21 Mart 2017 Salı

Rüzgarın Adı ( Kralkatili Güncesi 1. Gün) - Patrick Rothuss | Kitap Yorumu


Orijinal Adı: The Name Of The Wind
Seri: The Kingkiller Chronicle #1
Sonraki Kitap: Bilge Adamın Korkusu
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 736
Baskı Yılı: 2011
Goodreads Puanı: 4.55  (414,448 Oy)


Arka Kapak Yazısı
"Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian'la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite'den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım. Belki beni duymuşsunuzdur."

   Fantastik kurgu edebiyatının eşsiz bir masalı, bir kahramanın kendi ağzıyla anlattığı öyküsü işte böyle başlıyor. Bir keder öyküsü bu... bir kurtuluş öyküsü... bir adamın evrenin anlamını arayışının ve gerek o arayışın gerekse de onu sürdürmesini sağlayan gem vurulamaz iradenin bir efsaneye dönüşmesinin öyküsü.


Yorum
   Merhabalar sevgili arkadaşlar! Sizlere bu seferki yazımda harika bir kitaptan bahsedeceğim. Bu kitabı mutlaka bir kütüphane rafında ya da arkadaşınızın masasında görmüş, hakkında bir şeyler duymuş ya da en azından bir kitap mağazasında rastlamışsınızdır. Adının farklılığı, kalınlığı, arka kapak yazısı, yazarların o kitap hakkında söyledikleri, herhangi bir şey sizi kendine çekmiştir bu kitapta. Hangi kitaptan bahsediyorum:  Tabiki Rüzgarın Adı. Bu kitabı basit bir yorum yazısıyla tanımlamak bana çok yetersiz geliyor, okuduysanız sizlere de öyle gelecektir ama idare edin artık. Kuru kuruya da geçiştirsem hakkını vererek bir yorum yapmaya çalışacağım.

    Öncelikle kitabın konusu ile başlayalım. Türü fantastik-kurgu olan bu kitapta, ne ararsanız bulabilirsiniz. Macera-aksiyon yer yer kendini çok güzel gösterirken, öteki taraftan güzel bir aşk teması, fantastik ögeler, gerilim, gizem, şiirsellik derken kitabın bambaşkalığı içinde kayboluyorsunuz adeta. Bir kitabın size yaşatabileceği, yaşatması gereken tüm hisleri hakkını vererek yaşatıyor. Bir yandan öfkelenirken, bazı yerlerde durgun bir deniz misali huzur bulduğunuz, başka bir an meraktan çıldırırken, başka bir sayfada gözyaşlarınızı zor tuttuğunuz, çok yönlü bir dünya…


    Kitabın mükemmelliğini bir kenara bırakıp gerçekten konuya gelirsek; Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi okuyanlar bilirler. O tarz fantastik ögelerle yoğrulmuş bir dünya düşünün. Hogwarts gibi görkemli büyücü okulları, simya ve gizemcilik konusunda uzmanlaşmış öğretmenler ve tüm bunların ötesinde bu hikayenin Harry Potter’ı yani Kvothe. Olaylar işte bu baş kahramanın yaşadıklarının bizzat kendi dilinden anlatılması ile başlıyor. Yaşadığı aşklar, maceralar, gizemler, tutkular, savaşlar ve daha nice şey kitapta konu edilmiş. Masalsı dille süslenen ve fantastik ögelerle dolu bu kitap, içindeki gizemler, kötülükler, kederler ve aynı zamanda eğlendirici yönüyle okunmaya değer bir kitap.

