Genç Yetişkin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genç Yetişkin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2017 Salı

Kusursuzlar - Louise O'Neill | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Only Ever Yours
Seri: Yok
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2017
Gooderads Puanı: 3.84  (7,458 Oy)

Arka Kapak Yazısı

“Bizim gibi kızlar için eş olmak özgürlüktür.”

Stepford Kadınları, 1984, Damızlık Kızın Öyküsü romanlarının ve Kötü Kızlar dizisinin öğelerini bulabileceğiniz beklenmedik, rahatsız edici ve merak uyandırıcı kusursuzlar kadınların, erkeklere hizmet etmeleri için yaratıldığı bir dünyada geçiyor, bütün kızların ilk görevi güzel olmaktır. Artık doğal yollarla dünyaya gelmiyor, özel olarak tasarlanıyorlar sonra da reşit olana kadar Okullarda, gelecekteki eşlerini tatmin etmek için yetiştiriliyorlar.

Eş olarak seçilemeyenler için ise geriye kalan seçenekler cariye veya Okul’da öğretmen olmak.

Okul’daki son senelerinin stresi artarken, Freida’nın en yakın arkadaşı hiç yapmaması gereken bir şey yapar: Kilo alır. Hemen sonrasında kızların izole ortamına eş seçmeye hevesli erkekler gelir.

Freida geleceği için savaş vermek durumundadır. En yakın arkadaşı, en sevdiği kişiye ihanet etmek zorunda kalacak olsa bile…

Yorum

  Cümleleri toplayamıyorum öfkeden. Kitap Flashtvdeki reklamlar gibi,
Çakma ürünleri yeni gibi sunma; ePad, eFon..
Aynı şeyleri sürekli tekrar etme;kitapta sürekli aynı şeyi okuyorsunuz bazen acaba bu sayfayı okudumda yanlışlıkla geri mi okuyorum diyorsunuz.
Sinir bozucu sunucu, kitabın anlatıcısı kız o kadar sinir bozucuydu ki her sayfada biri kafasını patlatsa keşke diye okudum, nasıl tv karşısında o sunucular sizi delirtiyor freida ondan daha beterdi.
Ve pazarlama bir şekilde tuzağa düşüp ürünü alıyor ve okuyorsunuz. Sanıyorsunuz ki feminist distopya okuyacaksanız işte o noktadan sonra işler karışıyor.

  Ben feminist distopya beklentisi ile başladım, okuduğum bir tanıtım buna sebep oldu kitabı araştırmadan okudum, genç yetişkin edebiyat ürünü olduğunu da okurken öğrendim. Neyse, işte ben feminizm, kadın hakları sistem eleştirisi bekleyerek kitaba başladım. Yazar kadınların ciddi ciddi eşya olduğu bir dünya kurgulamış, erkeklerin beğenisine göre üretilen havvalar on altı yaşına gelene kadar iyi eş olmayı öğreniyor ve sürekli kiloları ölçülüyor, güzellik testine tabii tutuluyorlar. İlk kırk sayfa okurken içim şişti, ama yazar dünyasını tanıtıyor ileride sistem eleştirisi olur diye umut ettim devam ettim. İlk bakışta yazarın kurgusu mantıklı ve günümüz dünyasını anımsatıyor, Victoria Secret melekleri nasıl günümüzde erişilmesi gereken bir mertebe gibi gösteriliyor ve kadınların psikolojisi bozuluyorsa bu dünyada da benzer bir şey söz konusu, tabii her şey daha ağır şartlar altında. Ya mükemmel olursunuz ya da yok olursunuz. Kadınlar sadece erkekler için var ve kırk yaşında son kullanma tarihleri doluyor ve yakılıyorlar!

  İlk yüz sayfa umutluydum olaylar değişecek, yazar depresif anlatımdan kurtulacak, kendine güvensiz aptal anlatıcı bir şeyleri fark edecek sistem eleştirisi gelecek. Yok gelmedi, iki yüzlere geldiğimde umudum kalmamıştı, sadece yazar nasıl bitirecek merak ettim. Sinirden kudurarak okudum, hızlıca okudum ki bir an önce bitsin yoksa delirecektim..

   Lafı çok uzatıyorum ama sinirliyim, yazar ne yapmaya çalışmış anlamadım. Bu kitapta zerre kadar feminizm yok, kurgu yok, olay yok, mesaj yok. Sadece yazar aklıma şöyle bir şey geldi yazayım demiş yazmış bırakmış, hiç düşünmemiş üstüne belli ki, insan şunu dönüp bir okusa kalkıp yayınlatmaz. Her satırda ayrı bir mantık hatası vardı, okurken yazar sürekli aynı cümleleri tekrarladığı için istemdışı tüm hataları beş kez kontrol edecek zaman buluyorsunuz. Mantık hatalarına çok değinmek istemiyorum, yazı uzadıkça uzuyor.

  Kitap bir ara da iyice genç yetişkin aşk romanına bağladı ki yazarın bizle dalga geçtiğine emin oldum. Birde değinmeden edemeyeceğim, ailesiz sevgisiz büyüyen, sürekli rekabet halindeki kızlar böyle olmaz kimse kusura bakmasın. Daha yırtıcı olurlar, dedikodu ile değil icraatle de birbirlerinin ayaklarını kaydırmaya çalışırlar. Kitaptaki tek umut veren, mantıklı olan Pavlov'un yönteminin kullanılarak kızların uysal olması, o da rekabeti tamamen önleyemez.

  Sonra Baba olayı var. Devleti yöneten yaşlı bir Baba var ve bu kadınların tanrısı gibi bir şey. Bu devlet kaç yıldır var, sistem nasıl oturdu, bu adam ölünce ne olacak vs milyonlarca soru. Adamın kendine kadın sipariş edip ürettirmesi, gel beni boğ diye bağırmasıda karakterin cilvesi. Karakter sinirlerimi oynattığı için fazla bahsetmek istemiyorum.

  Distopya yazıyorsanız bir sistem kurarsınız, önce sistemi tanıtırsınız ve ilerleyen sayfalarda zaman zaman direk zaman zaman da kapı aralayarak sistem eleştirisi yapar, insanları düşünmeye sevk edersiniz. Sisteminizi geçekçi kurar, mantık temeline oturtur, okuru sarsarsınız ki okur o ürperti ile istemdışı düşünmeye başlar ve sistem eleştirinizin de yardımı ile DÜŞÜNÜR, İLHAM ALIR, GÖZLEMLER ve kendi fikrine ulaşır. Bu kitapta şu paragraftaki hiçbir şey yoktu, ürpetmek dışında ki bir süre sonra ürperti de geçiyor sadece yazara sinirleniyorsunuz.

  Bu kitap ne amaçla yazıldı bilmiyorum (cinselliğe bakışını falan hiç anlamadım) ama kesinlikle feminist distopya falan değil, okunmaya değmez hatta yazıldığı genç-yetişkin yaş grubuna da okutulmamalı bence. Bu kitabı beğenip, ilham alanları da anlamadığımı belirteyim, distopya, sistem eleştirisi böyle olmaz sevgili okur. Çok uzun bir yorum oldu, daha kitapta eleştirilecek çok nokta var ama bu yorum akıllarda bir fikir oluşturmuştur umarım.

  Kitaplara düşük puan vermeyi sevmiyorum, genelde yazarın emeğini göz önünde bulundurmaya çalışır, kitapları karalamak istemem ama en çok bu kitaba düşük puan vermek istedim, hatta 1'den düşük bir puan olsun istedim.

Puanım


11 Mart 2017 Cumartesi

2056: İsyan (Slated #3) - Teri Terry | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Shattered
Seri: Slated #3
Önceki Kitap: 2055: Büyük Hesaplaşma
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.26  (6,624 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Merkezi Koalisyon tarafından hafızası silinen Kyla geçmişin şiddet dolu anılarıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan da bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır. Sonunda, direnişçi grupların yardımıyla, ölmesini isteyen yetkililerin elinden kurtulup, sahte bir kimlikle geçmişini aramaya başlar. Ama ümitsizce aradığı gerçek, onun tahmin ettiğinden çok daha fazla şaşırtıcıdır.

Yorum

  Herkese merhaba. :) Bugün son zamanlarda okumadığım bir türle karşınızdayım; genç-yetişkin distopya. Yaklaşık üç yıl önce bu serinin ilk iki kitabını okumuş ve sevmiştim son kitabı okumaya karar vermiştim ama yeni okuyabildim.

