genel üslubuna paralel gidiyor. Üçüncü kitaptan pek fazla farkı yok. Üçüncü bakış açısıyla anlatılan olaylarda daha çok Jace'in düşünceleri, Clary'nin düşünceleri ve zaman zaman da Simon'ın düşünceleri geçiyor. Olay bu üç karakterin çevresinde gerçekleşen olayların ayrı başlıklar halinde onların gözünde nasıl göründüğü, nasıl hissettirdiği anlatılıyor. İlk üç kitaba göre daha kısa ama onlar kadar akıcı olduğu için sayfalar elinizden kayıp gidiyor. Hızlı ilerlenebilen bir kitap. Sürekli aksiyon dolu ve romantizm de dozunda. Hatta bu seri kesinlikle bir aksiyon filmi serisi olabilir. Zaten ilk filmi de çekilmişti. Beklenen başarıyı elde edemediği için serinin devam etmeyeceği açıklanmış ve ikinci filmin çekimleri de durdurulmuştu. Ancak hayranlara güzel haberlerim var, çekimlere yeniden başlanmış diye okumuştum geçen. :) İlk filmde kitaptan çok fazla koparak hata yaptıklarını düşünüyorum ve umarım bunu diğer filmlerde yapmazlar. Seriyi seviyorum ve filmdeki karakterler de onları okurken gözümde canlandırmamı kolaylaştırıyor. Bazı fantastik serilerin aksine karakterler sürekli öpüşmek, koklaşmakla meşgul değiller. Hatta şu kitaba kadar gerçekten yoğun erotizm kokan bir bölüm neredeyse hiç olmadı. Buda benim takdirimi kazanan bir diğer nokta. Kısacası bu kitabı da sevdiğimi söyleyebilirim. Bu seriyi bitirmeye kararlıyım çünkü kitabın sonu yine heyecanlı ve okuyucuyu meraklandıracak şekilde bitti. Açıkçası ilk üç kitabın sonuna kıyasla en meraklandırıcı ve en heyecanlı şekilde biten ve okuyucuya "Acaba diğer kitapta neler olacak?" diye sorgulatan kitabın bu olduğunu düşünüyorum. Mutlaka okumanızı öneririm. Diğer kitap yorumlarında buluşmak dileğiyle :) 


Alıntılar
Güç mıknatıs gibidir. Onu arzulayanları kendine çeker. 
Senden nefret ettim ve o nefret hayatımı kolaylaştırdı. Suçlayacak birine sahip olmanın bazı avantajları  var.
Işık ve karanlık arasında zannetiğiniz kadar büyük farklar yoktur. Ne de olsa karanlık, ışık tükendikten sonra kalan şeydir. Işığın kendini tüketişidir.
Başka seçeneğin yokmuş gibi düşündüğünde haklı olmak o kadar kolay ki.

=> =>  Serinin ilk filmini izlemeyenler için fragman; 






Puanım


29 Temmuz 2016 Cuma

Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı:City Of Glass
Seri:The Mortal Instruments #3
Önceki Kitap: Küller Şehri
Sonraki Kitap: Düşmüş Melekler Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 610
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı: 4.34  (549,883 oy)


ArkaKapak Yazısı
 Vampirler, kurtadamlar, periler ve gerçek ask.
Soluğunuzu kesecek bir gerilim ve heyecan.
"Ölümcül Oyuncaklar"da aksiyon tam gaz!

 Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri'ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri'nde biraraya gelmişti. Clary'nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.

Clary'nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!


Yorum
    Merhaba sevgili okurlar! Etkileyici bir serinin üçüncü kitabını da bitirmiş bulunuyorum. Yorumlamak için günün bu saatlerinden  daha iyi bir vakit var mı? Zihnim böylesine berrakken. Serinin ilk iki kitabının yorumunu eski gönderilerimde bulabilirsiniz. Bu seferki yorumumu da o yorumlara bağlı kalarak ve kıyaslamalar yaparak aktarmak istiyorum.

   Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kitap ilk iki kitaba kıyasla çok daha sürükleyiciydi ilk üç kitabın hatta tahminim o ki serinin nirvanasıydı.  Seriyi okuduğuma pişman olmadığıma emin olacak kadar zevk aldım kitaptan. İlk kitapları eleştirirken birçok şeyi tahmin edilebilir bulduğumu söyleyerek bu yönüyle eleştirmiştim kitabı ama bu kitapta bazı yeni gelişmelerle bu olumsuzluk kırılmış oldu. Her kitapta gelişen karakter kadrosu kitaba ayrı bir renk katıyordu. Özellikle ilk kitaplara kıyasla bu kitapta karakter kadrosu en geniş halindeydi. Kitapta gerek Merkez’in yer aldığı şehirden yani Idris’ten bahsedildiği için birçok Merkez üyesi, bunun yanısıra birçok aşağı dünyalı karakter ve iblis sürüleri gibi çok geniş çapta hareketlilikler vardı. Karakterlerin birçoğunu seride ilerledikçe benimsemeye başladım. Bu kitapta ise iyice bağlandım onlara. Clary’nin olayları anlamlandırmaya çalışan pısırık ve korunması gereken kız çizgisinden sıyrılarak güçlü ve savaşçı kız haline geçişi bir yandan hoşuma gitti ama bunda da klişeler bulmak canımı sıktı. Jace’in dışarıdan özgüvenli tavırlarının arkasındaki kendini ezen, yaralı çocuk oluşu biraz sinirimi bozmadı değil. Ben onun egoist bir hergele gibi hareket edişine vurulmuştum bu yüzden bu kitapta beni biraz üzdü kendileri ama yine de Jace, Jace işte. J Kitaba yeni giren bazı karakterlere başta da Sebastian’a ısınır gibi oldum ama daha birçoğunu tam çözemeden kitap sona erdiğinden henüz tam olarak bir şey söyleyemiyorum. Onları benimseyebilmem için tanımam gerektiğini düşünüyorum. 
     
    Kitapta ilk kitaplarda ısrarla eleştirdiğim gibi burda da eleştirmekten kaçınmayacağım bir nokta ise yazarın bazen aksiyonu ve olayları anlatmaya aşırı yoğunlaşmaktan o olayların karakterler üzerindeki etkilerini anlatmayı es geçmesiydi. Bunu en çok bu kitapta hissettim. Özellikle Clary’nin kitabın sonlarına doğru yaşadığı bir olay aslında onun felaketi gibi olması gerekirken Clary’nin duygularına neredeyse hiç değinilmeden olay bir anda seyrini değiştirdi. Ortaya çıkan bazı sırlara verilmesi gereken tepkiler son derece sönük kaldı fikrimce. Bu seriye benzer okuduğum diğer serilerde buna benzer şeylerde karakterlerin hislerine daha fazla yer verilerek kitabı ve karakterleri anlamamız sağlanıyordu ama o bu seride o kadar güçlü değildi ve bence kitabı anlamak ve sevmek için karakterleri ve yaşadıkları dehşeti, mutluluğu, üzüntüyü, heyecanı hissetmek son derece önemlidir bu yüzden yazarın duygu tasvirlerine çok abartılı olmasa da mutlaka yer vermesi gerektiğini düşünüyorum.
   
    Kitabı bitirdikten sonra ilk düşündüğüm “Vay be!” den de önce “Serinin hala devam ettiğine inanamıyorum!” oldu çünkü gerçekten bu kitapta ilk iki kitapta gizemli kalan her şey çözümlenmiş, soru işaretleri giderilmiş ve birçok sorun da çözülmüştü. Hatta öyle ki kitaplar incelenip ilerleyişe ve olay örgüsüne bakılırsa yazarın seriyi üç  kitaptan oluşturmak için tasarladığı gibi bir izlenim edinmiyor değilim. Ancak üç kitap daha var ve ben yolun yarısındayım. Sanki dördüncü kitap ilk üç kitabın küllerinden yeniden alevlenecek bir macerayı başlatıyor. Aslında serinin devamını hangi olaylar üzerinden devam ettireceklerini düşününce tahmin etmek de pek zor değil. Yine de gerek var mıydı bundan emin değilim.
     