    Baş kahramanımız Kvothe, kızıl saçlarıyla rengarenk bir giriş yapıyor romana. Elinde lavtası ile o büyüleyici ezgilerini duymuş kadar oluyorsunuz. Daha küçücük bir çocukken başlayan hikayesinde sizde onunla birlikte büyüyor, görüp geçiriyorsunuz. Öyle farklı bir dünyası, öyle farklı bir kafası var ki, çevresindeki herkesten daha zeki ve sorgulayıcı. Bu hayatı anlamlandırma evresinde ona pek çok kişi ışık tutuyor. Babası, Abenthy, Denna,öğretmenler ve daha niceleri. Onunsa yaşadıklarından sonra tek bir amacı var. Onu size elbetteki söylemeyeceğim. Söylersem büyüsü kaçar. ;) Karaktere öylesine ısındım ki dün gece rüyalarıma konuk oldu. Öyle tatlı, öyle kurnaz aynı zamanda öyle de yetenekli ki. Masumiyet ve iyi kalplilik de bu ince ruhtaki yerini alıyor elbette. Cesaret, kahramanlık, sinsilik derken binlerce çelişkili ama bir o kadar göze çarpan özelliğiyle kanlı canlı bir Kvothe oluşuyor zihinlerinizde. Yine bu karaktere Denna gibi yanıp sönen bir meşale ışığı, bir görünüp kaybolan gizemli kız eşlik ediyor. Ve birde Bast var vefakar ama hikayesini bir türlü öğrenemediğimiz arkadaş. Romandaki karakterler de romanın kendisi gibi ışık saçıyorlar.


    Romanın büyüleyici yanlarından birisi, hikaye içinde hikayeleri gizlemiş farklı bir kurgulanış tarzı olmasıydı. Bu kurguya, Rothuss’un yarattığı bambaşka bir dünya, a’larlar, sigaldriler, simyasal terimler, Taborlin’ler, Chandrealılar gibi fantastik ögeler eklenince, yazarın renkli ve bir o kadar özgün hayal gücüne “vay be!” demeden geçemiyorsunuz tabi. Adam efsane yazmış bence. Belki bana bazılarınız kızıyor, şaşırıyordur böylesine güzel bir kitabı neden bu kadar geç okudun diye. Bende okuduktan sonra düşündüm “Ah seninle neden bu kadar geç tanıştık? Neden bu kadar geç çıktın karşıma?” diye. Ama böyle muhteşem kitapları hemen okuyunca, çok nadir böylesi yazıldığı için boşluğa düşüyorsunuz, diğer okuduklarınızda hep bu kitaptaki tadı arıyor ve bulamayınca gerçekten üzülüyorsunuz. Bunu yaşamak istemedim. Çünkü en başından beri hissediyordum bu kitabı çok seveceğimi. Şimdi hangi kitabı okusam, bu kitabı aldatmak gibi gelecek bana. Cidden çok sevdim, hatta aşık oldum. Tadı damağımda kaldı. Umuyorum ki bunun gibi kitaplar dünyada var olmaya devam ederler.

   Bunca sözün ardından eleştirecek olumsuz bir yön var dersem olmaz heralde çünkü yok. Kitapta genel olarak aşırı aksiyon ve sürükleyicilik yoktu. Hatta bazı yerler yolculuk hikayesi gibi olaysızdı. Muhtemelen birçok düğüm ikinci kitapta çözüleceği için, bu kitap daha çok sorgulamalar, gözlemler, arayışlar ve gizem ile doluydu. Tüm bu durgunluğu ile bile bir saniye olsun sıkılmadan okutabilen yegane kitap oldu.


    Dili akıcı, üslup sade ve anlaşılırdı. Kitapta olaylar ağırlıklı olarak baş karakterin gözünden anlatılıyordu. Yazarın kalemi güçlüydü, iyi edebiyat yapıyordu. Kalın bir kitap olmasına rağmen sayfaların akıp gittiğini rahatlıkla hissedebilirsiniz. Ve kitapta birçok düğüm kaldı. Birçok soru işareti. Anlatılan hikaye, yaşananın sadece onda birisi gibiydi. Şaşırtıcı birçok olaya yer verilmişti. Bu nedenle sırları çözmek için ikinci kitabı iple çekeceğinizden eminim. Biraz kalın olsa da asla tereddüt etmeden piranalar gibi ikincisine neden saldırıyoruz biz okurlar sanıyorsunuz. J Mesela bu seriye neden “Kralkatili Güncesi” dendiği bile henüz ortaya çıkmış değil. Kitabın adının nereden geldiğine ufaktan değinilmiş olsa da bu bile hala gizemini koruyor. Bakalım bir sonraki kitapta neler göreceğiz. Başka bir yorumda görüşmek üzere. Herkese bol bol bol kitaplı günler! J


NOT:Kitap harika olunca alıntılar da bir o kadar harika ve boldu. Bu nedenler onları ayrı bir blogda yazdım. Linkine şuradan ulaşabilirsiniz.  