  Seriden genel olarak bahsedecek olursam, (çoğu ayrıntıyı unutmuşum bunu okurken anımsadım); seri 2054 yılında başlıyor, dünya daha farklı bir yer. Baş karakterimiz Kyla'nın bulunduğu ülkede distopik, baskıcı bir rejim söz konusu. Erken yaşta suç işleyen çocuklar programlanıyor, anıları siliniyor ve beyinlerine takılan bir çiple de sürekli kontrol ediliyorlar. Hükumet her hareketlerini izliyor. Kyla'da bu programlanmışlardan biri, yalnız onun diğerlerinden bir farkı var ve o seri boyunca bu farkın peşinden koşuyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

  Yazar iyi bir fikir üzerine yola çıkmış ve iyi karakterler kurgulamış yalnız bundan sonra işler o kadar da iyi gitmiyor. Genç yetişkin edebiyatın, tek noktaya takılıp kalmak gibi bir sorunu var. Yazarlar güzel fikirler buluyorlar ancak bunu işlerken tek bir şeye odaklanıyorlar ve o güzelim fikri heba ediyorlar. Ki genelde odak noktası serideki imkansız aşklar oluyor. Bu seride odak noktası aşk değildi, Kyla'nın geçmişi idi, tabii aşka da odaklandı ama diğer genç-yetişkin kitaplar kadar değil. İşte yazarımız kızımızın geçmişine odaklanırken oluşturduğu dünyayı ve o dünya ile ilgili her şeyi geri plana atıyor bu da kitabın kısır bir döngüye girmesine ve yüzeysel olmasına sebep oluyor ne yazık ki.

  Serinin ilk iki kitabını okuduğumda çok sevmiştim, bunda en büyük etken seride yazarın psikolojiden de yararlanmasıydı, işin içine psikoloji girince beni tavlamıştı. :D O zamanlar bu türde çok kitap okumadığım içinde güzel gelmişti ama son kitabı okurken keyif almadım, daha çok istemdışı olarak hatalara ve serideki boşluklara odaklanmış oldum. Yazar baş karaktere çok inanılmaz, çok şaşırtıcı bir geçmiş oluşturayım derken ortalığı biraz dağıtmış, yok artık dedirten(iyi anlamda değil), mantıksız bir geçmiş oluşturmuş. Keşke okuru şaşırtmaya bu kadar odaklanmasaymış da oluşturduğu dünyayı mantık çerçevesinde geliştirseymiş, aynı şekilde tek karakter odaklı bir kitap yazmak yerine diğer karakterlere de daha fazla değinse seri daha hoş olurmuş.

  Seri bu kitapla son buldu ve 8 belki daha çok da ödül almış. Kötü bir seri değil kendi sınıfında ama bu kadar ödül almasına da şaşırmadım değil. Serinin sonuna gelecek olursak yazar biraz oldu bittiye getirdi her şeyi, hani hızlı biten dizilerde son bölümlerde her şey bir anda olur, her şey açığa kavuşur ya bunda da öyle oldu, çarçabucak onlarca soru cevaba kavuştu. Yazar sonu genel anlamda peri masalına çevirmiş, ancak sonda esas kız ve esas oğlan ile ilgili yaşanan gelişme konusunda gerçekçi davranmıştı.

  Uzuun bir yorum oldu, kusuruma bakmayın. :) Seri genel anlamda güzel, genç yetişkin distopya türünden hoşlanıyorsanız tercih edebileceğiniz bir seri, hatta bu türde okuduğum diğer bir çok seriden daha iyi. Eğer genç-yetişkin edebiyatıyla aranız yoksa seriyi önermem benim gibi sıkılabilirsiniz.

Puanım

2 verecektim ama kendi türünde iyi olduğu için 3 veriyorum.



4 Eylül 2016 Pazar

Unutuluş (Lux #1.5) - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Oblivion
Seri: Lux #1.5
Önceki Kitap: Obsidiyen
Sonraki Kitap: Oniks
Yayınevi: Dex Yayınevi
Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2016
Goodreads Puanı: 4.46  (7,333 Oy)

Arka Kapak Yazısı

LUX serisinin efsanevi aşk hikâyesi Obsidiyen'i, bir de büyüleyici kahramanı Daemon Black'ten dinleyin!

Katy Swartz'ın yan eve taşındığını öğrendiğim an, belanın geldiğini anladım. Dünya denen bu yerde, bela en son istediğim şey. Halkım buraya 13 milyar ışık yılı uzaktaki Lux gezegeninden geldi ve bildiğim tek şey varsa, o da insanlara güvenilmeyeceğidir.

Ama Kat'in çekiciliğine karşı koyamadım… Onu sevmekten ya da korumak için özel güçlerimi kullanmaktan kendimi alamadım. Türümüzün en güçlüsü benim, yine de bu kız karşısında zayıf düşüyorum. Ahh bu basit, insan kız...

O bizim sonumuzu getirebilir. Çünkü onu kurtarmaya çalışırken bıraktığım iz, yeteneklerimizi çalmak isteyen can düşmanlarımızı çağırıyor: Arumları. Katy'ye âşık olmak, sadece onu tehlikeye atmadı. Bu, hepimizin ölümü demek... Ama ben buna asla izin vermem.

Yorum

  Lux, genç yetişkin-fantastik serilerde benim için yeri ayrı olan bir seri, iki buçuk yıl önce okuduğumda seriyi ve karakterleri sevmiştim. Unutluş'un çıktığını bilmiyordum ama e-kitap olarak görünce okuyup seriyi bir anımsamak istedim. :)

  Öncelikle bilmeyenler için Lux serisinden bahsedeyim, paranormal fantastik bir seri ve içinde bol miktarda uzaylı var ve merak etmeyin yeşil ve çirkin değiller, insan formundalar ve Daemon gibi bazıları da oldukça yakışıklı. Seri toplam beş kitaptan oluşuyor ve sonradan yazar bir kaç ara kitap ekledi Unutuluş'ta bunlardan biri. Seri insan olan Kat'in uzaylı Daemon'la tanışması ve beraber büyük olaylar içine çekilmelerini anlatılıyor, uzaylılar ve insanlar arasında baya olay yaşanıyor ve her kitapta olaylar giderek ilginç bir hal alıyor.

  Serinin en sevdiğim yanlarından biri karakterleriydi, karakterler arasındaki tatlı atışmalar ve mizahi yönü iyi diyaloglar seriyi oldukça keyifli bir hale getiriyor ve okuması oldukça keyifli. Okurken seriyi çok sevmiştim, son kitap hariç ki son kitabı beğenememiştim pek. Neyse seriyi okuduğum sıralar çok sevmiştim, Unutuluş serinin çizgisini bozmuyordu ancak eskisi kadar keyif alamadım, sanırım büyüdüm ya da kitap zevkim değişti.

  Unutuluş'ta Obsidiyen'de yaşanan olayları Daemon'un gözünden okuyoruz, aslında Obsdiyen'den pek farkı yok ama bazı bölümler ve Daemon'un hareketlerinin arkasındaki sebepleri okumak oldukça güzeldi. Okurken seriyle ilgili bir çok şeyi unuttuğumu fark ettim, okudukça bazı şeyleri hatırlasam da bir çok ayrıntı gitmişti ne yazık ki. Unutuluş sayesinde serinin atmosferini bir kez daha yaşamış oldum, bazen hoşuma gitse de bazen ergen halleri beni oldukça sinir etti. Zaten genç-yetişkin türünü pek okumamamın sebebi bu, 16-18 yaş aralığındaki ergenlerin dünyayı kurtarması ve sonsuz aşklar yaşamasını saçma buluyorum.

  Lux, bu türü sevenler ve eğlenceli zaman geçirmek isteyenler için uygun bir seri, hatta türü seviyorsanız seriyi çok sevedebilirsiniz. Kat ve Daemon eğlenceli bir çift ve bu ikiliyi okumayı seviyorum. Unutuluş ilk kitabın neredeyse aynısı olsa da seriye yakışmış bence, seriyi sevenlerin zevkle okuyacağını düşünüyorum. Herkese iyi okumalar. :)

Alıntılar

İnsanların arasında yaşıyorduk ama milyonlarca nedenden dolayı onlara yaklaşmıyorduk. 
İnsanlar asla burunlarının dibindekini görmüyor, yalnızca görmek istediklerini görüyordu. 
Ne zaman geri çekileceğini bilmek savaşı kazanmaya yardım ederdi. 
Ne dilediğine dikkat et.

Puanım

 Seriyi sevdiğim için 3.5 

22 Haziran 2016 Çarşamba

Jet (Dövmeli Adamlar Serisi #2) - Jay Crownover | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Jet
Seri: Marked Men  #2
Önceki Kitap: Rule 
Sonraki Kitap: Rome
Yayınevi: Aspendos Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2013
Goodreads Puanı:  4.10  (30,866 oy)


Arka Kapak Yazısı
  Sımsıkı deri pantolonu ve tehlikeli vücut hatlarıyla Jet Keller her kızın Rock’n Roll rüyasını süslüyordu. Ancak Ayden Cross kötü çocukların vahşi dünyasında yorulmuştu artık. Bu yüzden Jet’in büyülü gözlerinde gördüğü tutku ateşine teslim olmak istemiyor ve Jet’in dokunuşlarında yanıp kül olmaktan korkuyordu.
  Jet ise, seksi kovboy çizmeleri içindeki sütun gibi bacakları olan Ayden’a karşı koyamıyor ve bu güneyli güzele yaklaştıkça onu daha az tanıdığını düşünüyordu.
İkisini yakan bu ateş ya aşka dönüşecek ya da onları yakıp kül edecekti.
  