      Kitabın üslubu da son derece akıcıydı. İlk kitaplar gibiydi. Ancak ilk kitaptan bu yana şu açıkça fark edilebiliyor ki, ilk kitapta sadece Clary’nin zaman zaman da Jace’in düşüncelerinden aktarılan yerler ikinci kitapta biraz daha genişledi ve üçüncü kitapta birçok karakterin nerede ne düşündüğünü aktarması yönünden de kitap başarılı bir anlatış sergilemişti. Kitabın ilgili bölümleri anlatan başlıkları ve araya giren şiirlerde etkileyici detaylardandı. Kitapta hiç durulmayan bir hareketlilik, bir canlılık vardı. Sayfalar elimden kayıp gitti. Kalın bir kitap olmasına rağmen akıcı olduğundan hemen bitirdim ve gerçekten macera filmi izler gibi oldum çoğu zaman. Serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum, yazarın olayları nasıl devam ettireceğini merak ediyorum. Umarım yazar seriyi devam ettirebilmek uğruna serinin kalitesini düşürmemiştir. Çünkü içimden bir ses üçüncü kitabın zirve olduğunu söylüyor  ve zirveden sonra gidilecek daha yüksek yer olmadığından mecburen diğer kitapların zirvenin daha altında kalması riski var. Umarım öyle olmaz. Güzel bir genç-yetişkin okumak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiyem. Keyifle okumanız dileğiyle J


Alıntılar
İnsanlar sana kendileri hakkında tatsız bir şey söylediklerinde, bu genellikle doğrudur.
Sempatik, şefkatli ve nazik kişiliği artık sinirine dokunmaya başlamıştı. Hiçbir şeye sinirlenmiyor gibi görünen erkeklerden hoşlanmazdı. Isabelle’in dünyasında öfke tutkuya, tutku da iyi zaman geçirmeye eşitti.
İnsanlar iyi ya da kötü olarak doğmaz. Belki her iki yönde de eğilimlerle doğabilir ama önemli olan hayatını nasıl yaşadığın ve tanıdığın insanlardır.
Ama Tanrı biliyor ya, senden başkasını istemiyorum. Senden başkasını istemek bile istemiyorum.
Onu bir daha görmeyeceğini bildiğin birine istediğin her şeyi söyleyebilirdin.
Bilmek, bilmemekten daha iyidir. Daima.
Bana kendimi korumayı öğretmedin. Bana aslında hayatın ne kadar tehlikeli olabileceğini hiç anlatmadın. Ne sanıyordun ki? Kötü şeyleri göremediğimde, onların da beni göremeyeceğini mi?
Seni o kadar sevdim ki insanların kaderlerini ellerime aldım ve isteğimi gökyüzündeki yıldızlara yazdım.
Zaten yaşamak istemiyorsan, neden hayatını riske atmayasın ki? Ne yaparsan yap mutlu olmayacaksan, neden hayatını riske atmayasın ki?
Risk almadan bir şey kazanılmaz.
Kızların nasıl olduğunu bilirim. Erkek arkadaşlarının en iyi arkadaşının kız olmasından nefret ederler.
-Çok farklı görünüyorsun.
-Elbiseden dolayı. Genellikle bu kadar…güzel şeyler giymem.
-Ama daima güzel görünürsün. Fakat şimdi…uzak görünüyorsun. Sanki sana dokunamazmışım gibi.
Bir adı önemli ve sana ait kılan tek şey, seni seven biri tarafından verilmiş olmasıdır.
Hep aşkın insanı aptallaştırdığına inanmıştım. Zayıflattığına. Sevmek, yok etmektir. Buna inanmıştım.
İyi şeyler beklemeyi bilenlere gelir.

 Puanım

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #2) - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: City Of Ashes
Seri: The Mortal Instruments #2
Önceki Kitap: Kemikler Şehri
Sonraki Kitap: Camlar Şehri
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 525
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.22  (529,951 oy)


Arka Kapak Yazısı
Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak kadar heyecan! Ölümcül Oyuncaklar can yakmaya devam ediyor!

Komada bir anne ve dünyayı yok etmeye kararlı bir baba.. Clary Fray, kurtadamlar, şeytanlar ve gizemli Gölgeavcılarıyla dolu, ürkütücü New York yer altı dünyasına doğru sürükleniyor. Geçmişiyle ilgili öğrendikleri yalnızca başlangıç. Şimdiyse dünyanın kaderi Clary'nin ellerinde. Yeni keşfettiği güçlerini ustaca kullanmayı ve asla kendisinin olmayacak bir erkeğe karşı hislerini dizginlemeyi başarabilecek mi?


