20 Nisan 2016 Çarşamba

Budala - Dostoyevski | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: Идиот (Idiot)
Seri: Yok

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 784
Goodreads Puanı: 4.17  (77,207oy)

Arka Kapak Yazısı

  Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı insancıklar 1846'da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski'den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849'da I. Nikola'nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyeesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Cezasını tamamlayıp Sibirya'dan döndükten sonra Petersburg'da Vremya dergisini çıkarmaya başladı, yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. EN önemli eserlerinden Budala 1868-1869 yıllarında Russki Vestnik dergisinde tefrika edildi. Dostoyevski bu romanda insan ruhunun labirentini çılgınlık, tutku ve hastalık prizmasında kırılan görüntüsüyle sergilemiştir.
Ergin Altay (1937); Yusuf Ziya Ortaç'ın Akbaba dergisinde yayımlanan ilk öykü çevirisi Zoşçenko'dan günümüze, son elli yılın en önemli Rusça çevirmenlerindendir. Dostoyevski ve Tolstoy kadar, Gogol, Gonçarov ve Çehov da Altay'ın yetkinlikle dilimize kazandırdığı yazarlar arasındadır.

Yorum

  Herkese Merhaba! :) Bugün Dostoyevski'nin Budala'sı ile karşınızdayım. Ben Budala'yı yaklaşık 5 yıl önce okumuştum ama o zamanlar çok sevmemiştim, bugünlerde ise kitabın hakkını veremediğimi düşündüğüm için bir kez daha okuma kararı aldım ve ikinci kez okudum. İyi ki de okumuşum.

  Bir kaç yıl önce klasiklere biraz önyargılıydım açıkçası, onların dilini ağır buluyor ve okumasının zor olduğunu düşünüyordum ve gerçekten de bazılarını okurken zorlanıyordum. Hatta başlayıp ilerleyemediğim için bıraktığım ya da ilerlesem de Budala gibi hakkını vermeden okuduğum klasikler var. Zamanla kitap okudukça algım ve ben değiştim, eskiden ağır ve sıkıcı bulduğum kitapları artık zevk alarak ve daha iyi anlayarak okuyorum. Ne yazık ki hepimize empoze edilmeye çalışılan klasikler ağır ve sıkıcıdır, düşüncesini aştım, artık darısı aşamayanların başına. :D

  Kitaba dönecek olursak, Dostoyevski'nin en bilinen yapıtlarından biri olan Budala, sara hastası olan, budala denebilecek kadar saf ve iyi yürekli Prens Mışkin'in öyküsünü anlatıyor. Prens Mışkin tedavi olmak için gittiği İsviçre'den dönmesi olayların başlangıç noktası olur. Başkarakter her ne kadar Prens Mışkin olsa da kitapta onun kadar güçlü ve güzel kurgulanmış yan karakterler de bulunuyor ve bazılarının hikayelerine de daha yakından tanık oluyoruz.

  Kitaptaki karakterlerin çoğu çok güzel yazılmıştı, Dostoyevski söz konusu olunca farklısını düşünmek zor zaten. Karakterlerin psikolojik tahlillerini okumak çok güzeldi, zaten şimdiye kadar okuduğum yazarlar içinde karakter tahlilini en sevdiğim yazar Dostoyevski. İnsan onun yazdığı karakterleri okurken yazara hayran kalmadan edemiyor, karakterlerin davranış sebeplerini en ince ayrıntısına kadar hesaplayıp yazması, üstün körü değil gerçekten karakterin derinine inmesi beni Dostoyevski'nin en sevdiğim özelliği diyebilirim rahatlıkla. Bu kitapta da yazarın bu özelliği ile sık sık karşılaşıyorsunuz ve ben buraları okurken çok zevk aldım.

  Kitap bir aşk hikayesini konu alıyor aslında ancak Dostoyevski'nin kendine has tarzı kitabın romantik tarafını geri plana atıyor. Yazarın karakterlere ve onların düşünce yapılarına yönelmesi, kitapta ki aşkın geri planda kalmasında en büyük etken. Hazır kitabın romantik yönüne gelmişken, kitabın aşk yönünü okuması çok zevkliydi, bazen keşke biraz daha ön planda olabilse dedim. Çünkü bazı karakterler ilgimi oldukça çekmişti ve onları daha fazla bir arada görmek istiyordum.