Yorum
     Evet arkadaşlar! Birkaç gün önce bu serinin ilk kitabını yorumlarken de belirttiğim gibi ikinci kitap beni biraz daha heyecanlandırıyordu. Çünkü ikinci kitapta işlenen çocuk bir Rock prensiydi. Bende müzik tarzı olarak Rock-metali benimsediğim için bu kitabın baş karakterini okumak için oldukça sabırsızdım. Kitabın başları biraz sıkıcı ilerledi açıkçası. Jet ile Ayden’ın birbirinden uzak durmak için bahaneleri ve hayata bakış açıları bana biraz “zorlama” geldi. Özellikle bazı kavgalar ve zıtlaşmalar fazla gereksizdi. Yine de işin içine bir rock star girince kitabın ne kadar kötü özelliği olursa olsun büyülenmekten kendimi alamadım. Kitabın esas oğlanı Jet; ailesiyle ve özellikle babasıyla pek yüzü gülmemiş, kendini şarkılara ve arkadaşlarıyla eğlencelere vermiş bir star ve bir rock grubu var. Kendi hayatını arkadaşlarıyla ve tek gecelik kızlarla geçiren, konserden konsere koşan, etliye sütlüye karışmayan, biraz da tehlikeli bir tip olan Jet, hayat tarzını yansıtan tuhaf kıyafetleri, piercingleri ve ojeleriyle gerçekten oldukça “alışılmışın dışında” diyebiliriz. Buna karşı eski hayatının tüm kötülüklerinden sıyrılarak Güney Amerika’dan gelmiş, başarılı bir eğitim hayatı olan ve tam anlamıyla inek tiplerin giyebileceği süveterler giyen terbiyeli çocuklarla takılan, kovboy çizmeleri olan, ateşli bir hatun. İşte kitapta hayatları birbiriyle alakası olmayan bu ikilinin yollarının kesişmesi ve bir aşkın alevlenişi konu alınıyor.

    İlk kitaptaki gibi bu aşk da karakterlerin yaşam tarzı ve bakış açıları, dış görünüşleri gibi birçok sebepten dolayı imkansızmış gibi görünse de verdikleri mücadeleler ile aşklarını ayakta tutmayı başarıyorlar. Aslında seri olmasından da kaynaklı olarak, bu kitabın ve kitaptaki karakterlerin durumlarını düşünürsek iki kitabın neredeyse birebir paralel olduğunu söyleyebilirim. Her ikisinde de kötü erkekler ve onlardan uzak durması gereken uslu akıllı kızlar ve imkansız aşklar konu alınıyor. Hatta ilk kitapta eleştirdiğim gibi kötü çocukların iyi kızları elde etmek için bir anda değişmeleri ve melek çocuklar olmaları, kavgalar ve tatlı didişmeler ilk kitapla son derece benzerdi. Bazı noktalarda hala ilk kitaba devam ediyormuş gibi hissetmekten kendimi alamadım. Ama kıyasladığımda her noktanın da birebir aynı olduğunu söyleyemem. Burada tarafların hayatındaki sıkıntılar birbirinden farklı, ilk kitaptaki kavga nedenleri ikincisinden farklı ve ilk kitapta ağırlık bu ilişki üzerineyken ikinci kitapta ana karakterlerden biraz daha sıyrılıp yan karakterlerin hayatları ve bakış açılarına da yer veriliyor. Üstelik Jet, Rule’a göre bazı yerlerde romantizmi biraz daha geri plana atıp macerayı daha ön plana çıkarıp okuyucuyu heyecanlandırabiliyordu. Bu yönleri hoşuma gitti.

    Dili ilk kitapta olduğu gibi ikinci kitapta da son derece akıcıydı. Her iki karakterinde bakış açılarına ve bölümlerine yer verilmesi seri ile ilgili sevdiğim bir ayrıntı. Karakterler arasındaki sürtüşmeli diyalogları zevkle okudum. Kitap hiç sıkmıyor sizi ve sayfalar elinizden yağ gibi kayıp gidiyor. Bir bakıyorsunuz ki sonuna gelivermişsiniz. Okuması  ve ilerlemesi oldukça kolay, anlaşılması zor olmayan bir kitaptı. Keyifle okuyacağınızı umuyorum. Bol kitaplı günler J


Alıntılar
Seni elde etmek için ne gerekirse yapmaya hazır olduğumu hissediyorum ve olumsuz şartlar veya yoluma çıkan her neyse. Çünkü sen daha önce hiç kimsenin hissettirmediği gibi, geçmişte karıştığım yasal olmayan her türlü şeyden daha çok bağımlılık yaptın.
Bildiğim tek şey, seni nefes almaktan daha fazla istediğim.
Beni seyrediyordu ve bende onu seyrediyordum. Konu kimya olunca ben bir dâhiydim bu aramızda olan şey eninde sonunda patlayacaktı. Uzun zamandan beri baskı altında tutuyordum ve ancak yavaş ve istikrarlı bir kaynama bu tür bir ateşi söndürmeden hayatta tutabilirdi.
Sen, arkadaşım, bütün bir geceyi seni dinleyen herkese viski renkli gözleri olan kızın kalbini nasıl kırdığını anlatarak geçirdin.
Bir sabah uyanıyorsun ve farkına varıyorsun ki, her zaman öyle olan şeyler, her zaman öyle olacaklar anlamına gelmiyor.

Puanım

19 Haziran 2016 Pazar

Çağrı (Endgame #1) - J. Frey & N. J. Shelton | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Endgame: The Calling
Seri: Endgame #1
Sonraki Kitap: Gök Anahtarı
Yayınevi: Pena Yayınları
Sayfa Sayısı: 552
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 3.78  (9,639 Oy)

Arka Kapak Yazısı

Dünya. Şimdi. Bugün. Yarın. Endgame gerçek ve endgame başladı. Gelecek belirsiz. Her şey olacağına varacak.

On iki Oyuncu. Bedenen gençler ama kadim bir geçmişten geliyorlar. Binlerce yıl önce yaratıldılar ve seçildiler. O günden beri hazırlanıyorlar. Doğaüstü değiller. Ne uçabilir ne de kurşunu altına çevirebilirler. Ölüm geldiğinde onların da yapacak bir şeyleri yok. Onlar için de, hepimiz için de. Onlar Dünya'nın mirasçıları ve Büyük Kurtuluş Bulmacası'nı çözmeliler. Biri yapmalı yoksa hepimiz yok oluruz.

Kitabı oku. İpuçlarını bul. Bulmacayı çöz. Kazanan sadece bir kişi olacak. Endgame gerçek. Endgame başladı. .

On iki bin yıl önce geldiler. İnsanlığı yaratıp kurallar koydular. Altına ihtiyaçları vardı ve onlar için ilk medeniyetleri inşa ettiler. İstedikleri şeyi aldıklarında gittiler. Fakat gitmeden önce, bir gün tekrar geri geleceklerini, o gün bir oyun oynanacağını söylediler. Bu oyun geleceğimizi belirleyecekti. Bu Endgame.

On binlerce yıl soylar gizli kaldı. İnsanlığın ilk on iki soyu. Her soyun hazırlanması gereken bir oyuncusu var. Kuşaktan kuşağa eğitildiler. Silah, diller, tarih, taktik, kılık değiştirme, suikast üzerinde uzmanlaştılar. Oyuncular birlikteyken her şeydi: güçlü, nazik, acımasız, sadık, zeki, aptal, çirkin, arzulu, adi, dönek, güzel, hesapçı, tembel, hayat dolu, zayıf. İyi ve kötüler. Hepimiz gibi. Bu Endgame.

Oyun başladığında oyuncular üç anahtarı bulmalı. Bu anahtarlar dünyanın bir yerinde saklı. Anahtarı ilk bulan oyunu kazanır. Endgame: Çağrı birinci anahtarla ilgili. Çağrı aynı zamanda bir bulmaca. Bulmacayı ilk çözen 500.000 $ değerinde altınla ödüllendirilecek.

Oyna. Hayatta kal. Bulmacayı çöz. Tüm dünya. Endgame başladı.