Yorum
   Merhaba sevgili okurlar! Bir kaç gün önce birinci kitabına yaptığım yorumdan sonra ikinci kitabı da okudum ve yorumu da hemen eklemek istedim. Aslında kitabı dün bitirdim ve akşam sıcağı sıcağına yorum yazacaktım fakat gece tüm milletimizi üzecek hadiseler oldu ve bunun üzerine blogla ve yorum yazmakla uğraşmak duyarsızlık gibi göründü ve olayların durulmasını bekledim. Bu olayla ilgili hepinizle aynı üzüntüyü paylaşıyorum ve bu girişime sebep olanları, bilinçli olarak katılanları ve bundan yararlananları Allah'a havale ediyorum ve şehitlerimize Allah'tan rahmet ve yakınlarına baş sağlığı dileyerek yorumuma geçiyorum. 

     Kitap bir fantastik kitaptan beklenecek bir kurgu ve olay örgüsüne sahipti. İlk kitaptaki yorumumu okuduysanız orada ilk kitabın sonunun biraz heyecanlı bittiğini, bazı gizemler çözülürken bazılarının ikinci kitaba ve diğer kitaplara kaldığını belirtmiştim. Bu kitap ilk kitaba göre çok daha heyecanlıydı. En azından aksiyon, macera daha yoğundu.Ancak ilk kitapta eleştirdiğim maceraya verilen ağırlıktan karakterlerin hisleri ve düşüncelerinin önemsenmeyişi hatası bu kitapta büyük oranda telafi edilmişti. İlk kitapta karakterlere çok yakın hissedemezken ve bağlanamazken bu kitapta onları daha çok benimseyebildiğimi fark ettim. Yine de bu açıdan alanındaki en iyi kitap olduğunu söyleyemeyeceğim. Daha önce okuduğum birçok fantastik, genç-yetişkin tarzı kitapta baş karakterleri daha çok benimsiyordum. Bu açıdan daha zayıf kalmıştı ama ilk kitaba kıyasla bu alanda iyileşme gösterdiğini inkar edemem. İçimden bir ses bunun üçüncü kitapta çok daha iyiye gideceğini söylüyor. 

     Kitapla ilgili olumsuz olarak eleştirebileceğim en temel nokta kitabın bazı yerlerinin genç-yetişkin tarzın neredeyse tüm klişelerini taşıması, benzerlerinden  ayrılacak güçlü bir yanının olmamasıydı. Bildiğimiz üzere fantastik, genç-yetişkin eserlerde baş karakterlerin aşkının imkansız olması, kızın masum ve kendi halinde hayatından kimsede olmayan yeteneklere sahip bir süper-savaşçıya dönüşmesi, diğer karakterlerin mücadelesine rağmen en son ve en etkili darbeleri esas oğlan ve kızın yapması, esas oğlanın etkileyici bir heykel kadar mükemmel kızın da bir o kadar saf ve doğal olması klişeleri bu kitapta da bolca mevcuttu. Yine bir karakterin başına her türlü öldürücü, yok edici yıkım gelmesine rağmen başına sürekli mucizelerin gelmesi de biraz rahatsız ediciydi. Benim bir eseri kaliteli olarak nitelendirebilmem için karakterlerden taviz verilmesi gerekir. Hiçbir karakterin vazgeçilmez ya da tamamen hatasız ya da mükemmel olmadığını hissetmeliyim. Bu kitabı daha "tahmin edilemez" kılıyor. Aksi takdirde çok saydam, sığ eserler oluveriyorlar. İlerisini rahatça görebiliyor, neler olacağını rahatlıkla tahmin edebiliyorsunuz. Bu eserde birçok olayı okumadan önce tahmin etmem ve hepsinde tam on ikiden vurmam hiç hoş olmadı. Ters köşe olmak isterdim. Bu tür tavizlere ve ters köşelere fantastik, genç-yetişkinlerde pek rastlanmayacağını biliyorum. Okuduğum hiçbir bu tarz eserde ana karakterlerin öldüğünü görmedim diyebilirim mesela. Neredeyse hepsi mutlu sondu. Herkes hayatını düzene sokuyor, tüm sorunlar çözüm buluyor, sevenler kavuşuyor. Henüz serinin sonuna gelmesek bile bu eserinde öyle olacağının sinyallerini alabiliyorum. Yine de bir fantastik eseri okurken böyle klişelerle karşılaşacağımı adım gibi bildiğim halde neden ısrarla okuduğumu soruyorsanız her türün kendi arasında ayrı tadı olnası ve bu tatlara arada ihtiyaç duymamız. Fantastik eserlerde çiftlerin tatlı çekişmeleri, etkileyici erkek karakterler ve doğaüstü savaşlar ayrı haz veriyor ve bu hazzı diğer türlerde bu şekilde alamıyorum. Tıpkı bir gerilim-polisiye de mantıksal ipuçları çözme, gizeme odaklanma gibi durumları da bu türde bulamadığım gibi. İşte bu yüzden her ne kadar güçlü bir tür olarak görmesem de yine de okumak beni sıkmıyor. Aldığım haz diğer kaliteli türler kadar olmasa da yine de keyif alıyorum. Çok acıktığınızda doyurucu bir yemek yerine atıştırmalık şeyler bulup onunla idare etmeniz gibi. Tam doyuma ulaşmasam da kısa vade de gerçekten işe yarıyorlar. Üstelikte beyin yormayan, hızlı ilerleyen kitaplar.