Puanım

10 yorum:

  1. benimde okumak istediğim kitaplardan biri bu ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka oku derim o zaman bende sana...

      Sil
  2. Kızmak mı?:)))Ayol ben daha okumadım ben ne yapiimmm:))))ya kendini acındırıyor olmasın ama kitap alamıyorum çünkü üç komşu, sürekli bahçedeki kediler için internetten ucuz, kiloyla hem de kötü olmayan mama alıyoruz, bunun dışında ne sinema, ne tiyatro, ne kitap ay sonunu zor getiriyorum valla hükümet utansın diyeceğim ama "oh çok iyi olmuş, akp karşıtıymış" diyecek zaten onlar zenginleştikçe, ben - bizim gibiler - daha da yoksullaşıyor ne diyeyim bir gün senaryolarım ünlü olacak (ahahahaha) ben de not ettiğim tüm kitapları alacağım inşallah:)))

    Çok teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet birçoğu para içinde yüzerken bizler ne yazık ki bir kitap parası hesaplıyoruz ne yazık ki. Keşke sana hediye edebilsem kitabı ama banada hediye geldiği için onu kimseye veremiyorum. Umarım sende en kısa zamanda okursun. Hem yaptığın şey ne iyi. Hayvanlara ne güzel bakıyorsun öyle. Değerli yorumun için teşekkür ederim. Sevgiyle kal :)

      Sil
    2. Ay canım yaa, söylediğime pişman olmayayım şimdi:)))ayrıca etmiş kadar oldun:) ki hediye verilmez tabii ki, ben bu aralar hangi arkadaşım kitap tanıtsa, eskiden okuduğum bir kitap değilse, okumadım diyorum, onlar da "ayol bu hiç kitap okumuyor" diyecekler diye yazdım:)))yani bu geçici bir durum bende, geçecek biliyorum...ah sorma ya bahçedeler miniş miniş, işte üç komşu bakıyoruz:) şimdi biri hamile yakında doğrurur yine tatlı tatlı..:)
      ben de teşekkür ederim, sevgilerimle:)

      Sil
    3. Sağlıklı şekilde bebişini dünyaya getirir umuyorum hayvanlarda olmasa bu dünya ne kçtü bşr yer olurdu. O Durumu bilirim bir ara bendw acayip parasız kalmıştım.kütüphaneler ve e kitaplar olmasa kitapsız nir dönem geçirecektim herkese söylenip duruyordum kabus gibiydi en kısa zamanda atlatman dileğiyle :)

      Sil
  3. Sevdiğim kitapları başkaları da okuyup üstüne bir sevince istemsizce mutlu oluyorum. Serinin 3. kitabı da efsaneye dönüştü yalnız. Çıksa da huzur bulsam ben de -,-

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O durum bende de var sevmeyene saygı duyarım belki (gerçi bazen yahu bu kitabı nasıl sevmezsin diyr çığlık attıranlar oluypr ama) ama seven biri varsa hunharca mutlu oluyorum bende. Ruh ikizimi bulmuş gibi. Sorma ben daha serinin ikinci kitabı bitirmeden üçü düşünür oldum ya ikiyi ok ur sam da üçüncü için aylarca bekler, sıcağı sıcağına okuyamazsam diyee. Değerli yorumun için teşekkürler İlkaaay :)

      Sil
  4. of ya nası yetişcez of yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorma her yerde milyonlarca kitap. Listeler dolup taşıyor :(

      Sil