Yorum

  12 Oyuncu'nun ölümcül bir oyunda ırklarını korumak için hayatları pahasına mücadelesine hazır mısınız? O zaman Endgame'e hoşgeldiniz. :)

  Kitap on iki kişinin hayatı ve ırkı için olan ölümcül, tehlikeli ve bulmacalarla dolu mücadelesini anlatıyor. Oyuncular 13-20 yaşlar arasında ve oynamak için eğitilmiş özel kişiler. Ve bu 12 kişi hayatta kalabilmek ve kazanabilmek için dünyanın anahtarlarının peşine düşüyor, ölümcül kovalamaca başlıyor.


  Arka kapak olsun tanıtımlar olsun kitapla ilgili oldukça gizemli ve bol bulmacalı bir atmosfer meydana getirilmiş, insanda beklenti meydana getiriyor bu, baştan söylemeliyim ki o kadar büyük gizemler yok kitapta, hayal kırıklığına uğramayın. Yoğun olmasa da gizem havası hakim, aksiyon ve bol koşturmacalı havası da işin içine girince kitap hızlı okunan ve merak uyandıran bir roman haline geliyor.


  Kitapta 12 Oyuncu var ve bunların arasındaki büyük mücadeleyi okuyoruz. Her oyuncunun güçlü ve zayıf yönleri var, hepsi birbiri ile rakip. Oyuncular genel olarak iyi  kurgulanmış karakterlerdi, okuması zevkli idi, hepsinin iyi ve kötü yönleri var, kimin kazanacağı ise belli değil. Ben hiçbir oyuncunun tarafını tutmuyorum, bazılarını hiç sevmesem de kazanmasını istediğim bir oyuncu olmadı. Kitapta her oyuncunun sembolleri var, daha doğrusu ırklarının.


  Kitabın içerisinde bir çok görsel var ve ben bunların büyük çoğunluğunun amacını anlamadım. :D Sanırım kitabın bulmacasıyla uğraşmadığım için, evet meşhur büyük ödüllü bulmaca. Ben sadece eğlenmek ve zaman geçirmek için okuduğumdan dolayı bulmaca ilgimi çekmedi ve uğraşmadım, ileride çözebilirim çünkü bulmacaları severim. Bulmacanın ödülünü de İtalya'dan bir okur kazanmış, diğer iki kitapta da ödül varmış belki birini kazanırım, belli mi olur. :P

  Genel olarak güzel bir kitap olsa da bazı basit noktalar vardı, oyuncuların güçleri, bazı yetenekleri ve o kadar kargaşaya sebep olmalarına rağmen çok rahat dünyada dolaşıp diğer yerlerini de altını üstüne getirebilmeleri. Belki sebebi kitapta bir ara belirtilen Gök İnsanları'nın minik dokunuşudur, kim bilir. Yine de oyuncuların başına hiç dert açılmaması olağanüstüydü. Gizem ve maceranın harmanlandığı kitaplar arasında çok sağlam bir yeri olmasa da zaman geçirmek için rahatlıkla tercih edebileceğiniz kitaplardan. Gök Anahtarı'nı almamıştım, ama elimde olsa hemen başlardım. :D Türüne göre iyi sayılabilecek, rahat okunuşlu bir kitap, benim gibi beklentiniz olmadan başlarsanız seversiniz muhtemelen. İyi Okumalar. :)

Alıntılar

Bir şey varsa öyle ya da böyle bilmek isterim. Belirsizlikten nefret ederim. Belirsizlikleri hızla eleyip hayatımdan çıkarırım. 
Göz önünde saklan. En iyi yol budur. Hep göz önünde saklan.  
Hayat bir lütuf, diye geçirdi içinden Kala. Ölüm de bir lütuf. 
Kim olacağımızı ve ne yapabileceğimizi seçme şansına sahip olduğumuzu söylerdin. Ama yanılıyordun. Seçme şansın yok. Hiç olmadı. Sen bunu yapmak için doğdun, kaderinde bu vardı, bunu yapmak zorundaydın.

Puanım



16 Şubat 2016 Salı

Hayaletin Hatası (Wardstone Günlükleri #5) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu

joseph delaney
Orijinal Adı: The Spook's Mistake
Seri: Wadstone Chronicles #5
Önceki Kitap: Hayaletin Savaşı
Sonraki Kitap: Hayaletin Kurbanı
Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.19  (9,679oy)

Arka Kapak Yazısı

  Korku dolu dakikalar
  İngiliz yazar Joseph Delaneyin, tüm dünyada milyonlarca okuru peşinde sürükleyen on kitaplık Wardstone Günlükleri Serisinin merakla beklenen beşinci kitabı raflardaki yerini alıyor. Yakın bir gelecekte beyazperdeye de uyarlanması planlanan seri, şimdiden fantezi-korku edebiyatı türü klasikleri arasındaki yerini almayı başardı. 
  
  Bu maceralarında; yaşanan tehlikelerin boyutları arttıkça Hayalet, çırağı Tom'u kendini geliştirmesi için Bill Arkwright adında teknikleri son derece zorlu ve zalim olan başka bir hayaletin yanına eğitime gönderir. Tom'un birlikte çalışmaya başladığı yeni ustası sınır tanımaz eski su cadısı Morwena ile karşılaşınca, Tom'u düşmanlarla yalnız başına bırakmak gibi ölümcül bir hataya düşer. Bu durum karşısında Hayalet Tom'u kurtarabilmek için zamanında yetişebilecek midir? Kahramanlarımız böylesi korkunç ve karanlık güçlere sahip varlıkları yenmeyi başarabilecekler mi?.. Yoksa Hayaletin yaptığı hatalar Karanlıka son zaferini mi armağan edecek dersiniz? 

  Serinin nefes nefese okunacak yeni kitabı, heyecan dolu altıncı macera için de küçük bir kapı aralıyor. Hayaletin Kurbanı çok yakında sizlerle Ensenizde bir gölgeyle okumak istemiyorsanız lütfen geç saatlerde okumaktan şiddetle kaçının!..

Yorum

  Seriye başlarken böyle hızla ilerleyeceğimi hiç düşünmemiştim ve serinin beşinci kitabı bitirmenin şaşkınlığını yaşıyorum hafiften. Serinin konusunu ve tarzını sevince kendimi seriye kaptırdım. Wardstone Günlükleri ile ilgili olan çocuklara uygun bir seri düşüncesine katılmıyorum açıkçası, seride ilerledikçe bu düşünceyi neden kabul etmediğimi daha iyi anladım. Seri daha çok genç-yetişkin türünde gibi ancak her yaştan insanın zevkle okuyabileceği bir şekilde yazılmış, okurken bu çok basit, çocukça gibi bir düşünce aklımdan hiç geçmedi. Hatta bir çok genç-yetişkin romandan daha iyi ve farklı. Tabii bunlar benim düşüncelerim, çocukça bulanlar olsa da ben  severek okuyorum.

  Hayaletin Hatası diğer kitaplardan biraz daha farklıydı, Tom bir süreliğine yeni bir ustanın yanına gönderiliyor. Yeni ustası Bill Arkwright adında sert, zorlayıcı ve Bay Gregory'den oldukça farklı bir hayalet. Ustanın farklı olması gibi kitaptaki cadılar da farklı, yeni tanıştığımız bir tür olan; su cadıları. Kitapta yeni bir çok şeyle karşılaşıyoruz ve bol olaylı bir kitap olunca da okuması hayli zevkli oldu. Kitapta sizi şaşırtacak ayrıntılara denk geleceksiniz ve sona doğru ortaya çıkan gerçeklerse biraz beklenmedikti. Olay kurgusu ve anlatım iyiydi, yeni karakterler seriye güzel bir renk katmıştı. 

  Kitabın başında harita yer alıyordu, bu iyi oldu. Önceki kitaplarda da olsa iyi olurmuş. Bir önceki kitap Hayaletin Savaşı'nda da bir harita yer alıyordu ancak o Pendle'ın haritasıydı.

  Serinin diğer kitapları gibi bunu da beğendim, yine de hala favorim Hayaletin Savaşı. Hayaletin Hatası'nın sonu merak uyandırab bir şekilde bitti, bir sonraki kitap Hayaletin Kurbanı'nı merak ediyorum.Türünde gayet başarılı bir seri ve başlamayı düşünenlere kesinlikle tavsiye ederim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

"Bazı şeyler başka şeylerden vazgeçmeden elde edilemiyor." 

"Herşey zamanla değişir, fakat bazı şeyler helezon çizerek ilerler, yani aynı yere dönsek bile farklı seviyede oluruz." 

"Tarihten ders çıkaramayanlar kendilerinden öncekilerin yaptıkları hataları tekrarlamaya mahkûmdurlar."

Puanım

4.25

28 Ocak 2016 Perşembe

Hayaletin Savaşı (Wardstone Günlükleri #4) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Spook’s Battle
Seri: Wardstone Chronicles #4
Önceki Kitap: Hayaletin Sırrı
Sonraki Kitap: Hayaletin Hatası
Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.19  (14,552oy)

Arka Kapak Yazısı

  Tom ve Hayalet, düşünmek dahi istemeyecekleri bir tehlikeden Pendle'ı korumak için hazırlanmalıydılar. Ama gitmeden önce Hayalet, Tom'a annesi tarafından kendisine bırakılan sandıkları almasını söylemişti...