    Kitap macera doluydu. Birtakım gizemler çözülürken birtakım gizemler eklendi. Kafa karıştırıcı detaylar ortaya çıktı. Yenilikçiliği severim ve yazar da kitaba yeni karakterler eklemiş, karakter kadrosunu genişletmiş bundan da hoşlandım. İlk kitapta arka planda kalan karakterleri daha yakından tanımış olduk. İnsanüstü türlerin özelliklerini, kötü karakterlerin amaçlarını daha geniş pencereden gördük. Karakterlerin ilk kitaptan bu yana ruhsal ve fiziksel olarak değişimi/gelişimi ve olgunlaşmasına tanık olduk. Bu açılardan da hoşuma gitti. Kitaptaki savaş sahneleri gerçekten etkileyici olmuştu. Heyecanlandığımı hissettim. Yazar epey gelişme kaydetmiş.

   Dili ilk kitaba benziyordu. Karakterleri dışarıdan bir gözle anlatıyordu. Ama ilk kitapta daha çok ana karakterlerin düşünceleri ve yaşantısı aktarılırken bu kitapta birçok karakteri aktarması da daha iyi olmuş. Kitabın sonu vurucu olmasa da ilk kitaba göre daha merak uyandırıcıydı. Özellikle bazı gizemlerin hala çözülmemiş olması, üstüne kafa karıştıracak cinsten yeni merak unsurlarının eklenmesi üçüncü kitaba ağzımızı sulandıracak cinsten. Üçüncü kitap için heyecanlıyım. Ne zaman okurum bilmiyorum ama Camlar Şehri'nden daha çok hoşlanacağımdan hiç şüphem yok. Genç-yetişkin sevenlerin kaçırmaması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Keyifle okumanız dileğiyle :)


Alıntılar
Cehennemde olduğuma inanıyorum demek ki oradayım.
O anı gözünde tüm detaylarıyla canlandırabilmesine rağmen şimdi tüm bunlar ona çok geride kalmış gibi geliyordu. Bir olayı artık hiç hatırlamazken o olayın fotoğrafını çok net hatırlayabilmeniz gibi. 
Jace insanların kendi adına endişelenmelerinden nefret ediyordu. Bu ona gerçekten endişelenecek bir şey varmış gibi hissettiriyordu.
Dünyada kahve olduğu sürece işler ne kadar kötü gidebilirdi ki?
Hayal edebildiğim en kötü duygu ne biliyor musun? Sevdiğim insana, dünyadaki herkesten daha çok güvenememek.
Daha önce hiç denemediysen yapamayacağını nereden biliyorsun?
Bazen kendi zihninin derinliklerinde tamamen kayboluyorsun. Keşke peşinden gelebilseydim.
Bir şeyi gerçekten seviyorsan onu asla sonsuza dek olduğu gibi tutmaya çalışmazsın. Değişmesi için serbest bırakman gerekir.
En çok değer verdiğin insanlara gerçekleri söyleyemiyorsan zaman içinde kendine de gerçekleri söylemeyi bırakıyorsun.

Puanım