  Karakterleri çok sevdim, özellikle Nastasya Flippovna benim çok ilgimi çeken bir karakter oldu, onun gururlu, başına buyruk, Prens Mışkin'in deyimiyle deliliğini okumaktan büyük zevk aldım. İppolit de bir diğer ilgimi çeken karakterlerdendi, ölümüne az bir zaman kalan bir insanı çok güzel yazmıştı yazar ve okuması da bir o kadar güzeldi.

  Budala'da zamanının özelliklerini ve o döneme hakim olan düşünce akımlarını görmek mümkün, Dostoyevki birbirinden farklı özelliklere sahip karakterler seçerek bir çok ayrı görüş ve düşünceyi kitabında toplamış. Zaman zaman karakterlerin ağzından zaman zamanda anlatıcı olarak çeşitli düşüncelere yer vermiş ve bazı eleştirilerde bulunmuş, bunlar kitabı zenginleştiren ve değerine değer katan çok önemli özelliklerdi.

  Biraz düzensiz bir yorum oldu, kusura bakmayın, kitapla ilgili düşüncelerimi düzenlemek biraz zor oldu, dopdolu bir kitaptı ki yorumlamakta zor. :) Budala'yı ben çok sevdim, iyi ki ikinci kez okumuşum, okumadan önce düşündüğüm gibi ilk okuduğumda gerçekten kitaba hak ettiği değeri verememişim. Bu sefer az da olsa verebildiğimi düşünüyorum. :)  Budala gerçekten karakterleriyle, anlatmak istediğiyle çok güzel bir kitaptı, okuması zevkliydi, bazı yerlerde yazar sanki bazı şeyleri biraz uzatmış gibi geldiyse de bana, ben rahatsız olmadım ama klasiklerle arası iyi olmayan okurları biraz sıkabilir bu tabii. Budalalık derecesinde saf ve iyi bir insanın hikayesini Dostoyevki gibi bir yazardan okumak istiyorsanız hiç durmayın derim. İyi Okumalar :)

Alıntılar

Ailesinden daha sıkı neye sarılabilir insan? 
Mutlu olduğunuzu söylediğinize göre, herkesten daha az değil, daha çok yaşamışsınız demektir. 
İyi kalpli ama akılsız bir aptal da, akıllı ama kötü kalpli bir aptal kadar mutsuzdur. 
Dikkat et, asla ömür boyu sürecek bir söz verme. 
Gülmek istedikten sonra az şey mi bulunur? 
Ona acı veren bir gerginlik, bir huzursuzluk vardı içinde; aynı zamanda müthiş bir yalnız kalma isteği. Yalnız kalmak, kendini bu acı dolu gerginliğe en küçük bir çıkış yolu aramadan bütünlüğüyle bırakmak istiyordu. 
Ah, ne çok şey istiyordum! Ama şimdi hiçbir şey istemiyorum! İstemek de istemiyorum! 
Önemli olan yaşamdır, yalnızca yaşam... onun keşif süreci, sürekli ve bitmek tükenmek bilmeden yaşamı keşfetme çabası, yoksa keşfetmiş olmak değil... 
Bir insanın kafasında doğan dahice veya her yeni düşüncede, hatta ciddi her düşüncede, onu anlatmak için ciltlerce kitap yazsa, otuz beş yıl sözlü olarak anlatmaya çalışsa yine de kafasından bir türlü dışarı çıkmayan, ömür boyu içinde kalacak, başkalarına anlatamayacağı bir şeyler her zaman vardır. Böylece belki de en önemli düşüncelerini, düşüncelerinin o bölümlerini hiç kimseye tam olarak anlatamadan ölür. 
...insanlar birbirlerine acı çektirmek için yaratılmışlardır. 
Bir kişiyle olsun, her şeyimi kendimle konuşur gibi konuşmak istiyorum. 
İnsanların bana saygı duymasını isterim prens. Nasıl desem, kalbimi armağan ettiğim insanlardan da beklerim bunu. Prens, ben kalbimi çok sık armağan ederim insanlara ve her zaman aldatılırım. 
Aptalca... mutlu olmaktansa, nedenini bilerek mutsuz olmak daha iyidir. 
Ah, mutlu olmaya gücüm varsa, hüzün ve felaketin ne anlamı olabilir? 
Evet, kitaplardan, hayallerden oluşan, içe kapanık ve fantastik bir dünyası vardı ve güçlü, derin bir dünyaydı bu...

Puanım


0 yorum:

Yorum Gönder