Yorum

  Serinin  4. ve şimdiye kadar ki (bence) en iyi romanı. Hayaletin Savaşı'nı önceki üç kitaptan daha çok sevdim. Kitap Pendle'da Hayalet ve Tom'un cadılara karşı olan savaşını konu alıyor ve her sayfası dolu doluydu.

  Tom'un annesin bıraktığı sandıklar, Pendle cadıları, cadılar arasındaki savaş ve cadılar arasında kurulmaya çalışılan ittifak... Kısacası dolu mu dolu bir kitap oldu. Yazar nabzı hep yüksek tuttu ve son sayfalara kadar tempo hiç düşmedi. Kitaba yeni karakterlerde eklenmişti ve bunların bazılarını serinin devamında da göreceğiz muhtemelen. Serinin dokuzuncu kitabına (Hayalet: Benim Adım Grimalkin) da adını veren Grimalkin'le bu kitapta karşılaşıyoruz ve karakter dikkatimi çekti, onu ve hikayesini okumak istiyorum.

  Bu paragraf biraz spoiler içerebilir.  Sandıkların içeriğini nihayet bu kitapta öğreniyoruz, bu beni çok rahatlattı çünkü baya merak ediyordum. Açıkçası beklemediğim bir içeriğe sahiptiler ancak sonucu sevdim. Kesinlikle güzel bir içeriğe sahiptiler, belki de ürkütücü :D

  Wardstone Günlükleri'nin en sevdiğim yönlerinden biri kitap adları ve kitap kapakları. Ahenkli, güzel bir halleri var ve ben beğeniyorum. Böyle uyumlu isim ve kapağı olan serileri de çok sevdiğimi belirtmeliyim. :)

  Hayaletin Savaşı kesinlikle güzel bir kitaptı, ben beğendim, diğer kitaplardan daha çok sevdim ve serinin geri kalanını da merak ediyorum. Özellikle kitabın sonunda yaşanan son olaylardan sonra ki o son bölümleri çok sevdiğimi de belirtmeliyim. Genç yetişkin- korku türü için bu seri okunmaya değer ve çok güzel, tavsiye ederim. İyi Okumalar :)

Puanım


22 Ocak 2016 Cuma

Hayaletin Sırrı (Wardstone Günlükleri #3) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Spook's Secret
Seri: Wardstone Chronicles #3
Önceki Kitap: Hayaletin Laneti
Sonraki Kitap: Hayaletin Savaşı
Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 328
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 4.11  (17,020oy)

Arka Kapak Yazısı

 Hayaletler, cadılar, hortlaklar, şeytani yaratıklar, karanlık ve dehşet. ‘Hayaletin Sırrı’ okuyucularının tüylerini diken diken etmeye hazırlanıyor!.. Havanın gitgide soğuduğu ve karanlığın çöktüğü bir anda Hayalet istenmeyen bir ziyaretçi ile karşılaşır. Tom ise bu yabancının varlığının ustasını neden bu kadar endişelendirdiğine bir anlam verememektedir. Hayaletin geçmişi onu yakalıyor olabilir mi? Ustasının tüm dünyadan saklamaya çalıştığı sırlar sonunda ortaya çıkınca Tom’un başı ne tür bir belada olacak? Bu yıl, tüm dünyada milyonlarca genç hayranı bulunan serinin yedinci kitabının yayımlanması şerefine, özel bir yarışma düzenlenmiş ve yedi Wardstone hayranı belirlenerek Hayalet’in yedi yeni çırağının seçilmesine karar verilmiş.

  Dikkat: Karanlık Bastıktan Sonra Okunmamalı!
  Korku dolu dakikalar… İngiliz yazar Joseph Delaney’in, yedi kitaplık Wardstone Günlükleri Serisi’nin bu üçüncü kitabında geceler uzuyor, Tom ve ustası için Anglezarke’ta bulunan ‘kış evi’ne taşınma zamanı geliyor… Tom, bu evin korkutucu ve tehlikelerle dolu olduğunu duymuş olsa da hiçbir şey onun buna tam olarak hazır olmasını sağlayamayacaktı… Hem bu ev hem de genel olarak tüm Anglezarke Fundalığı, Hayalet’in gençliğine ait sırlarla doluydu. Bu sırlar gün ışığına çıkmak üzereydi. Ve tüm bölgede huzur kaçıracağa benziyordu… Türkiye’de de büyük beğeni kazanan serinin ilk kitabı ‘Hayaletin Çırağı’ 2011 yılında beyazperdeye de uyarlanarak geniş bir kitleyle buluşmaya hazırlanıyor!..

Yorum

  Wardstone Günlükleri'ne hızlı bir giriş yapmış ve beğenmişken seriye devam edeyim dedim, ilk iki kitabı; Hayaletin Çırağı ve Hayaletin Laneti'ni sevince seriye ara vermeden devam etmek istedim. Büyük gizemler ya da dehşet verici bir sonla olmasa Hayaletin Laneti'nden sonra bu kitabı beğendim, yazar açıklanmamış şeyler bırakmıştı ve bunları da merak ediyordum, merakımı gidermek için Hayaletin Sırrı'na beklemeden başladım.

 Artık mevsim kış ve Tom ve Hayalet kışı Hayaletin kışlık evinde geçirecekler. Tabii bu yolculuk ve kışlık ev Hayalet'in sırlarına, geçmiş yaşamına ışık tutacak. Önceki kitapta çok az değinilen Meg'in kim olduğunu, hayatının ayrıntılarını bu kitapta öğreniyoruz. Çok beklemeden öğrenmek hoşuma gittiyse de Meg hakkında daha çok bilgiye sahip olmak isterdim, özellikle de Hayalet ile olan bağlantısına daha çok değinilseydi mutlu olurdum.

  Diğer kitaplardan bir nebze daha az olsa da hareketli ve ürkütücü öğelerle dolu bir kitaptı. Yazarın tek bir konuya takılıp kalmamasını çok seviyorum, kitabı mümkün olduğunca dolu dolu yazıyor ve farklı farklı hikayelerle donatıyor. Sadece Hayalet'in sırrını okumuyorsunuz, beraberinde bağlantılı ve bağımsız olaylar da okuyorsunuz ki bu da kitabı hiç sıkılmadan, sayfaların nasıl geçtiğini anlamadan okumanızı sağlıyor. 

  Ben bu kitapta Tom'un annesiyle ilgili gizemler çözülecek tamam  dedikçe yazar bir gizem daha ekleyip diğer kitaba bırakıyor ve ben çıldırıyorum :D Evet küçücük bir spoiler verecek olursam hala Tom'un annesiyle ilgili gizemler kaldı, sandıklar açılmadı :( Çok bozuldum açılacaktı onlar, açılmalıydı :D

  Hareketli, güzel bir kitaptı. Seriyi gerçekten sevdim ve Hayaletin Şavaşı'nı merak ediyorum, bir an önce okumak istiyorum. Seriyi ben hep geceleri okudum ve bu onu daha etkileyici kıldı, gündüz aynı tadı alamadım. Serinin asıl okunma zamanı gece geç saatler ve size de tavsiyem o saatlerde okumanız. Bence güzel bir seri okumadıysanız başlayın derim. İyi Okumalar :)

Puanım


18 Ocak 2016 Pazartesi

Hayaletin Laneti (Wardstone Günlükleri #2) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Spook’s Curse
Seri: Wardstone Chronicles #2
Önceki Kitap: Hayaletin Çırağı
Sonraki Kitap: Hayaletin Sırrı
Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 318
Baskı Yılı: 2009
Goodreads Puanı: 4.10  (18,439oy)

Arka Kapak Yazısı

  Hayalet ve çırağı Thomas Ward yarım kalmış bir işi halletmek için Priestown’a gitti. Katedraldaki yer altı mezarlarının derinlerinde Hayalet’in hiçbir zaman yenemediği bir yaratık yatmaktaydı. Öyle bir yaratıktı ki herkes onun güçlerinden korkuyordu. Ona Zehir diyorlardı

  Thomas ve hayalet, Zehir’le mücadelerinde tek düşmanlarının o olmadığını görürler. Thomas ve ustası onları izleyen bu lanetten kurtulabilecek mi?

  “Neredeyse altı aydır Bay Gregory’nin çırağısın. Yani bazı şeyleri kendi başına halledebilecek kadar eğitim almış olmalısın” dedi annem. “ve artık karanlık seni fark etti, yakalayıncaya kadar da peşini bırakmayacaktır. Yani tehlikedesin oğlum ve bu tehlike giderek artacak. Ama şunu unutma sende büyüyorsun oğlum. Genç bir erkek olduğunda korkma sırası karanlığa geçecek, çünkü o zaman sen av değil, avcı olacaksın. Sana bu yüzden hayat verdim.”

Yorum

  Wardstone Günlükleri'nin ikinci kitabı olan Hayaletin Laneti güzel bir devam kitabıydı, Hayaletin Çırağı'ndan daha çok sevdim. İlk kitaptan sonra 6 ay sonrası anlatılıyor. Kitabın girişi güzeldi, iyi bir deşici(bir öcü çeşidi) olayı ile başladı ve devam etti.

  İlk kitaptan hem daha güzel hem daha hareketli bir kitaptı, ilk sayfalarda başlayan hareket kitabın geri kalanına da hakim oldu. Kitap Thomas ve hayaletin, Zehir adlı çok kötü bir düşmanla mücadelesini konu alıyor ve tabii ki olaylar sadece Zehir'le sınırlı kalmıyor, başka düşmanlarda var.
Okurken hiç sıkılmadım, sayfalar hızla aktı gitti, yazarında tempoyu düşürmemesi okumayı daha zevkli hale getirdi.

  Zaman zaman Thomas'ın her şeye atlamasına sinir olsam da ondan başka bir hareket beklemiyordum. Her ne kadar korksa da tehlikenin üzerine giden iyi bir hayalet çırağı o :) Kitapta en çok ilgimi çeken karakter Thomas'ın annesi sanırım. Hakkındaki gizemlerin bir an önce aydınlanmasını ve kitapta daha çok yer almasını istiyorum. Birde Meg var ki onunla ilgili gizemler bir sonraki kitap Hayaletin Sırrı'nda aydınlanacak gibi.

  Kitabın sonunu da sevdim ve olayların çözümlenme şekli hem mantıklı hem güzeldi.
Spoiler İçerir
Thomas'ın Zehir'i Alice yardımıyla yenebilmesi ve Alice'in Zehir'le yaptığı mantıklı antlaşmalar hoşuma gitt. Thomas tek başına yenseydi o kadar güçlü bir yaratığı fazla masalsı olurdu ama böylesi akıllıca olmuş.

  Hayaletin Laneti gerilimi bol güzel bir kitaptı. Türüne göre güzel ve başarılı bir seri, ben sevdim ve devam etmekte istiyorum. İlerleyen kitapların daha güzel olacağını umuyorum. İyi okumalar :)

Puanım


14 Ocak 2016 Perşembe

Hayaletin Çırağı (Wardstone Günlükleri #1) - Joseph Delaney | Kitap Yorumu


Wardstone Günlükleri, Joseph Delaney
Orijinal Adı: The Spook's Apprentice

Seri: Wardstone Chronicles #1

Yayınevi: Tudem Yayınları
Sayfa Sayısı: 232
Baskı Yılı: 2008
Goodreads Puanı: 3.96  (28,024oy)

Yorum

  Yedinci oğlun yedinci oğlu olan Thomas Ward'ın Hayaletin çırağı olmasıyla olaylar başlıyor. Hayalet bu seride bir meslek adı, karanlık güçler, cadılar gibi yaratıklarla başa çıkıyorlar ve yedinci oğlun yedinci oğlu olmak zorundalar. Kitaba başlarken ne beklemem gerektiği hakkında pek bilgim yoktu ve okurken bir çoğu şey sürpriz oldu. Serinin genç yetişkin türünde olduğunu başladıktan sonra öğrendim.

  Korku türünü çok tercih etmesem de arada bu türde bir şeyler okuyorum. Korku türünü çok tercih etmediğim için ve paranormal yaratıklardan hoşlanmadığım için kitaba başlaman önce kuşkularım vardı. Başladıktan sonra ise kuşkularım yavaş yavaş kayboldu.

  Kitap Thomas tarafından anlatılıyor ve dili oldukça akıcı. Okurken sayfalar çok hızlı akıyor, olaylarla dilde birleşince okuması güzel bir kitap olmuş. Beklediğimden daha hareketli bir kitap oldu, başlangıç kitabı olduğu için daha durgun olur sanıyordum ama yazar gerilimi ve olayları dengeleyerek güzel iş çıkartmış.

  Özellikle genç yetişkin türündeki kitaplarda olan tüm aksiyon ve olayı son sayfalara saklama gibi bir durum yok. Gerilim kitaba ara ara güzel bir biçimde serpiştirilmiş ve aynı şekilde bir çok olay yaşanıyor. Sanırım bu kitabın en sevdiğim yönlerinden bir oldu, uzun sıkıcı ve hareketsiz sayfalar yerine bol olaylı sayfalar okuyorsunuz.

  Karakterleri de sevdim, Hayaletin gizemi, bilgeliği ve karakterini sevdim. Thomas'ın 13 yaşında olması ise beni şaşırttı, yaşı biraz küçük gibi geldi. Neyse ki yazar bunu size hissettirmiyor, Thomas ne çok büyük gibi davranıyor ne de çocuk gibi, tam olması gerektiği gibi. Kitap daha çok gençlere uygun gibi bir şeyde hissetmedim ben.

  Ayrıca kitabın Yedinci Oğul adlı bir filmi var. Filmdeki hayalet ve Thomas kitaptakine uygun olmuş gibi, kitapların filmini izlemeyi çok sevmediğim için izleyeceğimi sanmıyorum ama ilgilenenlere duyrulur. :)

Yedinci Oğul'da Thomas ve Hayalet

  Başlangıç kitabı olarak gayet güzeldi. Daha etkili olsun diye kitabı geceleri okudum, etkisi tartışılır tabii yine de zaman zaman ürpertti. Diğer kitapların daha iyi olacağını düşünüyorum ve seriye devam etmek istiyorum, bu çizgide devam eder umarım çünkü seriyi seveceğimi düşünüyorum. Türüne göre  güzel ve okuması zevkli bir kitap, bir çırpıda okunuyor. Bu türe ilginiz varsa Wardstone Günlükleri'ni sevebilirsiniz. İyi Okumalar :)

Puanım


7 Aralık 2015 Pazartesi

Yakut Çember (Kanbağı #6) - Richelle Mead | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Ruby Circle
Seri: Bloodlines #6
Önceki Kitap: Gümüş Gölgeler
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.20  (22,179)


Yorum


  İyi kötü bir seri daha bitti. Aslında Kanbağı benim çok sevdiğim serilerden biriydi özellikle genç yetişkin türündeki seriler arasında. Ve Kanbağı'nın bitmesi hem güzel hem hüzünlü bir duygu.

  Vampirler ve vampirlerle ilgili kitaplardan hoşlanmasam da vampirli bir kitap okumak istiyordum -çünkü sevmeyeceğimi bilsem de denemeyi severim- karşıma Kanbağı serisi çıktı ama Vampir Akademisi'nin devam serisi olunca onu da okumak zorunda kalmıştım ve seriyi sevmiştim. Aslında iki seriyi okumamda ki en büyük etkenlerden biri vampirlerin kan peşinde koşmaları ve bol ısırıklı kitaplar olmaması. Bu serilerde vampirler vahşi olmaktan çok uzaklar. Neyse fazla  uzatmayayım kitabın yorumuna geçeyim.


  Yakut Çember güzel bir kitaptı ancak Kanbağı'na yakışır bir final kitabı olamadı, hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Kitap Adrian ve Sydney den çok başka olaylar etrafında şekillendi, çok alakasız fazla olay yaşandı ve tüm kitap bunlarla geçti. Bir çok olayı gereksiz buldum ne yazık ki.


  Gereksiz olayların dışında kitapta her şey çok hızlı gelişti ve çözüme kavuştu, sihirli değnek değmiş gibi ki bu çok rahatsız ediciydi. Richelle Mead Vampir Akademisi'nin finalinde de çuvallamıştı, ben sevmemiştim finalini ve aynı şeyi bu seriye de yaptı. Belki de serileri bu kadar uzun tutmamalı.



 !!!Spoiler İçerir!!!
  Spoiler vermeden bu kitaba yorum yapmak zor. Kitapta her şeyin mükemmel mutlu sona ulaşmasını hiç sevmedim, tamam mutlu sona karşı değilim ama böyle masalvari olanı da fazla. Herkes gerçek aşkını buldu, Jill kurtuldu, Simyacılar hemen rahat bıraktı Sydney'i... Özellikle de bu sorunların çözüme kavuşması çok ani oldu, herkes bir anda çok mutlu, her şey çok iyi. Son bölümü okurken bir ara okurken Strigoi'lar kendilerine gümüş kazık saplayacak ve kötülükten vazgeçecekler sandım. Böylesi de abartı belki ama çok aşırı mutlu sonlu kitaplardan hoşlanmıyorum. Ve Declan ve Olive'in hikayesini de gereksiz buldum, keşke onlar yerine Adrian ve Sydney'le daha çok ilgili olaylar olsaydı.
!!!Spoiler Bitti!!!

  Genel olarak güzel bir kitap olsa da seri için yeterli bir final kitabı değildi. Seriyi sevdiğim için puan konusunda kararsız kaldım ama puan daha çok serinin geneli için ve hak ettiğinden yüksek. Bu türde bir seri daha okuyacağımı sanmıyorum yine de Kanbağı güzel bir seriydi, hala karakterleri ve diğer kitaplarını seviyorum. 


Puanım


18 Ekim 2015 Pazar

Günlerin Sonu (Meleğin Düşüşü #3) - Susan Ee | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: End of Days
Seri: Penryn & the End of Days #3
Yayınevi: DEX
Sayfa Sayısı: 388
Baskı Yılı: 2015
Goodreads Puanı: 4.14  (19,514)


Arka Kapak Yazısı


Penryn ve Raffe kaçıyorlar. Ümitsizce bir doktor bulmaya çalışıyorlar.

-Pagie'in kaderi nasıl değişecek? Tehdit nereden gelecek? 
-Hangi tarafta olmak güvenli?
-Penryn, canavarlardan ve meleklerden önce cevaplarla savaşmak zorunda. Apokaliptik kâbus başlıyor.

Hazır mısın?



Yorum


  Düşmüş meleklerden hoşlanmama rağmen sevdiğim düşmüş melek serisiydi, Meleğin Düşüşü. İlk iki kitabı severek ve keyif alarak okumuştum. Konuyu saçma bulsam da yazarın işleyişi çok hoşuma gitmişti, Penryn'in sıradışı ailesi, aksiyon, mizah ögeleri.. İlk iki kitap gerçekten güzeldi, yazar aksiyonu bol tutmuş ve olaylar sürekli büyüyerek devam ediyordu. İkinci kitabı okuduktan sonra vay final kitabı nasıl da çarpıcı olur falan diye düşündüğümü hatırlıyorum.

 İlk başta 5 kitap olarak tasarlanan serinin sonradan üçlemeye çevrilmesini başta hoş karşılamamıştım ama şuan iyi ki beş kitap olmamış diyorum. İlk iki kitabı bir buçuk yıl kadar önce okumuştum ve bir çok ayrıntıyı unutmuş olarak başladım bu kitaba, bu yüzden bir çok şeye yabancı olarak başladım ve okudukça hatırladım. Ne zaman olmuştu bu olay, bu kimdi diyerek okudum, diğer kitaplara bakıp hafızamı tazelemeye de üşendim açıkçası :D


  Kıyamet Sonrası etkileyici bir şekilde bitmişti, insana hemen diğer kitabı okumalıyım dedirten cinsten ama Günlerin Sonu o bitişi sönük bir şekilde devam ettirmiş maalesef.  Kitaptan aksiyon bekliyordum çünkü diğer kitaplar hareketliydi ancak bu kitap çok hareketsiz, çok sönüktü ya. Okurken çoğu zaman sıkıldım, olaylar sürekli tekrarlıyor gibi hissettim. Spoiler vermeden olmayacak sanırım.



  Spoiler!!
  Diğer kitaplarda  da hoşuma gitmiyordu ama bu kitapta iyice gözüme battı. Meleklerin kanatlarını kesip birbirlerine takmaları, kanatların solması falan. Meleklerin insanlardan tek farkı kanatlı olması, saçmalıkların ardı arkası yok gibi. Kitaptan çok hoşlanmadığım için içerisindeki tüm saçmalıklardan rahatsız oldum ve sevmedim. Neyse, cehennem-çukur sahneleri çok saçma ve sıkıcıydı. Yazar sanki yazacak bir şey bulamamış sürekli yeni bir yaratık icat etmiş, madem ettin bırak bir kavga bir aksiyon olsun ama yok yazar her sorunu çok hızlı çözmüş. Yüzlerce yıllık meleklerinde kılıçlarındaki yeteneklerden haberdar olmamaları da cabası! Okurken bu ayrıntılar hem sıktı hem sinirlendirdi.
  Spoiler Bitti!!

  Kitaptan beklediğim hiçbir şeyi bulamadım, okurken sıkıldım. Bir çok kişiden de bu kitabın güzel olmadığına dair yorumlar okumuş ve okumasam mı acaba diye düşünmüştüm yine de seriyi tamamlamak adına okudum ve haklılar yazar gerçekten seriyi mahvetmiş. Son kitap, aksiyon durmaz, olaylar çok büyük olur derken her şey sönüktü. Ara kitap gibiydi sanki yazar asıl final kitabına hazırlık yapmış.


  Spoiler!!
  Melekler ve insanlar arasında çok büyük bir savaş bekliyordum ben, bu savaşta final darbesini vuracak falan ama savaş öyle dandikti ki! Keşke olmasaymış dedirtti, hele sondaki Raffe'nin kanatlarından vazgeçişi ve 'insan kızıyla' hayat kurmaya karar verişi! Bu konuyu kelimelerle ifade edemeyeceğim.
  Spoiler Bitti!!

  Neyse daha fazla konuşasım yok, ben kitabı beğenemedim, özellikle serinin ilk kitapları da düşünülünce bu hiç hoşuma gitmedi. Belki benim zevklerim değişti belki de kitap gerçekten kötü bilmiyorum ama ben bunu beğenemedim. Aslında iki puanı uygun görsem de serinin geneli adına üç puan veriyorum. Bundan sonra da melekli bir kitap daha okumam muhtemelen. Serinin ilk kitapları güzeldi, bu kitaptaki düşüşe razıysanız okuyabilirsiniz. İyi okumalar. :)


Puanım



13 Ekim 2015 Salı

İnsan Denen Canavar (Kaos Yürüyüşü #3) - Patrick Ness | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Monster of Men
Seri: Chaos Walking #3
Yayınevi: DeliDolu
Sayfa Sayısı: 603
Baskı Yılı: 2014
Goodreads Puanı: 4.27  (35,272)


Arka Kapak Yazısı

  Üç ordu Yeni Prentisstown'a doğru ilerliyor. Her birinin niyeti diğerlerini yok etmek. Todd ve Viola arada kaldılar, kaçma şansları yok. Savaş insanları canavarlaştırıyorsa, onları hangi korkunç seçimler bekliyor?


Yorum

  Vee Kaos Yürüyüşü serisi bu kitapla sona erdi. Açıkçası seriye başlarken pek bir beklentim yoktu fakat yazar okudukça beni şaşırttı. Patrick Ness her kitapta çıtayı yükseltmeyi başarmış, her kitap bir öncekinden daha iyi. Final kitabı da bu döngüye yakışacak bir şekilde çok güzel olmuş.

  Kitap Sorgu ve Yanıt'ın kaldığı yerden devam ediyor. Sorgu ve Yanıt çok kötü bir sonla bitmişti, insanı delirten cinsten, işte bu kitapta da o delirten şeylerden çok fazla var. Olayların ardı arkası kesilmiyor. 600 sayfa dolu dolu ve çok hareketliydi. Bu serinin en sevdiğim yönlerinden biri içinde aşk olmaması diğeriyse olayların hiç hız kesmeden sürekli devam etmesi.


  Karakterler ve karakterlerin ruhsal durumları bu kitapta da çok güzel yansıtılıyor, Ness'i tebrik etmek istiyorum. Karakterlerin duygu ve düşüncelerini sadece okumuyorsunuz sizde ortak oluyorsunuz ve sayfaların nasıl akıp geçtiğini, kitapla nasıl bütünleştiğinizi anlamıyorsunuz. 


  Serinin konusu, karakterleri, olayların ilerleyiş biçimlerini çok sevdim. Okurken halk ağzı beni rahatsız etmedi değil, düşünüyom falan, en çokta Jane konuşurken okumakta zorlandım, çok rahatsız ediciydi. Birde kitabın şimdiki zamanda anlatılması, bir türlü ısınamadım buna böyle kaç kitap okuduysam hepsi rahatsız etti.


  Kitap gerçekten çok güzeldi, yorum yapmak istiyorum ama spoiler vermeden çok zor. Kitabın anlatmak istediklerini şu cümle çok güzel özetliyor bence;

İnsanlar ne kadar zavallı yaratıklar. Öyle güçsüzüz ki her şeyi berbat etmeden iyi bir şey yapamıyoruz. Başka bir şeyleri yıkmadan yenilerini inşa edemiyoruz.

  Bu seriyi okuyun derim, gerçekten çok güzel ve hızlı ilerleyen bir seri. Diğer YA kitaplardan çok farklı, onlarda sinir olduğum bir çok şey yok. Kısacası bu seriye mutlaka göz atın derim ben. İyi okumalar :)


Alıntılar

"Okulda kimya dersi almadın mı?""Okulu kapatıp bütün kitapları yaktırdın.""Ah, evet yaptım." 
"Bağlılığın takdire değer. Bu sende hep gördüğüm iyi bir özellik."
"Sende hiç olmadığı için görüyor olmayasın." 
"Nefret ettikleriniz bile gittiğinde içinizde bir boşluk bırakırlar."

Puanım 

   

10 Ekim 2015 Cumartesi

Sorgu ve Yanıt (Kaos Yürüyüşü #2) - Patrick Ness | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Ask and The Answer
Seri: Chaos Walking #2
Yayınevi: DeliDolu
Sayfa Sayısı: 512
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.21  (40,608)


Arka Kapak Yazısı


  Aklınızdan geçen tüm düşünceler başkaları tarafından duyulsa neler hissederdiniz? Hiçbir sırrın saklanamadığı bir yer gerçekten var mı? Todd'un yaşadığı kasaba işte tam da böyle bir yer. Nüfusu sadece erkeklerden oluşan bir kasabayı etkisi altına alan "ses" virüsü yüzünden kimsenin huzuru kalmadı. Zihinlere sinsice sızan düşünceler yaklaşmakta olan büyük bir savaşın habercisi sayılabilir mi? Kasabada kalan son çocuk olan Todd için tek kurtuluş yolu kaçmak görünüyor. Peki ama nereye?..


Yorum


 Sorgu ve Yanıt serinin ilk kitabı Umut Bıçağı'ndan kesinlikle çok daha iyiydi. İlk kitapta başlayan olaylar bu kitapta büyük bir ivme kazanıyor ve daha heyecanlı bir hal alıyor. Okurken sayfalar aktı gitti, kitaba Viola'nın da bölümleri dahil olunca okuması daha zevkli oldu. Bu kitapta Viola ile diğer olayları ve yaşananları da okuduk ki bu bence çok iyi olmuş.

  İlk sayfalardan itibaren yazar sizi alıyor bir o köşeye bir bu köşeye savuruyor. Kim iyi kim kötü, böyle olsun böyle olmasın derken büyük bir duygu karmaşası yaşıyorsunuz. Yazar bunu gerçekten iyi becermiş, sınırların muğlak olduğu, iyi ve kötünün ayırdının tam yapılamadığı bir dünya içerisinde buluyorsunuz kendini. 


  Yazar ilk kitapta da insanların kötü yanlarına değiniyordu, istekleri için neler yapabileceğini irdeliyordu ve bu Sorgu ve Yanıt'ta daha yoğundu. Okurken karakterleri, karmaşaları hissediyorsunuz ve aynı karmaşaları sizde yaşıyorsunuz.

 Kitabın akışı, kurgusu güzel ve karakterler cidden iyi, özellikle Başkan. Adamı anlayamıyorsunuz, sürekli düşüncenizi değiştirecek bir harekette bulunuyor. 


  Ve kitabın sonu... Son sayfalar öyle dehşet verici ki, okurken ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Yazar her yandan bir darbeyle karşılıyor sizi. Son sayfaları nasıl okudum anlatamam. Tam her şey az çok düzene girdi derken en son ki bölüm her şeyi yeni baştan alt üst etti. Eğer diğer kitap elimde olmasa çıldırırdım, sonu çok fena bitti. Sonu bile kitabı okumak için başlı başına bir sebep. 


  Lafı daha fazla uzatmayacağım, bu seriyi okuyun, mutlaka seveceğiniz bir nokta bulacaksınız. Son kitapta olaylar hiç durulmayacak gibi, göreceğiz. :) İyi okumalar..



Alıntılar

"Yaşamak zaten savaşmaktır. Hayatı korumak insanın temsil ettiği her şeye karşı savaşmaktır." 
"Tanıdığın düşman tanımadığın düşmandan iyidir." 
"Ve gözlerinin içine, görebildiğim kadar derine bakıyorum çünkü beni duymasını istiyorum; söylediklerimi, hissettiklerimi ve söylemek istediklerimi duymasını istiyorum." 
"İnandığım iki ilke vardır, sevgili kızım. Bunlardan ilki, eğer kendini kontrol edebilirsen başkalarını da kontrol edebileceğindir. İkincisiyse, eğer bilgiyi kontrol edebilirsen başkalarını kontrol edebileceğin." 
"Ben sadece emirleri uyguluyordum. Zamanın başlangıcından bu yana alçakların sığınağı." 
"Asla bir şeyi çok sevme, yoksa seni kontrol etmek için kullanılabilir."

Puanım 


  

23 Eylül 2015 Çarşamba

Umut Bıçağı (Kaos Yürüyüşü #1) - Patrick Ness | Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Knife of Never Letting Go 
Seri: Chaos Walking #1
Yayınevi: DeliDolu
Sayfa Sayısı: 472
Baskı Yılı: 2010
Goodreads Puanı: 3.95  (85,443)
Benim Puanım: 3,5/5

Arka Kapak Yazısı

  Aklınızdan geçen tüm düşünceler başkaları tarafından duyulsa neler hissederdiniz? Hiçbir sırrın saklanamadığı bir yer gerçekten var mı? Todd'un yaşadığı kasaba işte tam da böyle bir yer. Nüfusu sadece erkeklerden oluşan bir kasabayı etkisi altına alan "ses" virüsü yüzünden kimsenin huzuru kalmadı. Zihinlere sinsice sızan düşünceler yaklaşmakta olan büyük bir savaşın habercisi sayılabilir mi? Kasabada kalan son çocuk olan Todd için tek kurtuluş yolu kaçmak görünüyor. Peki ama nereye?..

  ABD doğumlu, İngiliz gazeteci, yazar Patrick Ness tarafından kaleme alınan Kaos Yürüyüşü serisi, umutla umutsuzluğun, iyiyle kötünün, savaşla barışın iç içe geçtiği, egemen olma hırsının yol açtığı savaşların ve bombaların gölgesinde masum bir aşkın yeşerdiği nefes nefese okunacak güçlü bir distopya...

Yorum

  İnsanların birbirinin iç sesini duyduğu farklı bir dünyada geçen bir kitap. Konusu hakkında çok bilgi sahibi olmadan başladım ve okudukça ilgimi çekti. İnsanların birbirlerinin iç seslerini duymalarını ilgi çekici buldum, yazarda bunu güzel işlemiş bence. 

 Kitap genç yetişkin (YA) türünün bir çok örneğinden farklı, hem güzel bir roman hemde bir şeyler anlatan bir roman. İnsanlara ve hırslarına çok güzel değinilmiş ve bunların diğer kitaplarda daha baskın işleneceğini düşünüyorum. 

  Genel olarak yollarda geçen kitap beni sıkmadı çok hızlı ilerledi, bazen kendini tekrar eden yerler olsa da genel olarak akıcı bir anlatıma sahipti. Kitaptaki dile alışmam uzun sürdü, konuşma diliyle yazılmış geliyom, yannız, lağnetossun, söylemicem.. gibi. 

  Kitap baş karakterimiz Todd'un ağzından ve şimdiki zamanda anlatılıyor. Normalde şimdiki zaman beni rahatsız etse de bu kitapta pek sorun yaşamadım.

  Puan kırmamın diğer sebeplerinden biri mantık hataları, spoiler yada isim vermek istemiyorum ama karakterlerden biri Polat Alemdar gibi ölmüyordu :P Sinir oldum. Birde kitaptaki büyük sır beni çok etkilemedi biraz anlamsız buldum açıkçası. 


  Kitap distopya ve bilim kurgu türünde olarak tanıtılmış ancak pek distopya gibi bir hali yok, sakın bu beklentiyle başlamayın. Bilim kurgu da çok öne çıkmıyordu aslında, iki türden de esintiler var ancak geri planda.


  Genel olarak güzel bir kitaptı, zevk alarak okudum, diğer kitapları arayı fazla açmadan okumak istiyorum ve diğer kitapların daha iyi olmasını bekliyorum. Yazar  ortaya güzel bir kitap çıkarmış, iyi vakit geçirmek ve hızlı okunan bir şeyler istiyorsanız es geçmeyin derim. Ve de kitabın benim en çok hoşuma giden taraflarından biri içinde aşk olmamasıydı sizde içinde aşk olmayan bir YA okumak istiyorsanız bir bakın derim :)



Alıntılar


"Söyleyecek ne var ki? Her şey ve hiçbir şey. Her şeyi söyleyemeyeceğin için hiçbir şey söylemezsin." 
"Şans sizden yana değilse karşınızdadır." 
"Kimse senin için bir şey yapmıyor. Eğer sen değiştirmezsen hiçbir şey değişmiyor." 
"Belki de herkes düşmeye mahkumdur. Hepimizin bunu yaşadığını düşünüyorum. Sorunun bu olduğunu düşünmüyorum.Bence sorun yeniden ayağa kalkıp kalkmamamız."

Puanım